Alevilik bir din,tarikat veya mezhep değildir !

Alevilik bir din,tarikat veya mezhep değildir !

Her Alevi,İmam Cafer mezhebinden ,Hacı Bektaş tarikatından ,Türkmen etiğindendir .

Alevilik gerçekten dogru bilinmesi gereken ve araştrılması gereken bir olgudur .Bir çok aydınımız kötü niyetli olmammasına ramen bu konuda yeterli bilgiye sahip değildir .Tabiki dışarıdan bakınca bir kavram kargaşası göze çarpmaktadır . Kelimeler ve anlamları nelerdir ?

1- Alevi kimidir ?
2- Kızılbaş kimdir ?
3- Bektaşi kimdir ?

Bu üç kelime çogu zaman içiçe ve yanyana kullanılır .Söylediğim gibi dışarıdan bakınca ayırt etmek zor .
Alevi kelimesi(Anadolu'da) şu üç olguyu içinde taşır ;

1- Caferi mezhebinden olmayı .
2- Hacı Bektaş tarikatından olmayı
3- Türkmen etiğinden gelmeyi.

''Alevi '' kelimesi çok geniş kapsamlı bir kelimedir tüm Hz.Ali ve Ehli Beyt tarftarlarını kapsar fakat Anadolu'da sadece ''Kızılbaş Türkmenleri'' tanımlar , İran'da ise Hz. Ali soyundan geleneleri tanımlar .

Konumuz ''Anadolu Alevliğidir ''yani Kızılbaş Türkmenler ;

Kızılbaş kelimesi ise 15. yy da Safevi Türkmen devleti yani Şah İsmail yanlısı Caferi mezhebinden (Ehli-beyt taraftarı) Hacı Bektaş tarikatından Türkmenlere verilen addır. Kurulan devletin adı da çogunlukla ''Kızılbaş devleti ''olarak geçer .

Kemalpaşazade Safevi devletine Anadolu'dan giden Türkmenleri şöyle ifade eder;

''Türkler terk ittiler diyarların
Yok bahaya sattılar davarlarını ''

Osmanlı kaynakalrında Kızılbaş diye ,genellikle ,isyancı ,talancı ,rafizi(din dışı),mülhid(Allah'ı inkar eden ),zındık (ahirete inanmayan ) diye ,Anadolu Türkmenleri kastedildir. Genellikle Osmanlının dönme -devşirme tarihçileri Türk ve Türkmen adlarını da Kızılbaş'a mesubiyetle ,anarlar.(.N.Çetinkaya -Kızılbaş Türkler s.389)

Oktay Efendiyev (Safevi Devleti'nin kuruluşunda Türk aşiretlerinin rolü ) ;

''V.Minorsky ,bu aşiretleri ,Türkmen diye adlandırır ve Safevileri Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen hanedanlarının doğrudan mirascıları olarak düşünür .İran' da (Acem )Türkmen egemenliğinin 3. aşamasını Safevi devletınde görür.''

Anlaşılacağı gibi Kızılbaş Türkmendir,Türkdür.

İ.Onarlı'ya göre (Ş.K.Sultan Dergisi sayı 1 s.53);

''Kızılbaşlık deyimi yaygın olarak Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar (1460-1488) zamanında kullanılmaya başlanmıştır .İlk Safevi öncüleri bu yıllarda kırmızı serpuşlu-oniki dilimli keçeden taç giyerlerdi .Giydikleri bu oniki terekli keçe başlıktan dolayı da Anadolu'daki Alevi-Bektaşi Türkmen topluluklara KIZILBAŞ denmiştir .Şah İsmail Safevilere KIZIL KEÇE BAŞLIĞI giyme zorunluluğu getirmiş ,1540 yılında Şah Tahmasb tarfından kaldırılmıştır .Buna rağmen uzun bir süre Türkmenlerce oniki dilimli kızıl başlık giyilmiştir .''

Osmanlı propagndası sonucu kötü bir anlam yüklenmiş ''Kızılbaş ''kelimesinin yerini 19.yy da tüm bu Caferi-Bektaşi Türkmenleri kapsayacak şekilede ''ALEVİ'' kelimesi almıştır .

Bu konuda İbrahim Bahadır şunları aktarmaktadır ;

... Alevi kavramı” araştırıcılardaki genel kabule göre son iki yüz yılın kavramı ... der ve ekler , ....Bunlar kendilerine Babailerin dışında Alevi demez onların Alevilikten anladığı Safevilerle ilişkisi olan Kızılbaşlıktır. Bektaşiler 16. yüzyıl sonrasındaki siyasal nedenlerle Safevileri desteklediklerine inandıkları Alevileri siyasete karışmakla suçlayıp sevmezler ... Bir Arnavut Bektaşi yazdığı bir şiirde Kızılbaşları Yezit'ten daha kötü görür. Tekirdağ yöresindeki Bektaşiler ve Bedretiniler kendilerine Alevi denmesinden rahatsız olur. ( Bilgi toplumunda Alevilik kitabında Refiğ Enginin yazısı s,96) ...

Yine Sn.N.Çetinkaya'nın a.g.e s.395 de şu tespit yapılmaktadır ;

Kızılbaş sözü ,aynı inançta (Alevi) olanların tamamını kapsamaz.
Kızılbaş sözü yanlızca Şii-Alevi inançlı Türk soylulara mahsustur .''Bunların dışındaki Şii zümrelere ve Bektaşilere bu ad verilmez '' Kızılbaşların erkanında Bektaşi erkanının büyük etkisi inkar edilemez ;fakat bu mezhebi bektaşilikle karıştırmamak lazımdır.Bektaşilik bir tarikattır ve her isteyen bu tarikata girebilir ise de kızlbaşlığa girlmez.Kızılbaş ,erkek olsun ,kadın olsun ,mutlaka kızılbaş soyundan gelir (Gölpınarlı,Kızılbaş Mad,İslam Ansiklopedisi C.VI.s.790 ).
Bunun içindir ki ''Bütün Kızılbaşlar Bektaşi,fakat bütün Bektaşiler Kızılbaş değildir '' genel tespitine varılmıştır .İran'da da Kızılbaş sözü yanlızca Şii Türkler için kullanılır .

Melikoff Kızılbaş-Alevi ile Bektaşinin arasındaki farkları Hacı Bektaş -Efsaneden Gerçeğe adlı eserinde (s.218) şöyle açıklamaktadır ;

''Fuad Köprülü ,Alevi ya da Kızlbaşları Kır Bektaşileri olarak tanımlamıştı :Gerçekte de onlar ,aynı olguda ,daha düzen-dışı (anarchique),daha az gelişmiş bir biçim sunmaktadırlar.

Bektaşililerde tarikate katılış ,sülük ,bütün gizili cemiyetlerinkinden farklı olmadığı halde ;Aleviler ,boy yaşamını sürdüren cemiyetlerin erginlik törenlerini yansıtırlar .

Bektaşilerde ,tarikate girmeyi isteyen ,uygun bulunursa ,bu imkana sahiptir .Fakat,Kızlbaş-Alevi olmak ,ancak kan bağı ile mümkündür .Hep söylenildiği gibi ,her Alevi bir Bektaşidir ,fakat her Bektaşi bir Alevi değildir : Başka bir deyişle ,Bektaşi olmak için Hacı Bektaş'a inanmış olmak yeter ,fakat Alevi olmak için Alevi doğmak gerekir .

Bektaşilerde tarikate giriş ve manevi yükseliş ,yani sülük ve kemal ile ,Baba, yani tekke sorumlusu olunabilir .Fakat Kızılbaş -Alevilerde Dede ,dinsel bir birimin ruhani başkanı ,meşru olamk için ,soy bağı Ali'ye ulaşan bir ocak'tan (aile,soy)gelmek zorundadır .

Her Kızılbaş -Alevi köy ,bir ocak'a bağlıdır .Bu ocak'tan gelen Dede yılda en az bir kez manevi bağı kapsamına giren köyleri ziyaret etmelidir ''

M.Fikret Oytan ''Bektaşiliğin İçyüzü''adlı ünlü eserinin önsözünde bu faklılığı söyle dile getiriyor ;

''Hadd-i zatinde bunların tuttuğu yolun aslı ,temeli biridi(Aleviler ve Bektaşiler için yapıyor bu tanımlamayı).Bütün itikataleri bir noktada birleşirdi.Aralarında ayrılık gayrılık yaratacak hiç bir sebep de yoktu. Şu kadar var ki, Aleviler kendilerini (Belden gelme ) ocakzade dedelere teslim etmektelerdi.Her ocakzade dedenin ,talibi sırf kendine münhasırdı .Bir dedenin talibine diğer dede karışamazdı. Bektaşilikte öyle değildi.bektaşi babaları gerek evli ,gerkse mücerred olsun ,kendilerini (yoldan gelme ) hak ve icazet sahibi sayarlardı ,herhangi talibe olursa olsun(Muhammed,Ali yolu)nu gösterebilirlerdi.''

Buradaki ''belden gelme '' Alevi dedelerinin soy bagı ile bağlı oldukarını ,''yoldan gelme'' ise bektaşi babalarının eğitimle bu yola girdiklerini gösterir.

Melikoff'un '' Kızılbaş '' konusuyla ilgili yaklaşımı da şöyledir ;

''Bu zamandan başlayarak ,Kızılbaş öğelerle dolan Bektaşilik ,cemaat dışılığa (heterodoxie) kaydı .Böylece Ahmet Yesevi geleneğinden doğan ve kökleri Orta Asya'ya ulaşan bir akım ,Anadolu toprağı üzerinde yanlız cemaat dışı (heterodoxie) değil,aynı zamanda açıkça başkaldırıcı görünecek derecede çığrından çıktı '' (Melikof,Uyur İdik Uyardılar s.162)

Olay merkez-çevre çelişkisidir .Bektaşiler diğer yerleşik unsurlar gibi merkezdedir ,Kızılbaş-Türkmenler ise çevrededir ve göçebedir ,köylüdür .Şelçukluda da Osamnlıda da bu gerçek değişmemeiştir . Merkez-çevre çelişkisi , kavgası Baba İshak ayaklanması ve Çaldıran şavaşı ile doruk noktalara çıkmıştır .Çaldıran'da Bektaşi Yeniçeri ile Kızılbaş-Türkmen birbirini kesmiştir .İkisi de Caferi, ikisi de Bektaşidir fakat burada daha fazla önemli olan etnik birliktelik (Bektaşi devşirme,Kızılbaş Türkmen'dir ) ve merkez-çevre ilişkisidir .

Safevi tarihçisi Rumlu(Sivaslı) Hasan -Ahsenü't Tevarih (Tarihlerin en güzeli ) s.52 adlı eserinde Kızılbaş devletine katılan Türkmen aşiretleri şöyle sırlamaktadır ;

906(1500-1501) Yılının olayları,

...Hakan İskender Şan ( Şah İsmail) Erzincan'ı onurlandırdıktan sonra . Şamlu , Rumlu ,Tekeli , Zülkadir , Afşar , Kaçar ve Varsak Türkmenlerine mesup , müritler ve sufi topluluklarından 7,000 kişi ,Karcadağ sufilerinden Muhammet Bey in evlatalrı ve yandaşları ile ikiyüz kişiyle , Dünayayı koruyan dergahta toplandılar .(Erdebil dergahı )...

Prof.Dr.Faruk Sümer'in söz konusu eserinde ;

''Safevileri kuran ,yöneten ,Anadolu dan destekleyen Türkmen Alevilerinin kimlikleri Bugünki Anadolu Alevilerinin etnik kökeninin Türk oldugunu kanıtlamaya yeterlidir'' der.

Adı geçen eserde yer verilen Alevi -Kızılbaş Oymak-Boy isimleri şöyledir.
Rumlu - Ustacalu -Tekelü-Şanlı-Bozok -Dulkadır-Varsak-Çepni-Turgudlu-Türkmen-Bozcalı-Acırlu-Hınıslu-Çemişkezeklü-Avşar -Kaçar-Sad'lu-Arapgirlı-Alpavut-Bayat-İspirli-Sil Süpür-Baharlı-Çakirlu-
Bayburtlu-Otuzikliu-Karaman.

Selim name A.(III.Ahmet Kitaplığı) 3592. Sayfa 87 a-b de belirtilen Kızılbaş Oymakalrı ; Ustacalu,Mansur,Afşar, Bayburtlu ,Beyatlu,Tekelu,Eraşlu ve Taleşlu ,Türkmen,Çini,Hacılar,Şamlı,Zülkadirli,Arapkirli,Kaçar,Karadağlı,Varsak.

1628 yılında İskender Munsi tarfından verilen listede (O.Efendiyev a.g.m) ,Türk aşiretlerinin sayımı da yapılmıştır ;

Şamlu Aşireti ,Ustaoğlu ,Dulkadir ,Kaçar ,Avşar ,Türkmen ,İspirli,Rumlu ,Karadağlı ,Bayat ,Alpagut,Kazaklı,Gacirli,Bayburtlu ,Şamlulu'lar,Beydili,Abdili,Arapgirli,Nikaz Kabillererine bölünmüştü.

N.Çetinkaya -Kızılbaş Türkler sayfa 395-396 ;

Dede-Baba Bedri Noyan bunların hepsinin Caferi Mezhebınden olduğunu söyler. "Caferi toplulugu Türkiye' de esaslı iki koldur: Esas Babağan (Bekataşiler) ve Dedeğan(Aleviler) dir. Bektaşilerin genel olarak köylerde yaşayan bölümüne Alevi denir" diye ayırır. Halk arasında bunlara KIZILBAŞ da denebilir. Sosyolog Prof.Dr Orhan Türkdoğan Alevi zümreler arasındaki küçük farklılıklara rağmen onları "Türk standart kültürünun temsilcileri" olarak tanımlar.

Bu gün Asya kıtasının bir çok yerinde rastladığımız KIZILBAŞ adıyla anılan zümrelerin hepsi de TÜRK VE TÜRKMEN ASILLIDIR. Anadolu ve Azebaycan' ın dışında büyük çogunlukla İran' da yaşarlar ki, bunlarında büyük ekseriyeti, Safeviler dönemi, Andoludan giden Türkmenlerdır.

Afganistan da bir çok Türk asıllı şiiler olmakla, bunlardan yanlızca Herat' da bir zümre ile Kabil' in bir mahallesini (kızılbaşlar mahallesini) teşkil eden bir zümre kızılbaş adını taşıyor. 1993 Şubat ayında Afganistan' a yaptığımız bir seyahatde bu kızılbaş zümresinin varlığına şahit olmuştuk. Bunları bize anlatan dostumuz "bunlar vakti ile -batı yönünü göstererek- o taraftan gelmişler" diyordu. M. Bain Brich, Dünyada Türkler adlı kitabında şu malumatı verıyor:

"Kızılbaşlar Kabil de yaşar bunlar, Pers işgali sırasında kurulan ve İran Safevi Devletini destekleyen Türk aşiretlerinden alınan askerlerden oluşan garnizonun soyundan gelenlerdir"

Anlaşılan odur ki, bu Anadolu' dan giden Türkmen vatandaş ve soydaşlarımızdır. Yine bunlar gibi Şah İsmail zamanında Özbekistan' a yerlesen bir Kızılbaş zümresi vardır, bunlar TÜRK olarak adlandırılıyorlar, kendileri de kimliklerini TÜRK olarak ifade ediyorlar. Cumhuriyet Gazetesi' nin 28,8,1998 tarihli nüshasında, gazetenin yazarlarından Mustafa BAlbay, Özbekistan seyahatı sırasında tanıştığı Nadir Beg' e "kimler var burda?" diye sorduğunu ve Nadir Beg' in de eliyle yerleştirip gelmiş gibi "şu karşı Amankutanda Kızılbaşlar var " şeklinde cevap verdiğini anlatır....

Bektaşi kimdir ?
Bektaşi ;İmam Cafer mezhebinden ,Hacı Bektaş tarikatından, Türkmen etiği haricinde olan kişi ve gurpların adıdır .Yani Arnavut ,Sırp ,Rum ,Laz,Ermeni vs. etiğinden gelen ve Bektaşi tarikatına girenlere ''Bektaşi'' denir .

Bektaşilik etnik köken belirtmez . Bir tarikattır isteyen herkes Bektaşi olabilir .Bir Bektaşi Babasından ''el almak '' bunun için yeterlidir .
Alevilik ise etnik köken belirtir .Türkmen olmayı bereberinde getirir.Anadoluda kendini Alevi-Kızılbaş olarak niteleyen gurupların tümü Türkmendir .
Aleviliğe girme diye bir uygulama yoktur . Düşkün olur çıkarsın ama eğer bir Alevi -Türkmen anne-babaya sahip değilsen Alevi olamasın .Alevilikte böyle bir uygulama yok .

Alevi-Kızıbaşalar ile Bektaşiler arasındaki farklardan birde ''Musahiplik'' uygulmasıdır .Eski bir Moğul-Türk gelenegi olan ''Anda''lık yani ''Kan kardeşliği '' Türkmen-Alevi inancında''Musahip''lik adı altında yol ve ahiret kardeşliğine dönüşmüştür . Alevi-Kızılbaş uygulamsında olan musahiplik Bektaşilkte yoktur .

Alevi-Kızılbaş Türkmenler kendilerinden olanı ''BİZDEN '' diğer sünni,şaffi,gurupları ''YABANCI '' olarak tanımlarlar .

Alevi-Kızılbaşlar kendi içlerinde ''Kürt Alevi'' veya'' Zaza Alevi'' diye birbirlerini tanımlamazlar ,sadce ''BİZDEN'' tanımlaması vardır . ''BİZDEN'' tanımlmasının içine tüm Alevi-Kızılbaşlar girer. Kürtlük genellikle onlara dışardan yapılan bir tanımlamadır.

Bu tanımlama bile Aleviliğin dışa kapalı bir olgu olduğuna delildir aynı zamanda geçmişten gelen soy birlikteliğini gösterir.
Anadolu'daki iki Türkmen başkaldırsında (Baba İshak ve Safevi olayı ) bu soy bağını etkin bir biçimde görürüz.

Alevilkteki ''DEDE''lik uygulması yine soya dayalıdır .Babadan oğula geçer . Bektaşilikteki karşılığı ''BABA''lık uygulması ise egitim -ögretim ve bir Bektaşi Babasından el almaya .

Bu bağlamda ,her Alevi (Kızılbaş-Türkmen )Bektaşidir ama her Bektaşi Alevi değildir .!!!

''İran Aleviliği (Şia) '' tanımlaması doğru bir tanımlama değildir . İranli şia ile Alevinin tek ortak noktası İmam Cafer mezhebinden ve ehli beyt taraftarı olmaktır .Başka hiç bir ortak yön yoktur . Aleviler şia değildir .

'Boşnak ve Arnavut gibi Türk olmayan Alevi-Bektaşilerin sayısı oldukça azdır. Balkanlar'daki Alevi Bektaşi nüfusun büyük çoğunluğu Türkmendir.''

Alevi ve Bektaşi ayrı ayrı kavramladır iki ayrı gurbu tanımlar bundan dolayı,

''Balkanlar'daki Alevi -Bektaşi nüfusun büyük çoğunluğu Türkmendir'' Doğru bir tanımlama değildir .
Türkmenler sadece Alevi-Kızılbaş olarak adlandırılır.

''Anadolu'daki Alevi nüfus etnik anlamda üç gruptur; Türkmenler, Araplar ve Kürtler.'' tanımlamasıda dogru değildir .

Doğrusu Türkçe konuşan ,Arapça konuşan ,Kurmaç konuşan ,Dimilli konuşan Alevi-Türkmenler olacaktır .

Toplumların etnik kökenini konuştukları dil değil genetik ve kültürler benzerlikleri belirler .Aşiret ve boy bağları incelediği zaman bu dilleri konuşan Türkmenlerin aynı soydan geldileri görülecektir .

Zaten Aleviliği Doğudan Anadoluya gelen Türkler getirmişlerdir .Bitlis Hanlarına mesup oldugunu bildiren Şeref Han ,1585 yılında yazmış oldugu Şerefname adlı yapıtında Karaköse,Muş ,Palu ,Elazığ ,Malatya ,Urfa ve Antep üzerinde çizilecek bir hattın güneyinde kalanların ŞAFFİ KÜRTLER olduğunu ve kuzey ve kuzeybatısında kalanlarında TÜRK OLUP ALEVİLİĞİ benimsediklerini yazar .

Şeref Han ,Şerefname (Kürtlerin Tarihi ) adlı eserinde (Hasat yayınları s.189) ;
''...Öte yandan Çemişkezek hükümdarlarının adları da ,onların Türklerin çocukalrından ve torunalrından oldukarını kanıtlar ;çünki hiç bir vesileyle Arap ve Kürt adalarıyla ilgisi yoktur ;Arap ve Kürt adlarıyla hiç de benzemez.'' der.

Şeref Han ,Alevileri 'Kürt ' olarak kabul etmez .Dersim beylerinin de 'Turani' soydan oldukarını idda eder.

Tarihsel süreçte hiç bir tane Kürt veya Zaza etiğinden gelen Alevi -Kızılbaş önderi yoktur .

Tarihi hiç bir belgede Caferi mezhebini benimseyen ,Hacı Bektaş tarikatına giren ve Kızılbaş Safevi siyaseti güden Kürt -Zaza gurplardan bahsedilmez .

Bu gün Kürt olarak tanımlanan hiç bir Alevi aşiretin İran ,Irak ,Suriye veya Rusya'da kolları akrabaları yoktur . Şaffi Kürt aşiretler aynı aşiret adlarıyla bu ülklerde dagınık olarak yaşarlar .

Hilafetçi-Kürtçü bir ayaklanma olan ''Şıh Sait '' ayaklanmasına Dersim Aşiretleri destek vermemiş hatta devlet tarfında ''milis ''olarak şaffi-sünni Kürtlere karşı savaşmışladır .

Kürtlük Dersim'e 1970 'lerde gelen bir siyasi tanımlamamdır,etnik gerçekleri göstermez . 1960-1980 arası Dersim'de gelişen siyasi oluşmlar ve Kürtçü propaganda sonucu bazı siyasi Dersimliler atalarının söylediklerine inat kendilerini ''Kürt ''olarak yeniden tanımlamışladır . Bugün ise (1990 'lardan sonra) batından gelen yine ''siyasi'' bir dayatmayla kendilerini ''ZAZA ''olarak yeniden tanımlamaktadırlar . Bu kadar kısa sürede etnik olarak bir değişim olmayacağına göre değişim sadce siyasidir . Örnek verecek olursak ;Zazacı propagandist ''Seyfi Cengiz '' Türkiye'de Kürt olduğunu ,Almanya'da Zaza olduğunu savunacak kadar kendisi ile çelişki içindendir .Siyaset batağına bulaşmamış Dersim'in yaşlı çınarlarına göre de Dersimliler ''Horasan'dan gelen Türkmenler''dir .

Uluslararası ''Kürtler Uzmanı '' Martin Van Burinessen (Kürtler,Kreyenbroek-Sperl cep yay.s.51) bir makalesinde şu tanımlamayı yapmaktadır ;

'' Çok sayıda genç Türk Alevi için bir ölçüde farklı bir durum söz konusudur.Bunlar 1970'lerde siyasal sempati nedeniyle kendilerini KÜRT olarak yeniden tanımlamışladır .Bu değişim kolayca yapılabilmektedir,çünkü Türkçe,Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler arasında evlilik yoluyla karışma görece yaygındır ve bunlar günlük hayatta genellikle Türkçe konuşurlar''.

M.V.Burinessen'in tespitlerine katılmamak mümkün değil,çünki bu günlerde o Kürtler ,Zaza oldular.

Dersimli bir Alevi kesinlikle Sünni-Şaffi bir Kürt veya Zaza ile kan bağı oluşturmaz yani evlilik yapmaz. Kan bağı kurduğu tek kesim yine ''Bizden ''kapsamına giren ''Kızılbaş -Türkmenlerdir ''.

Dersimli kendini ALEVİ olarak tanımlar . Kürt veya Zaza olarak tanımlamaz .

Sünni -Şaffi Kürt ve Zaza gurplarla , Dersimli Alevi aşiretler arsında dil,din,kültür,soy veya kan bağı yoktur.
Bunlar tamamamen faklı iki guruptur .

Bir çok Alevi ozan eserlerinde hangi etnikten oldukarını belirtirler ;
Pir Sultan Abdal'' Kalktı göç eyledi Türkmen elleri '' , Ozan Nesimi''Türk evine gelesin hem çü NESİMİ olasın'' ,Dadaloğlu ''Biner dövüşürüm der Türkmenoğlu'' vs... örnekleri çoğaltmak mümkündür .

Alevilkteki İslam dışı uygulamalar Orta-Asya göçebe Oğuz- Türkmen kültürünün izleridir .Göçebe ve dış evliliğe kapalı olarak uzun yıllar Anadoluda yaşayan Aleviler Genetik ve Kültürel özelliklerini korumuşlardır .

Saygılarımla ,

Boz Atlı Hızır yardımcınız olsun !

Altuğ Öztürk

Yorumlar

Ya birader sen bu Turk'luk Kurtluk olayina fazla takmissin.
Aleviligin mantiginda milletler yoktur. Onun icin yetmis-iki millet birdir.
Bu yuzdendirki Feodal donemin esitlikci toplum anlayisidir.
Bu yuzden Sakizli Rum Gemicilerde, Turkmenelerde .... ayni dava icin mucadele etmislerdir.

vallaha sana ne diyem zirfalik kafatasci bir mantikla yazdigin bu yazi alavilik adina yazilmasina üzüldüm ok alevileri irnai bir zümre olarak kabul etmis olsaydin biraz mantiklida illahki zorla türklestiriemn biraz komik olmus sanki alevi olamk icin türkmen yada türk olman mecburi be kuzum biz 72 milete bir bakriz icimizde rum ermeni kürt türk zaza vb uluslara mensup etnik kökene bagli alevi halki var sen ne sacmaliyorsun sana diyecegim kendsini alevi türkemn olarak nitlendir ona bir sey demiyorum ama biz ler adina konusma ben bir kürt ulusu mensbu oalrak alevi felesefsine inanan biriyim ebu vefalarin cocuklariyiz baba isakalrin seyh bedretinlerin pir sultanlarin cocuklariyiz kavalarin ferdunlarin torunlariyiz bize gölge etme baska ihsan istemiyiz olgulari tek tarfli kafatsi yazarlarla ve kemslist yazarlari ornek vererek carpitaman dogru degil sana son diyecegim hadi ordan hosttt turkmen aleviysen hadini bil biz senin turkemenligine saygi gosterek sende bizim kürtlügümüze zazaligimiza irnaligimiza aleviligimize saygi goster yoksa sanada saygi gostermyiiz analdinmi dostum analdinmi can

Lütfen belge ve bilgi ile konuşun .Zaza ve Kürt milliyetcisi ağızlarla saldırmayın . Ortaya koyduğum gerçeklerin hangisi yanlış onu söyleyin de taratışalım .Şerefhan ,Kemalist mi ? mantıklı bir şeyler söyleyin sayın beyni Kürtçülükle Zazacılıkla yıkanmaış Alevi kardeşlerim Aleviden Kürt veya Zaza olmaz ! Alevilik bir Türkmen İnanaç sistemidir

Konuşulan dil etnik köken belirlemez .

