ATATÜRKTEN EMIR “ALEVILERI DAGITIN“

ATATÜRKTEN EMIR “ALEVILERI DAGITIN“

bugün saat iki bucuk civarinda „euro star“ televizyonun da yayinlanan YOLLARIN MÜLAYIMI adli tv programinda TC geleneginin ne oldugu yine ortaya cikti.
Kendi Resmi politikasini asla saklamak ,gizlemek gibi problemi olmayan TC fasist mantalitesi acikca kendini itiraf etmeye devam ediyor.

1960 li yillarda karadeniz deki bir dogal afet den devletin destegini (ev ,arazi) alarak HATAY sehrine tasinanlar üzerine olan program „TC Fasizminin pervasizligini da gözler önüne seriyor.

Programin sunucusu yasi baya ilerlemis bir adamla konusuyor.

„Amca nasilsin ,masallah iyisin

“hamdolsun iyiyim

“Amca kurtulus savasini gördünmü?

“Tunceli –Alevi harbine katildim.

„Dersim harbi yani

„Evet Dersim –Alevi harbi.

„Nasil di harb,anlatirmisin?

“Ben 36 ci taburdaydim,Atatürk bize emir verdi “Bunlarin hepsini atacaksiniz buradan.”dedi.

“ATATÜRK Ü gördün yani?

“Nasil görmem ,bize emir verdi dedimya”
Iki mintikayi temizledik,GÖTÜRÜP SUYA ATDIK. 3.cü mintikaya sira gelmeden Atatürk öldü basa INÖNÜ geldi.Onlar Inönü nün adamiydiya o yüzden Inönü emir verdi,karismayin artik dedi”

Bazi satilik,Tunceli li li cumhuriyetcilerin “Dersim olayin da Atatürk ün hicbi sucu yok, aklamasi”na tokat gibi cevap bizzat misto kor un asker leri tarafindan veriliyor.
Bakalim ayni pervasizliklarina devam edebileceklermi

Yorumlar

programi bende seyrettim. programi keseceklerini dusundum. fakat devam ettiler. birkezdaha hersey ortaya cikti.

ya kardeşler ginsan görüntüyü kaydetmez mi ya ???

Yalan yaziyorsunuz, sizler PKK` lisiniz, bu hemen anlasiliyor, amaciniz Alevileri, Lazlari Provake etmeye calismaktir, yemezler ! Bizler bu Ülkeye ihanet etmeyiz, bizler gercekleri biliyoruz, Osmanli döneminde kimler, Cumhuriyet döneminde kimler katliam yapti biliyoruz. Hele Cumhuriyet dönemindeki kiskirtmalar sonucu kardes, kardeside öldürdü. Bu Ülkede artik insanlar uyandi ( PKK`lilar haric ) bizler, Alevisi, Sünnisi Türk`üz ve kardesiz. Evet biz Aleviler, henüz Diyanette kendi inancimiz üzerine hizmet alamiyoruz ama buda zaman ile olacaktir. Biz Demokratik mücadelemize devam edip haklarimizi alacagiz. " Su Irak`a bir bakin, Arap insanida ayni tuzaga ( Provakasyona ) düsüp, Sünni, Sii diye birbirlerini öldürüyorlar.

Atatürk`ü cok seviyoruz.

Kurtuluş Savaşında Alevi - Bektaşiler

Cumhuriyet'ten evvel Kurtuluş Savaşı sırasında da Alevilerin çok önemli roller oynadıkları ve Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Alevi siyasetinin bu rollerin bir yansıması olduğu bilinmektedir. Aslında Alevilerle devletin münasebetleri İttihad ve Terakki ile müspet bir mahiyet kazanmıştır. İttihad ve Terakki'nin Türkçü siyaseti Alevi / Bektaşilerin büyük çoğunluğunun Türk / Türkmen oluşları gerçeği ile örtüşmüştür. Müspet münasebetlerin kaynağını burada aramak gerekir. Nitekim bu müspet münasebetlerin göstergesi olarak, İttihatçı Talat ve Enver paşalar iktidara geldiklerinde Hacı Bektaş Dergahı'nı ziyaret etmişlerdir.

Kurtuluş Savaşında Alevi / Bektaşiler

Aleviler Kurtuluş Savaşında Ulusal mücadelenin ön saflarında yer almışlardır. Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Mücadelesini başlatmadan önce Alevi / Bektaşi toplumunun desteğini almak için girişimlerde bulunmuş ve bu girişimlerine olumlu yanıt almıştır. Sivas Kurultayı'nda pekçok Alevi ileri geleni Mustafa Kemal Paşa'nın yanında yer almıştır. Paşa, Kurultaylar sonrası Hacı Bektaş Dergahı'nı ziyaret etmeye karar vermiştir. Hacı Bektaş Dergahı'nda o sırada postnişin Cemalettin Efendi ve Baba olarak da Salih Niyazi Baba bulunmaktaydı. Bu iki isim Anadolu Alevilerinin liderleri idi. O sırada Anadolu'da 6 milyona yakın Alevi bulunduğu tahmin edilmektedir.

Mustafa Kemal Paşa, Hacıbektaş'ta bir gece kalmış, harem dairesinde ağırlanmıştır. 24 Aralık 1919 Cuma günü de Hacı Bektaş Veli'nin türbesini ziyaret etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Çelebi Cemalettin Efendi ve Salih Niyazi Baba arasında yapılan üçlü görüşmeyle Dergah Paşa'ya destek sözü vermiştir. Nitekim TBMM açıldığında Çelebi Cemalettin Efendi Kırşehir Mebusu ve TBMM başkan vekili olarak mecliste yer almıştır.
Çelebi Cemalettin Efendi'nin vefatının ardından Çelebi olan Veliyyettin Efendi 25 Nisan 1923 tarihinde yayımlanan ve Alevileri TBMM Hükumetini desteklemeye çağıran bildirinin sahibidir. Bildiri şöyledir:

" Anadolu'da Bulunan Dedem Hacı Bektaş Veli Hazretlerine Samimi Sevgisi Olan Bütün Ocak Sahibi Sevenlerine

Bu milleti tekrar dirilterek bağımsızlığımızı temin eden, varlıkları tüm İslam milletinin övünç kaynağı olan, Türkiye Millet Meclisi Reisi, Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin yayımlamış oldukları beyanname hepimizin malumudur.

Gazi Paşa'nın vatanın yüceltilmesive geliştirilmesi için bizlerden istemiş olduğu tüm arzularını yerine getirmek boynumuzun borcudur. Milletimizi kurtaracak ve bizleri mutluluğa eriştirecek, ancak onun yüce fikirleridir. Bunu inkar edenlerin bizimle kesinlikle ilgisi yoktur. Yüce tarikatımızın tüm mensuplarına, Gazi Paşa Hazretlerinin işaret ettiği adaylardan başkasına oy vermemelerini, vatanımızın kurtuluşunun ancak bu şekilde gerçekleşebileceğini özellikle tavsiye eylerim.

Bu vasiyetlerimi tutmayanlar bizden değildir. Hak erenler onlara hiçbir zaman yardım etmez. Yine söylüyorum ki, bu vatanı ve milleti kurtaracak ancak Mustafa Kemal Paşa'dır. Onunla beraber olanlar ise, mukaddes vatanımızın has evlatlarıdır. Hiçbir kimsenin sözünü dinlemeyiniz. Sözümden hiçbir şekilde dışarı çıkmayınız. Sizin mutluluğunuzu düşünen, sizi kölelikten kurtaracak olan, ancak Büyük Millet Meclisi Reisi ve hepimizin büyüğü olan Mustafa Kemal Paşa Hazretleridir."

