İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özellik ne?

İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özellik ne?

Yirminci yüzyılın başlarında, insanı soydaşı diğer Primat'lardan ayıran en önemli özelliğin çevresine 'uyum' yeteneği, 1930'larda "zekâ" (düşünce), 1950'li yıllarda 'alet yapımı', 1960'larda 'başarılı avcı' olması ve kısa bir süre sonra da 'lisanlarının' bulunması, insanı "insan yapan" insancıl nitelikteki özelliklerin başında sayılıyordu.

Ancak insanı ayıran en temel özellik, onun teknoloji geliştirme becerisi, yani alet yapma yeteneğidir. Neden bu böyle? Çünkü salt bedensel açıdan bakıldığında, aynı ortamda birlikte yaşadığı diğer hayvanlara kıyasla insanın zayıf, yeteneksiz ve hatta âciz bir canlı olduğu görülür.

Örneğin, bazı hayvanlar hızlı koşmak suretiyle düşmanlarından kaçabilir veya avlarını rahatlıkla yakalayabilirler. Diğer bazılarının ise yiyeceklerini parçalamaya uygun pençe ve dişleri vardır. İnsan bu özelliklerden yoksundur ve canlılar dünyasında var olabilmek için alet yapma becerisine sahip olmak zorundaydı.

Güven Arsebük*

İlk başta kulağa çok basitmişçesine gelen "insan" kelimesi, tanımlanması gerçekte zor bir sözcüktür. "İnsan nedir?" veya "kime insan derler?" türü soruları bilimsel içerikli olarak yanıtlama aşamasında, tüm canlılar ve bu arada tabii biz insanlar ile doğrudan ilgili olan "evrim nedir?" sorusu da zorunlu olarak gündeme gelir.

Evrim biyolojik bir gerçektir ve geniş anlamı ile organizmaların zaman süreci boyunca değişen ortama gösterdikleri tepki, başka bir deyişle, canlıların bedensel yapılarında zaman içinde yer alan başkalaşımlar olarak tanımlanabilir. Bilimsel bir gerçeği belirten Omne vivum ex vivo (her canlı bir canlıdan gelir) ifadesi ise, evrimin temel olgusunu özetler. Evrimin zaman ve mekân olmak üzere iki boyutu vardır. Mekân boyutu dünyamızı, zaman boyutu ise dünya üzerinde canlı yaşamının başlamasından itibaren geçen milyonlarca yıllık süreci içerir.

İNSAN, YOLUNMUŞ TAVUK MU?

Özetlenen bu temel ilkeler doğrultusunda, yukarıda değinildiği gibi "insan nedir ­ kime insan derler?" türü soruları sıradan birkaç sözcükle açıklamak sanıldığı kadar kolay değildir.

Sokrates'e ait olduğu söylenen bir hikâyeye göre, günün birinde ünlü düşünür Atina agorasındaki gönüllü öğrencilerine "insan nedir" sorusunu sormuş. Onlar da bu soruyu küçümseyerek "bunu da bilmeyecek ne var sanki; insan iki ayaklı ve tüysüz bir canlıdır" demişler.

Hiç sesini çıkarmayan Sokrates ertesi gün agoraya elinde tüyleri yolunmuş bir tavukla gelmiş ve öğrencilerine dönerek "yani böyle bir şey mi 'insan' dediğiniz" demiş. İnsan o değil tabii de ne? İnsanın "neliği" konusunu yanıtlamaya çalışmadan önce, sorunun yakın tarihsel geçmişini kısaca irdelemenin yararlı olacağı kanısındayım.

Yaklaşık 150 yıl öncelerinden başlayarak, insanın da doğaüstü güçler tarafından yaratılmadığı ve tüm diger canlılar gibi zamansal anlamda evrimsel bir değişimin bugünkü aşaması olduğu ileri sürülüp, kimliği bilimsel olarak soruşturulmaya başlanınca, özel çevrelerce bu yaklaşıma karşıt görüş niteliğinde bazı yapay sorunlar geliştirilmiş ve çeşitli saptırmalar gündeme getirilmeye başlanmıştır.

Bilimsel görüşlere karşı geliştirilen bu tepkisel nitelikteki saptırmaların biri de, insanın doğrudan maymundan türemiş olduğu, başka bir deyişle bu iki canlı türü arasında bir "ata ­ torun" ilişkisinin bulunduğu, yani maymunun biz insanların doğrudan atası olduğu saptırmasıdır.

Önceleri Anglo-Sakson Kilisesi'nce geliştirilip, desteklenen bu ve benzeri saptırmalar, üzülerek belirtmek gerekir ki günümüzde dahi aynı temel içerik ve amaçlı olarak belirli çevrelerce sürdürülegelmektedir.