Her şekilde iddalrınızı çürütürüm ,Seyfi Cengizl'er,İbrahim Beşikçi'ler bu işlerde para karşılığı kalem oynatan kişiler . Sorduğum sorulara hiç birisnden cevap almadım ...

Lütfen belge ve bilgi ile konuşun .Zaza ve Kürt milliyetcisi ağızlarla saldırmayın . Ortaya koyduğum gerçeklerin hangisi yanlış onu söyleyin de taratışalım .Şerefhan ,Kemalist mi ? mantıklı bir şeyler söyleyin sayın beyni Kürtçülükle Zazacılıkla yıkanmaış Alevi kardeşlerim Aleviden Kürt veya Zaza olmaz ! Alevilik bir Türkmen İnanaç sistemidir

Konuşulan dil etnik köken belirlemez .

Her şekilde iddalrınızı çürütürüm ,Seyfi Cengizl'er,İbrahim Beşikçi'ler bu işlerde para karşılığı kalem oynatan kişiler . Sorduğum sorulara hiç birisnden cevap almadım ...

Aleviliği öyle bir anlatmışsın bir de okurken ellerimizi köpek işaretine soksak yeridir..

şimdi sana bir şey sorucam..aleviliği araştırmışsın ancak yaptığın araştırma sadece şeriat kapısında.. nerde senin tarikatın, marifetin, hakikatın..?

bunu da boşverelim. yaptığım türk şövenizmi yazılarına derinden girmiş.. dedelik kavramını kafadan bir şeyler olarak açıklamışsın ve soya bağlı olduğunu söyleyerk kendşi tuzağına kendin düşmüşsün.. evet alevilikte dedelik soya bağlıdır. ve bu soy İmam Ali şahların şahına dayanır. yani buradan çıkan sonuç nedir. alevi dedeleri ne türkmen ne de türktür.. Alevi dedelerinin kökeni araptır. Mürşitlerin icazetnameleri buna bir belgedir.Hacı bektaş-ı veli baba Değildir.Kendisi Seyit soyundan gelmektedir. ve kökeni horasan olmakla beraber yine imam aliye dayanarak arap etniğine dahildir.Demişsin ki arnavutlukta da var alevi ama yani şimdi türkmen aleviler çok olduğu için arnavut alevileri pek konuşmayalım tezimiz suya düşer şeklinde kapalı bir ifaden var.. açıkça söylemek gerekirse tamamen şövenizm kokan, nazargahı açıklamış, seyrangahı dikenlerle sarılmış şöven bir kişilik karşımızda duruyor.. sana bir şey söyleyeyim 70 li yıllarda Türk şövenleri aleviliği sahiplenmeye kaltılar ama yapamadılar... yapamayınca hırlarını çıkarmak için maraşta kadınları, çocukları yaktılar.. yaptığın iş boşa çıkar. bugün arnavut aleviler arnavutça gülbank veriyor, ali'yi tanıyor. Kürtler kürtçe samaha duruyor ama ortak bir şey var Ehlibeyte olan bağlılık devam ediyor... bak unuttuğun bir şey var bir de türk olmayan Abdal aleviler vardır. Mesela bir sultan Abdal'dı.. bunun ne demek olduğunu biliyor musun...bilsen de bilmezlikten gelirsin... sana bir şeyleri anlatmak çok güç çünkü kalbini tarikat abdesti ile mühürleyeceğine şeriatın suyu ile doldurmuşsun..

'şeriat oğlanlar nicedir yol keser bana. hakikat denizinde bahri oldum yüzerim'

Yezidlik sinmiş kalpler onarıla...Ali güruh-u naciyi göz ede..

Aleviliği öyle bir anlatmışsın bir de okurken ellerimizi köpek işaretine soksak yeridir..

şimdi sana bir şey sorucam..aleviliği araştırmışsın ancak yaptığın araştırma sadece şeriat kapısında.. nerde senin tarikatın, marifetin, hakikatın..?

bunu da boşverelim. yaptığım türk şövenizmi yazılarına derinden girmiş.. dedelik kavramını kafadan bir şeyler olarak açıklamışsın ve soya bağlı olduğunu söyleyerk kendşi tuzağına kendin düşmüşsün.. evet alevilikte dedelik soya bağlıdır. ve bu soy İmam Ali şahların şahına dayanır. yani buradan çıkan sonuç nedir. alevi dedeleri ne türkmen ne de türktür.. Alevi dedelerinin kökeni araptır. Mürşitlerin icazetnameleri buna bir belgedir.Hacı bektaş-ı veli baba Değildir.Kendisi Seyit soyundan gelmektedir. ve kökeni horasan olmakla beraber yine imam aliye dayanarak arap etniğine dahildir.Demişsin ki arnavutlukta da var alevi ama yani şimdi türkmen aleviler çok olduğu için arnavut alevileri pek konuşmayalım tezimiz suya düşer şeklinde kapalı bir ifaden var.. açıkça söylemek gerekirse tamamen şövenizm kokan, nazargahı açıklamış, seyrangahı dikenlerle sarılmış şöven bir kişilik karşımızda duruyor.. sana bir şey söyleyeyim 70 li yıllarda Türk şövenleri aleviliği sahiplenmeye kaltılar ama yapamadılar... yapamayınca hırlarını çıkarmak için maraşta kadınları, çocukları yaktılar.. yaptığın iş boşa çıkar. bugün arnavut aleviler arnavutça gülbank veriyor, ali'yi tanıyor. Kürtler kürtçe samaha duruyor ama ortak bir şey var Ehlibeyte olan bağlılık devam ediyor... bak unuttuğun bir şey var bir de türk olmayan Abdal aleviler vardır. Mesela bir sultan Abdal'dı.. bunun ne demek olduğunu biliyor musun...bilsen de bilmezlikten gelirsin... sana bir şeyleri anlatmak çok güç çünkü kalbini tarikat abdesti ile mühürleyeceğine şeriatın suyu ile doldurmuşsun..

'şeriat oğlanlar nicedir yol keser bana. hakikat denizinde bahri oldum yüzerim'

Yezidlik sinmiş kalpler onarıla...Ali güruh-u naciyi göz ede..

soruduğun soruların cevapları.

http://t-k-p.org/alevilik/kitap_intro.htm

1 HÜNKARIN ARAPLIĞI KONUSUNDA CEVABINI SAYIN KAYGUZUS'UN VERDİĞİ ADRESTEN ALABİLİRİSİN

2 ALEVİLİKLE BEKTAŞILİĞİN ARSINDAKİ FARKALRI ANLATTIM AMA DEMEKKİ ANLAMAMIŞIN IZ VEYA İŞİNİZE GELMİYOR TEKARAR EDİYORUM ARNAVUTALR ALEVİ DEĞİL BEKTAŞİDİR ALEVİ KELİMESİ ANADOLUDA KIZLBAŞ-TÜRKMEN İ TANIMALAR

ARNAVUTLAR ALEVİ DEĞİL BEKTAŞİDİR VE ARNAVUTLUK HALKININ ÇOĞU BEKTAŞİDİR

3 ESKİ KAYNAKLAR KÜRTÇE KONUŞAN ALEVİLERİN CEM TÖRENLERİNDE TÜRKÇE İBADET ETTİKLERİNİ AKTARIYORLAR

4 TÜRK OLMAYAN ''ABDAL ALEVİLER '' KİMLER NERLERDE YAŞARLAR ? KİM BU ''BİR SULTAN '' AÇIKLA ?

5 TÜRKİSTANA SIĞINAN EHLİBEYET MESUPALRI TÜRKLERİN İÇİNDE ERMİŞLER VE TÜRKLEŞMİŞLERDİR 3-5 ARAP KÖKENLİ EHLİ BEYET MESUBU KOCA TÜRKİSTANI ETNİK OLARAK ARAP YAPMAYA YETMEZ

HALA BELGE BEKLİYORUM BİR DE SON ZAMNALRDA MODA OLDUĞU GİBİ ZAZA MISNIZ KÜRTMÜSÜNÜZ ? HANGİ ALEVİ KÜRT AŞİRETİNDENSİZNİZ MERAK ETTİM ?

BOZ ATLI HIZIR YARDIMCINIZ OLSUN

ALTUĞ ÖZTÜRK

Belgemiz Laç Deresini kana boyayan Alevi katillerinin yaptıklarıdır
İlk öncelikle şunu belirteyim..Abdal’ın kim olduğunu bir imla hatası yüzünden anlamamak istemen garibimize gitmiştir. Pir Sultan Abdal..abdallar akdeniz ve içanadolu bölgesinde yaşayan esmer tenli Romen vatandaşlar ile aynı ırk grubundan gelen bir toplumdur. Kırşehirde bir çok köyleri bulunmaktadır..Araştır öğrenirsin.Hünkarın’ın Arap etniğine dahil olduğunu ancak türk Şövenizmi içinde kaybolduğunu kabul ediyorsun.Buna gönlümüzden sevindik.

3 ESKİ KAYNAKLAR KÜRTÇE KONUŞAN ALEVİLERİN CEM TÖRENLERİNDE TÜRKÇE İBADET ETTİKLERİNİ AKTARIYORLAR

Büyük harfle yazmak mektup formatında bağırmak olarak kabul ediliyor.Celallenmeden yazınız..Şimdi sorunuzu yanıtlıyorum.Dediğiniz doğru.ama sebebini belirteyim.Dersimdeki kökeni arap olmuş ancak türk şövenizmi içinde eritilmiş mürşitler horasandan türkçeyi yanlarında taşımışlardır. Ancak durum Ali Şer ve Seyit Rıza’nın konuyu ele alışı ile değiştirilmiş ve halkın dili olan KÜRTÇE’nin ZAZAKİ lehçesi kullanılmaya başlanmıştır.Bugün bir çok köyde Cemm ayinlerinde Kürtçe kullanılır.Kürtçe Gülbanglar verilir.

HALA BELGE BEKLİYORUM BİR DE SON ZAMNALRDA MODA OLDUĞU GİBİ ZAZA MISNIZ KÜRTMÜSÜNÜZ ? HANGİ ALEVİ KÜRT AŞİRETİNDENSİZNİZ MERAK ETTİM ?

Belgelerimiz sünnilerin ve Türk şövenlerinin yazdıklarından uzak ve sizin kelimeleriniz gibi oyun içermemektedir.Hangi Alevi Kürt aşiretinden olduğu sormuşsunuz..Aşiret olarak tabir etmek yanlış olur.Hacı Bektaş ocağı nasıl bir ocak ise ben de Kureyşan ocağındanım. Hacı Bektaş osmanlının desteği ile Dersime yolunu yaymak için dervişlerini yolladığında onları geri yollayan OCAK...

Xızır sana yardım etsin..Her Cuma gecesi uyandırdığımız binlerce çerağ senin gibileri, yani katillerine kucak açanları aydınlatsın..

Jiyan Kureyşan

Alevilik, Türklerin Islamiyeti humanist bir açıdan yorumlası ve eski Türk ibadet ve geleneklerinide
buna göre uyarlamasıdır. Günümüzde Aleviliği kabullenmiş ve Türk kökenli olmayan diğer Anadolu toplulukların olması da bir zenginliktir. Onlarıda sevgi ile kucaklıyoruz. Lütfen tartışmayı değişik boyutlara çekmeden özüne sadık kalarak yorumlayın.

Son olarak şu uyarıyıda yapmadan edemiyeceğim.
Türkiye ve Ortadoğu üzerine emelleri olan AB ve diğer emperyalist devleterin oyunlarına karşı dikkatli olmalıyız. Emperyalistelerden dost olmaz.

SAYIN DEDE

ÖNCELİKLE BÜYÜK KARAKTERDE YAZAMAM BAGIRMAK DEĞİL FARKLI GÖRÜNMEK İÇİNDİR . KIZGINLIK VEYA BAGRIMA OLARAK ALGILAMAYIN LÜTFEN !

DEDE SOYLU OLDUĞUNUZU SÖYLÜYORSUNUZ ,BİR ALEVİ OLARAK TABİKİ SAYGI DUYMAK DURMUNDAYIZ .

FAKAT BU FİKİR TARTIŞMASI YAPMAMAIZA ENGEL DEĞİLDİR . BENİ ANLAMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORSUNUZ . ÇÜNKİ KÜRT MİLLİYEÇİSİ FİKİRLERE SAHİPSİNİZ YANİ ''KÜRTÇÜSÜNÜZ'' BEN ALEVİLERİN TÜRKMEN -TÜRK OLDUKARINI SÖYLÜYORUM ALEVİLER ''TÜRKÇÜDÜR '' DEMİYORUM SİZ NASIL TÜRKMEN ETİĞİNDEN GELİP ALEVİ -KIZLBAŞ OLUP ''KÜRTÇÜ'' OLUYORSANIZ ''TÜRKÇÜ ''OLMAK İÇİNDE TÜRK OLMAK GERKMEZ .

KÜRT ,TÜRK ,ZAZA ETNİK
KÜRTÇÜ,TÜRKÇÜ,ZAZACI SİYASİ KAVRAMLARDIR ... İKİSİ AYNI ŞEY DEĞİLDİR .

GELELİM PİR SULTAN ABDALI ESMER ROMEN ETİĞİNE BAGLAMANIZ A KAYNAGINIZ BELGENİZ BİLGİNİZ NEDNİR NEYE DAYANARAK KONUŞUYORSUNUZ ? YOKSA BEN YAPTIM OLDU TARZINDA BİR DERSİMLİ CAHİL UKALALIĞIMI ?
BU TARZ AYNEN ÇORUMU TÜRK FAKAT KÜRTÇÜ TAKILAN SAYIN İSAMİL BEŞİKÇİ NİN TARZINA BENZİYOR . KAYNAK YOK BELGE YOK SADECE LAF SALATASI .

PİR SULTAN OCAKZADE BİR SEYYİTİR .PİR LİK ORADAN GELİR TÜRKMEN OLDUĞUDA YAZDIKARINDAN KÖYÜNDEN BELLİDİR . AYRICA ABDAL AŞİRETİ İLE BİR İLGİSİ DE YOKTUR YİNE TEKRAR AYRICA ÇİNGENELLER ROMEN DEĞİL HİND-EROPAN KÖKENLİDİRLER . BİLMEDİĞİN KONULARDA FAZLA FİKİR BEYAN EDEİP REZİL OLMA .

DERSİMLİ ALEVİ TÜRKMENLERİN KONUŞTUĞU DİL KÜRTÇE DEĞİLDİR ! KOÇGRİ AŞİRETİ ŞEYH HASAN AŞİRETİNİN BİR KOUDUR DERSİMDEKİ ŞEYH HASNLILAR DİMİLLİ ZARA DAKİ KOÇGİRLİLER KURMANÇ KONUŞURLAR . BALABAN AŞİRETİ İSE TÜRKMEN BEYDİLİ AŞİRETİNİN BİR OBASIDIR MALATYADA TÜKÇE ,DERSİMDE DİMİLLİ ERZİNCANDA KURMANÇ KONUŞURLAR . DERSİM DE BİR DİL BİRLİĞİ YOKTUR AYNI AŞİRET ÜÇ FARKLI DİL KONUŞUR BU AŞİRETLERİNDE KİM OLDUKARI VE NERDEN GELDİKLERİ SELÇUKLU VE OSAMNLI BELGELERİNDE KAYITLIDIR ... ÖZELLİKLE SAFEVİ OLAYNIN BAŞLANGICINDAN İTİBAREN 15. YYIN BAŞI KIZLBAŞ TÜRKMENLER EVLERİNDEKİ TAVUGA KADAR KAYITLIDIR . BİR ÇOK AŞİRET ERDEBİL DERGANHINA GİTMİŞ GERİ GELMİŞ BAZILARIDA ORDA KALIMŞ BAZIALRIDA YOLDA KONAKLAMIŞLARDIR

Muhammet Arapti, Dersimli, Horasan`in öz Türküdür (Nasit Hakki)
“... Şayet hükümet hizmet ve sadakatimizden şüphe ederse âbâ vü ecdâdımızın eskiden Yukarı Türkistan, Horasan vilayetine bütün mensubini aşiretimizle hicret etmeğe himmet buyursun...” Seyit RIZA (1938 Dersim Olayı Öncesi)
O günlerde Mustafa Kemal’in asıl yanında olanlar, Doğu’daki aşiret reisleriyle alevi vatandaşlardı. İLK mecliste Dersim (Tunceli’li) İKİ aşiret reisi Diyap Ağa ve Mustafa Ağa Sakarya muhaberesi öncesi meclisin Ankara’dan Kayseri’ye taşınmasını teklif eden erkanı harbiye reisi (genel kurmay başkanı) Fevzi Çakmak Paşa’ya karşı çıkmışlar: Biz buraya geri çekilmek için değil, düşmanı kovmaya geldik. Ölürüz de bir tek geri adım atmayız- demişler, ellerinde kazmalar, Meclis’in çevresinde siper kazmaya başlamışlardı. Cemal Kutay

Kureyşan Ocağı Horasan'dan gele­rek Anadolu'ya yerleşen On iki oyma­ğın bağlı olduğu bir ocaktır. Henüz ke­sin bir bilgi bulunmamakla birlikte güç­lü bir sözlü geleneğe bağlı, olan ocak­larla ilgili bilgilere dayanarak söylemeli gerekir ki "dikme " adı verilen ve son­radan bazı oymakların da bu ocağa bağlanmışlardır. Elimizdeki belgeler Kureyşan Ocağının dağıldığı alanları: Tunceli, Erzincan, Malatya, Adana, Ga­ziantep, Adıyaman, Muş, Varto, Anka­ra, Konya ve Urfa olarak göstermektedir. Gerek Tunceli, gerek Adıyaman ve gerekse Erzincan yöresinin dedeleri ve yaşlılarının verdiği bilgiler: Halep, Rak­ka, Amasya, Tokat, Çanakkale, Edir­ne'de de bu ocağın ileri bağlılarının bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Kureyşan ocağı Anadolu'da hakkın­da belge bulunan en eski ocaklardan biri olmakla kalmamakta üzerinde bir ocak kimliği ile araştırma yapılmış ocaklardan biri olarak da dikkat çek­mektedir. Kureyşan isminin ise ocağa adını veren Hacı Kureyş'ten geldiği Ku­reyş kelimesinin ise "Koreyşan/ Horey­san/" kelimesinin halk dilinde aldığı biçimlenmeden kaynaklandığı değişik kaynaklar tarafından ifade edilmekte­dir.
Kureyşan Ocağı üzerinde yapılan ilk ciddi çalışma Mehmet Şerif Fırat'ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi isimli kita­bında yer almaktadır. Kitapta Varto'da Kureyşan ocağı üzerine elde edilmiş bir belgeden söz edilmekte ve bu belgeyi açarak okuduklarını belirttikten sonra Kureyşan Ocağına bağlı on iki oymağın isimlerini sıralamaktadır. Belgenin Ala­addin Keykubat Dönemi'nde ceylan derisine hazırlanmış bir belge olduğu da yine bu kaynakta nakledilmektedir.
Daha sonra aynı belgeyi araştırmak üzere bölgeye giden araştırmacı yazar Nejat Birdoğan da belgenin kendisinin ve sekiz kişinin bulunduğu bir ortamda yeniden açılarak okunduğunu belirttik­ten sonra bu on iki oymağın isimleri­ni tıpkı Şerif Fırat gibi sayarak belgenin Alaaddin Keykubat tarafından onaylan­dığını daha sonra sırası ile Osmanlı pa­dişahları tarafından da belirli dönem­lerde tasdik edildiğini söylemektedir.

Kürtçe ya da Zazaca konuşan yaşlı Aleviler ısrarla ama ısrarla kendilerinin Türk olduğunu vurgularken son yıllarda siyasi-ideolojik olarak Kürt siyasi hareketinin etkisinde kalan gençler ise Kürt olduğunu söylüyor. Ne yazık ki tarihin ve toprağın sesi gençler değil, yaşlılar olabilir. Aksi halde Elazığ-Bayındır Köyü’nden Muharrem Ercan Dede’nin şu dediğini nasıl yorumlayacağız. Muharrem Ercan Dede’in Köyü’nün adı Oğuz Türkmenler’in Bayındır Boyu’na ait. Kendi Sinemilli Ocağı dedesidir. Muharrem Dede diyor ki; Ben Elazığ’da büyüdüm, babam dedem bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezdi. Ben de bilmem. Biz Türküz, Türkçe konuşuruz. Amca çocuklarımız Erzincan’da İbrahim Dedeler onlar da bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezler. Bunu Erzincan, Elazığ, Malatya çevresindeki herkes bilir. Ama diğer amca çocuklarımız Elbistan-Kantarma taraflarına çok eskiden gitmişler ve bir kısmı Kürtçe öğrenmişler. Tunceli’deki akrabalarımızdan Zazaca konuşanlar var. Hepimiz aynı ocaktayız. Akrabayız.(17)
16. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji, s. 293 İstanbul, 1997.
17. Muharrem Ercan Dede, Karacaahmet Dergahı Başkanı, Sinemilli Ocağı dedesi, (kaynak kişi)

Çok sonraları ,(1837'de) Güneydoğu Anadolu'ya giden Moltke
Rişvan* boylarıyla ilgilenmiş ve değerli notlar bırakmıştır .
Eserinde özetle şunlar yazıyor ;''Pazarcık ovasında üç Türkmen kabilesi Atmalı ,Sineminili ,Kılçlar konaklamıştı .Bu üç kabile 2000 çadırda oturuyordu .Reşit Paşa ,nufuzlu beylerin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler'de hükümete karşı bağlılıklarını duyurdular .400 kese (20 bin florin ) salyane ödüyorlardı .Kılıçlı kabilesinin 600 atlısı var .Hepisi de iyi savaşçı .......Demiruçlu ve bunun altında devekuşu tüyünden yuvarlak bir top bulunana bambu kamışlardan birer kargı taşıyorlar ......Atları da mükemmel.Bizi misafir eden Sineminili ağası, tıpkı ötekileri gibi kıl bir çadırda oturuyordu.Kabileler daima ormana yakın konaklıyorlar ve şidetli kışları ,bol odun sayesinde atlatabiliyorlar. Ağanın idaresi ataerkil sistemde .Hiç bir tarafta , iktidar ve hakimiyetten eser yok .....Oysa bu adam ,500 ailenin reisidir .Hükümlerinin teymizi mümkün değildir .Birisinin şuçluluğuna hükmederse onu idama mahkum edebilir .''
(Moltke ,Türkiye Mektupları ,s 156 )
Kösepaşa Hanedanı/ Necdet Sakaoğlu s.36 yurt yayınları . Aktaran TNT
*Rişvanlar ;Güney'den kuzeybatıya dogru ,her yıl ilkbaharda hareket eden göçebe Türkmenler için kullnılan genel ad.

KÜRTÇE GÜLBANKALR SON YY IN ESERİDİR O DA KÜRTÇÜLÜK PROPAGANDASI SONUCU OLUŞMUŞ BİR OLGUDUR .

ŞAFFİ-SÜNNİ KÜRTLE DERSİMLİ ALEVİNİN HİÇ BİR ORTAK YÖNÜ YOKTUR SEYYİT RIZANIN KESTİĞİ ETİ BİLE YEMEYEN ŞIH SAİT VE ŞAFFİ-SÜNNİ TAYFASININ HİÇ BİR KONUDA BİR BİRLİKTELİĞİ YOKTUR

SEYİT RIZANIN DAVASI ALEVİLİK,HAK HUKUK DEĞİL KENDİ FEODAL DÜZENİNİ SAVUNMA DAVASIDIR AYAKALNMASINA DERSİM AŞİRETLERİNİN %80 İ DESTEK VERMEMİŞTİR
NE GARİPTİRKİ HER SEÇİMDE DERDİMDE ATATÜRKÜN PARTSİ CHP 1. PARTİ OLARAK ÇIKAR
NE KADAR ANLAMALI DEĞİL Mİ ?

YAMANMAYA ÇALIŞTIĞINIZ ŞAFFİ-SÜNNİ KÜRTLER ALEVİYİ İNSAN OLARAK BİLE GÖRMEZLER !

SAFEVİ KÜRT İLİŞKİLERİNE GELİNCE OSAMNLI İLE SAFEVİN ARASINI BOZAN HER GÜN PARA VE ÇIKAR İÇİN YÖN DEĞİŞTİREN KÜRTLERDİR VE OSAMNLIYI DESTEKLEMİŞLER KIZLBAŞ TÜRKMEN KATLİMALRINDA BAYRAKTARLIK YAPMIŞLADIR . YAVUZ DA BUNUN KARŞILIGINDA DOGU ANADOLUYU TAMAMANEN KÜRT BEYLERİNE BIRAKMIŞTIR O GÜNE KADAR O BÖLGEDED KESİN BİR TÜKMEN HAKİMİYETİ VARDIR DİYARBAKIRI BİLE SAFVEİNİN ATRADIĞI TÜRKMEN BİR BEY YÖENETMEKTEDİR

SAFVEİ TARİHÇİSİ RUMLU (Sivas lı ) HASAN KÜRT -SAFVEİ İLİŞKİLERİNİ ŞÖYLE BELGELEMEKTEDİR

1---912-(1506-7) YILININ OLAYLARI

Hakan İskender Şan ( Şah İsmail) Bu yıl Hoy da Kışladı .Büyük emirlerini,Kürt Sarım 'ın üzerine yolladı .Zafere sığınmış ordu ,o yolunu yitirmiş gurubun ülkesine varınca ,Kürt'ler gök gibi yüksek daglara sığındılar. Gaziler onların memleketini yağmaladılar ve o imansızların çoğunu öldürdüler .

Bu sıralarda Sarım'ın çatışmaya hazırlandığını ve bu amaçla dagın eteğinde bulunduğnu öğrendiler .Zaferi ilke edinmiş askerler o işe yaramazı defetmeye yöneldiler .Kürtlerde şavaş amaçlı adımlarını ileriye atınca aralarında çetin bir savaş ceyran etti .Her tarftanda çok sayıda insan öldürüldü.Ünlü Emirlerden Şamlu Abdi Bey ve Tekeli Mühürdar Sarı Ali de öldürülenler arasındaydılar .Bayram Bey Karamanlu ve Hulefa bey Padişah ordusuna döndüler .