Aleviler, Kurtuluş Savaşı sırasında tüm dergahlarını ve tüm imkanlarını ulusal mücadele için seferber etmişler, Mustafa Kemal Paşa'nın yanında yer alarak Türk ulusunun bağımsızlığını kazanması için canla başla çalışmışlardır. Alevilerin Mustafa Kemal Paşa'ya bu denli gönülden ve yoğun desteğinin nedenleri arasında onun Bektaşi oluşu da gösterilmektedir. Bilindiği gibi Mustafa Kemal, Bektaşi dergahlarının çok etkin olduğu Selanik'te dünyaya gelmiştir. Babası Ali Rıza Bey'in de Bektaşi olduğu ileri sürülmektedir.

Mustafa Kemal Paşa'nın Bektaşi olduğunun kanıtlarından biri de Nutuk'tur. Mustafa Kemal Paşa, Nutuk'ta bir Alevi deden bahsederken ( Kazım Dede ) onu çok saydığını ve asla kırmayacağını söylemektedir. Mustafa Kemal Paşa'nın yaptıkları dikkate alındığında onun Alevi / Bektaşi olduğu yönündeki görüş güç kazanmaktadır. Gerçekten Alevi / Bektaşi olmasa bile yaptıkları ile aslında tam bir Alevi / Bektaşi gibi davranmıştır. Nitekim Alevi / Bektaşiler Atatürk'ten bahsederken " O da bizdendir. " demektedirler. Bu konuda daha detaylı bilgi için Cemal Şener'in Ant Yayınları tarafından yayınlanan " Atatürk ve Aleviler " adlı kitabına başvurulabilir.

Cumhuriyet Devri ve Alevi / Bektaşiler

Cumhuriyet, Türk halkının uluslaşma projesidir. Uluslaşmanın en temel özelliği de laikleşmedir. Laikleşme, uluslaşma için bir araçtır. Laikliğin pekçok yönü olmakla birlikte bizce en önemli yönü bir halkın din, mezhep ve tarikat gibi kurumlar nedeniyle düştüğü bölünmüşlüğü ortadan kaldırma ve ulusal kimliği her türlü dinsel ve mezhepsel kimliğin üzerinde bir işleve sahip kılmasıdır.

Atatürk döneminde yapılan bütün devrimlerde ana karakter olarak laikleşmeyi görmekteyiz. Hilafetin kaldırılışı, Şeriyye ve Evkaf Vekaletinin ilgası, Tevhid - i Tedrisat Yasası, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, devletin laik olduğunun Anayasaya girmesi ve dinsel yargının kaldırılması gibi bütün devrimler, laik bir toplum amacına yönelik atılımlardır. Aleviler, bu atılımların yaşama geçirilmesinde Atatürk'e tam destek vermişlerdir. Yüzyıllarca sünni İslam şeriatından çektikleri zulümler düşünüldüğünde bu desteğin anlamı daha iyi kavranacaktır. Büyük Atatürk'ün bu düzenlemeleri meclisten geçirme mücadelesinde Alevi / Bektaşi kökenli milletvekilleri hep Atatürk'ün yanında yer almışlardır. Yüzyıllarca şeriat uleması tarafından kafirlikle suçlanan, haklarında katledilme fetvaları verilen Alevilerin, laikleşmeyi hararetle desteklemeleri doğaldır. Alevi / Bektaşi toplumunda büyük Atatürk'e karşı mevcut olan eşsiz sevginin kaynağı burada yatmaktadır.

Alevi / Bektaşiler, devrimlere o denli bağlıdırlar ki, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması yasasına bile destek olmuşlar, kendi dergah ve tekkelerini bizzat kendileri kapatmışlar, Alevi / Bektaşi önderleri dergahlarının anahtarlarını kendi elleriyle TBMM'ye teslim etmişlerdir. Oysa sünniler, tekkelerinin kapatılışına direnmişlerdir. Bugün kimi çevreler, Alevi tekkelerinin de kapatılmasını Cumhuriyet'in ve Atatürk'ün Alevilere zulmü ( ! ) olarak değerlendirebilmektedir. Atatürk'ün ulaşmak istediği laik toplum ideali, şeriatın yok edildiği bir toplum ideali olması bakımından Alevi / Bektaşi felsefesiyle tam anlamda örtüşmektedir. Çünkü Alevi / Bektaşi felsefesinde şeriat yoktur. Dinsel yargı yoktur. Alevi / Bektaşi cemlerinde yüzyıllardır uygulanagelen ve bir anlamda halk mahkemesi işlevi gören yargı biçimi laik ve modern yargı ile örtüşmektedir. Bu nedenle Alevi / Bektaşilerin Atatürk'e olan eşsiz sevgilerini yok etmeye çalışan çevrelerin laikleşmeden Alevilerin de zarar gördüğü tezini işlemeleri sonuç alınması mümkün olmayan bir uğraştır. Aslında Alevi / Bektaşilerin Cumhuriyete olan bağlılıklarından rahatsızlık duyulmasının altında yatan sebep kesinlikle Alevi / Bektaşi inancına veya felsefesine sahip çıkma kaygısı değildir. Gerçek neden, Alevi / Bektaşi toplumunu, Türk uluslaşma projesinden koparmak ve böylece güya Alevileri; gerci, ırkçı ve bölücü devinimlere kanalize etmektir.

Bu çevrelerin ileri sürdüğü bir diğer tez de şudur: Atatürk, Alevilerin tekkelerini kapattırmış fakat sünni islam doğrultusunda Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurdurmuştur. Yani bu çevrelere göre Atatürk, son tercihini yine sünnilerden yana yapmıştır. Oysa bilmekteyiz ki, kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, dinci sünniler tarafından asla kabul edilmemiş, tam tersine mukavemetle karşılaşmıştır. İlk Diyanet İşleri başkanı olan Börekçizade Rıfat Efendi, laikleşme yanlısı aydın bir din adamıdır. Bundan dolayı da şeriatçı çevre tarafından hala lanetle anılmaktadır. Olaya nesnel yaklaştığımızda görmekteyiz ki, Atatürk'ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı, laik topluma giden yolda bir aşamanın geçilmesi için gerekli bir kurumdur. Her ne kadar sonradan bu kurum ilk kuruluş amacının hilafına hareket etse de ve şeriatçılar tarafından zamanla ele geçirilse de başlangıçta asla bugünkü işlevi için kurulmuş değildir. Bunu her dürüst araştırmacı ve bilimadamı teslim etmek zorundadır. Atatürk'ün dinsel alanda yapmaya çalıştığı devrimler ve yenilikler dinci, gerici sünniler tarafından hiçbir zaman kabul görmemiştir. Bu yeniliklerin neler olduğu anımsandığında görülecektir ki, Atatürk asla Sünniliği tercih etmiş değildir. Türkçe ezan, Türkçe namaz, Türkçe Kur'an vb. çalışmalar, dinsel eğitimin süreç içerisinde kaldırılışı vb. hatırlanmalıdır. Bunları sünnilerin kabul ettiğini kimse iddia edemez. Atatürk'ün döneminde Din ve Ahlak derslerinin eğitim öğretim programlarından kaldırılması, yerine Yurttaşlık ve Sosyoloji derslerinin konulması devletin sünnilerden yana tercih kullanması ve Alevileri dışlaması mıdır ?

1930'da İmam Hatip Okullarının, 1933'de ise İlahiyat Fakültelerinin kapatılması sünniliği tercih etmek midir ? Yoksa Alevilerin yüzyıllardır beklediği şeriatçı / dinci çevrelerin baskısının ortadan kalktığı laik bir toplumu inşa etmeye çalışmak mıdır ?

Şeyhlik, dervişlik, mürtlik, dedelik, seyitlik, çelebilik vb. ünvanların yasaklanması da asla Alevilerin aleyhine bir düzenleme değildir. Bu gibi ünvanların resmi manada kullanılması, laikliği benimsemiş bir toplumda düşünülmesi bile olanaksız kabul edilmesi gereken bir durumdur. Doğru olan, bu ünvanların sadece halkın arasında kullanılmasıdır. Bilmekteyiz ki, seyitlik , şeriflik gibi ünvanlar nedeniyle Osmanlı döneminde adeta, vergiden muaf, askerlikten muaf bir kast yaratılmıştır. Modern toplumda böyle bir şeyin mevudiyeti düşünülemez. Hiçbir gerçek Alevi böyle bir şeyi isteyemez.