EVRİMSEL İLİŞKİ VAR

Belirli amaçlara yönelik böylesine ("ata-torun" ilişkisi türünden) bilinçli saptırmalar bir kenara bırakılır ve olay bilimsel bir yaklaşımla değerlendirilecek olursa, insan ile maymunlar arasında evrimsel bir ilişkinin olduğu zaten kabul edilir.

Çünkü, bilindiği üzre, evrimsel anlamda geriye gidildikçe tüm canlıların filogenez adı verilen, gövde ve kökü zaman içinde geriye giden ortak bir evrim ağacının çeşitli dalları oldukları ve bu nedenle de bütün canlılar arasında (uzak veya yakın) bir ilişkinin bulunduğu tartışılmaz.

Ancak bu, hiç bir zaman 'maymun ile insan arasında doğrudan bir ata-torun ilişkisi vardır, yani insanlar zaman içinde maymundan türemiştir' anlamına da tabii gelmez.

Bilimsel anlamda insanlar maymunlarla birlikte zoolojik bir takım (Primat) oluşturur, bu nedenle aralarında yakın bir evrimsel ilişki olması da doğaldır. Bu da, sözü geçen iki canlı türünün ortak bir kökten türedikleri, ancak bunların her birinin zaman içinde değişmek suretiyle bugünkü hallerini almış olmaları anlamını taşır.

Başka bir deyişle, ayrı ayrı olmak suretiyle bunlardan her biri (bir yandan maymunlar, diğer yandan ise insanlar) kendi yönlerinde evrimleşmişler, sonuç olarak da zaman içinde insanlar daha 'insanlaşmış', buna karşılık maymunlar daha da 'maymunlaşmıştır'.

Genel evrim ilkeleri gereği, gelecekte aynı eğilimin devam edeceği, insan ile maymun arasındaki bugünkü mevcut makasın daha da açılacağı söylenebilir.

KİME İNSAN DERLER?

Artık bu aşamada 'kime insan derler- insanı insan yapan, onu zoolojik anlamda yakın soydaşları olan maymunlardan ayıran özellik veya özellikler nelerdir' sorusu sorulabilir.

Bu tür soruların yanıt(lar)ını insanın "insanlığında", başka bir deyişle "kültüründe" aramak doğru olsa gerektir. Çünkü, son l00 ­150 yıldır insanın "neliği" ile "kimliği" ve bunların tanımı ile ilgili sorulara verilen yanıtların zaman içinde değiştiği dikkati çeker. Yirminci yüzyılın başlarında, insanı soydaşı diğer Primat'lardan ayıran en önemli özelliğin çevresine 'uyum' yeteneği, 1930'larda "zekâ" (düşünce), 1950'li yıllarda 'alet yapımı', 1960'larda 'başarılı avcı' olması ve kısa bir süre sonra da 'lisanlarının' bulunması, insanı "insan yapan" insancıl nitelikteki özelliklerin başında sayılıyordu.

Böylesine farklı yargıların zamana bağlı olarak ön plana çıkartılmasının temel nedeni, sanırım, bireyler için yaşadıkları dönemin ağır basan değer yargılarının genelde ulaştıkları sonuçlarda bir tür mihenk taşı görevi görmesidir.

Günümüzde ise, yani XXI. Yüzyılın başlarında, insanın "insanlaşmasında" böylesine ayrı veya tek tek özelliklerin olmadığı, aksine, insanın "insan olmasında" birbiriyle etki-tepki ilişkisi içinde olan çeşitli ögelerin birlikte görev gördüğü kabul edilir.

ALET YAPIMI VE İNSAN

Temelde günümüzün bu bütüncül görüşüne katılan prehistoryacılar, aynı zamanda "alet yapımının" insanın "insan olmasında" ayrı ve çok önemli bir yeri olduğu yargısını da içtenlikle desteklemekte, üstelik zaman içinde insanın alet oluşturmak suretiyle bir Homo habilis (yapan insan / becerili insan) olmasını da köktencil nitelikte bir kültürel aşama olarak kabul etmektedirler.

Bu koşullar altında da artık sanırım 'alet yapmak ne demektir ­ aletin amacı nedir - insan neden alet yapmak zorunda kalmıştır?' gibi birbirine doğrudan bağlı bazı soruları sormak ve yanıtlamaya çalışmak gerekir.

Teknoloji ilk aletlerin yapımı ile başlar. Alet yapmak demek, insanın hammaddesi (veya hammaddeleri) doğada bulunan herhangi bir nesneyi, şu veya bu şekilde değiştirmek suretiyle ona tasarladığı amaca yönelik yeni bir biçim vermesi ve böylece ondan yararlanması (onu kendi yararına kullanması) demektir.