Rumlu Hasan / Ahsenü't Tevarih (Traihlerin en Güzeli ) ŞAH İSAMİL TARİHİ
Ardıç Yanınları sayfa .111

2----Han Muhammed Ustacalu ve Sarıkaptan Zülkadir arasındaki Savaş

Han Muhamammed ,padişah orudusundan ayrılılp ,Kara Hamit e yöneldi .Oranın egemeni Emir Bey Musullu nun kardeşi Gaytemiz bey karşı geldi ve şehri teslım etemedi..Bu nedenele yiğit gaziler ,çölde kışladılar. Diyarbakır kürtleri ,ordunun dör tbir yanına saldırıp ,tek tek yakaladıklarını öldürüyorlardı .Gıda stoku yok denecek kadar azalmıştı .Gıda stokunun tükenmekte olduğunu ögrenen Han Muhammed ,Kürtler in kışlasına yöneldi ,fakat Kürtlerin bulunduğu yere ulaşmanın ve onları elegeçirmenin zor olduğunu görünce ,(bir savaş hilesine başvurdu ) onlardan kaçmaya başladı . Kürtler de kendisini izlediler . Düzlüğe geldiğinde ,Muhammed Han ,can yakan bir şimşek gibi,onlara çarptı.Kürtler den bir bir çoğunu öldürdü ve yaraladı .Kürtler de kılınç ve süngulerle kıyamet gibi etkin ordudan bazılarını öldürdüler .Sonunda fetih ve zaferin esintısi Muhammed Han dan yana oldu ve Kürtler kaçtılar . Gaziler onları izlediler ve yaklaşık yedibin kişiyi öldürdüler .Onların bölgesınden çok miktarda ganimet ve yıyecek elegeçiren gaziler daha sonra ordularına döndüler .

3--Yavuz Selim Alevi-Kızlbaşların mal ve mülklerini Sünni ve Şaffi Kürtlere dağıtıyor --Şerfneme/ŞEREFHAN

Selim'in Çaldıran savaşından sonra Diyarbakır'ı alması üzerine ,Süphan Bey de zorlu güçleriyle Çabakçur 'u Aykutoğlu'nun elinden ,Akçakale'yi deMansur Bey in elinden aldı . Bunlardan başka ,Zak ve Menşkurt bucaklarını da Kızılbaş Kadir bey in elinden aldı . Bütün bunlardan sonra iki kardeş ,ili kendi aralarında bölüştüler .Çabakçur ve ona bağlı yerler Süphan bey in ,ildeki diğer kalelerde Sultan Ahmet bey in payına düştü . (...) Cimşit bey , Sultan Selim Han 'ın tahtına bağlılık ve saygılarını bildiren Kürdistan beyleri arsında kendisi de bulunduğu için ,Sultan kenisine Palo ilini alması için değerli yardımlarda bulundu .Palo'nun o zamanki yöneticisi ise Türkmen Arapşah adında birisiydi .Cimşit bey bu görevi yerıne getirdi ve özel güçleri ile bu Kızılbaş topluluğuna karşı defalarca savaştı .

Kaynak : Şerefname/Şerefhan ( çev.M.E.Bozarslan ) ant. yay. C.I. s.211,287

Rumlu Hasan / Ahsenü't Tevarih (Tarihlerin en Güzeli ) ŞAH İSMAİL TARİHİ
Ardıç Yanınları sayfa .117

4----Bıyıklı Mehmed Paşa'nın ,Karahanın başı ile beraber Sultan Selim'e Fetih (zafer )bildirisidir.

Kulunuzun Yükesek katınıza arzıdır .

Halen Allahın yardımı ,peygamberin mucizeleri ve dört büyüklerin (Ebubekir-Ömer-Osman-Ali) öcünü almak için siz padişahımzın hayır duaları ile Amid 'den çıktık .Bütün Kürdistan beyleri ile aynı şeyi arzulayıp aynı şekilde düşünerek toplanıp tedbir aldık .Düşamanı def etmek üzere Bedra Ya gittiğimiz sırada Fermanınız üzere Karaman beylerbeyi Hüsrev Paşa .........

Haydar Çelebi /RUZNAMESİ Tercuman yaınları sayfa 119.

Not :Bu eser Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran ve Mısır seferlerinin günlüğüdür .Butun olayalr kronlojık olarak gün tarıh ve yer ismleri belirtılerek kaydedilmiştir

5--Şark Kürd beylerine yazılan Çaldıran fetihanamesidir .

Emirlerin iftiharlısı ,büyüklerin ,Allah ın esirgeleyiciliğini kazanan doğu memleketleri beyleri ikbaliniz devamlı ve sonunuz hayırlı olsun .Diğer kürd aşiretleri ve kabile reisleri ,temiz askerleri,bu meliklerin ve illerin kethüdaları ve erleri,Allah şanınızı isalh etsin .

Bu fermanım size ulaşınca herbirinize malum olsun ki iş bu (Recebin 2.günü-Yevmelerbaa) 23.agustos1514 çarşanba bünü öğle vakitne yakın (Zuhu-i Kübara) Erdebil Oğlu İsamil dinsiz ve ayini fesatlı olan karşıma çıktı.Allahın yardımı ile göz açıp kapayıncaya kadar malup olup kaçtı .Ne tarfa kaçtığı da bilinemedi .Şimdi temiz inanaışalrımız ve baglılıgımızla saadet kapıma olan sadakatinizi ortaya koyma fırsatını kaçrımamanız için cihan degerındeki uyulması gereken fermanınımı gönderip buyurdum ki ...................................

Haydar Çelebi /RUZNAMESİ Tercuman yayınları sayfa 119.

Not :Bu eser Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran ve Mısır seferlerinin günlüğüdür .Butun olayalr kronlojık olarak gün tarıh ve yer ismleri belirtılerek kaydedilmiştir .

Araraız Mevla'yı vicdanımızda
Allah aşikardır seyranımızda
Türk dili okunur irfanımızda
Arabi Farsi lisan gerekmez

Aşık İbreti

6 -Şah İsmail ve Yavuz Selim zamanında Anadolu halkı büyük yaralar almış ve çok kanlar akmıştır .Safevilerle Osmanlılar arasındaki komşuluk ilişkileri bu döenmede barış içinde geçmemiştir .Safevi devletinin kurucusu Şah İsmail Aleviliğin Yavuz Sultan Selim de Sünnilliğin temsilcisi olması ile aralarında ki savaş Alevi-Sünni savaşına dönmüştür ...Yanlız savaşmakla kalmamış Anadoluda yaşayan Aleviler fanatik Sünniler tarfından da baskı altına alınmıştır ve kıyama uğramışlardır .Şeyülislamın fetvası ile bu baskı ve kıyam sonucu ,takkiye yapmadan Alevilerin yaşaması imkansız hale gelmiştir .Bu durum da göçler olmuş ,Alevi inançlı Türkmenler İran'a Sünni ianaçlılar da Osmanlı topraklarına göçmüşlerdir .savaşalr birbirini takip etmiş ,yerlerini yurtlarını bırakarak dağlara çekilenler veya savaş süresince İran'a göçüp geri dönenler de olmuş .Çaresizlik içinde kalanlar akarabalık yolu ile kimliklerini saklayarak ''Kürdüz '' demeye ve sünnileşmeye başlamışlar.Böylece hem Osmalının hem de Safevilerin kılıncından kurtulma ile yerlerinde kalabilmişlerdir .Saveşlardan ve kaç göçden kurtulan Türkmenlerin en güvenli yerleri Erzincan ve Dersim dağalrı idi.Kıyımlardan kurtulmak için ''Kürdüz'' demekle kalmamışlar ve zamanla da kürtleşmişlerdir .Dersime sığınan bu insanlar Türk müdür? Kürt müdür ?konuştukları lisana göre Zaza mıdır ? soruları tartışmalı konulardır .Asya kavimi oldukalrı ,kavim adlarını korudukları ,törelerince Aleviliklerinden bir şey kaybetmedikleri bilinmektedir .Bu duruma canlı tanık Dersim de kırk yıl öğretmenlik yapan ,ayinlerde ,düğün ve derneklerinde bulunan ve binlerce öğrenci yetiştiren ve bu gözlemleride ''Doğu İlleri ve Varto Tarihi'' adı altında yazan Mehmet Şerif Fırat'tır . Mehmet Şerif Fırat Öğretmen bu gözlemlerinden dolayı Kürtçülük poltikasını güden ellerce gecenin birinde evinden alınarak şehid edilmiştir...Bu gün mezarı nerdedir bilinmemektedir.

Osmanlı baskı ve zulmü karşısında Anadolu Alevi Türk'ü Şah İsamil'i kurtarıcı olarak görmüş (Mehdi) sempatisi artıkça çevresinde toplanmıştır .Anadolu'nun batısında bile Türkmen aşiretleri milis olarak doğuda Şah İsmail'in etrafında toplanmış ve daha sonra da eyleme dönüşmüştür .Beyazıd'ın son son döneminde Nur Ali'nin Erzincan yöresi isyanı Anadolu'da otoriteyi sarsmaya başlamıştır .Canını kurtaranlar dağlara çekilmişler veya İran tarafına geçmişlerdir .Sünni Kürt emirleri gönüllü olarak Osmanlı'nın yanında yer almışlar .Bu Sünni Kürt emirliklerin ileri gelenlerinden İdris Bitlisi ''Şerefname'' adlı kitabında 20'ye yakın Kürt emirin bir bildiri ile Yavuz'un emrinde oldukalrını bildirmeleri sonucu bu emirlere toprak mal mülk verilerek ayrıcalık tanındı .Osmanlılar Kürt aşiretleri ile işbirliği içinde Alevi kıyamı başlattı.İdris Bitlisi'nin tüm önerileri Yavuz tarfından kabul edildi ve Güneydoğuya Bıyıklı Mehmet Paşa Beylerbeyi olarak tayin oldu .Bıyıklı Mehmet Paşa Kürt aşiretlerinin başında Diyarbakır ve yöresinde büyük bir Alevi katliamı başlattı .Bu katlimada 50 bine yakın insan öldürlüdü.Osamnlı askerininde Kürt aşiretlerine destek vermesi ile katlimdan kurtulabilen Alevi Türkler Dersim dağlarına çekildi .

Kutluay Erdoğan -Alevi Bektaşi gerçegi s.123-124

LÜTFEN EĞER GERÇEKTEN BİR OCAKZADE DEDE İSENİZ BURADA BANA

SÜRYANİ AJAN İBARAHİM SEVEN 'İN
KENDİSİ TÜRK FAKAT PARALI BİR KALEMŞÖR OLAN İSMAİL BEŞİKÇİ' NİN
DERSİMLİ BİR MAXSİST OLUP ZAZA CILIĞA TERFİ ETMİŞ OLAN BERTAL KAHRAMAN IN
İFLAH OLMAZ BİR ''KÜRTÇÜ''OLAN MUNZUR ÇEM İN YAZILARINI CEVAP OLARAK ASMAYIN

KENDİLERİNE BİR ÇOK FORMDA GERKLİ CEVAPLARI VERDİM . YUKARDA SAYDIKALRIM ALEVİLİĞİN A SINDAN ANLAMAZ SADCE KENDİ SİYASİ AMAÇALRINA ALEVİLİĞİ
MEZE ETEMEK NİYEDİNDE OLAN KİŞLERDİR .

BERTAL KAHARAMAN DERSİMLİLER HACI BEKTAŞI TANIMAZ DİYECEK KADAR ALEVİLİĞİ BİLMEZ

SÜRYANİ İBRAHİM SEVEN İSE BATILI İSTİHBARAT BİRMLERİNİN BÖLGEDE KULLANDIĞI PROFOSYENEL BİR AJANDIR

İSMAİL BEŞİKÇİ İSE NE OLDUĞU MALUM BİR KÜRTÇÜ HİÇ BİR AKEDEMİSYNE YAKIŞMAYACAK ÖLÇÜDE KALMEDE ALDIĞI ''Alevilede kafa karşıklığı '' ADLI SEVİYESİZ MAKLENİN SAHİBİDİR . YAZDIKALRINA GELEN LEŞTİRELERE BİLE CEVAP YAZAMAMIŞTIR .KÖTÜ NİYETLİDİR ALEVİLİK HAKKINDA YAZDIKALRI KANITSIZ,İSPATSIZ,KAYNAKSIZ SADCE SEVİYESİLİKTEN İBARETTİR

LÜTFEN ALEVİLİKE İŞİ OLMAYAN ''BATILI EMPERYALİSTLERİN ÜCRETLİ UŞAKLARINI '' HAÇLI ÇAVUŞLARINI BU İŞE KARIŞTIRMAYALIM !

SAYGILARIMLA

BOZ ATLI HIZIR YARDIMCIN OLSUN

ALTUĞ ÖZTÜRK

Alevilik, Türklerin İslamiyeti humanist bir yorumudır.
Eski Türk ve geleneklerinin Islami değerlere görü yorumlanması ile gunumuz ALEVİLİK geleneği doğmuştır. Bu nedenle kendine özgüdür. Türk kökenli olmayan fakat Aleviliği kabul etmiş diğer Anadolu halklarınından bizden sayılır. Aleviliğe bir zenginlik kazandırmıştır. Onlarıda kucaklıyoruz.
Tartışmaları konunun içeriğine sadık kalarak sürdürmeliyiz.
Son olarak da bir uyarıda bulunmak gereğini hissediyorum. Son günlerde gözlenen ve AB den medet uman yaklaşımlar yanlıştır. Emperyalistlerden dost olmaz. Türkiye ve Ortadoğu üzerinde emelleri olanlardan uzak durmalıyız.

Alevilik Türklerin hümanist yorumu filan değil..Şamanizmin atkileri olduğu açık. Ama unutulmaması gerekn bşir şey varsa o da alevilik te Ezidilik’in ve Zerdüşlüğün büyük etkisinin olduğudur. Örnek veriyorum.Ateşe su dökülmez..(Ezdilik-Eski Kürt Dini).Aleviler Güne Muhammed Ay’a Ali derler..Güneşi Kutsallaştırmak Yine Ezidlik kökenlidir. Aeşe tırnak atılmaz..(Zerdüştler de aynısını yapıyor) Hakkı cemalde aramak bu aynı zamanda Ezidilerde de vardır. Aynı zamanda Hallac-ı Mansur aynı zamanda Ezidilerin de önemli bir erenidir.Ene’l Hakk Yorumu aynı şekilde Ezidiler de de vardır. Mürş,itlik pirlik, kulluk, taliplik aynı kavramlar Ezidi inaç sisteminde de yer alıyor.. Şimdi söyleyin kimin yorumuyuz.. Biraz Ezidiliği araştırın ve görün Alevilik-ezidilik-Zerdüştlük kardeş inanç sistmeleri..Ve bu inanç sistemlerine dahil insanlar genelde Arap ve Kürt..Siz işi Bektaşilik ile karıştırıyorsunuz.. Bektaşilik kabul Osmanlı olduğunu söyleyen Türklerin yorumudur.. Ama Aleviliği güzel anlayın.. Sizin gibi insanların yanlış yorumları bizleri peşkeşçi konumuna getiriyor.

ALEVİ KÜRDE KİMLİK YAMASI

Cemal Şener`le yüzyüze konuşmuşluğum yok. Kendisini yazdıklarından biraz tanıyorum. Daha çok Alevilik konusunda yazar. Katıksız bir resmi tezci olduğu için yazıp çizdikleri de ona göre oluyor. Kafasındaki reçetelerin doğruluğunu kanıtalayabilmek için gerçekleri en kaba biçimde tahrif etmekten kaçınmaz.

Örneğin, “Atatürk ve Aleviler“ isimli kitabında, kaynak bile göstermeden iftira düzeyine varan aşağıdaki satırları yazdığı için kendisini sertçe eleştirme zorunluluğu hisetmiştim.

"Mustafa Kemal'i yakalayıp İngilizler'e teslim etmek üzere emir alan Dersimli Çete Reisi Alişer:

'Paşam arkandayız meraklanma'

Mustafa Kemal, Erzurum'dan Sıvas'a giderken Çardaklı Boğazı'nda Dersim Alevi Kürt aşiretlerince basılacağı haberi gelir. Elazığ Valisi Ali Galip, Dersim aşiretlerini Mustafa Kemal'e karşı kışkırtmak istemektedir. Hareketten bir süre sonra Mustafa Kemal ve heyeti pusuya düşer. Pusuyu kuran çetenin kolbaşısı Alişer Efendi, 'Biz Ali Galip'in emrini dinlemeyeceğiz. Çünkü siz bu vatanın kurtarılması için çalışıyorsunuz: Biz size yardım edeceğiz' der."

Bir süre önce bu kez internet yoluyla “Alevilerin Etnik Kimliği“ başlıklı yazısı elime geçti. Şener, bu yazıda sözümona Alevilerin etnik kimliklerini irdelemeye kalkışıyor ama tüm çabası Kürtten Alevi olamıyacağını, Alevi Kürtlerin aslında asimile olmuş Türkler olduklarını kanıtlamaya çalışmaktan ibaret kalıyor. Tabi böyle olunca da yazı, bir araştırma yazısı niteliğinden çıkıp, resmi ideolojinin sıradan bir propaganda aracına dönüşüyor.

Yazar, yazısına, Martin van Bruinessen`den şu alıntıyı yaparak başlıyor.

„Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hatta coğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe ve Zazaca konuşan Alevilerin varlığı, bir çok yazarın izahat kabilinden hayal gücünü meşgul etmiş bir vakadır. Hem Kürt hem de Türk milliyetçilerinin bu grupların muğlak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır.“

Martin‘ in sözkonusu yazısını okumş değilim. Ancak eğer herhangi bir çarpıtma ya da yazım hatası yoksa, Martin bu noktada iki önemli yanlışa düşüyor demektir. Birincisi, İster Kurmanci isterse Kırmancki (Zazaki) konuşuyor olsunlar; Kürt Aleviler için „Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan,“ belirlemesinde bulunmak pratik yaşamadaki gerçekle hiç ama hiç bağdaşan bir belirleme değil. Alevi ibadetinde Türkçe dualar olduğu ve bu duaların Kürt Aleviler içerisinde de edildiği doğrudur. Bunlar, Alevi Kürtlerin ibadetinde tali bir yere sahipler.

Daha önce bir çok kez yazdığım gibi, bu satırların yazarı, Alevi bir aileden geliyor. Dolayısıyla da kendi toplumunun ibadet dilinin ne olduğunu en iyi bilebilecek durumda olanlardan biri olması doğaldır. Dersim`de doğup büyümüş her inasınımzın bileblieceği ve bildiği gibi, bizim anne ve babalarımız ne güneş ve aya bakarken, ne kurban keserken, ne ziyarete giderken, ne Hızır ve Gağan bayramlarını kutlarken, ne adak sunarken, ne bebekleri yıkarken, ne lohusa kadını ziyaret ederken ve ne de haftanın belli günlerinde adak şeklinde mum yakarken Türkçe dua ediyorlardı. Bu dualar, tamamen kendi dillerindeydi, yani Kürtçeydi. Şahsen çocukluk ve gençlik yıllarımda onlarca Ceme katılmış biriyim. Bu cemlerde kullanılan dilin de yine Kürtçe olduğunu benim gibi Dersim´de büyümüş herkes iyi bilir. Buna karşın Türkçe dua yok muydu? Vardı elbet. Örneğin, Türkçeye „Gülbenk“ diye uyarlanmış olan, Kürtçesi ise „Gulvang“ ya da „Gulbang“ denilen dua çoğunlukla Türkçeydi. Ceme getirilmiş „niyaz“ın cem sonrasında dağıtımı sırasında da kimi dervişlerin Kürtçenin yanısıra, Türkçe dua okudukları da olurdu.

Zaman zaman bazı pir ve rehberler, beyit söylüyorlardı ki bunların çoğu Türkçeydi. Ancak beyitlerin söylendiği bu tür toplantıları kesinlikle cemlerle karıştırmamak gerekir. Dersim`de bunlar başka, cemler başkadır. Kanımca, Bruinessen de asıl yanlışa burada düşüyor ve Kürt Alevi cemlerini, deyişlerin okunduğu ayinlerle ya da Bektaşi cemleriyle bir görüyor, onların farklı niteliklerini gözardı ediyor. Alevi ibadetini ise bir bakıma deyiş ve Gulbang (Gülbenk)`lerden ibaret sayıyor.

Bruinessen`in, Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan bir rapordan aktardığı şu satırlar da dikkat çekicidir:

"Zaza Alevilere gelince: Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçedir. Ayinlere iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir...“

Daha önce de belirttiğim gibi Bruinessen`in yazısını okuyamadığım için bu satırları nasıl yorumladığını, karşıt görüşlere yer verip vermediğini bilemiyorum. Ama raporda yer alan iddianın, gerçekle bağdaşmadığı da gözönündedir. Başka şeyler bir yana, Türkçe bilmeyen bir toplumda, Türkçenin konuşulmasının zorunlu hale getirilemeyeceği, bunun maddeten mümkün olmayacağı açıktır.

Benim yaşıtlarım 1930`ları görmediler ama 1950`lileri yaşadılar. Eğer raporda belirtilen türden bir durum sözkonusu olsa idi, bunun bizim dönemimizde de görülmesi gerekirdi. Soykırım, yasak ve sürgünlere rağmen, 1930`lardan 1950`lilere gelindiğinde bölgede Türkçe geriledi de Kürtçe gelişme mi gösterdi denilemiyeceğine göre, başka türlü olması düşünülemez. Oysa, daha önce de belirttiğim gibi 1950`lerde bizim inadet dilimiz Kürtçeydi. Ben günlük yaşamda ne anne ve babamdan, ne komşularımdan, ne çevre köylerin halkından bir tek Türkçe dua, espiri, atasözü ya da masal duymamısımdır.

Alevi beyit ve nefeslerinden bir çoğunun Türkçe olmasının açıklanmasının Bruinessen`in belirttiği gibi güç olduğu kanısında da değilim. Bence bunun kaynağını İran Sarayı`nın, diğer bir deyişle şiiliğin etkisinde aramak gerekir.

Untumamak gerekir ki Osmanlılala İranlılar yüzyıllarca paylaşım yüzünden çekiştiler ki temel paylaşım alanı da Kürdistan`dı. Bu çekişme, sadece tarih kitaplarında okuduğumuz meydan muharebelerinden ibaret değildi elbet. Onun ekonomik, sosyal ve kültürel; ideolojik-politik boyutları vardı. İran Sahları bu mücadelede, inançsal nedenlerle genellikle Alevi kitle ile daha iyi ilişki kurma şansına sahip olular. Bu işin başını çekenlerin deyiş ve nefesleri ise çoğunlukla Türkçe idi. Özellikle de Sah Hatayi`nin bu konuda ne kadar yoğun bir çalışma yaptığı ve onun tarafından okunan dua ve nefeslerin sonradan Alevi ibadetinde çokça yeraldığı bilinmektedir. İşte dışardan gelen bu Türkçe duaların, Alevi Kürtler arasında da belli ölçüde yer edinmelerinin en önemli nedenini burada aramak gerekir. Bektaşi Tekkelerin`de dilin Türkçe olması, bu dilin yazı dili olarak kullanılma imkanına sahip olması ise beyit ve deyişleri kaybolmaktan kurtardığı gibi onlara yayılma olanağı verdi.

Şener, J. Genel Komutanlığına ait aynı raporda „20-30 yaşlarından yukarıdakilerle Türkçe anlaşmak mümkün iken 10 yaşından küçük çocuklarla Türkçe konuşmak imkanı ortadan kalkmak üzeredir,“ dendiğini ve „Bu netice Dersim Alevi Türklerinin benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilmeyeceğine delilidir,“ eklemesinde bulunulduğunu belirtiyor.

Aslında bu tür değerlendirmelere ya da „Türklüğe yönelmiş tehlike“ye dönemin resmi belgelerine çokça rastlanmaktadır.

Örneğin, 1925 Direnişinin ardından Kürdistan`da bir geziye çıkan ve ayrıntılı bir rapor hazırlayan Çankırı Milletvekili ve TBMM Başkanı Abdulhaluk Renda da yine aynı konuya değinerek şöyle diyor:

"Kürtler dillerini hakim kılmışlar ve Türkçe öğrenmeye muhtaç olmadan bütün işlerini görebilecek duruma gelmişler ve Türk erkeklerinin %80 ini Kürtçe öğrenmeye mecbur bırakmışlardır.“

1930 yılında Erzincan`dan Başbakan İnönü`ye yazdığı mektuplarda Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak`ın sergilediği tavır da bu çerçevenin dışında değil. Ancak O, oldukça dobracıdır ve J. Genel Komutanlığı`ndan farklı olarak Kürtlere Türk deme gereği duymuyor. Tersine onların Kürtlüğünü açıkça kabul ediyor ve kendilerine karşı askeri harekat da dahil, sert önlemler alınmasıni öneriyor:

„(...)

„Erzincan Merkez ilçesinde 10.000 Kürt vardır. Bunlar Alevilikten faydalanarak Türk köylerini Kürtleştirmeye ve Kürt dilini yaymaya çalışmaktadırlar. Bir kaç sene sonra Kürtlüğün bütün Erzincan`ı istila edileceğinden endişe edilebilir. Örfen Türk, fakat Alevi olan Türk köyleri Aleviliğin Kürtlüğü temsil ettiği zihniyetiyle ana lisanlarını terk ederek Kürtçe konuşmaktadırlar.Bu işe önayak olan, her şekavete yataklık eden Rusaray, Mitini, Sıncığı, Kürtkendi, Kelarik köylerinin aslı bir şekilde kayda tabi tutularak bunlardan gerekenlerin Trakya`ya nakli ve bölgelerdeki bazı reislerin il merkezinde ve polis nezareti altında ikamet ettirilerek emniyete alınmaları gerekmektedir. Türk olan Alevi köylerinin Kürtçe konuşmalarına ve Türk dilinin bütün bölgeye yayılması için esaslı tedbirler almaya ihtiyaç vardır.

3. İl bölgesindeki bazı memurların Kürt ırkına mensup olduğu bilinmektedir. Örneğin; Erzincan Sorgu Hakimi şevki Efendi`nin Kürtleri himaye ettiği ve geceleri evinde Kürtleri topladığı gerçekleşmiştir. Bu adamın her ne şekilde olursa olsun il bölgesi dışına nakline ve bu gibi memurlar hakkında da aynı işlemin yapılmasına lüzum vardır.