Atatürk'ün ölümün ardından başlayan yeni süreçte devrimler sürekli güç kaybetmeye başlamış, cumhuriyet kurumları kuruluş amaçlarının hilafına bir yapıya büründürülmüştür. 1947'de CHP Kurultayında okullara din dersi konulması kararı alınıp Köy Enstitüleri kapatılmış, İlahiyat Fakülteleri yeniden açılmıştır. Çok patili siyasal yaşama geçilmesinden sonra adeta bir karşı devrim yaşanmıştır. Ezan yeniden Arapça okunmaya başlanmış, dinsel eğitim tümüyle geri gelmiş, DP iktidarı, " isterse hilafeti bile getirebileceğini" söyleyebilmiştir. İnönü devrinde tek parti iktidarının halka yaptığı zulümden maalesef Aleviler de paylarına düşeni almışlardır. Bu nedenle Alevilerin büyük bölümü DP'yi desteklemiş fakat bu desteğin yanlışlığını çok geçmeden kavramışlardır. Aleviler DP zulmüne karşı 27 Mayıs'ı, DP'nin mirasçısı olan AP'ye karşı da yeniden CHP'yi ve TİP'i desteklemişlerdir. BP deneyiminden sonra Aleviler tekrar kitlesel olarak CHP'ye yönelmişlerdir.

1980 ihtilali ile birlikte " Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi " derslerinin zorunlu dersler kapsamına alınması ve müfredatın tamamen sünni İslam anlayışına göre düzenlenmesinin, Alevi / Bektaşi çocuklarının asimilasyonunu amaçlayan zalimce bir uygulama olarak öne çıktığını ve bu zulmün halen sürmekte olduğunu üzüntüyle belirtelim. Ayrıca ihitilal sonrası dönemde Alevi köylerine zorla cami yapılmaya ve imam atanmaya başlanması Alevilere yönelik yürütülen baskı, sindirme ve asimilasyon çabalarının ulaştığı yeni bir boyut olmuştur.

Cumhuriyet döneminde Alevilerin yaşadığı iki talihsiz olay vardır. Biri Koçgiri Olayı ( cumhuriyetin ilanından önce vuku bulmuştur. 1920 Eylülü ile 1921 Haziranı arasında ) , öbürü Dersim Olayıdır. Dersim Olayı'nın tarihi 1937 - 1938 ‘dir. Her iki olayın da gerçekte Alevilik ile bir ilgisi yoktur. Her iki olay da Kürtçü tezgahtır. Aleviler, bu iki tezgahın da sonradan farkına varmışlardır. Özellikle Dersim Olayına rağmen Dersim halkının siyasal tercihi Alevilerin Atatürk'e bağlılığının sürdüğünü göstermektedir. ( O günlerden bugüne değin Atatürk'ün kurduğu parti olan CHP Dersim halkının siyasal tercihinde daima en önde yer almıştır. ) Dersim halkı yerel yöneticilerin kimi yanlış uygulamaları, feodal yapının doğurduğu rahatsızlıklar ve tüm bunları kullanan / istismar eden Kürtçülerin kışkırtmasıyla ayaklanmıştır. Ancak yaşanan acılara karşın Dersimliler yine de Cumhuriyete sadakat göstermişlerdir. Zaten sorunun halk ile Ankara Hükumeti arasında olmadığı bilinmektedir. Sorunun kaynağı yöredeki feodalitedir. Ağaların, merkezi yönetime başkaldırmalarıdır. Cumhuriyet sisteminde feodalitenin yeri olamaz. Bu nedenle çıkarlarından vazgeçmek istemeyen feodal beyler ve Kürtçü provakatörler Dersim Olayının müsebbibi olmuşlardır. Eğer Cumhuriyet idaresinin ve Atatürk'ün Alevi / Bektaşilerle bir sorunu olsaydı benzer olayların Alevi / Bektaşi nüfusun yoğun olarak yaşadığı diğer bölgelerde de görülmesi gerekmez miydi ? Oysa tam tersine Alevi coğrafyası cumhuriyet devrimlerinin en kolay uygulandığı coğrafya olmuştur. Dersim Olayının her zaman hüzünle anılacak unsurları arasında binlerce insanın yaşadığı yerden sürülmesi ve binlercesinin yaşamını kayabetmesi yer almaktadır. Bu elim olay Türk uluslaşma tarihinde bütün Türk halkı tarafından ibret alınması ve acıyla anılması gereken bir hadise olarak kalacaktır.

Son yıllarda yapılan bilimsel yayınların da etkisiyle Koçgiri yöresinde ve Tunceli'de Türklük bilinci hızla güçlenmektedir. Bu durum elbetteki yurtsever Alevi / Bektaşiler için mutluluk kaynağı olduğu gibi, bölücü akımlar açısından ise güç yitimidir.

Yetmişli yıllarda yaşanan sağ - sol kavgasında Alevi gençlerin büyük çoğunluğunun solda yer alması nedeniyle bu kavganın adeta bir Alevi - sünni kavgasıymış gibi gösterilmeye çalışıldığı malumdur. Her ne kadar bu çatışmanın böyle nitlenmesine zemin hazırlayan kim hadiseler yaşansa da olayların gerçek kimliğinin bu olmadığı zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır. Bu yıllarda özellikle Ülkücü gençlerin yanlış bir şartlandırma ve eğitimle Türklüğü sanki sünni müslümanlık gibi algılamarı nedeniyle, dahası milliyetçilik adı altında İslamcılık yapmaları yüzünden ve başkaca nedenlerle Alevi Türkmenlerin mecburen solda yer alması, üstelik solun da büyük ölçüde gayri milli bir çizgi takip etmesi sonucu kimi kentlerde ( Çorum ve Kahramanmaraş ) Alevilerin yaşadığı mahallelere yönelik saldırıların vuku bulması, olayın yer yer Alevi - Sünni kavgası gibi algılanmasına yol açmıştır. Bu olaylarda can verenlerin çoğunluğunun Alevi kökenli olmaları da olaya bu şekilde yaklaşılmasının nedenlerinden birini oluşturmuştur. Gerçekte o dönemde yaşanan olaylar Türk gençliğinin birbirine düşürülmesinden başka bir şey değildir. O yılların kötü mirasının artık geride kalması gerekmektedir.

Bu olayların altında yatan nedenlerin daha iyi anlaşılabilmesi için bilinmesi gereken sosyopolitik devinimlerden biri de MHP güdümlü " Türk milliyetçiliği " hareketidir. Bu konuyu, Aleviler ve Türk Milliyetçiliği başlığı altında daha ayrıntılı bir şekilde irdeleyeceğiz.

Yakın dönemde yaşanan ve bu nedenle Alevilerin hafızalarında tazeliğini koruyan iki elim olay daha vardır. Sivas'ta 37 aydının yakılarak öldürülmesi ve İstanbul Gazi Mahallesi olayları... Bu iki olayda da maalesef zulme maruz kalanlar, saldırıya uğrayanlar Aleviler olmuşlardır. Bu iki olayda da şeriatçı - gerici çevrelerin rolü bulunmaktadır. Çarpıklıklarına karşın Türkiye'deki laik sisteme yönelik tezgahların sahneye konduğu bu iki olayda da uluslar arası güçlerin dahli olma olasılığı da yüksek bulunmaktadır. Türk ulusunu birbirine düşürme amacının açık olduğu bu iki olay sonrası Alevilerin hızla örgütlenmeye başladığını görmekteyiz. Aslında " her şerde bir hayır vardır " sözünü doğrular şekilde bu elim olaylar böylesi bir hayırlı gelişmeyi de tetiklemiş ve hızlandırmıştır.