Aletin yapılmasının özünde, oluşturulan nesnenin 'geleceğe yönelik' bir gereksinim olması, yani 'ileriye dönük bir yatırım' olarak kullanılması düşüncesi yatar.

Bugünkü bilgilerimiz doğrultusunda insan tarafından yapılan ve günümüze ulaşabilen en eski taş aletler Doğu Afrika'da, Habeşistan sınırları içinde yer alan Gona nehrinin yataklarından elde edilmiştir ve 2.6 ile 2.5 milyon yıl öncelerine aittir. Bu ilkel aletler volkanik kökenli çaytaşları ve/veya çakıllardan oluşturulmuşlardır.

Kuşkusuz insanın alet yapımında taştan önce daha kolay işlenip, şekil verilebilecek türdeki bazı malzemeden (örneğin kemik, ağaç dalları ve bazı hayvanların iri dişleri gibi şeylerden) yararlanmış olması akla yakın gelmektedir. İnsan şayet bunları alet yapımında kullanmış olsa dahi ki herhalde kullanmıştır, bu tür organik malzemenin zaman içinde çürüyüp, yokolma özelliği nedeniyle günümüzde bu konuda somut bir şey söyleyecek durumda değiliz.

NEDEN GEREK DUYDU?

Aletlerin yapılış-oluşturuluş-geliştiriliş amacı, insanın salt kendi bedensel olanaklar veya gücü ile yapamadığı işleri gerçekleştirebilmektir. Anlaşılan, insan evrim çizgisinin belirli bir döneminde, yaklaşık 2.5 milyon yıl kadar önceleri, (dünya üzerindeki yaşamını o aşamadan itibaren sürdürmeyi garanti altına almasını sağlayan) çok önemli bir gerçeği keşfetmiştir.

Bu da bazı taşlara, bir başka taş parçası ile doğru yönde kuvvetli bir darbe inidirilecek olursa, kopacak/çıkacak olan keskin kenarlı yonga parçasının yörede rastlama olasılığının güçlü olduğu ölü bir hayvanın postunu/derisini bizatihi kendi tırnak veya dişlerinden daha iyi parçalayacağı, böylece de karnını doyurabilmek için o hayvanın etine daha rahat ve başarılı bir şekilde ulaşabildiğidir.

İnsan neden alet yapmak gereğini duymuştur? Salt bedensel açıdan ele alınacak olursa, aynı ortamda birlikte yaşadığı diğer hayvanlara kıyasla insanın (fiziksel anlamda) zayıf, yeteneksiz ve hatta âciz bir canlı olduğu görülür.

Örneğin, bazı hayvanlar hızlı koşmak suretiyle düşmanlarından kaçabilir veya avlarını rahatlıkla yakalayabilirler. Diger bazılarının ise yiyeceklerini parçalamaya uygun pençe ve dişleri vardır.

İnsanlar bu tür bedensel özelliklerden tamamen yoksundur; ulaşdıkları hayvanların derilerini yırtacak türden pençelere sahip olmadıkları gibi, karınlarını doyurmak için avlarının tendonlarını parçalayabilecek türden dişleri de yoktur.

ALET SAYESİNDE GÜCÜNÜ ARTTIRDI

İşte böylece insan taşı taşa vurmak suretiyle oluşturduğu bu yeni ürünleri bedenine destek niteliğinde birer alet olarak kullanmak suretiyle (tıpkı çevresinde yaşayan diger bazı etoburların bedenlerinin birer parçası olan pençe ve dişleriyle yaptığı işleri) farklı bir şekilde gerçekleştirebileceğini, yani karnını doyurmak amacıyla ete ulaşabilmek için hayvan postlarını parçalayabileceğini, etleri bölebileceğini ve hatta sert kemikleri kırmak suretiyle besi değeri yüksek olan iliğe dahi ulaşabildiğini görmüştür.

Böyle bir buluş, insana salt (doğal anlamda) kendi bedensel yetenekleriyle gerçekleştiremediklerini, istenildiği zaman yapılıp kullanılan, istenildiği zaman ise terkedilen türden (neredeyse beden dışı organlar olarak nitelenebilecek) aletlerle yapılabileceğini göstermiştir.

Sonuç olarak da, böylesine radikal bir buluş insanın çevresine olan uyumu sağlamış, karnını doyurma olasılığını güçlü bir şekilde kolaylaştırıp, fazlalaştırarak içinde bulunduğu doğal çevredeki yaşama gücünü arttırmak suretiyle de türünün çoğalmasına neden olmuştur.