4. Arz ettiğim bu meselenin en önemlisi, birinci maddede dı geçen köylerin kesin surette tedibi ve ırkan Kürt olduğu kesinlikle bilinen bilinen memurların bir an önce yerlerinden alınmasıdır.“

Sonra ne oldu dersiniz? Sonra 1930 yılında Pülümür Harekatı başlatıldı, Kürtler şidedetli direniş gösterdiler; her iki taraftan da kayıplar oldu. Arkasından da Erzincan yöresinde Kürtçe çok katı bir şekilde yasaklandı.

Bu yasakla ilgili olarak Doç. Dr. Fikret Başkaya şunları yazıyor:

„Nüfusunun %3 ile % 4 dışında Kürtçe`den başka dil bilmediği dönemde, Kürtçe`nin kullanılması yasaklanmıştı. (Resmi olmayan durumlarda) Kürtlerin yaşadığı kent merkezlerinde bu yasağa uyulmasını sağlamak amacıyla memurlar görevlendiriliyordu. Köyünden sınırlı artık satmaya gelen Kürt köylüleri hiç Türkçe bilmediklerim için „kontrol memurları“na yakalanmaktan kurtulamıyorlardı. Erzincan Valisi Ali Kemali Bey`in yazdığına göre, her Kürtçe kelime için beş kuruş ceza kesiliyordu. Bir koyunun eli kuruşa satıldığı dönemde 1930`lu yıllarda beş kelimelik iki cümleyle meramını ifade etmek zorundaki bir kişi bir koyun değerinde ceza ödemek zorunda kalıyordu... Satış için çevirmene başvurma zorunluluğu nedeniyle satıştan elde edilen gelir, ceza olarak ödenip elden gidiliyoru.“ (Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın flası, Doz Yayınları, İstanbul, 1991, s.56)

Burada şunu da unutmamak gerekir; Türklerin asimilasyonuna dair yapılan bu tür değerlendirmeler, Alevi Kürtlerin yaşadıkları bölgelerle sınırlı kalmıyor. Sünni Kürt bölgeleri için de benzeri tablolar sık sık karşımıza çıkmaktadır.

Bence 1930`lu yıllarda yazılan bu tür raporları değerlendirirken, en başta devletin o yıllardaki Kürt politikasını gözardı etmemek gerekir. Nedir bu politika?

1930`lu yıllar, ırkçı „Türk Tarih Tezi“nin şekillendiği ve buna uygun katı adımların atıldığı yıllardır. Bu teze göre, Türkler çok eski dönemlerde yaşadıkları bölgelerden çıkarak dünyanın dört bir yanına yayılmışlar, oralara medeniyet taşımışlar. Eski büyük uygarlıklar, (Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Çin, Latin Amerika dakiler dahil) Türklerin eseridir. Türkler medeniyetin babasıdırlar. Türk Dili bütün dünya dillerinin anasıdır (Güneş-Dil Teorisi) vs.

Bu dönem, aynı zaman Kürtlerin varlığının inkar edildiği, onların dağ Türkleri olarak ilan edildikleri yıllardır. Resmi teze göre Kürt diye bir halk olmadığı gibi, Kürtçe diye bir dil de yoktur. Kürtçe denilen dil, Türkçenin dağlarda yaşayan bozuk bir şivesidir. „Kürtlerin kökeni, kimliği, dili ve kültürü ile ilgili“ resmi raporların ise bu ideoloji ve politikaya hizmet etmek amacıyla hazırlandığı tartışma götürmez. Tabi aynı devlet bir yandan Kürtlerle ilgili ısmarlama tezler hazırlatırken, bir yandan da bu konuda en küçük bir farklı görüşe hayat hakkı tanımıyor, tartışma olanağını ortadan kaldırıyordu. Bu, öyle bir dönemdi ki resmi teze aykırı anlamda Kürt sözcüğünü kullanmak bile kelleyi koltuğa almakla eşanlamlıydı.

Devlet yöneticilerinin bu yönde yazıp söyledikleri, bu dönemde Kürt halkına karşı sürdürülen baskı ve şiddet politikasına, inkar ve asimilasyon çabalarına uygun zemin hazırlamak ya da onun haklılığını kanıtlamak çabasından ibarettir. Devletçe verilmek istenen mesaj özünde şu idi: Kürtlerin yaşadıkları bölgelerede eskiden Türkler vardı, bu Türkler asimile oldular, dolayısıyla da Kürt diye bilinenler Türktürler. Kürtlerin Türkleri asimile etmeleri durumu bugün hala da devam ediyor. Türklük tehlikededir. Böyle olunca da Kürtlerin şiddetle cezalandırılmarı ve Türkleştirmenin yangınlaştırılması hem Türklere yönelik güncel tehlikeleri önlemek bakımından önemlidir ve hem de bu yolla eskiden Türk olan insanların asıllarına dönmeleri sağlanır ki bu tarihi adaletin gerçekleşmesi anlamına gelir.

Beri taraftan, Alevi ibadetinde Türkçe duaların bulunuşunun, etnik kimlikle bir ilişkisi olamıyacağı da gerçeğin bir diğer yüzüdür. Diyelim ki İslam dininde ibadet Arapçadır. Bundan hareketle Araplar dışında kalan müslüman halkları ve tabi bu arada Türklerle Kürtleri Arap asıllı olarak görmemiz mi gerekir?

Öte yandan Türklükle Alevilik arasında sunni bağlar kuran ve hatta Aleviliği „Türk Düşünce Tarzı“ ya da „Türk İslamı“ diye yutturmaya kalkışanların, şu noktaları nasıl açıklayacakları merak konusudur.

1. Cemal Şener`in de belirttiği gibi Türkler Alevilikle 10-11. yüzyıllarda tanıştılar. Peki ondan önce Alevilik yok muydu? Elbet her yönüyle bugünkü gibi olmasa da vardı. Aleviliği Îslam`ın bir mezhebi olarak algılasanız da vardı, onu bu satırların yazarı gibi İslam`dan etkilelen islamdışı bir inanç olarak görseniz de...

2. Saptayabildiğim kadarıyla, Alevi din adamlarının sıfatları ile ibadette kullanılan temel terimlerin hiç biri Türkçe değil. Örneğin, Pir, rehber, dede, ana, baba, mürşid, şıx (şıh), sêyid (sêy), derviş, talib, Gulbang (Gulvang), sema, ziyaret, cem, çıra, çıralıx, bêyit vs. Bunların bir bölümü Farsca ve Kürtçe, diğer bölümü ise Arapça ya da öteki dillerden gelmedir.

3. Heteredoks, ya da islamdışı bağımsız dinler olarak kabul edilen dinlerin kaynağı Kürdistan`dır. Diyleim ki Ehli-Haq, Ezdilik, Şebeklik gibi Aleviliğe çok yakın olan inançlar, Kürt halkı arasında varlıklarını sürdürmekteler.

Aleviliği elbet bir halka maletmek mümkün değil. O, değişik halklardan insanların inancıdır. Ama eğer tarih içersinde değişik toplumların bu inançla ilişkileri irdelenecek olursa, Kürtlerin ona en yakın halklardan biri olduğu da rahatça görülebilir. Daha doğrusu İrani bir halk olan Kürtler, Türkler gibi sonradan gelip Alevilikle karşılaşmadılar. Onlar, bu inancın şekilendiği toprakların bir halkı olarak uzun süren tarihi süreçte, onun temelini oluşturan inanç ve kültürlerle içiçe, yanyana yaşadılar. Bu hamurun yoğurulmasında onların payı küçümsenecek gibi değil

Şener, Alevilerin Türklüklerini kanıtlamak isterken kimi alıntılara başvuruyor ve tek tek örneklerden hareketle genel sonçlara varmaya çalışıyor.

Kaynaklarından biri yine M. von Bruinessen`in sözkonusu yazısıdır. Bruinessen, Bingöl, Muş, Varto bölgesinde bulunan Lolan, Hormek ve Balaban aşiretlerinin şeyh Sait hareketine destek vermediklerini, 1930`larda buyana da bu aşiretlerin önde gelenlerinden bazılarının kendilerini Türk saydıklarını yazıyor. Kuşkusuz söylenenler doğru. Doğru ama bunlar Şener`in Türklük tezine pek de yardımcı olabilecek şeyler değiller. O aşiretlerin Seyh Sait hareketine destek vermemeleri Kürt olmayışlarından değil; Hamidiye Alaylarının yarattığı sorunlar, bunların da etkisiyle alevlenen aşiret çelişkileri ile Alevi-şünni çelişkisiydi.

Öte yandan Gımgım ve çevresinde bunlar olurken, 1930`da Dersim-Erzincan yöresinde, Kürtçeyi ve Kürtlüğü yaygınlaştırıyorlar diye üzerine operasyon düzenlenen, köyleri yakılan ve katledilenler içerisinde Lolan aşireti de vardı. 1938 soykırımın dan yine bu aşiretin önde gelenleri de paylarına düşeni aldılar. Dersim Xormek (Hormek)`lerinin durumu ise daha da kötü oldu. Airet lideri Bertal Efendi ile ailenin öteki bireyleri yaş ve cinsiyet ayrm yapılmaksızın öldürüldüler. Kurtulabilen az sayıdaki kişi o an köyde olmalyanlardı. Bu ailenin yeğeni ve aynı aşiretten olan Sait Kırmızı Toprak`ın politik düşünceleri ve çalışmaları ise bilinmektedir. Demek oluyor ki, kendine Kürt demeninin kelleyi koltuğa almak anlamına geldiği bir dönemde, bazı Kürt aşiret ileri gelenlerinin Türk olduklarını söylemeleri, etnik kimlik saptama yönünde fazla anlamı olan bir şey değil. Bu, Alevilerin „Hakiki müslüman biziz“ demelerinin bir benzerdidir. Baskı ve zulümden korunma duygusu, devletle iyi geçinerek çıkar sağlama istemi ve asimilasyonun etkisiyle toplumların tarihinde bu tür şeylere rastlanabiliyor.

Yine Şener`in Melikoff`tan yaptığı bir alıntı da dikkatı çekiyor. Şener bu alıntıyı yaparken şöyle diyor: „Kürtçe ya da zazaca konuşan Aleviler Kürt ya da Zaza mı? Yoksa Türk mü? Bakalım bu konuda Melikoff ne yazmış,“ diyor.

Bunları yazdıktan sonra da Melikoff`un söylediklerine geçiyor ve şu alıntıyı yapıyor:

„...Sorduğumda kaynaklarımdan biri bana, `Soy olarak Kürt değiliz, fakat inançlarımız dolayısıyla eza gördük, dağlara sığındık, Kürtlere karıştık ve Kürtler olarak adlandırıldık..

Bunu söyleyen bir çok ayaklanmada etkinliği bulunan tanınmış Kürt aşireti Koçkiri‘ lardandı.“

Dikkat edilirse bu sözleri söylediği ileri sürülen kişi „Kürtlere karıştık ve Kürtler olarak adlandırıldık,“ diyor. Yani onun sözlerinden Alevi-Kürt yok anlamı değil, tersine var anlamı çıkıyor. Üstelik Melikoff ondan bahsederken „kaynaklarımdan biri“ diyor. Yani öteki kaynaklar bu görüşte değiller.

Koçkiri aşiretinin geçmişte Kürt ulusal mücadelesinde yeraldığı, savaştığı ve bu yolda büyük bedeleller ödediği biliniyor. Hal böyle iken içlerinden bir kişinin „Biz Türkmeniz“ demesini onların „Türkmenliğinin“ kesin bir kanıt gibi kabul etmek, tam bir keyfiliktir. Kaldı ki gerçekten bu aşiret Türkmen olsa bile bundan, Şener`in iddia ettiği gibi Alevilerin Kürt olmadıkları Türk oldukları sonucu çıkmaz. Onca Kürt nüfusun yaşadığı Koçkiri de bir aşiret Türkmen oldu diye herkes Türkmen mi olur?

Bütün bunların ötesinde, Melikoff`un tarafsız bir araştırmacı olduğunu söylemek zor. Kürtlere sempatisi olduğu söylenemez. Bektaşilerle Aleviler konusunda yazarken, bir gözü hep kapalıdır onun. Yaklaşımında türkçülük var. Son yıllarda bu eksiğini kısmen de olsa kabul ettiği yolunda duyumlar var ama ne derece doğru bilmiyorum.

Şener devam ediyor: „Koçgiri konusunda araştırmalarıyla ünlü Baki Öz`de bu konuda Ömer Lütfi Berkan ve İrena Melikoff`u doğrulamaktadır. O da araştırması sonucu: Koçgiri aşiretinin Ortasya`dan Anadoluya gelen bir Türkmen aşireti olduğunu, esasen İzolu olduklarını, Dersim´den buraya yerleştiklerini Seyhhasan aşireti ile akrabalık ilişkilerinin bulunduğunu, sonradan Kürtleşmiş Türkmen boyu olduklarını yazıyor.“

Dilin kemiği, resmi tarihçilerde ise yalanın sınırı yok. Eline kalemi alan, canını istediğini bir çırpıda ya Horasan Türkmeni, ya Ortaasya Türkü yapıp çıkıveriyor. Tabi bu arada sapla saman birbirine karışmış; ideolojiye göre tarih yazanlar açısından bunun bir önemi yok.

İzol aşireti, bilindiği gibi Kurmanci konuşan, bir kesimi Alevi olmakla birlikte büyük çoğunluğu Sünni olan ve Kürdistan`da oldukça geniş bir alan yayılmış bir Kürt aşiretidir. Seyhhasanan aşireti ise Dersim`de yerleşiktir, Kirmancki (Zazaki) konuşur. Ama yazar bir çırpıda bu aşiretleri akraba yapıyor, Koçkiri aşiretini de yanlarına kattıktan sonra hepsini birlikte Ortaasya`ya bağlıyorlar. Anlaşılan, 1930`larda dünyayı Türk yapmaya kalkışan uyduruk resmi tarih tezi ölmemiş, hala yaşıyor.

Bundan ayrı olarak Şener, Maraş yöresi Kürtlerinin Türklüklerini isbat için de hayli ter döküyor ve bu arada Alman Generali Moltke`nin Atmalı, Sinemili ve Kılıçlı kabileleri için „Türkmen kabileler,“ dediğini belirterek yöre Kürtlerini Türkmen göstermekten geri kalmıyor.

Her şeyden önce, sözkonusu üç aşiret, iddia edildiği gibi Türkmen olsalar bile, yine bu da o yörede Alevi-Kürt olmdığı anlamına gelmez. Nitekim, Moltke de sözkonusu mektubunda orada bulunan Kürt beylerinden bahsediyor.

Öte yandan, bu yöredeki Alevi Kürtlere Şener`in belirttiği gibi „bazıları Kürt diyor,“ değiller. Bu, bizzat onların kendilerine verdikleri addır. Daha doğrusu o yöre halkımızın kendi ulusal kimliklerinden, yani Kürtlüklerinden yana herhangi bir kuşkuları yok. Peki bugün durum böyle de acaba geçmişte nasıldı acaba? Kendilerini nasıl nitelendiriyorlardı? Biz yine 20. Yüzyılın başlarına dönelim ve sözü yine görgü tanığı Noel`e bırakalım:

„“Gecelemek için Kızıran köyünde durakladık. Bizi büyük bir konukseverlikle karşılyan köy Atmalı Kürtlerinin (Rıwıyan`ın alt grubu yaşadığı 40 haneden oluşmaktaydı. Bu Kürtler Kızılbaş idi. (...) Kızılbaş olduklarını öğrendiğimde büyük bir şaşkınlıga uğradım. Kendi kendime şu soruyu sordum: Bu insanları Kürtlerden ayıran fark nedir? Onlar Kürtçe konuşuyor, Kürt giysileri giyiyor, Kürt türküleri söylüyor, Kürt gelenek ve ve göreneklerine inanıyorlardı. Bunun da ötesinde büyük bir Kürt aşierti olan Atmalı aşiertinden gelmektedirler ki bu aşiret, içinde bir çok Sünni Kürt gruplarını da barındırmaktadır (Haftalık Hêvi gazetesi, 25 Nisan-1 Mayıs 1998)

(...)

Bu köylüler ile yaptığımız konuşmalar, onların da en az Sünni Kürtler kadar Kürt milliyetçisi ruhuna sahip olduklarını göstermiştir. Kendini gösteren genel düşünceyi ise şöyle ifade ediyorlar: `Biz Kürdüz ve burası bizim ülkemiz. Ne yazık ki, bizi yerimizden eden ve hükmedem şu belalı Türkler var (Küçümseyerek romi`ler olarak adlandırmaktadırlar.) Biz onları sevmiyoruz ve onların sıkıcı varlıklarından kurtulmak istiyoruz.`Ev sahibimiz Süleyman Ağa savaşın etkilerini açıklarken, köyün büyük bir bölümünün askere alınmamak için dağlara kaçtığını, askere alınanların ise, ilk fırsatta nasıl kaçtıklarını anlatarak şunları ekledi:

„Türklerden ve kavgalarından bize ne“ (Hêvi, aynı sayı)

Yeri gelmişken, romi ya da rumi bir küçümseme ifadesinden çok Kürtler arasında Osmanlılar Romi, Osmanlı devleti ise „Dewleta Romê“ olarak adlandırılıyor. Bu terim bir hayli Kürt Türküsünde de geçmektedir.

Noel devam ediyor:

„Aksu Vadisi`nden (Kürtce`de Abê Spi) yukarıya tırmanarak, Hasan Ağa Sarayı diye bilinen ve Sinemmilli aşiretinin iki reisi olan Tapu Ağa ve Asaf Ağa`nın kışları kaldıkları köye vardık. Sinemmilli sözcüğünün kökenine ilişkin hikaye şöyle anlatılır:

`Altı yüzyıl önce Harput`un gümüş madenlerinden buraya göçettik. Orada hamile olan bir genç kız yaşamaktaydı. Onu canlı canlı gömdüler. Kapatıldığı kabirde (Kürtçede Sin) çocuğunu doğurdu ve onu emzirdi. Sonunda yoldan geçen birisi, bebeğin ağlamasını duydu ve mezarı açmak için adam topladı. Çocuk büyüdü ve „Mezardan gelenler“ (Sinemilli) diye anılan aşiretin kurucusu oldu.“ (Hêvi, aynı sayı)

Sinemili aşireti mensupları bugün de Dersim-Elazığ yöresinden Maraş`a göçettiklerini söylerler. Bu arada Dersim`de Sine isminde bir köyün varoluşu dikkat çekicidir. Köy Hozat ilçesine bağlı olup şeyhasanan aşietinin yerleşik olduğu yörededir. „Mil“, „Mılan“ ise bir çok boyu olan büyük bir Kürt aşiretinin adıdır ve yazının bundan sonraki bölümlerinde yeralan Nuri Dersimi`nin tarihçi M. Emin Zeki´den yaptığı alıntıdan da anlaşılacaği gibi bu aşiretin, Yavuz Sultan Selim zamanında Dersim`den güneye göçettiğine ilişkin bilgiler var. Muhtemelen Sinemıli aşireti de „Mılli“lerin bir koludur ve ismi de „Sine Mılli“leri ya da „Sine`nin Mılli“leri anlamına geliyordur.

Dikkat edilirse Moltke`nin sözkonusu aşiretlerle ilgili herhangi bir yakından incelemesi yok. Oysa Noel yöreyi gezmiş, kendilerine konuk olmuş, konuşmuş, gelenk ve göreneklerini, dillerini, inançlarını yakından inceleme olanağı bulmuş. Dolayısıyla da onun gözleme dayanan bilgilerinin, muhtemelen birilerinden duyduklarını aktaratan Moltke’ye nazaran daha sağlıklı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hele bu bilgiler, bugünün yasayan gerçeğiyle çakışıyorsa!

Şener, şeyhasanan aşireti ile ilgili olarak da bir yerde „Dersim`de Zazaca konuşan şeyhasan aşiretinin Malatya`daki köyünde Zazaca konuşan bir tek kişi yoktur. Bu da Zazacanın sonradan öğrenildiğini gösterebilir,“ diyor.

İyi de bu köyün halkının asimile olup Zazaca`yı unutması, Dersim dağları arasında yaşayan koca aşiretin asimilasyonundan daha kolay değil mi? Pek tabi bu daha mantıki bir açıklama tarzıdır ama işine gelmediği için Şener işin bu yanını bir kenara bırakıyor.

Nuri Dersimi, şıxhasanan (Seyhhasanan) aşiertinin bu günkü yerlerine gelmeleriyle ilgili olarak şunları yazıyor:

„Binaenaleyh Çemişgezek Kürt emiri, zeka, cömertlik, secaret ve karmanalığıyla maruf büyük şığhasan`ın birhayli zaman salatanat sürüp vefatından sonra sülalesinden gelmiş olup 30 sene daha Çemişgezek Kürt Emirliğinde kuvvetli bir saltanat kurmuş olan Emir Pir Hüseyin`in 16 evladı olup öldükten sonra Emirlik evlatları ve kardeşleri arasında taksim edilmişti. Pir Hüseyin Bey`in 5 evladından biri olan ÎÎ. Şığhasan`ın Garbi Dersim`in şığhasanan aşiretlerinin ecdadı olduğuna katiyen şuphe yoktur.

İşte Çemişgezek`in Kürt Emirliği ahfadından olan ÎÎ. Şığhasan`ın Karabal, Abbas, Kırgan ve Ferhat isimlerindeki dört evladı Dersim`de bulunan esas yerli Kürt kabileleri ve ahfadından miraslarını alarak bugün birer teamül etmiş aşiret-kabile haline gelmişlerdir.“ (V. Dr. M. Nuri Dersimi, Hatıratım,Öz-Ge Yayınları 9, Ankara, 1992, s.138)

Yeri gelmişken, sözkonusu Melkişi Beyliği ile ilgili başka bilgiler vermek te yararlı olur.

Şerefname`de Çemişgezek Beyleriyle (Melkişiler) ilgili bölümün bir yerinde şu bilgiler yer alıyor:

"Üç kısma ayrılan Melkişiler Kürdistan'da büyük ihtişamları, hizmetçilerinin, taraftarlarının ve kendilerine bağlı olanların çokluğuyla ün yapmışlardır... Ülkeleri ise genişlik ve önem bakımından, uzak yakın herkesçe 'Kürdistan' özel adıyla tanındı; öyle ki berat ve emirnamelerde ve diğer sultanlık belgelerinde bu ad geçtiği zaman, yalnız bu önemli vilayet anlaşılır; ayrıca Kürtler arasında 'Kürdistan' sözcüğü geçtikçe, bundan yalnız Çemişkezek Vilayeti kastedilir." (şeref Han, şerefname, Yöntem Yayınları, İstanbul 1975, s. 209)

Deng Dergisinin yıl 10, sayı 57 de yeralan bilgilere göre 1201`de Melik Muhammed Melkişi bu beyliğin başındadır. Bu, dönemde Melik Muhammed, Eyyübiler yanında savaşa katılıyor ve fethedilen Eleşkirt Çemişgezek topraklarına katılıyor. Beylik, Uzun Hasan döneminde kısa bir süre için Akkoyunluların denetiminde kalıyor, ancak Emir Seyh Hasan kısa sürede ülkesini onlardan kurtarıyor. Şeref Han, bu kurtarma işini şu cümlelerle dile getirmektedir.

„(...) Emir şeyh Hasan önce Allah`a tevekkül ederek, sonra da etrafında toplanmış olan ülkesinin cesur ve kahraman Kürtlerine güvenerek, ülkesini gaspedenlere karşı ansızın harekete geçti ve onları ülkeden çıkardı. (...) (Deng Dergisi a.g.s. dan naklen, s. 39-40)

Bir ara Çemişgezek beyliğinde iç huzursuzluklar başgösteriyor ve olayları yatıştırmak üzere Îran`dan Erdebil`li Sultan Hoca Ali (Sultan Eliyê Siyahpuş) arabulucu olarak geliyor ve onları barıştırıyor. Barış amacıyla başkasının değil de Erdebilli Sultan`ın gelişi çok dikkat çekicidir. Ancak Dersimlilerle Erdebilliler arasındaki ilişkiler bu kadarla sınırlı değil, daha sıkı ve ileri düzeydedir.

„1477`de yönetim Hacı Rüstem Bey`e geçiyor. Kürtler bu dönemde, genellikle Erdebilli şeyh Cüneyt`e yaklaşıyorlar. Akrabalıklar kuruluyor ve ve Safevi şeyhlerinin Kürtlükleri öne çıkarak `Mam, Mamolar`la, yani `Amca`lık deyimi Kürt prensleri ile Safe şeyhleri arasında öne çıkıyor.“ (Kalecıwan, Deng dergisi, s.43)

Koçhisar meydan muharebesinde ise Beyliğin başındaki Pir Hüseyin Bey, İdris-i Bitlisi`nin sol yanında yeralarak Safevi ordularına karşı savaşıyor.

Demek oluyor ki:

1-Cemal Şener`in yazısında, Türkmenlerin Anadolu`ya göçettikleri tarih olarak bahsettiği dönemlerde Kürtler Dersim`de varlar. Başlangıç tarihi 1200`den daha gerilere giden Melkişi Beyliği bir Kürt Beyliği olarak yaşamını sürdürmektedir.

2- Bu beyliğin hüküm sürdüğü topraklar -ki merkez Dersim`dir- yüzyıllarca Kürdistan ismiyle bilinip tanındı, öyle anıldı.

3-Melkişilerin, gerektiğinde öteki Kürtlerle birlikte hareket etmekten çekinmedikleri İdris-i Bitlisi ile yukarıda değinilen ilişkilerinden de anlaşılıyor.

4- Melkişilerin İran Kürdistanı`yla; özellikle de Erdebil şeyhleri kurdukları ilişki dikkat çekicidir. Bilindiği gibi Erdebil Tekkesi ve Erenlerinin, Alevilikte istisna bir yeri var.

5- Baytar Nuri, şeyh Hasan`ın aşiretinin ileri gelenlerinin Dersim`e geldikten sonra miraslarını oralarda daha önce yaşamakta olan Kürtlerden devraldıklarını söylüyor. Yeri gelmişken bu görüşü doğrular nitelikte bir gözlemi aktarmak istiyorum:

Bugün Bingöl`ün Kiğı ilçesine ait köylerden iki tanesinin ismi Lêrtig ve Ağdad (Ağdat)`dır. Her iksinde de Kurmanci konuşulur, inanç olarak Sünnidirler. Bu köylerin halkı, Dersim`den geldiklerini söylerler. Öte yandan Dersim`in şeyhhasanan mıntıkasında Sêy Rıza`nın köylerinin bulunduğu mıntıkanın adı da Lêrtıg`dır. Onun merkezi köyünün Ağdad olduğu ise biliniyor. Yine, Dersim`den başka yerlere; örneğin Cizre, Îrak Kürdistan`ının Sincar bölgesine göçler olduğunu bir çok araştırmacı yazmaktadır. Dersim Kürtleri ile Sincar yöresi Yêzidi Kürtleri arasında, hem fizyonomik ve hem de inanç, gelenek ve töreler bakımından var olan büyük benzerlik, araştırmacıların dikkatini çeken bir durumdur.