Belirtmemiz gereken ve çoğunlukla unutulan bir diğer husus da cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir Alevi / Bektaşi için, cem yaptığı, semah döndüğü, deyiş / nefes okuduğundan dolayı cezai bir işlemin, koğuşturmanın yapılmamış olmasıdır. Biliyoruz ki aynı dönemde pekçok dinci / şeriatçı, irticai faaliyetlerinden dolayı idam da dahil olmak üzere çeşitli cezalara çarptırılmıştır.

Bahsi kapatırken önemle belirtelim ki, Alevi / Bektaşilerin cumhuriyete ve Atatürk'e bağlılığının en somut göstergelerinden biri de hemen hemen her Alevi / Bektaşinin evinde asılı bulunan Hazreti Ali ve Hünkar Hacı Bektaş Veli resimlerinin yanında Mustafa Kemal Atatürk'ün de resminin bulunmasıdır.

Alevi / Bektaşi toplumu kesinlikle biliyor ki, laik, demokratik, Atatürkçü Cumhuriyet rejiminin hala tek bir alternatifi vardır, o da teokrasidir. Teokratik sistem ise Aleviler için katliam, sürgün ve yıkım demektir.

Doğu Faciası

Necip Fazıl Kısakürek

Son Devrin Din Mazlumları (Necip Fazıl Kısakürek)

En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.

Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi...
Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşısında sigara içilmesi...
Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı...
Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve
hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk...
Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum... Ve buna benzer daha neler, daha neler!..

Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?

Elâzığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk... Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat´a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil´in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:
"- Sizi de onun yanına götüreceğiz!"
Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece babalarnin yanına gönderilmişlerdir.

Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:
"Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!"
Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir. (Bu vak´a, bana, 1944 yılında, Eğridir´de askerliğimi yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle içtiğini söyleyen Amirden bizzat dinleyenlerce anlatılmıştır.)

Yusuf Cemil´in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elâzığ´da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla beraber, kurşunlanıyor.

Hozat´ın Karaca köyünden Cafer oğlu Kasım... Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel Amerika´ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas cephesi Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı Şükrü´nün iki çocuklu karısı Şirin Hatun´la evlenmiş, Hozata gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. Hükûmetle de bazı taahhüt işlerine girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül ettirip parayı kendisine veriyorlar.
Muamele biter bitmez "Seni Hozat´tan çağırıyorlar!" diyerek, onu, mahfuzen yola çıkarıyorlar. Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.

Zavallının zevcesi Şirin Hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir. Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya başlıyor:
"- Yetişin, evimize eşkiya girdi!.."
Bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.

Bu arada Hozat´ın Zımbık köyünde ´Şekspir´in hayaline bile taş çıkartacak, bir vak´a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü) öldürülüyor. Öldurulen kadınlar arasında biri doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sağ olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar, emzirtip büyütüyorlar ve ona "Besi" adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşımaktadır.

(24 yıl evvelki Büyük Doğu´lardan)

Hozat´ın Dolantanır köyünden Veli isminde bir genç, Elâzığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak Trakya´ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir. Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete mahkûm edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.

Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta... Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır.Vazivet birden haber alınıyor.

Çocukların oldürülmeleri emri veriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor.
Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmustur.

Celâl Bayar´ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak´in Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim faciası, bütünleştirilmesini okuyucularımızın hayaline ve istikbaldeki tarihçinin kalemine bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur! Dayandığı tek sebep de birtakım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu´yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir.

Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din mazlumluğuııun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz.

Kaynak: Son Devrin Din Mazlumları, ´Doğu Faciası´ bölümünden alıntıdır. [Büyük Doğu Yayınları, 10. basım, Nisan 1990]

Dersim İsyanı (Hacı İbrahim Hulusi Yahyagil)

`Hacı İbrahim Hulusi Yahyagil` Kimdir?

1895`te Elazığ Harput`ta dünyaya geldi. Birinci Dünya Harbinde, Kafkas ve Çanakkale muharebelerinde bulundu. 1925 senesinde Harbiyeye girdi.

1950 senesinde Albay rütbesiyle emekliye ayrıldı. Bediüzzaman`ın ilk talebelerindendir. 25 Temmuz 1986`da Elazığ`da vefat etti.

Dersim İsyanı

"1938`de bizi Dersim isyanını önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikleri şey de, bazı dağ köyleri o yıl vergi verememişti. Bize verilen emir ise tek kelime idi: `İmha!...`

"Canlı bir şey bırakmayınız; genç-ihtiyar, çocuk-kadın ve saire."

"Bunların çoğu Rafızî idi. Fakat bu tarz bir muamele ile, bunlar salâh mı bulacaklardı? Ben kıt`a komutanı idim. En çetin ve zor vazifeyi de bize verdiler.

"Sen piyadesin, seni topla takviye etmek gerektir` dediler.

"Müthiş bir hüzün ve ızrıdap içinde idim. Hz. Üstad benim bu hüznümü hissetmiş. Bu durumu kendisine yazıp soramadım. Nasıl yazabilirdim? Bu ızdırabımı kâğıda nasıl dökebilirdim? Tam merhum pederimle vedalaştım. Hayvana bindim gidiyordum. Bir de baktım, hizmet eri koşarak geldi. Elime bir mektup verdi. Mektubu açtım. Mektubu Üstad Kastamonu`'dan Ürgüp Müftüsü olan kardeşi Abdülmecid vasıtasiyle gönderiyordu:

"Hulusi`nin bir gailesi var, diye hissediyorum. Merak etmesin. Risale-i Nur`un şakirdlerine inayet ve rahmet, nezaret ve himayet ederler. Dünyanın meşakkatleri madem sevap verir, geçerler; o musibetlere karşı sabır içinde, şükür ile, metanetle mukabele edilmek gerekir. Hem o, hem sizler, bütün dualarımda ve kazançlarımda benimle berabersiniz." [Bk: Kastamonu Lahikası, s. 10.]

"Az sonra isyân olan bölgeye gittik. Döndük dolaştık. O bölgesi terk etmişler, dağlara mağaralara çekilmişler. Rahmet-i İlâhîye yardımımıza yetişti. Elimizi kirletmeden ve kana bulaştırmadan bizi kurtardı.

Kaynak: Hacı İbrahim Hulusi Yahyagil - Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi`yi Anlatıyor (Necmeddin Şahiner - Yeni Asya Yayınları 1.Cild s. 318)

KISA VE OZ BIR KIZILBAS VE KURD OLARAK SORUYORUM.ATATURK ALEVILERI DAGITIN DERKEN IYILIKMI VEYA KOTULUKMU ETMIS PEK ANLASILMIYOR.YOKSA ALEVILERIN CEMEVLERINDE RESMINI ASTIKLARI ATATURKU IYIMI TANIMIYORLAR.ONLAR HERSEYI IYI BILIRLER AMA KENDILERINI YAKAN YIKAN TC YE BIRAZDA YAGLIYORLARKI DAHA OTEKILESMEMEK ICIN.YAHU DOGRULARI GORMEK ICIN TA NERELERE GITMISSINIZ,HZ ZAMANINI DEGIL SIMDIKI KATLIAMLARI SOYLEYIN BIZ DE ANLAYALIM.

Bir kere Aleviden Fasist cikmaz, ikincisi; biz Düsmanimizi biliriz.
Bir kere Aleviden Fasist cikmaz, ikincisi; biz Düsmanimizi biliriz. Necip Fazil Kisakürek bir Atatürk düsmanidir. Bizzat Necip Fazil Kisakürek`in tertipledigi Malatya katliamini unutmadik, ayni Necip Fazil Kisakürek`in Büyük Doguculari, Ahmet Emin Yalman`a da suikast yapmislardir. Ama bütün bunlar, bizim Türk birligine karsi hareket etmemizi gerektirmez. Biz Atatürk sevgisi ile doluyuz. Tabiki Atatürk zamanindada rejime karsi Dinci, Irkci kalkismalar olmustur, bu kalkismalara karsi her rejimde yapilan kanli bastirma hareketleri olmustur. bütün bunlardan dolayi kin güdüp Atatürk düsmanligi yapilmasina karsiyiz.