ALET YAPMA BECERİSİNİN

TEMEL ÖĞELERİ

Alet yapımının insanın "insanlaşmasında" çok önemli bir payı olduğu, önemli bir görev gördüğü tartışılmaz. İnsanın evrim çizgisi içinde "alet yapma" tabii bazı yardımcı öğelerin destekleyici ve hatta bir anlamda da tetikleyici katkıları olmaksızın, durup dururken ve birden bire ortaya çıkmamıştır.

Öyleyse, insanın alet yapımı becerisinin ardında yatan temel öğelerin neler olduğunu araştırmak ve hangi olanakların bu olayı doğrudan veya dolaylı tetiklediğini saptamaya çalışmak yerinde olur.

Kuşkusuz olmazsa olmaz ilk koşul, insanın iki ayak üzerinde ve dik olarak yürümeye başlaması, başka bir deyişle kollar ile onların uzantısı olan ellerin yürüme işlevine olan katkılarını sonlandırmak suretiyle başka işler yapabilecek bir aşamaya ulaşmalarıdır. Daha sonra ellerin ucundaki parmakların nesneleri hassas bir şekilde tutma yeteneğine sahip olmaları gelir. Oluşturulacak aleti net bir şekilde üç boyutlu olarak görmek ayrı bir zorunluluktur; görme ile tutma arasında işbirliği de esastır. Bütün bunları ileriye dönük gereksinim(ler)e göre tezgâhlayan beyin, yani düşünce ve zekâ temel unsurların başında gelir.

Özellikle vurgulanması gereken bir husus da, alet yapmanın bir anlamda gerçekte oluşturulacak olan örneğin yerdeki taş parçasının zaten içinde yattığının algılanması olduğuna göre soyutlama yeteneğinin önemi de tabii yadsınamaz.

SADECE İNSANIN

GEREKSİNİMİ VAR

Alet yapımı yalnızca insana özgüdür; insandan başka hiçbir canlı (kelimenin gerçek anlamıyla) alet yapamaz.

Bunun temel nedeni de insandan başka hiçbir canlının yaşamını sürdürebilmesi için mutlaka ve mutlaka alete gereksinim duymamasıdır; insan dışındaki tüm canlılar alet desteği olmaksızın doğal yaşamlarını sürdürebilme yeteneğine sahiptirler.

İnsan için ise alet mutlak bir zorunluluktur; insan salt bedensel yapısı bakımından dünyanın neresinde ve hangi ortamda yaşarsa yaşasın alet olmaksızın bir hiçtir.

Genelde kamuya yönelik bazı yayınlarda, şempanzelerin ağaç dallarını termit yuvalarına olta gibi soktukları ve dalı dışarı çektikleri zaman üzerinde kalan karıncaları tek tek ayıklayarak yedikleri vurgulanmakta ve bu işlem de şempanzelerin alet kullanımına örnek olarak gösterilmektedir.

Aynı türden yayınlarda, çeşitli martı türlerinin gagalarının arasına aldıkları kabuklu yemişleri yüksekten kayaların üzerine atmak suretiyle kabuklarını kırdıkları veya kargaların şişenin içindeki bir yiyeceğe çubukları bükerek ulaşmaları alet yapımına örnek olarak göstermektedirler.

Bunlar kelimenin gerçek anLamıyla alet oluşturmak değildir, çünkü verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi yapılan işler 'hemen', yani 'o anda' halledilmesi gereken sorunlarla ilgilidir ve geleceği yansıtmazlar; başka bir deyişle bunlar ileriye yönelik düşünce ürünleri değildir.

İLERİYE YÖNELİK ÖZELLİK

İnsanın yaptığı aletler ise 'ileride' gerçekleştirilebilecek türdeki işler için önceden gereksinimi duyulan, düşünülen, öngörülüp, hazırlanan ve sonra yapım aşamasıyla da uygulamaya konulan, geleceğe yönelik araçlardır.

İnsan dışındaki birtakım canlıların, bu arada özellikle üzerinde durulup sık sık da örnek olarak verilen şempanzelerin de tıpkı insan gibi alet yaptıklarını söylemek, kanımca ya şempanzeleri gereksiz bir şekilde yüceltmek, ya da insanları anlamsız yere küçültmekten ibarettir.

A.B.D.'inde laboratuvar ortamında bir şempanzeyi eğiterek ona çakmak taşından en ilkel türden aletler yaptırabilme çalışmalarının başarıya ulaşmadığı da artık bilinen bir gerçektir.

Özetle, alet yapımı yalnızca doğası gereği insana özgüdür ve dünyada insan dışında alete doğrudan bağımlı olan, dolayısiyle alet yapmak zorunda olan ve yaşamını yalnızca oluşturduğu aletler sayesinde sürdürebilen başka canlı da yoktur.

Yorumlar