Aynı konuya değinen Nuri Dersimi, tarihçi M. Emin Zeki`ye atıfta bulunuyor ve; „Hülastü Tarih El Kurd u Kurdistan adlı eserinin 419. Sayfasının devamında „Mıl“ kabilesi ahfadından Mılan aşiretine mensup 55 kabilenin isimlerini tamamen zikrediyor. Ve bu 55 aşiretin Sultan Selim zamanlarında Dersim`den hicret ederek Elcezire`nin kuzey mıntıkası bölgelerinde yerleşmiş olduklarını anlatıyor,“ diyor (M. Nuri Dersimi, Hatıratım, s.142)

Görülüyor ki Dersim`e gelen de, göçeden de Kürtlerdir. Türkmenler ise piyasada yoklar.

www.zazaki.org Yazarlar

ALEVİLİĞİ KATLEDİLEN ALEVİLERDEN ÖĞRENİN!
ŞÖVENİZME BOYUN EĞMEYİN...!
YA XIZIR TENGA MA DI BIRRESE!

YA TİJİA HOMMETE..
YA XIZIRA TUJİKE
YA QALKANE WAYIRI..
TENGA MADI BIRRESE
RAVER CAN U ROY DE
WAU BRAY DE
DAR U KEMER DE
VERGE YAVANİ DE
DIMA Kİ MA NEÇARİ DE..
ELİ KENA ELEWİYENE OLE TURKİ NİO .. Né BENOOO!

Aleviler müslüman degildir .BU TEZI ÖZELLIKLE INTERNETTE EPEYDIR ISLEDIM.AB üyeligi tartismalarinda alevilerin ve kürtlerin azinlik oldugu tartismasi alevlenince bir kisim aleviler müslüman degiliz derken mit ve devlet alevileri
Ise hepimiz türküz hepimiz müslümaniz palavrasini yaymakta .

Eski yazilarimi ve bu arada cesitli alevi kuruluslarinin aciklamalarini yayinliyorum bu tartismayi ilerletirse sevinirim .

Belge 1
1999 yazdigim bir yazi
ALEVİLİK DİNİ ÜZERİNE
İbrahim Seven 31 Mart 1999 (Arafiyan)
Alevilik Üzerine,
Alevilik dininden bahsetmeme parelel aleviliğin bir din değil mezhep olduğu eleştirileri geldi. Bu tartışmada henüz alevilikle ilgili görüşlerimi yazmadığım için bir dil sürçmesi neticesinde bu kelimeyi kullandığımı sananlar oldu. Genellikle e-mail gibi çok anlık bir tartışma stilinde noktalama işareti ve imlayı çok ciddiye almadığım bilinir. Ancak şimdiye kadar düşünmeden ve tartmadan bir kelime yazmadım. Dolayısıyla aleviliği ben bir din olarak görüyorum. Hatta ondan daha öteye etnik bir kantite olarak görüyorum. Dolayısıyla Şahan ismiyle yazan zat kendisini dine inanmıyor olarak tarif etse de gene de hala alevi olduğunu düşünüyorum.
Çünkü alevi diye alevi dinine inanan ve onun ibadetlerini yerine getiren değil alevi bir anne-babadan doğan herkes alevidir. Olaki aleviliği bırakır ve sünni olur. O zaman alevilikten çıkmıştır. Yoksa dini ibadetlerini yerine getiren aleviler zaten önemsiz bir azınlıktır aleviler içinde. Kaldı ki dini ibadet bakış kategorik olarak diğer dinlerden farklıdır.
Gelelim alevi dinine ve neden aleviliğin bir islami mezhep olmadigina. Aleviliğin islamla ortak yanlarından bahsedelim. Alevilikte islam efsanelerini anlatma Ali-Muhammed ve benzeri islam ulularına hayranlık islami isimleri kullanma ve erkek çocuklarına sünnet dışında ortak bir yan yoktur.
İslam inancı en kaba olarak Kuran’a inancı ve onun gerektirdiği savm-salat-zekat-hac ve kelime-i şehadet gibi pratikle özetlenebilir. Kuran’ın allah tarafından insanlığa verilmiş bir kanun olduğu ve her harfinin ilahi vahyin eseri olduğu dolayısıyla bir kişi tarafından yazılmamış olduğu ve Muhammed’ten günümüze aynen değişmeden kaldığı ve ebediyen de kalacağına inançtır. Ayrıca bu kuran normları çercevesinde ve Muhammed’in sünneti paralelinde davrananlar cennete, aksini yapanlar ve kafirlerde cehennemde yanacak.
Ehli sünnet mezhebinde olanlar (Hanefi—Şafii—Maliki—Hanbeli vesair verziyonlarıyla), Şia mezhebinden olanlar beş aşağı beş yukarı buna inanırlar. Ve birbirlerini de eleştirseler bile müslüman görürler. Ne İran’da ne Türkiye’te ne de başka bir müslüman ülkenin İlahiyet Fakültesinde alevilik islam mezhebi kabul edilmez.

- Aleviler Kuran’ı otorite olarak kabul etmezler. Tersine bu Kuran’ın değiştirilmiş olduğuna inanırlar ve ibadetlerinde Kuran okumazlar. Hatta asil kuran insandır derler.
- Namaz kılmazlar. Budist ve Hindulara benziyen semah yaparlar ve bu kadın-erkek karışık olur.
- Gene Budist ve Hindulara benzer insanların ruhlarının bir cesetten başka bir cesede gezdiğine inahınyan, Reinkarnation alevilerde türlü türlü dona girmek olarak tarif edilir. Budist ve Hindular gibi ruhların sadece insan vücuduna değil hayvan kılığında da dolaşabileceğine inanırlır. Örneğin Turna donunda. Şimdi elbise ve giderek de iç çamaşır parçası anlamına gelen türkçe don sanskrit thunadan gelir ve bu reinkarnasyonla ilgisi vardır. İslamda ve hatta hıristiyanlıkta reinkarnasyon kafirliktir.
- Hac farizesi aleviler için geçerli değildir. Benim Kabem insandır derler. Hacca giden aleviye de rastlamadım. Hele hele hacı alevi diye kendini niteliyene.
- Aleviler camiye gitmez. Tersine camiyi canilerin toplanıp çeşitli kötülüklerin planlandığı yer olarak görürler.
- Türkiye’de çeşitli dilleri konuşan aleviler var. Türk, arap, kürt ve balkanlardan gelen aleviler bunların bir tek köyünde aleviler bir tek camii inşaa etmemiştir. Devlet bazen zorla camii inşa ettiysede aleviler orayı başka amaçlar için kullanılmıştır.
- İslamiyetin yemek ve içecek konusanda normları geçerli değildir. Örneğin alkollü içkiler alevilerde yasak değildir. Tersine erenlerin rakıyı iyi devirdikleri bilinir.
- Yahudi ve müslümanlar gibi çeşitli hayvan etlerini yemeselerde ek olarak müslümanların yemeye serbest olduğu tavşan etini yemezler.
- İslamiyette erkeklerin çok eşle evlenmesi serbestken alevilerde hıristiyanlar gibi tek eşlilik vardır ve boşanma afaroz sebebidir. Afarozun alevi türkçesinde adı düşkün olmaktır. Alevilerde kadınlarda kaç-göç yoktur.
- Kıyafet normu yoktur. Başörtüsü konusunda sünni ve diğer müslümanların davranışı ortada.
- Cem ayınında günah çıkarma ritueli hem de toplu halde vardır. Ve cemaat çeşitli norm çiğneyenlerden hesap sorar ve normları çiğneyenler cezalandırılır. Cezalar çekildikten sonra lokma ve mey gelir.
Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir. Örneğin alevilerde cennet cehennem yoktur. Hepsinden önemlisi otorite kitap yoktur, otorite Ocak ve Dedelerdir. Aleviliğin yazılı normları yoktur.
Şimdi gelelim alevilerle sünniler arasında diyaloga
Sünniler hiçbir zaman heterodoks -yani otoriteler tarafından dindışı kabul edilen bir eğilim- bir mezhep olan aleviliği kabul etmemiştir. Şeyhülislamlar aleviliğin kafirlik olduğunu ve onları öldürmenin helal, karılarına ve mallarına el koymanın serbest olduğunu çeşitli fetvalarla belirttiler. Halen de bu fetvaların kalktığına dair ne Osmanlı Şeyhülislamları nede onların TC’deki devamı Türk Diyanet İşleri Reisliği tarafından kaldırılmıştır.
Bir tek TC okulunda alevi dininin islam olduğu ve normlarının tanıtıldığı, bir tek ders yoktur. Tersine din dersi sünni islam ve onun normlarıdır. Şimdi aleviler arasında bu yukarda saydığım farklılıklara karşı çıkacak kimseyi şimdiye kadar görmedim.
Ancak TC devletinin özgürlük düşmanı despotik karakteri paralelinde alevi işbirlikçiler var. Biz müslümanız sünni-alevi farkı yoktur, düşmanlar uyduruyor gibi çocukça tezler ileri sürenler var. Bu kürt-türk hepsi birdir tezinin başka bir verziyonudur.
Aleviler batını bir din ve 500 sene ezilen öldürülen bir din taraftarı olarak gerçek görüşlerini söylemiyerek takiyye yaparlar. Hem de çeşit çeşit reinkarnasyona inanmak kafirliktir ve katli vaciptirin kanun olduğu bir yerde alevi tabii ki bu görüşünü devlet ve sünnilerden saklamıştır. Halen de bu korkudan dolayı takiyye yaparlar. Maraş—Çorum—Sivas—Gaziosmanpaşa hatırlana.
Bazı aleviler gerçek müslümanların kendileri olduguna hacı-hocanın saptığını ve Yezid olduğunu iddia ederek benim görüşlerime karşı çıkabilir. Benim gerçek müslüman kimdir diye ne bir derdim ne de hakem olma durumum var. Sadece bu konulara ilgi duyan bir insan olarak çeşitli dinler arasındaki benzerlik ve farklılıkları belirtirim.
Sünnilerin mum söndü ve benzeri alevilerle ilgili önyargıları var. Ve bu alevi halkının ezilmesinde rol oynuyor. Ancak sünnilerin despot oldugu alevilerin ise hoşgörüye inandığı bir masaldır. Alevilerin sünniler hakkındak önyargıları en az öbürleri kadardır. Üstelik sünni gelenekten gelenler arasında bu önyargılar kırılırken ve alevileri olduğu gibi kabul etme artarken aleviler arasında önyargı çok daha kuvvetli.
Örneğin kişi olarak sakallı olduğum için aleviler beni ilk gördüklerinde çekingen davranmakta sonra kusara bakma seni camiye giden yobaz sandık demekte. Ve camiiye gideni yobaz ile eşit saymakta bir beis görmemekte. Türkiye halklarının barış içinde demokrasi içinde yaşaması herkesin kendi öz donu ile serbestçe dolaşması ve böyle kabul edilmesi gerekir. Hangi dinden olursa olsun veya dinsiz olsun toplumsal birarada yaşama normlarına saygısı oranında saygı gösterilmesi tersi davrananlara da demokratik kanunların müeyyideleri uygulansın.
“Gelin canlar bir olalım“ alevilerin insanları birleştirme sloganıdır. Niyeti ne olursa olsun bir dinin sloganıdır ve birleştirici değil bölücüdür. Sünni ve şii islamda tevhidi savunur. İslam çerçevesinde herkes müslüman olursa la ilahe il allah derse dünya günlük gülüstanlık olur. Ha keza hıristiyanlıkta kardeşini kendin gibi sevmesen makbul değilsin.
Ancak bu dini sloganlar dünyayı birleştirememiş ve birleştiremez. Onun yerine eşitlik—kardeşlik—özgürlük. Veyahut başarısız olan 1909 devriminin sloganları Uhuvvet—musavvat—hürriyet.
PS: Yukardaki yazdıklarıma rağmen aleviler kendini müslüman olarak görür o halde islam mezhebi diyelim diyenler varsa çok itiraz etmem. Ancak aleviliğin islamla ortak yanları Budizm ve Hinduizmla yahut Hıristiyanlıkla olan ortak yanlarından daha fazla değildir. Alevi sünni kardeştir diye palavra tekrarlamanın hiç bir şeye yaramıyacağına inanıyorum. Eşitlik ve açıklık temelinde bir dialog olmadan Banazlı Pirden, Gaziosmanpaşa’ya kadar süren bu kavga çeşitli yükselme ve alçalmalarla devam eder.
BELGE 2
ALI DOGANIN ACIKLAMASI
ALEVİ-BEKTAŞİ FEDERASYONU
BASİNA ve KAMUOYUNA
* ALEVİLİK yok sayılmaya devam ediliyor.
* Nüfus kağıtlarından din hanesi kaldırılmalıdır.
*ALEVİLİK kendine özgü bir inançtır.
Anadolu’nun yasaklı inancı ve kültürü olan ALEVİLİK, verilen demokrasi ve hukuk mücadelesi sonrası, kendi adı ile örgütlenmeye başlamasından iki yıl sonra, nüfus kağıtlarının din hanesi bölümüne yazılmasının mahkeme kararı ile red edilmiş olması, ALEVİLİK’ in yok sayılmaya devam edildiğini göstermektedir.
Avrupa Birliği Topluluğunda kendisine yer bulma konusunda mücadele veren Devlet, ne yazık ki uygulamaları ile, AB hukukundan ve demokrasi anlayışından çok geride olduğunun örneklerini sergilemektedir.
Avrupa Ülkelerinde, nüfus kağıtlarında din hanesi bulunmamaktadır. Çünkü, inanç kişiye özgü olup, kişinin iradesi dışında açıklanması veya açıklanmaya zorlanması, kişi temel hak ve özgürlüklerinin ihlali anlamına gelmektedir.
Ülkemizde, 1587 sayılı Nüfus Kanunu’ nun 43. maddesi gereğince, nüfus kağıtlarımızda din hanesi bulunmaktadır. Din hanesi, kişinin doğumu ile birlikte doldurulmakta, yani kişi doğduğunda nüfus kağıdını almak için nüfus müdürlüğüne başvurmuş olan ebeveyninin beyanına göre, ebeveyninin dinini almaktadır. Ebeveyninin beyanına göre din almış olan kişi, 18 yaşına gelip reşit olduğunda ise, 1587 sayılı kanunun 11 maddesi gereğince ancak yargı kararı ile, nüfus kağıdı üzerinde düzeltme veya değişiklik yapabilmektedir.
Nüfus kağıdında din hanesinde İSLAM yazması nedeni ile, ALEVİ bir yurttaşımız olan Sinan IŞIK, mahkemeye baş vurarak, din hanesindeki, İSLAM ibaresinin silinmesini ve yerine ALEVİ ibaresinin yazılmasını istemiştir.
İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan almış olduğu görüş ile, ALEVİLİK’ i, İSLAM’ ın farklı bir yorum şekli olduğunu gerekçesi ile, Sinan IŞIK’ın, nüfus kağıdının din hanesine ALEVİ yazılması talebini red etmiştir.
Oysa ki ALEVİLİK, İSLAM’ dan çok önce, Orta Asya’ da Şamanizm, Zerdüşlük, Manhaizm vb. inançlardan etkilenerek oluşmuş, daha sonra tek tanrılı dinler aşamasında, Musevilikten, Hıristiyanlıktan etkilenmiş ve son olarak ta en son İSLAM’ dan en yoğun etkilenerek, Hak-Muhammet-Ali’ yi kendisine rehber edinmiştir. İSLAM’ dan binlerce yıl önce var olan ALEVİLİK’ i, İSLAM’ ın farklı bir yorumu olarak değerlendirmek olanaklı değildir. Çünkü ALEVİLİK İSLAM’ dan farklı, “İnsanı merkezine koyan (İnsanı merkez alan) Anadolu’ya özgü, eşi ve benzeri olmayan bir felsefe, bir inanç, bir yaşam biçimi, bir kültür, bir öğreti ve hatta bunların tümünü de aşan bir toplumsal olgu” olarak kendisini ifade etmektedir.
İnsanı merkezine koyan kendisine özgü bir olgu olarak açıklanan ALEVİK, İSLAM’ ın içinde değil, tanımdan da açıklandığı üzere kendine özgü bir inanç ve olgu olduğudur.
Somut durum ifade edildiği gibi olmasına rağmen, gerek resmi ideoloji ve gerekse, Diyanet ışleri Başkanlığı ALEVİLİK’ in yok saymakta ve en kolay yol olarak ta, İSLAM’ ın içinde diyerek ve bu yönde çalışarak asimle ederek yok etmeye çalışmaktadır.
ALEVİLİK, İSLAM’ IN dışındadır ve kendine özgüdür. Kimsenin ALEVİLİK’ i yok saymaya hakkı ve yetkisi yoktur. Aleviler inançlarını, kendi kuralları ve gelenekleri ile yaşarlar.
Nüfus Kağıtlarında, din hanesinin bulunması Anayasa’ mızın 24 maddesinde düzenlenmiş olan İnanç Özgürlüğü’ ne, keza 2. maddesinde düzenlenmiş olan Laiklik ilkesine aykırıdır. Bu nedenle nüfus kağıtlarındaki din hanesi kaldırılmalıdır.
Nüfus Kağıtlarındaki din hanesi kaldırılıncaya kadar, isteyen yurttaşlarımız, din hanelerine inançlarını, Nüfus Müdürlüklerine verecekleri bir dilekçe ile düzeltmelerine olanak sağlanmalıdır.
Bu çerçevede, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, nüfus kağıdındaki din hanesine İSLAM ibaresi yerine ALEVİ ibaresi yazılması talebinde bulunan yurttaşımız Sinan IŞIK’ ın vermekte olduğu hukuki mücadelesinin yanında olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.
Nüfus kağıtlarından din hanesi kaldırılıncaya veya din hanesine inancımız olan ALEVİLİK’ i yazdırıncaya kadar, demokrasi ve hukuk mücadelemiz sürecektir.
Saygı ile kamu oyunun bilgisine sunarız.
Ali DOĞAN
Genel Başkan

BELGE 3

ALEVİLİK TARİHİ ÜZERİNE
İbrahim Seven
12.11.2002
TC ve Kemalizmle uğraşanların birinci bileceği şey ve daima kullanacağı şey ıslamın kelimei şehadeti gibi bir kemalizm anahtarı olması gerekir. Bu anahtar da Kemalizm Yalan-Sahtekarlık ve Zorbalıktır.
Dolayısıyla her kemalist palavrayı duyunca bu anahtarı hatırlamak gerekir. İşte yukardaki yaklaşımda kemalizmin sahtekarlıklarından biridir.
Tek tek inceleyelim.
Aleviden başlıyalım. Evvela yirminci asra kadar kimse bu terimi kullanmaz. Aksini iddia eden kemalist, MİT-Spor Cemal Şener, Rıza Zelyut. Pir Sultan Abdal, Nesimi, Kaygusuz Abdal veya Yunus Emre’de biz aleviyiz diyen bir tek mısra bulsun. Bulamaz. Çünkü alevi teririm 20. asır endüstri ürünüdür. Sünniler alevilere rafizi-batını-kızılbaş demiştir. Kilikya ve Lazkiye alevilerine de Nusayri denmiştir. Kendileri ise kendilerine hak ehli erenler ve saire ama asla alevi dememiştir.
Şimdi bu zirtapoz kemalistler alevilik mezhebinin !!! Türk mezhebi olduğunu iddia ediyorsa, bu kelimenin neden türkçe değil de arapça Alici anlamına gelen Alevi olduğunu anlatması gerekir.
Anlatamazlar. Çünkü bu alevi terimi ilkönce Nusayriler için kullanılmış. Dolayısıyla arapça olması normal. Neden peki 20. asırda bu alevi kelimesi türetilmiş? Arap ulusal hareketi arap ulusunun birliği için Nusayrileri rafizi-batini-zındık kafirden biraz daha nazik bir terimle taltif emek istiyordu. Aynı sebepten İttihatcılar da bu alevi terimini daha sonra kullanmıştır.
Demek ki alevi teriminin ne türklüle ne de türkçeyle bir ilgisi yok.
Gelelim Nusayri kızılbaş ve bunun gibi heterodoks batini hareketlerin tarihine. Bu hareketlerin tarihi islamın ilk yıllarında ghulat denen hareketlerle başlar. Ghulat hareketleri ekseri Basra, Kufe, Medayin gibi güney mezopotamya şehirlerinde mevali arasında başladı.
Mevali arap olmadığı halde müslüman olan ve arap bir efendisi –mevlası- olanlara denirdi. Bunlar ekseriya ya süryanı, fars, yahutta yahudi asıllıydı. Din olarak ta manici-zerdüst-marcioncu-bardaysanci gnostik veya yahudi gnostiğinin eski taraftarlarıydı.
Bir yandan arapların üstünlüğüne karşı eşitlik hareketi olarak başladı bir yanda da eski gnostik dinlerin ideolojisini taşıdı. Bu ghulatlar içerisinde ne tür var nede türkler den haberleri var.
Demek ki, şimdi alevi denen hareketin kökleri Mezopotamya, İran, Anadolu ve Suriye, Filistin’dir.
Cemal Şener ve benzeri sahtekarlardan bir tanesi bir tük ghulat ismi saysın. Bu ghulatların yenilen takım Ali ve çocuklarına dayanmaya çalıştı.
Ali’nin çocuk ve torunları çok istemediği halde bu hareketler onları lider gördü. Sonra tanrı olarak kabul etti ve öldükten osnra da tanrı olduğunu dolayısıyla ölmediğini başka ceseetlere girdiği ve saire meşhur türlü türlü donlar hikayesi geldi.
Emevilere karşı Ali çocuk ve torunlarından kimse başarılı olamayınca bu sefer ehli beyti Muhammedin amcalarına da genişleterek Abbasileri lider gösterdiler ve bu ghulat hareketleri isyanı neticesinde Emeviler yıkılıp Abbasiler halifeliği ele geçirince ghulat harektlerine tekme atıp Emeviler kadar hatta daha fazla baskı yaptılar.
Abbasiler daha da ghulat düşmanı olup sünni mezheplerin kurucu ve teorisyenlerine kol gererek şimdiki 4 sünni mezhebin kurulmasında rol oynadılar.
Yani ehli sünnet mezhebleri bir Abbasi icadıdır. Abbasilerin türkleri köle asker olarak getirdi. Osmanlının yenicerileri gibi ve zamanla güç kazandılar işte Selçuklunun Anadoluya gelişi bu çercevedeydi.
Peki bu Selçuklular alevi miydi?
Sünninin koyusu.
Selçuklu veziri Nizamülmülük Siyasetname’sinde türklerin iyi sünni olduğunu ve Deylemli rafizi batinileri iyi kestiğini zevkle anlatır.
Peki türkler müslüman olmadan evvel şaman miydi?
Nerde kaynak var? Şamanizm nedir?
Sonra türk denenler islamdan evvel hıristiyan-budist-zerdüst vesaireydi. Ortak dinleri yoktu. Ne kitapları, nede yazıları, nede efsaneleri vardı. Göktürk-möktürk, Kagan-magan işleri 19. Asır orintalistlerin keşfidir. 19. asırdan evvel Osmanlı’da Kagan-magan, Göktürk-möktürk bilen ne bir cahil ne bir alim var idi.
Demek ki şimdi alevilik denen din ki bizce mezhep değil din. Türklerin icadı değil önceden manici-zerdüst-hıristiyan-yahudi gnostiği üzerine yükselen islami kılıkta bir dindir, mezhep de değildir. Daha sonra Hallac-ı Mansur ve Hurufiliğin kurucu Fadlalah Astarabadi ile zenginleşen arap alfebesindeki harflerin giziyle herşeyi açıklıyan teori. Ali ul Ula isimli halifesiyle Rum’a yani Anadolu’ya, Ermenistan’a ve Kurdistan’a geldi. Başka bir halifesi de Nesimi’dir.
Ne Hallac-ı Mansur ne Fadlalah Astarabadi nede Ali ul Ula türk değil hepsi farstır. Huruficilik bir yandan kızılbaşlığı bir yandan bektaşiliği etkiledi. Yüz hatlarında Aliyi ve tanrıyı görmek, Fadlalah Astarabadinin teorisidir.
Halis muhlis fars olan bu zat üstelik yazılarını farscanın astarabad şivesiyle yazmakta daha sonra kürt asıllı bir aileden olduğu söylenen bu arada bir çok hıristiyan kadınla evlilikten doğan safavi Şah Ismail’le Anadoluyu fethedemiyen Şah İsmail daha sonra bu heteredoks öğretiyi de terkedip Şiiliği benimsemiş ve eski görüşlerinde israr eden hakiki kızılbaşları kılıçtan geçirmiştir.
Şah Ismail’in mürid ve taraftarları arasında çok türkmen olduğu doğrudur. Ancak ideolojiyi hep türkmen olmayanlar yapmıştır. Ve gene Rum anneli basasının menşei mechul Bedrettin’le zenginleşen bu hareket sonra celali isyanları ile Osmanlı tarafından kılıçtan geçirildi. Şimdi TC devleti bilerek yalan söylemekte batını hareketinin kökü ghulata dayanır. Bunların uzaktan yakından türklükle ilişkisi yoktur. Daha sonra gene özellikle Deylemli ve diğer farsların katkısıyla yayılmıştır.
Alevi ismi 20. Asır mahsuludur.
Alevilik mezhep mi?
TC devleti alevilikle sünniliğin aynı olduğunu ufak tefek fark olduğunu iddia eder. Her sene Hacı Bektaşta bu yalanlar tekrarlanır.
Alevilik islamın bir mezhebi değildir.
İslam kılığında çıkmış neo-platonik-manici-zerdüst-hindu-marcion-bardaysan ve daha birçok benzer gnostik eğilimin çağımıza kadar gelen eğilimidir.
Anadolu’da hıristiyan gnostik Paulisyenlerle zenginleşmiş, Balkanlarda Bogomilci eğilimle iliş kurmuştur. Heterojen bir din olup hiçbir zaman ortak bir otoritesi-akidesi hatta normu olmamıştır. İslamla ortak yanı erkeklerde sünnet ve isimlerin müslüman ismi olması dışında bir özelliği yoktur.
Kemalist yalancılar ve onların alevi asıllı ajanları güneş dil teorisiyle kürtlerin olmadığını kürtlerin bozuk farsça konuşan türk olduklarını ... Bu sahte teoriyi Cemal Şener zazalara uygulamakta ve İmrali haini de savunuyor. Tesadüf değil yalan. MİT fabrikasının imalatı ve kisi de MİT’ten emir alıyor. Ayrıca Hazrec aşiretinin türk olduğunu Muhammedin türk olduğunu karısı Marianın türk olduğunu bile iddia etmişlerdir. (Bak. Afet İnan) Ve benzeri kemalist düzenbazların ’30’lı yıllarda türk tarih kongrelerinde konuşmaları.
Özetle alevilik 20. Asrın terimidir. Ve Arapça asıllıdır.
Batini hareketler-manici-zerdüşt-bardaysan-marcion ve benzerlerinin geleneği üzerinde yükselmiş ortadoğu çıkışlı ghulat hareketleridir. Türklükle ilgisi yoktur.
Türklerden taraftarları olması dışında ancak sünni türklerin varlığı da Muhammedi türk yapmaz. Alevilik bir islam mezhebi değil ayrı bir dindir.
Ne demiştir anahtar kelime kemalizm yalan-sahtekarlık ve zorbalıktır.