1) "Son devrin din mazlumları" kitabında, şeriatçı kürtçü ayaklanmaları (hatta salt kürtçü isyanları bile) desteklemiş, onları bastıran kemalist devrim hükümetini katliamcılıkla/soykırımcılıkla suçlamıştır. Dolayısıyla şeriatçını ve kürtçünün önde gidenidir.

2) Amerikancıdır.Amerikancılığını kendi ağzından ifade ettiği sözleri mevcuttur. Amerikancı oluşuyla deli Said-i Nursinin ve dolayısıyla Nakşibendi tarikatına mensup olmasıyla yakından ilgilidir.

şeriatçı necip fazıl demiş ki:

"Amerikan politikasını korumakla mükellefiz... Amerikan siyasetini tutmak
biricik yol... Amerika'dan nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz
olmalı. Yoksa bir Amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasında
mütalaa ettiği kadından ileri geçemeyiz. Dış siyasetimizde Amerikan siyaseti ve iç bünyemizde Amerikanizm politikasını kendimize tecezzi etmez (birbirinden ayrılmaz) bir siyaset vahidine (tekliğine) göre ayarlamakta büyük ve her işe hâkim bir mânâ gizlidir."

3) Kemalist Devrime baştan aşağı karşı çıkmış, Atatürk'e gizli ve açık hakaretlerde başı çekmiş bir hayasızdır:

Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah! küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap!

N.F.K. (1947 )

4) Döneğin, tutarsızın, kişiliksizin tekidir. Önceleri materyalist bir berduş iken sonraları koyu İslamcı bir meczupa dönüşmüştür. Mustafa Kemal Atatürk hayatta iken O'na methiyeler düzmüş bir dalkavuk, O aramızdan bedenen ayrıldığında ise Mustafa Kemal Atatürk'ün anısına hakaret eden bir hayasız! (Özellikle CHP'de karşı devrimcilerin armasıyla birlikte 1945 sonrası). Eğitim için gittiği Avrupa'da bütün parasını içki, kumar, fuhuş için harcamış; parasız kalınca da kendi deyimleriyle "İrşad Olmuştur". (İlginçtir ki hidayete erdikten(!) sonra millete İslamcılık satan necip fazıl bir baskında kumarhanede yakalanmıştır. Ayrıca "Kadın Bacakları" isimli meşhur şiiri herkese ahlak dersi veren necip fazılın kendisinin ahlak yapısını yansıtan bir örnektir)

Kaypak, dönek, dalkavuk, dengesiz, tutarsız karakterine acı bir örnek de şudur. 1930'da irticanın Menemen'de kahraman şehidimiz Kubilay'ı katletmesinin akabinde necip fazıl kısakürek şunları söylemektedir:

Alıntı:
"Vatanımızın kalbimize en yakın bir köşesinde daha dün düşman bayrağından temizlediğimiz bir meydanı (Menemen) bugün ''inna fetehnaleke'' yazalı zift ruhlu bir irtica aleminden temizliyoruz.(...) İrtica, yatağımızın başucundaki bir bardak suya karıştırılan zehirdir."

Aynı necip fazıl kısa kürek aradan yıllar geçtikten sonra pek çok yazısında ve konuşmasında Menemen Olayı'nı -dilim varmıyor ama bu adamın ne kadar haysiyet yoksunu olduğunu göstermek için söylemek durumundayım- Menemen Olayını Mustafa Kemal'in tezgahladığını idda ve ima etmiştir. Bu kadar alçak birisidir. Dikkat ederseniz necip fazıl kısakürek'e "üstad" diyen karşı devrimci vatan haini cenah da "Menemen olayı esrarkeş işi" "Menemen provokasyonu" gibi yazılar yazmışlardır. (Halbuki hakikat bunun tam tersidir Menemen Olayı tarikat işidir. Tarikatın arkasında da her zaman olduğu gibi hain güçler ortaya çıkmıştır. Bu belgeler Genelkurmay Arşivlerindedir ve Genelkurmay bu konuda zaten gereken açıklamayı yapmıştır.)

5) Türklüğün ve Öz Türkçenin düşmanıdır. Ona göre Türkçe'de bulunan tek heceli kelimelerin fazlalığı "Türkçenin kalitesizliği, Türklerin kafasızlığı" kökenlidir. (Türkçeyi ve Türkleri aşağıladığı makalesinde şöyle bir cümle mevcuttur: "Türk, İslâmiyeti kabul ettikten sonra düşünmeye başlamıştır")

6) Büyük Doğu adıyla çıkardığı dergisinde 1945'li yıllardan itibaren aşırı derecede İslamcılık, Türkiye öncülüğünde İslam Birliği, Yeni Osmanlıcılık, Ümmetçilik, Amerikancılık ve Sol düşmanlığı gibi akımların propagandasını ve öncülüğünü üstlenmiştir. Türkiye'nin hain Menderes'lerce Amerikan emperyalizminin kucağına oturtulmasında ve irticanın hortlatılmasında büyük pay sahibidir.

7) "Ne olacak, o yazmışsa ben de yazarım" diyerekten yazdığı kendi gençliğe hitabesinde Kemalist rejime imalı olarak kinini kusmuştur. Bu pislik dolu yazının hepsini aktarmayacağım sadece örneklemek için bir kısmını vereceğim:

Alıntı:
....halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında "hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti hakka kölelikte bulan bir gençlik...

....bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tekbaşına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...

.....tek cümleyle, allah'ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, o'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve o'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...

8) "Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin" paçavra kitabında Kurtuluş Savaşı düşmanı, emperyalist uşağı vatan haini padişah Vahdettin'i ve halifeyi övmüş, buna karşın Atatürk'e karşı imalı hakaretlerde, aşağılamalarda bulunmuştur. Bu sebeple de MAHKUM EDİLMİŞTİR. Dolayısıyla tescilli Atatürk düşmanı, tescilli haindir.

9) Şeriatçı terör örgütü İBDA/C'nin (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) fikirsel ilham kaynağı ve önderidir. Dolayısıyla ümmetçi bir teröristtir. İBDA/C ve yayın organları bildirilerinde, yazılarında bunu kendileri ifade etmektedirler. Ayrıca basında da bu çoğu kez gündeme gelmiştir:

""İslami Büyük Doğu" Necip Fazıl Kısakürek'in düşüncelerini yansıtan bir dernektir. Akıncılar Birliği de 80 öncesinin MSP Gençlik Kolları'nın kurduğu dernektir. Bu iki dernek birleşmiştir, İBDA- C'yi oluşturmuşlardır."

Dogru Aleviden Fasist olmaz,ama sen Alevi degilsin.

Yazinda acikca fasistlik yapiyorsun,yetmiyormus gibi fasizmi övüyor ,göklere cikariyorsun.

"sen hic sana benziyen,senin gibi düsünen bir alevi gördün mü?

Biz aleviler
"Sex betrettinler den,
Hallaci mansurlar dan,
Pir Sultanlar dan,
Seyit Rizo lardan aldik bu yasami

Ya sen kimden esinlendin Fasizmini?

"Utanmadan Arlanmadan hala yalan söyleyenin bizler oldugunu söyleyen , Soysuz larin,satiliklarin ve ucuz milliyetci fasistlerin dikkatini birkez daha
"KOCKIRI YE, DERSIM E, SIVAS A, MARAS A, CORUM A, GAZI M.H. cekelim.
Bu zurriyet siz,ne idügü belirsiz kisilikler ortaya cikip Alevilik adina bizi
türklügün ve öztürkcenin düsmani olarak suclamasi,kendilerini de sunnisi alevisi ile Türk oglu türk ilan etmelerin de zaten ne olduklarini ele vermiyormu?

ALEVI DEN FASIST OLMAZ,AMA SEN BIR FASIST SIN,YALNIZCA BIR FASIST

Fena halde Fasist PKK kokuyorsun, ben PKK Fasistlerinin yazilarini tanirim.
Fena halde Fasist PKK kokuyorsun, ben PKK Fasistlerinin yazilarini tanirim.

Bu fotografi gorunce insan aleviliginde ne kadar olsa utanc duyuyor ne demek ben ataturkcuyuz ve aleviyiz.Bizde APOcuyuz ve sapina kadar aleviyiz.Aleviler hepsi ayni dusuncelerde olmaya biler.Alevilerlerin hepsi ayni pencereden bakmak zorunda degil.Aleviligi tc ulkesinde her sey batakliga surukledigi gibi siz faso aleviler,tc yardim ve hep beraber batmaktasiniz.Ve kizilbas alevilik te sonu kadar ozgurlukten yana,baristan, ve ezilen halkin yaninda olur.Sizler zamani gelince hep ALEVI KURDLERE KIZILBASLARA BASKA YERDEN GELMIS BUNLAR GERCEK ALEVILER DEGIL DEMEKTEN VAZ GECIN.Sizler bu ataturkcuyuz aleviyiz demekle gercek dusmanizi halen ogrenememisiniz ve bilipte bilmemezlikten gelmekte kolay yol olmali.Zaten son zamanlarda aleviliktemi elde gidiyor diye kendime sormakyatim.

kece kurdan arkadas
dusunsene yahudiler evlerine hitlerin fotosunu asiyorlar.. ben bu tip alevilerin tavrini biraz boyle bir olaya benzetiyorum... tc nin asimile politakisina baksana helal olsun yani...

Bu ülkede LAZ,ARAP,ZAZA,KÜRT ,TÜRKMEN ve ARNAVUT BALKAN Alevileri de var.
72 Millete ayni gözle bakan Aleviler olarak son dönem de Aleviler üzerine devletin bir takim misyon yükledigi CUMHURIYETCI EGITIM VAKFI "CEM" tarafindan yürütülen faliyetler den birkaci ni bu sayfa da görüyoruz..
Amac Aleviligi özünden uzaklastirmak,icini bosaltmak ve MArjinallestirmektir.
Milliyetcilik bunun en carpici örnegidir.

Bizim sevgimiz tüm insanligi kucaklar.

YAHU HOCAM BENİM İÇİN M.KEMAL Mİ VEYA BAŞKASI MI EMRİ VERDİ FARKETMEZ AMA.

ANF DE YAYINLANAN BİR HABERDE
URFALI OZAMAN ASKERDE OLAN KÜRT BİR YAŞLI İLE YAPILAN RÖPORTAJDA
BİRLİĞİNİN KÜRTLERDEN OLUŞTUĞUNU
SUBAYIN TÜRK OLDUĞUNU VE
EMRİ VERENİN 1937 DE İSMET İNÖNÜ OLDUĞUNU VE
ÖLDÜRDÜĞÜ İNSANLAR YÜZÜNDEN VİCDAN AZABI ÇEKTİĞİNİ SÖYLÜYORDU.
TAM OLARAK
RÖPORTAJIN ADRESİNİ BİLMİYORUM AMA
ANF ARŞİVİNDEN ARAŞTIRIRSANIZ BULURSUNUZ.

Malatya da kim kimi katletmis olayi carpitip eski kavga dolu kan dolu gunlere mi donmek istiyorsunuz(Hamid Fendoglu:Malatya belediye eski baskani; evine bombali paket gonderilerek hamile olan gelini, torunlari kendisi ve diger ev ahalisi kimin tarafindan imha edilmistir sorarim size bu gaddarligi kim yapmistir elbette bugun tekarar insanimizin birbirine dusurmek isteyenler). Ben sunniyim ve Turkum. Gecmiste ne olmus kimse bunlari bugun kesin olarak bilemez, toplumun icinden bir kesimin suclu olmasi mensup oldugu kesmi tamamen suclu kilmaz. Demek istedigim sunnilerden de isyan eden olmustur ornegin Seyh Sait isyani eee ben sunniyim diye seyh saitin tarafini mi tutacagim suclu sucludur isterse gardasim olsun. Arkadaslar Ataturk cok zeki bir insandi, Alevi veya Sunni , kurt veya baska bir irk, bunlardan birini yok etmek istese zaten yok ederdi o guce sahipti... AK ile KARA yi iyi ayird edin bazen insan dogru bildigi yanlislara o kadar cok inanir ki...artik ne dogru, ne yalis ayir edemez. bu noktaya gelmeyin. Son olarak bu konu hakinda soylemek istedigim insanlari alevi veya sunni diye degil suclu veya sucsuz olarak degerlendirmek gerekir. Dersim isyani gercektir fakat isyan edenlerin alevi olmasi baska yerde yasayanalevi vatandaslari suclu yapmaz. KIMSE BASTIRILAN ISYANI KENDI SADECE KENDI MEZHEBINE YONELIK FASIZAN BIR OPERASYON OLARAK ANLAMASIN. OYUNA GELMEYIN GELIN KARDES KARDES YASAMAYA DEVAM EDELIM. KIMSENIN KIMSEDEN BIR USTUNLUGU YOKTUR. AYRIM YAPMAYA KALKARSAK. sen kara ben sari...
Muhabbetle...

Atatürk hepinizin düşmanı olabilir. Ama söylediğiniz bir çok şeyin ne akılla ne bilimle ne de tarihi gerçekliklerle ilgisi var. O yüzden arkadaşlar bir kere tarihlere bakmak lazım, Atatürk'ün ölüm tarihi 1938'dir, Dersim İsyanı ise yine 1938'dir. Hasta ve yatakta olan bilinçi yerinde olmayan bir adamın vereceği bir emir değildir Dersim İsyanı bastırma olayları. Bugünde Munzur'da yapılmak istenen 8 barajta kesinlikle Kemalizmin etkisi ve de payı vardır.

Ama Celal Bayar'ın tarihine bakmanızı öneririm.

BAZI GERCEKLER VARDIR ONLAR DEGISMEZ ... BIR BAKIN
DERSIMLI ALEVILER NERELERE DAGILMIS IYI BAKIN BIR
KAC ORNEK VERMEK GEREKIRSE BALIKESIR/AYVALIK
ORDU , MARAS ,KONYA VS... INONU YAPMIS ATATURK YAPMIS BU ONEMLIMI BIR ZIHNIYET YAPMIS BUNU ZORLA
GOC ETTIRILMIS YADA GONULLU GITMIS BIR POLTIKANIN
URUNUDUR BIR IRK YARATMANIN CABALARI BUNLAR
DOGRU YANLIS TARTISILIR... HRANT DINKIN BABASI MALATYADAN GOCTURULMEDEN ONCE BAHCE KAPISINI
ONARIYORMUS SORMUSLAR DEDE ZATEN YARIN GIDECEGIZ NE DIYE KAPIYLA UGRASIYORSUN DEMIS
OGLUM BIZDEN SONRA GELECEKLERE AYIP OLMASIN...
YADA RUM KARDESLERIMIZIN YUZLERCE DUKKANI EVI
YERI YURDU KILISESI VS YAKILDI YIKILDI ONLARA YOL
VERILDI GIDIN DENDI... SEYH BEDREDDIN ISYANLARINA
KADAR GOTUREBILIRIZ BU MESELEYI DIKKAT EDIN BAZI
DUSKUN ALEVILER BILINCLI BIR SEKILDE ASIL TURK
BIZIZ GIBI BIRTAKIN SOYLEVLERDE BULUNARAK KAFA
BULANIKLIGI YARATMAYA CALISIYOR COK YANLIS
YOLDALAR... EN SON OLARAK DIYECEGIM SU BEN PKK
ORGUTUNE ZERRE KADAR SEMPATI DUYMUYORUM
AMA BU TARIHSEL GERCEKLIKLERI YOK SAYAMAZ
SOSYALISTLER BOLEREK DEGIL BIRLESTIREREK TARIH
SAHNESINDE YER ALMISLARDIR BAKINIZ YUGOSLAVYA
BAKINIZ SOVYETLER VS...