BELGE 4
DEVLETCI YAGCI TEZ

Alevi Bektaşı Kuruluşları Birliği Genel Başkanı Ali Doğan'ın "Alievilik İslam Dışıdır" sözleri alevi camiasında sert tartışmalara yolaçtı.

Malatya Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Vakfı Genel Başkanı Hasan Meşeli, "Alevilik İslam Dışıdır" diyenlerin tahrikine kapılmamak gerektiğini söyledi.

Kendisini Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği Genel Başkanı olarak ilan eden Ali Doğan'ın, Aleviliğin 'İslam dışı' olduğu yolundaki sözleriyle, Alevi-Sünni çatışmasına sinsi bir şekilde zemin hazırlandığını söyleyen Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Vakfı Genel Başkanı Hasan Meşeli, "Türkiyemiz'de, milyonlarca bir kitleyi oluşturan Alevi kardeşlerimiz, üzerinde çok yönlü oyunlarla, karşı karşıya getirilerek tahrik edilmekte, 'Alevilik İslam dışıdır' diyerek, Aleviler İslam dininden uzaklaştırılmak istenilmekte, Yüce Devletimiz'e düşman ettirilme çabaları hız kazanmakta ve arkasından da bir Alevi-Sünni çatışmasına sinsi bir şekilde zemin hazırlanmaktadır" ifadelerini kullandı.

Alevi vatandaşların devletle karşı karşıya getirilmek istendiğini iddia eden Meşeli, "Kendisini, Türkiyemiz'deki bütün Alevi-Bektaşi Kuruluşları Birliği'nin Genel Başkanı ilan eden, aslında Ankara/Dikmen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Merkezi Vakfı'nın Genel Başkanı Ali Doğan'ın, ne hikmetse 1 Ekim 2004 tarihli Hürriyet ve bazı gazetelerde çıkan beyanatında, güya Aleviliğin, kökeninde Orta Asya, Şamanizm, Zerdüştlük, Mani, Mazdek gibi totel dinlerinden etkilendiğini ve Aleviliğin İslam dışı olduğu isnat ve kehanetinde bulunmaktadır.

Alevilerin manevi dünyasına en büyük ihanet ve kötülükte bulunan, özünü ve imanını yitirmiş Ali Doğan ve onun gibilerinin vicdansızca bu beyanatı, Türkiyemiz'in Avrupa Birliği sürecinde, yurdumuzdaki azınlıkta yaşayan Ermeni, Yahudi ve Rum vatandaşlarımız gibi Alevilerin de güya Müslüman olmadıklarını ve azınlıkta olması gerektiği imajını vererek son derecede tehlikeli bir manzara arz ederek, devletimiz ile Alevi kardeşlerimiz karşı karşıya getirilmek istenilmesidir" şeklinde konuştu.

Siyasi iktidarların Alevilerin sorunlarıyla ilgilenmediğini iddia eden Meşeli, konuşmasına şöyle devam etti:

"Zira 81 yıllık Cumhuriyet dönemimizde, aziz Atatürkümüz'ün sayesinde rahat bir nefes alan Alevilerin, ancak dinsel ve inançsal açıdan yürekler acısı, dağlar kadar sorunları, gelen bütün siyasi iktidarlarımız tarafından görmezlikten gelinerek, kendi kaderine terkedilmiştir. Ne hazin bir tecellidir ki, 59. hükümetimiz, ana muhalefet partisi ve yüce parlamentomuz buna sadece seyirci kaldığı gibi, Türkiyemiz'de en az 15 milyon Alevi kardeşlerimiz de maalesef seyirci kalmaktadır.

Buradan Alevilere ve bütün kamuoyuna seslenmek istiyorum. Cenab'ı Allah'a, Kur'an'a, Hz.Muhammed'e, Hz. Ali ve Ehli Beyt'e iman ve amel eden Alevilik İslam dışı ise, Hz. Ali ve 12 imamlardan ve Hünkar Hacı Bektaş Veli'den vazgeçeceğimiz gerekeceği gibi, Malatyamız'da, bu toplumun inanç ve kültürü için 6 yıllık çok büyük emek ve gayretlerle yaptırmış olduğumuz 4 bin metrekarelik dört katlı bir kültür ve sanat abidesi olan Kültür Merkezi Vakfı binamızdan da vazgeçeceğimiz sonucunda, kötü niyetlilerin ekmeğine yağ sürülmüş olmasıdır. Zira İslam dinimizde asla zorlama yoktur. İsteyen istediği inanç ve inançsızlığı kabul etme, etmeme hakkına sahiptir. Laiklik ilkesinin lütfu da budur."

Meşeli, "Buradan bir kere daha 59. hükümetimize, Ana Muhalefet Partisi CHP'ye ve Yüce Parlamentomuza sesleniyorum. Lütfen kanayan bu yarayı sarınız. Alevi kardeşlerimizi kamu nazarında küçük düşürüp, tahrik ederek, ortalığı karıştırmak isteyenlere asla fırsat vermeyiniz. Halkımızın artık aydınlanması, sap ile samanın birbirinden ayrılması için özetle 'Aleviliğin ne olduğu' konusunda kamuoyunun aydınlatılması için vakfımızın kurucu genel başkanı ve araştırmacı-yazar olarak kendim, bu düzenin düzencilerini TRT veya ulusal kanallarda açık oturuma davet ediyorum. Malatya Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Vakfı Genel Merkezi olarak, 'Hz. Ali'yi çok seven, onun tarafını tutan ve Hz. Ali'nin yolunda gidenler' demek olan Alevilik, İslamiyet'in içerisinde kıyamete kadar devam edecektir.

Zira, 'Alevilik İslam dışıdır' demek, cüret ve kehanetinde bulunan Ankara/Dikmen Vakfı başkanı Ali Doğan ve onun gibilerinin en kısa zamanda bu vakfın tabelasındaki Hacı Bektaş Veli isminin çıkarılarak, İslam dışı olan bir ismin vakfın tabelasına konulması gerekmektedir. Zira böylelerinin Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal'ın mübarek isimlerini söylemeye, bunları kullanmaya hakları olmadığı gibi, Türkiyemiz'de milyonlarca bir kitleyi oluşturan Alevi kardeşlerimizin manevi dünyasını haksız yere karartmaya hiçbir zümrenin ve kimsenin hakkı asla yoktur" ifadelerini kullandı.
iinternet haber

BELGE 5
ALEVİLİK ÜZERİNE
Makale yazari: İbrahim Seven Tarih, gün ve saat : 07. Subat 2001 11:29:38:
Ben alevi değilim. Alevi geleneğinden de gelmiyorum. Memleketimde aleviler yaşamaz. Ancak 15 yaşından aleviler ve alevilikle tanıştım. O zamandan beri alevilikle ilgilendim. Araştırmaya çalıştım. Aleviliğin batını olması dolayısıyla yazılı kaynakları azdır.
Ayrıca senelerce katli vacip karısı helal (Bak Ebu-s Suud fetvaları) Bir halk olmaları dolayısıyla kendini gizlemeye çalışmakta bu da tartışma ve aleviler hakkında bilgilendirmeyi zorlaştırmaktadır. Yüzyıllarca katledilen son Maraş—Çorum—Sivas ve İstanbul katliamlarında olduğu gibi devlet ve faşist sünni terör ve tehdidi altında yaşıyan alevi halkımızın çekinmesinin haklı ve anlaşılır sebebleri vardır. Ancak 2001 yılında hiç değilse aydınların bu korku ve takiyyeden kendini ayırması gerekir. Burada bir tartışmanın başlatılması olumludur.
Benim kanaatimce alevilik islamla yakından uzaktan ilgisi olmayan farklı bir din. Hatta farklı bir sistematiktir.
Alevilerin gerek sünni ve gerekse şii müslümanlarla tek ortak yanları islam mitolojisi, islam isimleri ve erkeklerin sünnet olmasıdır. Bunun dışında bir ortak yanları yoktur.

Sünni ve şii müslümanların allahı beş aşağı beş yukarı hıristiyan ve yahudi allahi gibidir.
- Dünyayı yaratan despot ve rahim bir kraldır.
- İnsanlar bu dünyada hesap vermek için yaşar
- Öldüklerinde allah ve melekleri hesap soracak. Eğer din normlarına uygun davrandıysa cennete yok değilse cehenneme gidecek.
Cennet ve cehennem müslümanlı—hıristiyanlık ve yahudilikte farklı isede kabaca cennet zamanın krallarının sarayı gibidir. İslamiyette bu daha açıktır. Bal ve şarap akan nehirler cariyeler, gılmanlar vardır.

Aleviler ise ne İslamın ne hıristiyanlarınki gibi bir allaha inanmamakta. Enel Hak sözünde kendini bulan tüm dünyayı bir bütün olarak kavrıyan bitki, hayvan, insanı allahın bir parçası gören ve cennet-cehenneme inanmayan tersine insanların tekrar dirilişine ve alevi türkcesiyle türlü türlü donlarda dünyaya geleceğine inanırlar. Bu inanış budizm ve hinduizme yakındır. Zaten alevi türkcesindeki reinkarnasyon anlamına gelen dön kelimesi hin
bitki hayvan insani allahin bir parcasi gören ve cennet cehenneme inanmiyan tersine insanlarin tekrar dirilisine ve alevi türkcesiyle türlü türlü donlarda
dünyaya gelecegine inanirlar
bu inanis budizm ve hinduizm yakindir
zaten alevi türkcesinde reinkarnasyon anlamina gelen don kelimesi hintce thuna dan gelmekte
aleviler hicbir zaman islam seriatini benimsemedi
ne sünni ne sii verziyonunu
tek esli bir dindir alevilik ve hiristiyanlik gibi bosanani afaroz ederler veya cok esligi buna alevi türkcesinde düskün denir
son zamanlarda alevilerin dini inanclarinin zayiflamasi dolayisi ile aforozun gevsemesi katolik italyada bosanmalarin cogalmasi gibidir
aleviler hic bir zaman camiye gitmemistir
tersine cami aleviler icin -cesitli katliamlarin planlandigi bir terör merkezidir - ayrica aleviler cem evine de gitmezler aleviler herhangi bir eve giderlerdi ve gizli ibadet ederlerdi cem evi alevilerin legallesmesinin bir kazanimidir
aleviler gercek islam tarihini degil
kendi batini ve hurufuyyun gelenegine uygun bir yorumuna inanirlar
tartisma zenginlestikce yeni konulara girebiliriz

BELGE 6

AB RAPORUNDA ALEVILER AZINLIKTIR

Sedat ERGİN
AB Komisyonu tarafından dün açıklanan ve Türkiye'nin geçen bir yıl içinde AB'ye tam üyelik sürecinde kaydettiği mesafenin değerlendirildiği toplam 187 sayfa tutan İlerleme Raporu'nun satır aralarında şu dikkat çekici noktalar karşımıza çıkıyor:
Kürtler azınlıktır
Rapor, AB’nin Türkiye’deki Kürtler’i bir ‘azınlık’ olarak gördüğünü ilk kez kuvvetli ve doğrudan ifadelerle kayda geçiriyor. Bu görüş, raporun ‘azınlık hakları, kültürel haklar ve azınlıkların korunması’ ara başlığının hemen altındaki giriş cümlesinde işleniyor. Bu bölümde Lozan Antlaşması’nın yalnızca Müslüman olmayan Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler’i azınlık olarak gördüğü belirtildikten hemen sonra şöyle deniyor:
‘Buna karşılık, Kürtler de dahil olmak üzere Türkiye’de başka cemaatler de vardır.’
Bir sonraki cümlede, ‘bu bağlamda’, Türkiye’nin BM’nin Sivil ve Siyasi Haklar ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmelerine ‘eğitim hakkı ve azınlık hakları’ ile ilgili koyduğu çekincelerin ‘kaygı’ konusu olduğu belirtiliyor. Rapora göre, bu çekincelerin kalması, azınlık haklarının korunması alanında sağlanacak ilerlemeleri engellemek amacıyla kullanılabilir. Raporda ayrıca Kürtçe, ‘eğitim hakkı’nın kullanımında sınırlamalara dikkat çekiliyor.
AB Komisyonu’nun geçen yılki raporunda Kürtler’in statüsünde bu ölçüde bir açılım yer almamaktaydı. Geçen yıl azınlıklar bölümünün altında DEHAP’ın seçimdeki yüzde 10 barajı nedeniyle TBMM’de temsil edilemediği belirtilerek, daha dolaylı bir atıf yapılmıştı. Bu yılki raporda ise yüzde 10 barajı ile ilgili eleştiri aynen korunuyor, bu sınırın azınlıkların TBMM’de temsilini engellediği belirtiliyor.
Aleviler dini azınlıktır
Bu yılki raporun geçen yılki raporla kıyaslandığında getirdiği bir diğer yenilik, Aleviler'in de ilk kez bir "dini azınlık" olarak nitelendirilmiş olması. Geçen yılki raporda, Aleviler "Sünni Olmayan Cemaatler" kapsamında görülüyordu. Bu yılki raporda ise Aleviler "Sünni Olmayan Azınlıklar" kapsamında tanımlanıyor.
TSK İç Hizmet Kanunu’na eleştiri
Rapor, sivil otoritenin ordu üzerindeki denetiminin artmasından olumlu bir şekilde söz etmekle birlikte, dolaylı ifadelerle ilerleme sağlanması beklenen bazı sorunlu alanları da sıralıyor. Bu çerçevede bazı yasalardaki hükümlerin geniş yorumunun orduya ‘geniş bir manevra marjı’ sağlayabileceği belirtiliyor. Bu çerçevede, TSK İç Hizmet Kanunu’nun orduya Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevi veren ve askeri müdahalelerde gerekçe oluşturan 35 ve 85-1 maddelerine atıf yapılıyor. Böylelikle, üstü kapalı bir şekilde önümüzdeki dönemde bu maddenin değiştirilmesi beklentisi ifade ediliyor. Ayrıca, komutanların siyasi, sosyal ve dış politika konularında medyaya, kamuoyuna görüş açıklamalarına eleştirel bir şekilde değiniliyor.
Türban yasağı yok
Raporun gerek insan hakları, gerek eğitim, gerek dini haklara ilişkin bölümlerinde türban yasağı ve kamu alanına ilişkin konulara hiçbir şekilde değinilmemesi dikkat çekiyor. Geçen yılki raporda da türban yasağına yer verilmemiş, bu durum Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün AB’yi ağır sayılabilecek ifadelerle eleştirmesine yol açmıştı.
Dokunulmazlıkta adım atın mesajı
Komisyon raporunun yolsuzluklar konusunda taşıdığı eleştirel havanın da altı çizilmeli. Bu bölümde milletvekili dokunulmazlıkları ‘yolsuzluklar bağlamındaki sorunlardan biri’ olarak gösteriliyor, ‘bütün tartışmaya rağmen dokunulmazlıkların kaldırılmasında hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir’ deniliyor. Ayrıca hükümet organları ve parlamentonun yolsuzlukla mücadelede yetersiz kaldığının belirtilmesinin de AKP iktidarını memnun etmediği söylenebilir.
YÖK ve Kamu Yönetimi Reformu
AB Komisyonu, YÖK’e de eleştirel bir şekilde yaklaşıyor ve mevcut yapının üniversitelere akademik ve idari özerklik tanımadığını belirterek, bir reform ihtiyacına işaret ediyor. Benzer şekilde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ettiği Kamu Yönetimi Reformu da AB Komisyonu tarafından övgü konusu yapılıyor.

Cevaplar:

BELGE 7

Posted by Ali ihsan Yildirim on September 27, 1997 at 03:14:06:
Aleviler ,Demokrasi Türkiye
Bence Türkiyede alevi sorunu cözülmemis en büyük sorundur.Aleviler osmanlidanberi ikinci ucüncü sinif insan muamelesi görmüs onlar da sunnileri mekruh ve melun bir taife olarak görmüstür.Cumhuriyetle beraber biraz yumusamaya ragmen bu günümüze kadar süre gelmistir.Su anda kürdistanda savas bircok insanin canini da alsa sünni kürtlerle sünni türklerin arasindaki problem alevi sunni sorununa göre daha kolay cözülebilir bir sorundur.
Türkiye cumhuriyetinin riyakar politikasi Alevilerin adinin ahmet mehmet oldugunu bakarak Türkiye halkinin yüzde 99i müslüman demekte ve böylece bu sorunu köylü kurnazligi ile atlatmaya calismakta.Oysa ki türkiye devleti ve sunni halkin büyük cogunlugu aleviler müslüman kabul etmemekte .ilahiyat fakültelerinde ve imam hatiplerde ehli sünnet adi verilen hanefi ,maliki ,hanbeli ,safii disindaki mezhepleri müslüman kabul etmemekte bir dereceyi kadar sii mezhebini sapikliklariolsa da müslüman kabul etmekte ama batini mezhepler Yani Alevi ,dürzi ve ismailileri kafir addetmektedir.
Buna karsilik alevilerde sunnileri yezid ve muaviye taraftari katil sürüleri olarak görmekte .Bu böyleyken
her iki taraf bu görüslerini birbirinde saklamakta sunnilerin büyük cogunlugu acisindan problem yok.Alevilerin ikinci sinif insan muamelesi görmesi onlarin göre normal Türkiyenin en büyük gazetesi hürriyetin Logo suTürkiye Türklerindir Aslinda sunni türklerindir demek .Kim türk degilse gene de ne mutlu türküm diyene desin demiyorsa Sabancinin deyimiile defolup gitsin.Ayni sey aleviler icin de gecerli müslüman desin oruc tutsun namaz k ilsin veya öyle görülnsün aksi takdirde katli vacip .Yani aleviler kisiliksiz olsun
Tabii T.c kanunlarinda yazili hic biryerde böyle maddeler yak ama pratikta hergün biliniyor.
Alevi dini mi daha modern yoksa sünni mi tartismasi gereksiz bir tartisma cünkü demokratik bir toplumda din hürriyeti vardir .Istiyen istedigi dine tapar veya tapmaz.ayrica aleviler ilerici sunniler gerici gibi kaba görüsler de yanlistir.Bir insanin alevi sunni hiristiyan veya budist olmasi onu ilerici veya gerici yapmaz guncel sorunlar karsisinda tavri onu demokrat fasist ve saire yapar .Suriyede Alevi hafiz esed liderligindeki klik 1970 ten beri polis devleti olarak basta cogunluk sunniler olmak üzere suriye halkini ezmekte bu bakimdan hangi din ilerici tartismasi gereksiz bir tartismadir. Sorun türkiyede demokratik ve yalandan uzaklasmis bir toplum kurmaktir. • o halde sunniler türkiyede alevilerin varligini kabul etmekle kalmayip enaz sünniler kadar bu memleketin sahibi olduklarini ve gecmiste yapilan haksizliktan dolayi ayrica itina ile yaklasmak durumundadir.Sünniler imtiyazli aleviler ezilen durumunda bu yüzden sunniler alevilere göre biraz daha hadlerini bilmeleri lazim en son sivas katliami sünnilerin boynunda bir suc halkasi olarak duruyor .Her namuslu sünni kadan erkek bu cinayetlerden kendini tenzih etmelidir.Refah dyp ve ciller bu katliamlari destekledi.Ki sunni halkin cogunlugu da maalesef bu partiler gibi düsünüyor.
• Alevilere gelince uzun tarihi dönemde katliam ve baskidan dolayi cekingen durumdalar .Aleviler gercek inanclarini acikca savunurlarsa sünnilerin bunlari kafir görecegi kesin.aleviler ali muhammed vesaire terimlerini de kullansa islamiyetle iliskisi -hicdegilse resmi islamla -cok zayiftir.Aleviler reinkarnasyona inanir bu sunnilerde kesin kafirliktir .hiristiyanlarda da bu kafirlik kabul edilir .hindu ve budizm de vardir.
• Aleviler reinkarnasyonu yani ruhlarin dolasmasini güzel bir türkce kelimeyle Türlü türlü donlar giydim diyerek belirtirler.
• Alevilerin allah kavrami asla sunnilerle ayni degildir .Hallaci mansur Enelhak demistir yani ben Allahim veya allahin bir parcasiyim gibi.Oysa bir sünni yahut yahudi yahutta hiristiyan birisi icin bunlar kafirliktir.
• aleviler camiyi katillerin toplandigi bir yer olarak görür asla bir ibadet yeri olarak görmezler.
• Aleviler namaz kalmazlar .Yani sünni ve siilerin dualarini tekrarlamazlar.Kendi nefes ve ilahilerini semahla beraber icra ederler.
• Alevilerde cok eslilik yasaktir .Bosanma yoktur .Cok evlilik zina ve bosanma ortodoks ve katolik hiristiyanlarda oldugu gibi afaroz sebebidir.Aforozun Alevi türkcesinde ifadesi düskün olmaktir.
• Alevilerde hiristiyanlarda oldugu gibi türkce yanlis olarak tezyif edici bir sekilde-günah cikarma-diye tercüme edilen olay vardir.Dogrusu Türkceye gunahlarini ve suclarini itiraf etme denebilir .Alevilerde bu ilk hiristiyanlarda oldugu gibi papazin yaninda degil cemaatin önünde olur.Ayrica hiristiyanlarda oldugu gibi bu tören den sonra ekmek ve sarap vardir.
• Alevilerde sarap mekruh degildir .Sünnilerde mekruhtur .
• Alevilik yazili kurullari olmiyan bir köylü yasam bicimidir.Sünnilik Imami gazali ve imami buhari diyerleri tarafindan Kodexi konmus kati yazili kurallar olan bir dindir.
• Görüldügü gibi en ufak bir karsilastirma Alevi ve sunnilerin ayni din mensubu olmadiklari görülür.Bu da cok korkunc bir sey degildir dünyada cesitli dinler var .Anadolu daha renkli cok dinlerin besigi
• Bu arada Dinin idealleriyle gerceklik herzaman farkli olmustur.Örnegin sünni müslümanlar ömer in adaletini keza fatih devrinde Esnafin dindarligindan cok müsteri gelince komsusuna gönderdigi ve benzeri mitolojik anlatimlar hicbirzaman gercegi yansitmaz.bertal kahramanin tarif ettigi aleviler de mitolojik
• yaklasimlar var.Ben yukarda alevilerde cok eslilik yoktur ,zina afaroza sebebtir derken kurallari izah ettim.Yoksa bütün dinlerde oldugu gibi alevilikte de kurallar herzaman cignenmistir..simdilik bu kadar.
• Ali Ihsan Yildirim
Posted by Bertal Kahraman
Ali Ihsan bey,
Alevilerle ilgili yaptiginiz belirlemelere, (yorum haric) Aynen katiliyorum. Eger takib edebildiyseniz bundan uc hafta once yaptigimiz bir tartismada, asagi yukari ayni seyleri ben de yazmistim. Okumadiysaniz arsivde duruyordur. Yanliz asagiya sizden ik adet belirlemeyi kop[ya ettim.
"Alevilik yazili kurullari olmiyan bir köylü yasam bicimidir.Sünnilik Imami gazali ve imami buhari diyerleri tarafindan Kodexi konmus kati yazili kurallar olan bir dindir.Bu arada Dinin idealleriyle gerceklik herzaman farkli olmustur.Örnegin sünni müslümanlar ömer in adaletini keza fatih devrinde Esnafin dindarligindan cok müsteri gelince komsusuna gönderdigi ve benzeri mitolojik anlatimlar hicbirzaman gercegi yansitmaz.bertal kahramanin tarif ettigi aleviler de mitolojik" Bu kisimdaki belirlemel;erinizde asil olarak dogrudur. Yani Cok kesin kurallari olmayan ve fazlaca yazili olmayan bir inac ve kultur bicimidir. Aleviler buna "YOL" der. 'Yol ehli' ayni zamanda Alevi demektir. Iste bu esneklik ve yazili kuralsizlik uygulamada yer yer degisiklikler olusturmus. O bakimdan benim anlatigim bicim sizce "Mitolojik" olarak algilanabilir fakat, dogru degildir bu degerlendirme. Nedenine gelince, Bende sizin gibi sadece Aleviligin kurallarini anlatmaya calistim. Uygulamanin her zaman farkliliklar tasiyacagini da aciklayarak.
Bir konuda daha bir aciklama yapmam gerekecek. Arap Aleviligi Nusayri'lik olarak bilinir. Ve Anadolu aleviliginden onemli farkliliklar icerir. Suriye ornegini Nusayri lere ornek olarak algilamak lazim. Hafiz esata gelince o Secimden bir gun once "din degistirmis" tir. Yani onun tavri Onun tavridir. Aleviligin tavri degildir. Kaldiki dedigim gibi Alevilikte ayni alevilik degildir.
Bu arada Bektasilik konusundada biraz gorus belirtirseniz cok sevinirim. O konuyu nasil degerlendiriyorsunuz?
Saygilar,
Bertal
BELGE 8

AGARIN YARDIMCISI ALEVI MITCI CAMUROGLUNUN DEZONFORMASYONU
Topic: Röportaj
Alevilik üzerine ortaya atılan iddiaların asıl amacı ne? 'Alevilik İslam'dan öncede vardı' iddiaları sırf rant sağlamak için mi ortaya atıldı? Bu soruların cevapları...
"Alevilik değil parayı kapma kavgası var"

Araştırmacı Reha Çamuroğlu'na göre "Alevilik İslam dışıdır" çıkışının altında Almanya'da toplanan din vergisinden pay alma hevesi var.

"Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Doğan'ın "Alevilik İslam'dan önce de vardı" çıkışına, konunun uzmanı Çamuroğlu'ndan ilginç bir tepki geldi: "Doğan'ı tanımıyorum ama bu çıkışların altında Almanya'da Müslümanlar'dan toplanıp bloke edilen paradan daha fazla pay kapma hevesi var. Bu büyük bir para; 6 yıl önce 7 milyar marktı."