Seyid RIZA nın ingilizlere yazdığı mektupları İngilizlerden aldığı para ve silahları niye burada yayınlamıyorsunuz.
Şimdi bu dersimliler sakin sakin evlerinde oturuyorlardı da TC askeri gelip bunları katletdi mi?
Yahu bu kadar da tek taraflı olmayın.

Aleviler 72 millete bir gözle bakar bu onun inancsal bakisinda vardir. ama bugün görüyoruzki bilncli bir sekilde Kizilbas inanci türklestirilerek ilk asma akabinde sünilestirerek asimile etme calismalari yürtülüyor kismi olsada bu basarildi. Aleviden Fasist olunmaz deniyor ama su sözde Imam Hüseyin rumuzlu sahisin yazisini okudugumuzda bile alabildildigine sovenizim ve irkcilik kokmaktadir.

Imam Hüseyin denilen sahis bizler "BIZLER ZALIMIN KARSINDA MAZLUMUN YANINDA ZALIMA KARSI SAVASANLARIN TORUNLARIYIZ" sende sanirsam düsükünlerden hizir pasanin torunusun. Alevilikten önce 72 millete bir gözle bakmayi ögren.

Atatürke gelince o bir Fasistir! bunu tartismak bile abestir....

Geleyim sana E Kalan arkadas bir noktada yaniliyorsun dogru dersim isyani 1938 ` de bastirilmistir. ama unutmaki dersim isyani 1938 de baslamamasitir. 1938 de son Katliyamla sonlandirilmistir.

Yörenin doğal koşulları ve aşiret temeline dayanan toplumsal yapısı, merkezi yönetimlerin otorite kurmasını engellemişti. Alevi ve kürt olmasida büyük bir etkendir bu katliyamda.1930'ların ilk yarısında bölgede meydana gelen ayaklanmalar bastırıldıktan sonra, 1935'te 2884 sayılı Tunceli Vilayeti'nin idaresi hakkında kanun çıkarıldı. Buna göre Tunceli iline bir askerî vali atanacaktı. Aynı zamanda dördüncü genel müfettiş sıfatını alan valinin (general Abdullah Alpdoğan) geniş yönetsel, askeri ve yargısal yetkileri vardı. Düzeni sağlamak ve güvenlik açısından gerekli gördüğü durumlarda ilde yaşayan kişileri ve aileleri, il sınırları içinde bir yerden bir başka yere göndermeye ve il sınırları içinde oturmalarını yasaklamaya da yetkiliydi.

Yasanın uygulanmaya başlamasıyla 1937 başlarında yeni olaylar çıktı. Bölgede güvenlik sağlanamadı ve hükümet otoritesi kurulamadı. Bu sırada Suriye sınırına ve sınıra yakın bölge ve illerde benzer olaylar görüldü. Hatay'a bağımsızlık tanıyan Milletler Cemiyeti kararından sonra, TBMM'de yapılan görüşmelerde, bu gelişmelerin başta Fransa ve Fransa'nın mandası altındaki Suriye tarafından kışkırtıldığı ileri sürüldü. Başbakan İsmet İnönü ise, Tunceli İlinde iki yıldır izlenen reform programının amacının bölgenin uygar bir hale getirilmesi olduğunu belirterek, programa karşı bölgede direniş olduğunu belirtti.

Ocakzade kökenli ve Şeyh Ahmet aşiretine mensup olan Abasan aşireti reisi Seyit Rıza önderliğinde asker ve vergi vermek istemeyen aşiretlerce yeni bir ayaklanma patlak verdi. Ayaklanmaya Kureyşan aşireti dışında Haydaran, Yusufan ve Demenan aşiretlerinden oluşan yaklaşık 6,000 kişilik bir ayaklanmacı grubu katıldı. (İhsan Sabri Çağlayangil'in 19.8.1989 tarihli Güneş gazetesinde yayınlanan anılarında Dersimliler'den '6000 Beyaz Donlu' diye söz edilir.) Ayaklanma 20-21 Mart gecesi Harsik köprüsünün yıkılması ve köprüyle Kahnut bucağı arasındaki telefon hattının kesilmesiyle başladı. Mart-Nisan 1937'de olayların genişlemesi üzerine general Abdullah Alpdoğan komutasında başlatılan askeri harekat, 13 Eylül 1937'de sona erdi. Ayaklanmacıları 3 uçak filosu bombaladı. Sabiha Gökçen de harekatta görev aldı. Yöre halkının bir kısmı başka illere gönderildi.

Askeri harekattan sonra yapılan yargılama 15 Kasım 1937'de sona erdi. Ayaklanmanın lideri Seyit Rıza ile 6 kişi idam edildi. Çok sayıda ayaklanmacı değişik hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak olaylar durulmayınca 1938'de yeni bir ayaklanma çıktı. Bunun üzerine başlatılan ikinci askeri harekat sonunda Eylül 1938'de ayaklanma tamamen bastırıldı.

“Biz dedik bu kâfirler bizi toplamışlar Kerbela'ya getiriyorlar meğer Kerbela’yı buraya getirmişler.”
(Seyid Rıza)

Söylediklerinin birçoğu doğru olabilir Kızıbaş rumuzlu arkadaş, fakat bilinçi yerinde olmayan (ki, Kemalist değilim) birinden söz ediyoruz. Celal Bayar'ın tarihine bakın derken bunu sorgulamanı beklerdim ve ona göre yazmanı. Sözü özü, İsmet Paşada dahil bir çok paşacıklarımızın talimatı ve sucu vardır. Buna Celal Bayar'da dahildir ve en büyük suçuda o işlemiştir. Bilinçi yerinde olmayan bir adama boş bir kağıt imzalatmıştır, Sabiha Gökçe ise manevi babasının istmememesi ve karşı çıkmasına rağmen dediğin gibi bir nevi ilk bombayı o atmıştır Dersim simalarından Dersimliler üzerine. Yine bilinir ki, (bunu yeni öğrendim de sayıla bilir) Dersimli bir çok aşirette Atatürk tarafından TC'nin birçok güzel bölgesinden yerler verilmiştir. (Örneğin: Bodurm vb. gibi) M. Kemal'in failli mechul birçok cinayetleri vardır, Topal Osman, M. Suphi ve 14 yoldaşının Karadeniz'in soğuk sularına gömülmesi vs. vs. bunu günümüzde birçok kitap vermekte artık. Hatta bildiğim kadarıyla TBMM'nin Arşivide halka açıldı. Tarih değiştirilebilir, TC'de bunu yapmıştır ama biraz bilimsel olmak lazım. Hiç kuşki yok ki, Kemalizm sosyalizmin amansız düşmanıdır. Düşmanı olmaya da devam edecektir. Bizlere düşense yeni açılımlarla bunlara karşı göğüs gerebilmek!

O dönemin feodaliteyi tasfiye ve köy kalkınma girişimlerine bakalım şimdi:

1929 yılında zirai kredi kooperatifleri kanunu çıkarılmış.
Tarımda kalkınmaya kredi olarak o dönem için büyük bir para olan 26 milyon ayrılmış.
7 milyon dönüm tarım arazisi muhacirlere, topraksız ya da az topraklı köylülere dağıtılmış.
Tarımda makinalaşma seferberliği başlatılmış, 3000 civarında traktör dağıtılmış.
1937′de köy kalkınma hamlesi başlatılmış. Şevket Süreyya Aydemir, bunun büyük bir kalkındırma seferberliği olduğunu ama bu büyük rüzgarın 1945′lere kadar sürebildiğini ve kesildiğini söyler.
Köy Enstitüleri, tarım ve makinist meslek okulları bu yönde atılmış büyük adımlardı.