İslam'ın dışındayım de milyarlarca markı cebine at

DYP Genel Başkan Yardımcısı Reha Çamuroğlu, "Herkesin gözü Almanya'da din vergisi adı altında toplanan parada" diyor. Çamuroğlu'na göre 6 yıl önce 7 milyar mark olan bu paradan Aleviler de pay alma yarışında.

Araştırmacı yazar, aynı zamanda siyasetçi Reha Çamuroğlu... DYP Genel Başkan Yardımcısı Çamuroğlu'na "Alevilik İslamiyet'in dışında mıdır?" tartışması hakkında ne düşündüğünü sordum. Çamuroğlu'nun iddiasına göre, "Bu yapay krizin kökeninde büyük miktarda para kavgası var."

* Alevilik İslamiyet'in dışında mıdır yoksa farklı bir yorumu mudur sizce?
Aleviliğin azizleri vardır, kurucuları vardır. Pir Sultan Abdal, Şah İsmail gibi isimleri vardır. Bu insanlar Allah isminin, Müslümanlar'ı yaratanın ismi olduğunu biliyorlardı. Muhammed isminin de son din olan İslam'ın peygamberi olduğunu da biliyorlardı. Ali figürünün ise bu aynı şahsın amca oğlu ve damadı olduğunu da biliyorlardı. Bugün yanlış bilinen çok şey var aslında. 19. yy'ın Alevi şairleri içinde bir dizi Alevi şairi ortaya koyup, bunların hangi köyün camisinde imamlık yaptığını göstermek mümkündür. Arnavutluk ya da Bulgaristan'da birçok Bektaşi dergâhına gittiğinizde, dergâh ya da Cem Evi'ni camiyle bir arada görürsünüz. İslamiyet'i Huntington ya da Bush gibi algılayıp sonra biz Müslüman değiliz demek vahim bir durumdur. Osmanlı'da gayrimüslimler bile Müslüman'dır aslında.

* Ne demek bu?
Kültürel anlamda Müslüman'dır. İslam dininin kültür üzerindeki etkilerine maruz kalmışlardır. Eski İstanbullu bir Ermeni ile konuşun, ezan sesi onun hoşuna giden, arayacağı bir sestir. Tabii ki dini farklıdır ama kültüründe İslamiyet vardır. Hal böyle olunca ben İslam'ın dışındayım, Aleviyim demek kendi kültüründen nasipsizlik demektir. İsterdim ki Ali Doğan bu açıklamayı yapmadan önce bizimle tartışsın. Ali Doğan'ın, işin acı tarafı, konuya pek vakıf olduğunu zannetmiyorum. Bu konuda çok fazla art niyetli girişimin de olduğunu biliyorum. Türkiye sorunları halının altına süpürdükçe birileri de yararlanıyor.

NÜFUS CÜZDANINDA DİN HANESİ
* Nüfus cüzdanına Alevi yazılması isteğine nasıl bakıyorsunuz?
Eğer Sünni de yazdırılacaksa Alevi de yazdırılabilir. Eskiden vardı. Ben, Hanefi yazan nüfus cüzdanları gördüm. Ama din hanesinin bile cüzdanlardan kaldırılması gündemdeyken bu bana abesle iştigal geliyor. Dünkü röportajınızda Cemal Şener diyordu ki "AB'ye girmek istiyoruz, oysa İslam Hıristiyanlığa ve Museviliğe düşman gözüyle bakar, sahtekârlık etmeyelim." Bunları bile konuşmamak lazım. Biz laik bir devletiz. Eğer girebileceksek laiklikle gireceğiz.

* Cemal Şener "Dinler arası diyalogtan bahsediyorlar bir kez bile Cem Evi'ni ziyaret etmedi bu hükümet" diyor.
Ettiler aslında. Karacaahmet Dergâhı'nı yıkmak için ziyaret ettiler. 370 milletvekilli, bir hükümet var ve aralarında bir tane bile Alevi yok. Sokakta 370 kişiyi rasgele toplasanız, bayağı bir Alevi çıkar. Bu, hükümetin ciddi bir kaygısıdır. Öte yandan olumlu birtakım şeyler de var. İstanbul Müftüsü "Kuran'da tarihsel ayetler vardır" diyor. Din disiplini içinde bu çok önemli bir cümle. "Yani zamanla geçebilecek ve önemini yitirebilecek ayetler var" diyor düşünsenize. Aleviler bunu yüzyıllardır söylüyor zaten. İslam'da bir yenilenmeye Türkiye öncülük edebilir. Aleviler bu yenilenmenin aktif aktörü olabilir. Oysa tambu sırada öyle bir hareket çıkıyor ki, biz Müslüman değiliz, kültürüz vesaire... Bizi, başka grup Müslümanlar'a kaynaşma hakkından mahrum ediyor. Bu tavrı geliştiren Aleviler için aşağılayıcı bir tavır geliştiriyor demektir.

* Niye tepki vermiyorsunuz, niye seyirci kalıyorsunuz?
Aleviler ve Sünniler arasında Türkiye'de öyle duvarlar oluşmuş ki... Bu soruya cevap vermek çok zor. Toplumun dokusunda ayrımcılık var. Bazı yerlerde Aleviler kendilerine oto sansür uyguluyorlar. Ben Doğan Taşdelen'in bir lafını hatırlıyorum. O zaman genel başkanlık için adı geçiyordu. Demişti ki "Ben hem Alevi, hem Kürdüm, bu adaylık mümkün değil." Alevilik daha zihinde çözülmüş değil ki. İş dünyasında da durum böyle. Alevi sermayesi kendisini çok çekingen ve gergin hisseder. Maraş olaylarının arkasında da ekonomik nedenler yatar. Tarihe baktığınız zaman bir anda kardeşleşmek çok zor ama bu süreçte ben bir fırsat yakalandığını düşünüyorum.

İŞİN İÇİNDE BAŞKA İŞ VAR
* Avrupa Birliği fırsatı mı bu?
Sadece o değil. AB uygulamalarında büyük sorun yaşayacağımız açık. Türkiye'de Alevi sorunu konusunda hiçbir şey yapılmıyor. Kimseye bir şey sorulmuyor. Yasalar değişiyor, birtakım planlar yapılıyor ama Alevi konusunda ne yapılıyor ben bilmiyorum açıkcası. Arada bir Aleviler böyle çıkışlar yapıyor da gündeme geliyor mevzu. Ama işin arkasında başka şeyler var.

* Ne var?
Bakın, Almanya'da din vergisi adı altında bir vergi var. Bu her dine mensup kişiden toplanıyor ve sonra o dinin birliğine veriliyor. Örneğin Hıristiyanlar Birliği gibi... Müslümanlardan toplanan para hâlâ kimseye verilmedi. Bütün kavga onun kavgası. Alman devleti parayı bloke etmiş durumda. Müslümanlar adına kime verecek? Arada bir de birileri çıkıp diyor ki Aleviler kendilerini ayrı bir din olarak ilan ederlerse otomatik olarak başka bir tartışmaya girmeden biz onların payını veririz.

* Nasıl yani? Kim diyor bunu, Almanya'daki tarikatlar mı?
Bu çok önemli bir mesele. Yıllardır din vergisi toplanmış. 60 yılından beri sanırım. Katolikler'in kurumu, Protestanlar'ın kurumu var onlara bütün vergiler geri verilmiş. Ama Müslümanlar'ınki duruyor, çünkü devletçe tanınan, bu vergiyi alacak kurumu yok. Bu paraları verenlerin üçte biri Alevi. Aleviler "Biz de Müslümanız" derlerse bu paranın Alevi Birliklerine de verilmesi gündeme gelebilir. Öte yandan Milli Görüş var, Kaplancılar var. Herkes peşinde.

* Ne kadar paradan bahsediyoruz?
Bundan 6 yıl önce yaklaşık 7 milyar marktan bahsediliyordu. Şimdi ne oldu bilmiyorum. Müslümanları kimin temsil ettiğini çıkarmak zorundayız. İki yılda bir birileri çıkar ve "Aleviler İslamiyet'in dışında" der. Bunu onlara dedirtiyorlar.

* Kim dedirtiyor?
Dışişleri ve MİT'in vermesi gereken bir cevap bu. Onlar izliyorlar. Ne zaman, kime verilecek bu para bilmiyorum. Ama "Alevilik İslamiyet'in dışındadır" çıkışının önemli bir parçasının bu para işi olduğunu düşünüyorum. Ara sıra birileri kaşır ve böyle çıkışlar olur.

Siz alevileri çekemiyorsunuz ve yediremiyorsunuz. Alevilik bir mezhep değil de bir dinse eğer neden din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarında islam dini meshepleri konusunda alevilik yer alıyor o zaman bunu açıklayabilirmisin!? Sen kendini ne sanıyorsun bu kadar eminsin herşeyden

 

SAYIN DEDE

ÖNCELİKLE BÜYÜK KARAKTERDE YAZAMAM BAGIRMAK DEĞİL FARKLI GÖRÜNMEK İÇİNDİR . KIZGINLIK VEYA BAGRIMA OLARAK ALGILAMAYIN LÜTFEN !

DEDE SOYLU OLDUĞUNUZU SÖYLÜYORSUNUZ ,BİR ALEVİ OLARAK TABİKİ SAYGI DUYMAK DURMUNDAYIZ .

FAKAT BU FİKİR TARTIŞMASI YAPMAMAIZA ENGEL DEĞİLDİR . BENİ ANLAMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORSUNUZ . ÇÜNKİ KÜRT MİLLİYEÇİSİ FİKİRLERE SAHİPSİNİZ YANİ ''KÜRTÇÜSÜNÜZ'' BEN ALEVİLERİN TÜRKMEN -TÜRK OLDUKARINI SÖYLÜYORUM ALEVİLER ''TÜRKÇÜDÜR '' DEMİYORUM SİZ NASIL TÜRKMEN ETİĞİNDEN GELİP ALEVİ -KIZLBAŞ OLUP ''KÜRTÇÜ'' OLUYORSANIZ ''TÜRKÇÜ ''OLMAK İÇİNDE TÜRK OLMAK GERKMEZ .

KÜRT ,TÜRK ,ZAZA ETNİK
KÜRTÇÜ,TÜRKÇÜ,ZAZACI SİYASİ KAVRAMLARDIR ... İKİSİ AYNI ŞEY DEĞİLDİR .

GELELİM PİR SULTAN ABDALI ESMER ROMEN ETİĞİNE BAGLAMANIZ A KAYNAGINIZ BELGENİZ BİLGİNİZ NEDNİR NEYE DAYANARAK KONUŞUYORSUNUZ ? YOKSA BEN YAPTIM OLDU TARZINDA BİR DERSİMLİ CAHİL UKALALIĞIMI ?
BU TARZ AYNEN ÇORUMU TÜRK FAKAT KÜRTÇÜ TAKILAN SAYIN İSAMİL BEŞİKÇİ NİN TARZINA BENZİYOR . KAYNAK YOK BELGE YOK SADCE LAF SALATASI .

PİR SULTAN OCAKZADE BİR SEYYİTİR .PİR LİK ORADAN GELİR TÜRKMEN OLDUĞUDA YAZDIKARINDAN KÖYÜNDEN BELLİDİR . AYRICA ÇİNGENELLER ROMEN DEĞİL HİND-EROPAN KÖKENLİDİRLER . BİLMEDİĞİN KONULARDA FAZLA FİKİR BEYAN EDEİP REZİL OLMA .

DERSİMLİ ALEVİ TÜRKMENLERİN KONUŞTUĞU DİL KÜRTÇE DEĞİLDİR ! KOÇGRİ AŞİRETİ ŞEYH HASAN AŞİRETİNİN BİR KOUDUR DERSİMDEKİ ŞEYH HASNLILAR DİMİLLİ ZARA DAKİ KOÇGİRLİLER KURMANÇ KONUŞURLAR . BALABAN AŞİRETİ İSE TÜRKMEN BEYDİLİ AŞİRETİNİN BİR OBASIDIR MALATYADA TÜKÇE ,DERSİMDE DİMİLLİ ERZİNCANDA KURMANÇ KONUŞURLAR . DERSİM DE BİR DİL BİRLİĞİ YOKTUR AYNI AŞİRET ÜÇ FARKLI DİL KONUŞUR BU AŞİRETLERİNDE KİM OLDUKARI VE NERDEN GELDİKLERİ SELÇUKLU VE OSAMNLI BELGELERİNDE KAYITLIDIR ... ÖZELLİKLE SAFEVİ OLAYNIN BAŞLANGICINDAN İTİBAREN 15. YYIN BAŞI KIZLBAŞ TÜRKMENLER EVLERİNDEKİ TAVUGA KADAR KAYITLIDIR . BİR ÇOK AŞİRET ERDEBİL DERGANHINA GİTMİŞ GERİ GELMİŞ BAZILARIDA ORDA KALIMŞ BAZIALRIDA YOLDA KONAKLAMIŞLARDIR

Muhammet Arapti, Dersimli, Horasan`in öz Türküdür (Nasit Hakki)
“... Şayet hükümet hizmet ve sadakatimizden şüphe ederse âbâ vü ecdâdımızın eskiden Yukarı Türkistan, Horasan vilayetine bütün mensubini aşiretimizle hicret etmeğe himmet buyursun...” Seyit RIZA (1938 Dersim Olayı Öncesi)
O günlerde Mustafa Kemal’in asıl yanında olanlar, Doğu’daki aşiret reisleriyle alevi vatandaşlardı. İLK mecliste Dersim (Tunceli’li) İKİ aşiret reisi Diyap Ağa ve Mustafa Ağa Sakarya muhaberesi öncesi meclisin Ankara’dan Kayseri’ye taşınmasını teklif eden erkanı harbiye reisi (genel kurmay başkanı) Fevzi Çakmak Paşa’ya karşı çıkmışlar: Biz buraya geri çekilmek için değil, düşmanı kovmaya geldik. Ölürüz de bir tek geri adım atmayız- demişler, ellerinde kazmalar, Meclis’in çevresinde siper kazmaya başlamışlardı. Cemal Kutay

Kureyşan Ocağı Horasan'dan gele­rek Anadolu'ya yerleşen On iki oyma­ğın bağlı olduğu bir ocaktır. Henüz ke­sin bir bilgi bulunmamakla birlikte güç­lü bir sözlü geleneğe bağlı, olan ocak­larla ilgili bilgilere dayanarak söylemeli gerekir ki "dikme " adı verilen ve son­radan bazı oymakların da bu ocağa bağlanmışlardır. Elimizdeki belgeler Kureyşan Ocağının dağıldığı alanları: Tunceli, Erzincan, Malatya, Adana, Ga­ziantep, Adıyaman, Muş, Varto, Anka­ra, Konya ve Urfa olarak göstermektedir. Gerek Tunceli, gerek Adıyaman ve gerekse Erzincan yöresinin dedeleri ve yaşlılarının verdiği bilgiler: Halep, Rak­ka, Amasya, Tokat, Çanakkale, Edir­ne'de de bu ocağın ileri bağlılarının bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Kureyşan ocağı Anadolu'da hakkın­da belge bulunan en eski ocaklardan biri olmakla kalmamakta üzerinde bir ocak kimliği ile araştırma yapılmış ocaklardan biri olarak da dikkat çek­mektedir. Kureyşan isminin ise ocağa adını veren Hacı Kureyş'ten geldiği Ku­reyş kelimesinin ise "Koreyşan/ Horey­san/" kelimesinin halk dilinde aldığı biçimlenmeden kaynaklandığı değişik kaynaklar tarafından ifade edilmekte­dir.
Kureyşan Ocağı üzerinde yapılan ilk ciddi çalışma Mehmet Şerif Fırat'ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi isimli kita­bında yer almaktadır. Kitapta Varto'da Kureyşan ocağı üzerine elde edilmiş bir belgeden söz edilmekte ve bu belgeyi açarak okuduklarını belirttikten sonra Kureyşan Ocağına bağlı on iki oymağın isimlerini sıralamaktadır. Belgenin Ala­addin Keykubat Dönemi'nde ceylan derisine hazırlanmış bir belge olduğu da yine bu kaynakta nakledilmektedir.
Daha sonra aynı belgeyi araştırmak üzere bölgeye giden araştırmacı yazar Nejat Birdoğan da belgenin kendisinin ve sekiz kişinin bulunduğu bir ortamda yeniden açılarak okunduğunu belirttik­ten sonra bu on iki oymağın isimleri­ni tıpkı Şerif Fırat gibi sayarak belgenin Alaaddin Keykubat tarafından onaylan­dığını daha sonra sırası ile Osmanlı pa­dişahları tarafından da belirli dönem­lerde tasdik edildiğini söylemektedir.

Kürtçe ya da Zazaca konuşan yaşlı Aleviler ısrarla ama ısrarla kendilerinin Türk olduğunu vurgularken son yıllarda siyasi-ideolojik olarak Kürt siyasi hareketinin etkisinde kalan gençler ise Kürt olduğunu söylüyor. Ne yazık ki tarihin ve toprağın sesi gençler değil, yaşlılar olabilir. Aksi halde Elazığ-Bayındır Köyü’nden Muharrem Ercan Dede’nin şu dediğini nasıl yorumlayacağız. Muharrem Ercan Dede’in Köyü’nün adı Oğuz Türkmenler’in Bayındır Boyu’na ait. Kendi Sinemilli Ocağı dedesidir. Muharrem Dede diyor ki; Ben Elazığ’da büyüdüm, babam dedem bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezdi. Ben de bilmem. Biz Türküz, Türkçe konuşuruz. Amca çocuklarımız Erzincan’da İbrahim Dedeler onlar da bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezler. Bunu Erzincan, Elazığ, Malatya çevresindeki herkes bilir. Ama diğer amca çocuklarımız Elbistan-Kantarma taraflarına çok eskiden gitmişler ve bir kısmı Kürtçe öğrenmişler. Tunceli’deki akrabalarımızdan Zazaca konuşanlar var. Hepimiz aynı ocaktayız. Akrabayız.(17)
16. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji, s. 293 İstanbul, 1997.
17. Muharrem Ercan Dede, Karacaahmet Dergahı Başkanı, Sinemilli Ocağı dedesi, (kaynak kişi)

Çok sonraları ,(1837'de) Güneydoğu Anadolu'ya giden Moltke
Rişvan* boylarıyla ilgilenmiş ve değerli notlar bırakmıştır .
Eserinde özetle şunlar yazıyor ;''Pazarcık ovasında üç Türkmen kabilesi Atmalı ,Sineminili ,Kılçlar konaklamıştı .Bu üç kabile 2000 çadırda oturuyordu .Reşit Paşa ,nufuzlu beylerin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler'de hükümete karşı bağlılıklarını duyurdular .400 kese (20 bin florin ) salyane ödüyorlardı .Kılıçlı kabilesinin 600 atlısı var .Hepisi de iyi savaşçı .......Demiruçlu ve bunun altında devekuşu tüyünden yuvarlak bir top bulunana bambu kamışlardan birer kargı taşıyorlar ......Atları da mükemmel.Bizi misafir eden Sineminili ağası, tıpkı ötekileri gibi kıl bir çadırda oturuyordu.Kabileler daima ormana yakın konaklıyorlar ve şidetli kışları ,bol odun sayesinde atlatabiliyorlar. Ağanın idaresi ataerkil sistemde .Hiç bir tarafta , iktidar ve hakimiyetten eser yok .....Oysa bu adam ,500 ailenin reisidir .Hükümlerinin teymizi mümkün değildir .Birisinin şuçluluğuna hükmederse onu idama mahkum edebilir .''
(Moltke ,Türkiye Mektupları ,s 156 )
Kösepaşa Hanedanı/ Necdet Sakaoğlu s.36 yurt yayınları . Aktaran TNT
*Rişvanlar ;Güney'den kuzeybatıya dogru ,her yıl ilkbaharda hareket eden göçebe Türkmenler için kullnılan genel ad.

KÜRTÇE GÜLBANKALR SON YY IN ESERİDİR O DA KÜRTÇÜLÜK PROPAGANDASI SONUCU OLUŞMUŞ BİR OLGUDUR .

ŞAFFİ-SÜNNİ KÜRTLE DERSİMLİ ALEVİNİN HİÇ BİR ORTAK YÖNÜ YOKTUR SEYYİT RIZANIN KESTİĞİ ETİ BİLE YEMEYEN ŞIH SAİT VE ŞAFFİ-SÜNNİ TAYFASININ HİÇ BİR KONUDA BİR BİRLİKTELİĞİ YOKTUR

SEYİT RIZANIN DAVASI ALEVİLİK,HAK HUKUK DEĞİL KENDİ FEODAL DÜZENİNİ SAVUNMA DAVASIDIR AYAKALNMASINA DERSİM AŞİRETLERİNİN %80 İ DESTEK VERMEMİŞTİR
NE GARİPTİRKİ HER SEÇİMDE DERDİMDE ATATÜRKÜN PARTSİ CHP 1. PARTİ OLARAK ÇIKAR
NE KADAR ANLAMALI DEĞİL Mİ ?

YAMANMAYA ÇALIŞTIĞINIZ ŞAFFİ-SÜNNİ KÜRTLER ALEVİYİ İNSAN OLARAK BİLE GÖRMEZLER !

SAFEVİ KÜRT İLİŞKİLERİNE GELİNCE OSAMNLI İLE SAFEVİN ARASINI BOZAN HER GÜN PARA VE ÇIKAR İÇİN YÖN DEĞİŞTİREN KÜRTLERDİR VE OSAMNLIYI DESTEKLEMİŞLER KIZLBAŞ TÜRKMEN KATLİMALRINDA BAYRAKTARLIK YAPMIŞLADIR . YAVUZ DA BUNUN KARŞILIGINDA DOGU ANADOLUYU TAMAMANEN KÜRT BEYLERİNE BIRAKMIŞTIR O GÜNE KADAR O BÖLGEDED KESİN BİR TÜKMEN HAKİMİYETİ VARDIR DİYARBAKIRI BİLE SAFVEİNİN ATRADIĞI TÜRKMEN BİR BEY YÖENETMEKTEDİR

SAFVEİ TARİHÇİSİ RUMLU (Sivas lı ) HASAN KÜRT -SAFVEİ İLİŞKİLERİNİ ŞÖYLE BELGELEMEKTEDİR

1---912-(1506-7) YILININ OLAYLARI

Hakan İskender Şan ( Şah İsmail) Bu yıl Hoy da Kışladı .Büyük emirlerini,Kürt Sarım 'ın üzerine yolladı .Zafere sığınmış ordu ,o yolunu yitirmiş gurubun ülkesine varınca ,Kürt'ler gök gibi yüksek daglara sığındılar. Gaziler onların memleketini yağmaladılar ve o imansızların çoğunu öldürdüler .

Bu sıralarda Sarım'ın çatışmaya hazırlandığını ve bu amaçla dagın eteğinde bulunduğnu öğrendiler .Zaferi ilke edinmiş askerler o işe yaramazı defetmeye yöneldiler .Kürtlerde şavaş amaçlı adımlarını ileriye atınca aralarında çetin bir savaş ceyran etti .Her tarftanda çok sayıda insan öldürüldü.Ünlü Emirlerden Şamlu Abdi Bey ve Tekeli Mühürdar Sarı Ali de öldürülenler arasındaydılar .Bayram Bey Karamanlu ve Hulefa bey Padişah ordusuna döndüler .

Rumlu Hasan / Ahsenü't Tevarih (Traihlerin en Güzeli ) ŞAH İSAMİL TARİHİ
Ardıç Yanınları sayfa .111

2----Han Muhammed Ustacalu ve Sarıkaptan Zülkadir arasındaki Savaş

Han Muhamammed ,padişah orudusundan ayrılılp ,Kara Hamit e yöneldi .Oranın egemeni Emir Bey Musullu nun kardeşi Gaytemiz bey karşı geldi ve şehri teslım etemedi..Bu nedenele yiğit gaziler ,çölde kışladılar. Diyarbakır kürtleri ,ordunun dör tbir yanına saldırıp ,tek tek yakaladıklarını öldürüyorlardı .Gıda stoku yok denecek kadar azalmıştı .Gıda stokunun tükenmekte olduğunu ögrenen Han Muhammed ,Kürtler in kışlasına yöneldi ,fakat Kürtlerin bulunduğu yere ulaşmanın ve onları elegeçirmenin zor olduğunu görünce ,(bir savaş hilesine başvurdu ) onlardan kaçmaya başladı . Kürtler de kendisini izlediler . Düzlüğe geldiğinde ,Muhammed Han ,can yakan bir şimşek gibi,onlara çarptı.Kürtler den bir bir çoğunu öldürdü ve yaraladı .Kürtler de kılınç ve süngulerle kıyamet gibi etkin ordudan bazılarını öldürdüler .Sonunda fetih ve zaferin esintısi Muhammed Han dan yana oldu ve Kürtler kaçtılar . Gaziler onları izlediler ve yaklaşık yedibin kişiyi öldürdüler .Onların bölgesınden çok miktarda ganimet ve yıyecek elegeçiren gaziler daha sonra ordularına döndüler .

3--Yavuz Selim Alevi-Kızlbaşların mal ve mülklerini Sünni ve Şaffi Kürtlere dağıtıyor --Şerfneme/ŞEREFHAN

Selim'in Çaldıran savaşından sonra Diyarbakır'ı alması üzerine ,Süphan Bey de zorlu güçleriyle Çabakçur 'u Aykutoğlu'nun elinden ,Akçakale'yi deMansur Bey in elinden aldı . Bunlardan başka ,Zak ve Menşkurt bucaklarını da Kızılbaş Kadir bey in elinden aldı . Bütün bunlardan sonra iki kardeş ,ili kendi aralarında bölüştüler .Çabakçur ve ona bağlı yerler Süphan bey in ,ildeki diğer kalelerde Sultan Ahmet bey in payına düştü . (...) Cimşit bey , Sultan Selim Han 'ın tahtına bağlılık ve saygılarını bildiren Kürdistan beyleri arsında kendisi de bulunduğu için ,Sultan kenisine Palo ilini alması için değerli yardımlarda bulundu .Palo'nun o zamanki yöneticisi ise Türkmen Arapşah adında birisiydi .Cimşit bey bu görevi yerıne getirdi ve özel güçleri ile bu Kızılbaş topluluğuna karşı defalarca savaştı .

Kaynak : Şerefname/Şerefhan ( çev.M.E.Bozarslan ) ant. yay. C.I. s.211,287

Rumlu Hasan / Ahsenü't Tevarih (Tarihlerin en Güzeli ) ŞAH İSMAİL TARİHİ
Ardıç Yanınları sayfa .117

4----Bıyıklı Mehmed Paşa'nın ,Karahanın başı ile beraber Sultan Selim'e Fetih (zafer )bildirisidir.