“1923-1929 döneminde tarımda nispi bir gelişme görülmekle birlikte, değişmeyen mülkiyet ilişkisi, hızlı bir üretim artışı ve modernleşmeye engel teşkil etmektedir.(…) Çalışmak için büyük şehirlere giden köylü dahi, Bey’e cizyesini muntazaman ödemektedir. Kürt isyanları üzerine bir takım beylerin sürülmesi bite, durumu değiştirmemiş, köylü, beylerin yerinde kalan nazır ve akrabalarına vergisini vermiştir. Bir çok köy, bu beylerin ‘batapu’ malıdır. Dersim’de Seyit Rıza, 230 köye hükmetmektedir. Muş ovasının önemli bir kısmını mülkiyeti altında bulundurmuş olan Hacı Musa, topraklarından geçenden baç almaktadır.” (Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, cilt:1, s.481)

Aynı yıllarda CHP’nin Meclis’teki sözcüsü olan Mazhar Müfit, neden toprak reformu yapamadıklarını şu şekilde açıklamaktadır:

“Mustafa Kemal, bir çok reformlar yapmak istiyor, toprak reformu için burada ağalarla, özellikle Kürt ağaları ile Kürt mebusanlarından Fevzi Beyler ve diğerleriyle konuşmalar yaptı. Bu reform meselesi çok çetin bir mesele. Ağalara toprak reformunu anlatmak imkansız. Bu reformu ele almak bütün ağaları, eşrafı kaybetmek demektir. Şimdilik toprak reformu defterini kapadık.” (Sabiha Sertel, Roman Gibi, s.70)

Tüm girişimlere rağmen feodalizmin tasfiyesi konusunda başarısız kalınmıştır. Çünkü öncelikle devlete bağlılık, itaat sağlanamamıştır. Feodalitenin tasfiyesinin önündeki en büyük engel Kürt milliyetçiliği olmuştur. Bugün bile bu nedenlerden dolayı toprak reformuna cesaret edilememektedir. Hala feodalitenin hakim olduğu yöreler vardır. Ve sosyalist geçinen Kürtçülük kuyruğundaki parti ve örgütler bu konuya değinmekten kaçınırlar. Hatta bazıları o kadar alçalırlar ki feodalitenin artık kalmadığını bile iddia ederler. Ama mızrak çuvala sığmıyor.

Seyit Rıza’nın eşinden de bahsedelim biraz:

Seyit Rıza’nın karısı aşırı fanatik bir Kürt milliyetçisi. Silah kullanmasını iyi bilen gözü kara bir kadın.

“Dedeman Aşireti köyüne mola vermek maksadıyla uğrayan, Besi adlı kadının yanına gelen ihtiyar, Cafer Dede ‘ye ;

- Ey söyle bakalım Cafer Dede. Umumi siyaset durumu nasıl diye sorar. Cafer Dede, Seyit Rıza’nın karısına sağ eliyle sakalını sıvazladıktan sonra heyecanlı olarak anlatmaya koyulur.

“Alamanlar, Capanlarla bir olup Fransızları titretmeye başlamışlar. Ruslar da diş biliyorlarmış. İspanya Yahudileri de, birbirine girmiş. İngiliz Kralı Atatürk’e misafir olmuş. Seferberlikte biz İngilizlerle olsaydık, biz üste çıkardık. Çünkü İngilizler kurnaz adamlar, dünyayı parmaklarında oynatıyorlar. Akıl istersen Frengistan. Güzel istersen Gürcistan, Eroğlu istersen Türkistan” diyerek sözlerine devam etmek isterken Besi hemen söze katılarak ;

“Uşaklıktan ruhunuzu benliğinizi kaybetmişsiniz koca bunak! Eroğlu er istersen! Kürdistan’da bulunur” diye azarlar. Cafer Dede Besi’nin bakışları arasında korkarak kendini savunmak ister.

“Irkımız Hazer Türklerinden gelir. Kitaplar böyle yazar. Büyüklerimiz de böyle söyler. ” der Cafer Dede. Bunu söylemişti ki, mermiyi alnının orta yerine yedi. (s-20 )”

Besi köylülere dönerek;

“Hazreti Ali Hürmeti için,on iki imam adına bu adam öldürüldü diye belirtmiştir.
( Barbaros Baykara, Dersim 1937 s-21)”

İşte Seyit Rıza çapulcusu ve eşi'nin portresi bu. Doğan Avcıoğlu'nun "Türkiye'nin Düzeni" kitabında belirttiği gibi 230 köye hükmeden, köylülerden haraç gibi vergi toplayan bu derebeyininin devletin bölgeye gelmesini istememesinin sebebi açık olarak ortadadır.

Yarbay Kemal’in Dersimlilere seslenişi:

“Sizin olacak bu topraklar. Tohumluğunuzu, aletlerinizi hükümet verecek. Şeyhe ağaya ihtiyacınız yoktur. İnsafsızca asırlardır sömürüyorlar sizi. Bugüne kadar haraç ve ağalık hakkı ile sizleri soyup soğana çevirdiler. Ardından da size cesaret verip soyguna çapula, kan davasına sürdüler. Bunların günahı, vebalini de sizlere yıktılar. Sen ağa hatırına hapislerde çürürken, dünyanın tüm nimetleri ile sefa sürdü bu alçak adamlar. Biz sizleri, Dersimli şeyhlerin, ağaların zulmünden kurtarmağa yemin etmiş insanlarız. Açtığımız yollar, kurduğumuz köprülerle yaptığımız okullarla, yeni bir nizam kurulacak burada. Kendi kendinizin efendisi olacaksınız. ( Dersim 1937, s-147 ) ”

Dersim İsyanını katliam ve soykırım olarak lanse eden, sorumlularının Atatürk ve CHP olduğunu iddia eden, rakamları ve olayları abartan bölge halkı değildir. İsyan eden aşiretlerin mensupları ve Kürtçü düşünceler içinde olanlardır. Bunlar azınlık bir gruptur. Tunceli halkı bunlara kapılmaz.
Aşağıdaki satırlar Melih aşık’ın:

Kürtlere ve Alevilere yağ yakmak isteyenler, demokrat görünmek çabasındakiler, Cumhuriyeti ve Atatürk’ü gözden düşürmek isteyenler omuz omuza savaşıyor.
Acaba Tunceli halkı da böyle mi algılamıştır olayları? İsyancı Seyit Rıza’yı kahraman, CHP’yi katliamcı mı görmüştür? Bakınız… O olayların sıcaklığı sürerken…
1950 yılında Türkiye’de ilk genel seçim yapılıyor…
Tunceli’de DP oyların yüzde 60’ını alıyor, CHP yüzde 40’ını…

1954 seçimlerinde CHP oyların yüzde 53’ünü alıyor, DP yüzde 46’sını…
1957 yılında CHP oyların yine yüzde 53’ünü alıyor, DP bu defa yüzde 34’ünü…
1965 seçiminde CHP yüzde 34, AP yüzde 27.
1973’te CHP yüzde 70, AP yüzde 14…
Tunceli DP’nin oyları silip süpürdüğü dönemlerde bile oyunu CHP’ye vermiş.
Yöre halkı CHP’ye katliamcı diye baksa oyunu böyle mi kullanırdı?

benzetmeye bak hitler resmi asan yahudi yahu allahtan kork sen alevi değilsin olamazsında sen böyle basit çelik çömek oyunlarınla senn gbi kuş beyinlileri kandırırsın şimdi bir adam çıkmış bir anıdan bahsediyor adamın yaşı 100 nerdeyse ayrıntıarıyla anlatıyor dineyenlerde hemen diyorki ahaa işte gerçek e benim rahmetli dedede anlatırdı kürtler çok kıyım yaptı atatürk bunları astırdıda memleket huzura erdi diye buyur bunuda o zaman askerlik yapan anlatıyor nolacak şimdi