Kulunuzun Yükesek katınıza arzıdır .

Halen Allahın yardımı ,peygamberin mucizeleri ve dört büyüklerin (Ebubekir-Ömer-Osman-Ali) öcünü almak için siz padişahımzın hayır duaları ile Amid 'den çıktık .Bütün Kürdistan beyleri ile aynı şeyi arzulayıp aynı şekilde düşünerek toplanıp tedbir aldık .Düşamanı def etmek üzere Bedra Ya gittiğimiz sırada Fermanınız üzere Karaman beylerbeyi Hüsrev Paşa .........

Haydar Çelebi /RUZNAMESİ Tercuman yaınları sayfa 119.

Not :Bu eser Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran ve Mısır seferlerinin günlüğüdür .Butun olayalr kronlojık olarak gün tarıh ve yer ismleri belirtılerek kaydedilmiştir

5--Şark Kürd beylerine yazılan Çaldıran fetihanamesidir .

Emirlerin iftiharlısı ,büyüklerin ,Allah ın esirgeleyiciliğini kazanan doğu memleketleri beyleri ikbaliniz devamlı ve sonunuz hayırlı olsun .Diğer kürd aşiretleri ve kabile reisleri ,temiz askerleri,bu meliklerin ve illerin kethüdaları ve erleri,Allah şanınızı isalh etsin .

Bu fermanım size ulaşınca herbirinize malum olsun ki iş bu (Recebin 2.günü-Yevmelerbaa) 23.agustos1514 çarşanba bünü öğle vakitne yakın (Zuhu-i Kübara) Erdebil Oğlu İsamil dinsiz ve ayini fesatlı olan karşıma çıktı.Allahın yardımı ile göz açıp kapayıncaya kadar malup olup kaçtı .Ne tarfa kaçtığı da bilinemedi .Şimdi temiz inanaışalrımız ve baglılıgımızla saadet kapıma olan sadakatinizi ortaya koyma fırsatını kaçrımamanız için cihan degerındeki uyulması gereken fermanınımı gönderip buyurdum ki ...................................

Haydar Çelebi /RUZNAMESİ Tercuman yayınları sayfa 119.

Not :Bu eser Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran ve Mısır seferlerinin günlüğüdür .Butun olayalr kronlojık olarak gün tarıh ve yer ismleri belirtılerek kaydedilmiştir .

Araraız Mevla'yı vicdanımızda
Allah aşikardır seyranımızda
Türk dili okunur irfanımızda
Arabi Farsi lisan gerekmez

Aşık İbreti

6 -Şah İsmail ve Yavuz Selim zamanında Anadolu halkı büyük yaralar almış ve çok kanlar akmıştır .Safevilerle Osmanlılar arasındaki komşuluk ilişkileri bu döenmede barış içinde geçmemiştir .Safevi devletinin kurucusu Şah İsmail Aleviliğin Yavuz Sultan Selim de Sünnilliğin temsilcisi olması ile aralarında ki savaş Alevi-Sünni savaşına dönmüştür ...Yanlız savaşmakla kalmamış Anadoluda yaşayan Aleviler fanatik Sünniler tarfından da baskı altına alınmıştır ve kıyama uğramışlardır .Şeyülislamın fetvası ile bu baskı ve kıyam sonucu ,takkiye yapmadan Alevilerin yaşaması imkansız hale gelmiştir .Bu durum da göçler olmuş ,Alevi inançlı Türkmenler İran'a Sünni ianaçlılar da Osmanlı topraklarına göçmüşlerdir .savaşalr birbirini takip etmiş ,yerlerini yurtlarını bırakarak dağlara çekilenler veya savaş süresince İran'a göçüp geri dönenler de olmuş .Çaresizlik içinde kalanlar akarabalık yolu ile kimliklerini saklayarak ''Kürdüz '' demeye ve sünnileşmeye başlamışlar.Böylece hem Osmalının hem de Safevilerin kılıncından kurtulma ile yerlerinde kalabilmişlerdir .Saveşlardan ve kaç göçden kurtulan Türkmenlerin en güvenli yerleri Erzincan ve Dersim dağalrı idi.Kıyımlardan kurtulmak için ''Kürdüz'' demekle kalmamışlar ve zamanla da kürtleşmişlerdir .Dersime sığınan bu insanlar Türk müdür? Kürt müdür ?konuştukları lisana göre Zaza mıdır ? soruları tartışmalı konulardır .Asya kavimi oldukalrı ,kavim adlarını korudukları ,törelerince Aleviliklerinden bir şey kaybetmedikleri bilinmektedir .Bu duruma canlı tanık Dersim de kırk yıl öğretmenlik yapan ,ayinlerde ,düğün ve derneklerinde bulunan ve binlerce öğrenci yetiştiren ve bu gözlemleride ''Doğu İlleri ve Varto Tarihi'' adı altında yazan Mehmet Şerif Fırat'tır . Mehmet Şerif Fırat Öğretmen bu gözlemlerinden dolayı Kürtçülük poltikasını güden ellerce gecenin birinde evinden alınarak şehid edilmiştir...Bu gün mezarı nerdedir bilinmemektedir.

Osmanlı baskı ve zulmü karşısında Anadolu Alevi Türk'ü Şah İsamil'i kurtarıcı olarak görmüş (Mehdi) sempatisi artıkça çevresinde toplanmıştır .Anadolu'nun batısında bile Türkmen aşiretleri milis olarak doğuda Şah İsmail'in etrafında toplanmış ve daha sonra da eyleme dönüşmüştür .Beyazıd'ın son son döneminde Nur Ali'nin Erzincan yöresi isyanı Anadolu'da otoriteyi sarsmaya başlamıştır .Canını kurtaranlar dağlara çekilmişler veya İran tarafına geçmişlerdir .Sünni Kürt emirleri gönüllü olarak Osmanlı'nın yanında yer almışlar .Bu Sünni Kürt emirliklerin ileri gelenlerinden İdris Bitlisi ''Şerefname'' adlı kitabında 20'ye yakın Kürt emirin bir bildiri ile Yavuz'un emrinde oldukalrını bildirmeleri sonucu bu emirlere toprak mal mülk verilerek ayrıcalık tanındı .Osmanlılar Kürt aşiretleri ile işbirliği içinde Alevi kıyamı başlattı.İdris Bitlisi'nin tüm önerileri Yavuz tarfından kabul edildi ve Güneydoğuya Bıyıklı Mehmet Paşa Beylerbeyi olarak tayin oldu .Bıyıklı Mehmet Paşa Kürt aşiretlerinin başında Diyarbakır ve yöresinde büyük bir Alevi katliamı başlattı .Bu katlimada 50 bine yakın insan öldürlüdü.Osamnlı askerininde Kürt aşiretlerine destek vermesi ile katlimdan kurtulabilen Alevi Türkler Dersim dağlarına çekildi .

Kutluay Erdoğan -Alevi Bektaşi gerçegi s.123-124

LÜTFEN EĞER GERÇEKTEN BİR OCAKZADE DEDE İSENİZ BURADA BANA

SÜRYANİ AJAN İBARAHİM SEVEN 'İN
KENDİSİ TÜRK FAKAT PARALI BİR KALEMŞÖR OLAN İSMAİL BEŞİKÇİ' NİN
DERSİMLİ BİR MAXSİST OLUP ZAZA CILIĞA TERFİ ETMİŞ OLAN BERTAL KAHRAMAN IN
İFLAH OLMAZ BİR ''KÜRTÇÜ''OLAN MUNZUR ÇEM İN YAZILARINI CEVAP OLARAK ASMAYIN

KENDİLERİNE BİR ÇOK FORMDA GERKLİ CEVAPLARI VERDİM . YUKARDA SAYDIKALRIM ALEVİLİĞİN A SINDAN ANLAMAZ SADCE KENDİ SİYASİ AMAÇALRINA ALEVİLİĞİ
MEZE ETEMEK NİYEDİNDE OLAN KİŞLERDİR .

BERTAL KAHARAMAN DERSİMLİLER HACI BEKTAŞI TANIMAZ DİYECEK KADAR ALEVİLİĞİ BİLMEZ

SÜRYANİ İBRAHİM SEVEN İSE BATILI İSTİHBARAT BİRMLERİNİN BÖLGEDE KULLANDIĞI PROFOSYENEL BİR AJANDIR

İSMAİL BEŞİKÇİ İSE NE OLDUĞU MALUM BİR KÜRTÇÜ HİÇ BİR AKEDEMİSYNE YAKIŞMAYACAK ÖLÇÜDE KALMEDE ALDIĞI ''Alevilede kafa karşıklığı '' ADLI SEVİYESİZ MAKLENİN SAHİBİDİR . YAZDIKALRINA GELEN LEŞTİRELERE BİLE CEVAP YAZAMAMIŞTIR .KÖTÜ NİYETLİDİR ALEVİLİK HAKKINDA YAZDIKALRI KANITSIZ,İSPATSIZ,KAYNAKSIZ SADCE SEVİYESİLİKTEN İBARETTİR

LÜTFEN ALEVİLİKE İŞİ OLMAYAN ''BATILI EMPERYALİSTLERİN ÜCRETLİ UŞAKLARINI '' HAÇLI ÇAVUŞLARINI BU İŞE KARIŞTIRMAYALIM !

SAYGILARIMLA

BOZ ATLI HIZIR YARDIMCIN OLSUN

ALTUĞ ÖZTÜRK

Esselâm ey Hâdi-i Râh-i Huda
nesl-i Ali!

Esselâm Ey Kutb-i âlem
Haci Bektâs Veli!

-kanberi-

Biz Muhammet Ali Diyenlerdeniz

Ey yezit bizlerde kıl ü kal olmaz
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz
Tarikat ehline mezhep sorulmaz
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Eğnimize kırmızılar giyeriz
Halimizce her manadan duyarız
İmam Cafer mezhebine uyarız
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Her kimin çerağın yoksa Hak yakar
Mümin olanları katara çeker
Aslımız on iki imama çıkar
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Muhammet Ali'dir kırkların başı
Anı sevmeyenin nic'olur işi
Atalım yezide laneti taşı
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Biz tüccar değiliz alıp satmayız
Erkandır yolumuz yoldan sapmayız
Karnımız geniştir biz kin tutmayız
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Baharda açılır gonca gülümüz
Ol dergaha doğru gider yolumuz
On iki imamı okur dilimiz
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Pir Sultan'ım eyder erenler gani
Evveli Muhammet ahiri Ali
Anlardan öğrendik erkanı yolu
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Pir Sultan Abdal

Coşma Erenler Coşma...

Name xo Xızıro..
Xazıro nazıro
maqeme xo deryayo
qırı sere veziro...

Ya HEQ Ya ELİ!

Horasan erleri Türk serverleri
Hacı Bektaş Veli ocagındanız
Hakikat ilminin hak rehberi
Sultan Seyyid Ali bucağundanız
-
Balım Sultan bizim rehnümamaızdır
Abdal Sultan pişüvamızdır
Kaygusuz Sultan da muktedamızdır
Selman ü Kamaber Ali uşşakındanız
-
Yücedir uludur Türktür soyumuz
Hacım Sulatan Şah'a çıkar yolumuz
Sarı İsmail 'le Saltuk ulumuz
Karaca Ahmet Veli uşagındanız
-
Kara donlu Can'dır türbederımız
Resul Yusuf Bali sehsuvarımız
Emrem Sultan Kazak hemvarımız
Hızır Lale Bali burçagındanız
-
Rum erleri hepisi sertacımızdır
Mürşidin didarı Mi'racımızdır
Ana Bacı bizim öz bacımızdır
Sultan Mürsel Bali yasagındanız
-
İskenderle Otman baba şahımız
Seyyid Haşim baba Hem penahımız
Muhammed,Ali'ye varır rahımız
Hilmi Dedem köktür biz sakındanız
-
Atandır FAHİRA Şah-ı Horasan
İmam Musa Kazım ceddidir sultan
Muhammed,Ali'nın izinde olan
Düldlül'üz Mi'rac'ın burakındanız

18.yy Alevi şairi FAHİRA

Kaynak : Bektaşi-Alevi sair ve nefesleri Turgut Koca sayfa 758. İstanbul

Koca sayfa 758. İstanbul Marrif

Dersimi karış karış dolaşıp ülkeleri için ajanlık yapan Ermeni asıllı rus generali Antranik, ABD Harput konsolosu E.young İngiliz Yzb. L.M. Seel ve birçoklarının raporlarına ve faaliyetlerini incelersek emperyalist ülkelerin tarihten buyana Dersim bölgesine dönük ajanlık ve misyonerlik faaliyetleri yaptığını söyleyebiliriz.

1911 yılında Tunceli’de esrarengiz bir seyahat gerçekleştiren, İngiliz Yüzbaşı L.M.Seel’den ve onun 1914 yılında The Geogrophical journal’dada yayınlanan makalesinden Tunceli’nin senelerden bu yana emperyalistler için nasıl cazip bir bölge olduğunu anlayabiliriz.

Makale incelendiğinde bütün peygamberleri aynı ruh olarak kabul eden. Kin ırkçılık ve yobazlıktan uzak bir yaşam süren Tunceli halkının adet ve inançlarında Hıristiyanlıkla benzerlik arayan Yzb. Seel’in ne amaçla Dersim bölgesine seyahat ettiği ortaya çıkmış olur.

Yzb. Seel’lerin açtığı yolda bugün Karen Fogg’lar yürümektedir. Yzb. Seel Hz. Hüseyin’in kafasını kesenleri Türk diye yazarak nasıl aciz ve saldırgan olduğunu belli ediyorsa, Karen Fogg’da Munzur festivalinde “burada sarı kırmızı yeşil bayraklar görmeyi umuyordum” diyerek aynı acizliği ve tarih yoksunluğunu düşmanca ve ajanca tavrını belli etmiş oluyor. Bilindiği üzere PKK Tunceli’de oldu olası tam anlamı ile bir varlık gösterememiştir. Tarihe bakıldığında ise Şeyh Sait İsyanı’nın da Dersim’de destek bulmadığını görüyoruz. Ne var ki tarihi gerçekler Emperyalistler ve onların ajan ve misyonerleri için pek önemli değildir. Onlar için önemli olan bölmek ve yönetmektir. Bu ve benzer insanların taşlanılması ve yurdumuzdan atılması gerekirken festivale dahi katılabiliyorlar.

Karen Foog’lar Yzb. Seel’lere ve diğerlerine karşı artık uyanık olmak zorundayız Avrupalı ve Amerika’lı Emperyalistlerin işbirlikçiliğini yapan Dernek ve İnternet sitelerini faks e-mail ve mektuplarla boykot edelim.

Hıdır Ö. AYDOĞAN

Biraz da Maraş'da Katledilenlerden bahset..
Kim katletti onları..?

kim onlar katledilirken oturduğu yerden izledi onları..

kim sivasta o taşları yıktı yol artalarına sırf aleviler taşlansın die..
kimin destekçisisin sen..

sükut-u lisan..!
sükut-u lisan!
sükut-u lisan!

Alevilik hiç bir etnik grubun yaşam felsefesi değildir.. 72 milletiz biz.. tek ırk, tek inanç söylemlerin hiç bir zaman yer bulamayacak... Biraz gönül terazini dengele can erenler.. yaptığın çığırtkanlık Alevi inancına tamamen aykırı.. umarım bir gün aynı ceme bülbül olmayız.. çünkü sana helalliğim yoktur..

Neyi kime ıspatlamaya çalışıyorsun.. var sayalım tüm aleviler türk.. ne değişecek türk deleti sınırsız hak mı tanıyacak sana.. nasıl ki semalarımız gülbanglarımız değişlerimiz yerden yerde farklılık gösteriyorsa etnisitelerimiz de farklılık gösteriyor.. madem böyledir niye bir ırka bağlamak istiyorsun alevileri.. Ben Kürdüm diyorum sana şimdi..Kureyşanların Alihan soyundanım ama kürtçe konuşuyorum... sen şimdi gelip 38 katliamını görmüş hatta katledilmiş.. elazığda seyitlerimizi asmış askerlerden olduğumuzu ıspatlayamazsın kimseye.. değiliz zaten... biz seyit rıza nın dediği gibi 'ma evlade kervela' kerbelanın evlatlarıyız.. yaptığın büyük yanlışlıktır.. Alevilere kimlik yaması yapmaya çalışacağına alevi inancını araştır... Git dersim'^den sivasa.. malatyadan urfaya kadar alevi cemlerine bak.. onları araştı.. kitaplaştır.. Eğer alevisen tabi..yok eğer alevi değilsin.. yunus emrenin dediği gibi 'şeriat oğlanları nicedir yol keser bana hakikat denizinde bahri oldum yüzerim' derim sadece sana..

Can erenler.. yapma bunu.. yaptığın sadece peşkeşçiliktir.. bu inancımıza sığmaz... darlarda kalırsın.. düşün gurh-u naci'den yirmi tırnağı yakana sarılacak olanları.. maraştaki yitiilen canlarımız... dersimde yakılan kadın ve çocuklarımız hepsi tüm bu yaptıkların için boğazına sarılır..

Erenler ve Ali yardımcın, Xızır Klavuzun olsun..

sayın DEDE

Konumuz Alevilerin uğradıkarı katliAmlar ve baskılar değil
Bu başka bir tartışma konusudur şu anki tartışmayla bir ilgisi yoktur ...
Lütfen konuyu değiştirmeyin ve bu kadar duygusal cevaplar asmayın ben sizden belge bilgİ
i beklerken siz konuyu değiştirmeye çalışıyorsunzu .Yuakrdakı makalemi okursanız sizin anlattıkalrınızla bir ilgisi olmadığını görürsünüz .

Ben sizden Alevilerin Kürtlüğü ile ilgili belge-bilgi bekliyorum ... tartışma konumuz ;ALEVİLİK ,BEKTAŞİLİK ,KIZLBAŞLIK VE ALEVİLERİN ETNİĞİ dir

ALTTAKİ BÖLÜM SAYIN ALİ KAYA İLE CEMAL ŞENER'İN BİR RADYO PROGARAMINDAKİ SÖYLEŞİLERİNDEN ALINMIŞTIR OCAĞINIZLA İLGİLİ BİLGİ İÇERMEKTEDİR

''Ali Kaya .: Efendim, şimdi benim bildiğim kadarıyla Dersim’de 12 ocak var. Şimdi bunlardan bir tanesi de Kureyşan ocağıdır. Kureyşan aşireti Dersim’de saygınlığı olan bir aşirettir. Ben bu konuyla ilgili olarak kısa bir şey söylemek istiyorum. Bugün Dersim’de yaşayan Kureyşanlılar dedelerinin Horasan’dan geldiklerini kabul ediyorlar. İşte Şeyh Ahmet, Şeyh Hasan gibi. Hz. Ali soyuna dayandıklarına da inanırlar. Bu inanç şöyle gelişiyor. Abbasiler döneminde 750-1258 yılları arasında Hz. Ali soyundan ve torunlarından İmam Musa Kazım’ın Abbasi Halifesi Harun Reşit tarafından Bağdat’ta öldürülmesi üzerine oğlu Ali Rıza önce Mekke’ye sonra da Horasan’a göç eder. İkinci oğlu İbrahim el Mücab ise Nişabur’a göç ederek Türkmenler arasında yaşar. Kız alışverişleri sonucunda çoğalırlar. Hz. Ali soyuyla güçlü akrabalık bağları oluşur. Zamanla sürdürdükleri nesiller Kureyş ve Seyit deniliyor. Diğer yandan İmam Ali Rıza’nın soyundan ve Horasan’daki Türkmenler arasında çoğalması ve yayılması Türkmenlerin Alevi olmalarına, Hz. Ali soyuna bağlanmalarına neden oluyor. Anadolu’da Bektaşiliğin yayılmasında büyük rol oynayan Hacı Bektaşı Veli’nin anne tarafından Türkmenlere baba tarafından Hz. Ali torunlarından İmam Kazım’ın oğlu İbrahim El Müscap’a dayanması böylece bu yakın ilişkiyi ilişkilendiriyor. Şimdi buna benzer Dersim’deki ocaklardan kendilerinin Horasan’dan göçerek Dersim’e gelen Tarikat pirleri ve seyitleri olduklarını İmam Musa-i Kazım’ın oğlu İmam Ali Rıza’ya dayandıklarını söylüyorlar. ''

Ali Kaya Dersim Hozat lı ''Dersim Tarihi ''adlı eserin yazarıdır .

Boz Atlı Hızır yardımcınız olsun

Altuğ Öztürk

Not : Beydili aşiretinden bir KIZILBAŞ-TÜRKMENİM

adım doğru ciddi bir konuda araştırma yapıyorum tespitlerim kesin ve üniversite bitirecek kadar da aklım var ve bu yazınızı okudum ben de dersim bölgesine yakın bir yerde doğdum büyüdum yani dersimlilerin kim olduğunu sadece ben değil atalarımda bana bildirdi yazdıklarınız çok saçma dersimlileri bırakın dersimli olarak kalsınlar dersimlileri bırakın türk olamsınlar yeterince rum devşirilerek türkleştirilmiş bir o kadar da arnavut boşnak gürcü kürt bulgar yani devşirme ve dönmeler ne kadar türkse dersimlilede o kadar türk sonrada korkak ve başına çuval geçirtenler olarak türklerin adını çekerler komik olmayın türkiyede türk bellidir....

Yukardaki basliktanda anlasilacagi gibi Alevilik
herhangi bir etnik kökene bagli degildir.
Cünkü HZ. ALI .VS. kendisi Arap kökenlidir.
Yukarda "Turanci Alevinin" IDDASINA GÖRE o zaman Hepimiz arap soyundan olmamiz lazim. veya
Turancilarin dedeigi gibi TÜRK OLMALI .
Öyle ya "orta asyadan gelen halis türküz" DIYE
yillarca Kürt Alevilerini Türklestirmeye calistiniz.
Katillerle ayni masaya oturdunuz. Demirel gibi bir
HARAMIYI getirip Hacibektasta bas köseye oturtunuz.
Siz neyapmak istiyorsunuz? Simdi ise babasi demirelin partisinden mebusluga soyunmus, Kendide
Generaller cetesinden biri olan SUNALP Pasayla
parti kuran, Gecmis dedelerin degerlerini TÜRKCÜLÜK icin kulanan ve kendinede dedeyim
diyen bir zat var, ve bunun milliyetci Fasist kiligi var. Bu görüsleride yayan, herseyi getirip türklestirme, ondan kaynaklaniyor. size ne Alevilik ne. Aleviler yillardir cekiyor,neden? CÜNKÜ HARAMILERIN KARSISINDA DARA DURMUYORLAR: onlar haksizliga karsilar. ya siz? 3000 TANE KÖY BOSALTILDI NERDEYDIN ? alevici .Karsi cikanlarin hepisini Pkk"li yapmaktan veya saymaktan baska neyaptin söyle.Dogan deden zaten belli Adam diyor ben sagciyim ve onlara hizmet ediyor. bosuna turgut sunalpla parti kurmadi. sen neyin pesindesin? kürt alevisi, arap alevisi; hata ermeni alevisi, TÜRK ALEVISIMI OLSUNLAR? gidin devletle birlikte yeni sivaslar tertipleyin kardesim. Cünkü onlar SOLCU ALEVILERDI; ONUN ICIN YAKILDILAR :::::::
TIPKI PIR SULTAN; TAPTUK EMRE, SEY BEDRETTIN; VE SEYITRIZA GIBI. Aleviler haramilerle ayni sofraya oturmazlar. hüüüüü canlara.

Sayin Altuğ Öztürk
Yalnız size değil bütün Türk billim ve tarih yazarlarına inanmaktan zorlanıyorum.
Önce şunu belirteyim, yazılarınızda göze çarpan ilk kanı, yobaz bir Kürt düşmanı olmanız. Bu da İnsalıktan, Billimden ve Din İmandan mahrum olduğunuzu kanıtlar. Sizin İsmail Beşikci hakında yaptığınız yorum, kanımca aynada kendinizi gördünüz ve altına Beşikci'nin ismini yazdınız. Aleviliğe göz kırparken, altını oyuyorsunuz. Uslupunuza bakılırsa, kişiliğinizi ele veriyorsunuz, kimine satılık veya ajan diye yazıyorsunuz. Aslında kedinizi tanımlıyorsunuz, çünkü kalem yalamış İnsanoğluna yakışmaz. Şunu iyi bilin ,,Tarihi Güçlüler Yazar'' diye deyim vardır, ama o artık geride kaldı. Size bir örnek vereyim(Kırım savaşında bir Kara Fatma olayı var, Kara Fatma kah Ege kahramanı kah çukurovada bazen Erzurum Türkmen ve en önemlisi Darphanenin 1966 bastığı 25 kuruşlarda Top mermisi taşıyan Kara Fatma Oluyor, ama ne yazıkki Avrupa arşivlerinde ve hatta Osmanlı arşivlerinde Kürt Prensesi olarak anılıyor). Bırakın kim kendini ne olarak his ediyorsa o olsun. Kızılderelileri, Hz. Muhammeti, Ali'yi öneçıkan herhagi bir Halkı veya bir Ünlü hemen Türk oğlu Türk oluyor. bence bugüne kadar yapılan rezilikler yeter. Fazla rezil olmadan mantıklı ve gerçek Bilime dayalı (Türklük tezine değil) yazılar yazsanız, daha saygın bir yerde olursunuz.

Şahkulu Sultan dergisi sayı 1

Lolan Aşireti - Burhan Kocadağ , mak.sayfa 130-131

Kürt Tarih yazarı Bitlisli Şerefhan ,1585-1597 yıllarında yazdığı kitabında ''Tunceli ve yöresi hükümdarlarının soy bakımından Melikşah 'a dayandığını ve onların Turani ırktan olduğunu söyle ifade etmektedir .''

Bazı büyüklerin rivyetlerine göre Selçuklu Sulatanı' nın dallarından biri olan Emir Bin Salik Bin Ali Bin Kasım , Selçuklu Sulatnı Alp Aslan zamanında Erzen-i Rum ve dolaylarının yöentiminde bulunuyordu .Kendisi ile Gürcıstan hükümdarı arasında köklü bir düşmalık vardı .Aralarında her zaman savaş olurdu .Nihayet m.1165 yılında iki taraf arasında çarpışmalar oldu ve kendisi ile ordusunun ileri gelenleri Gürcülerin eline esir düştüler .Kız kardeşi Şah Ermen 'in karısı olduğu için , bu Şah Gürcistan a bir çok armaganlar gönderdi ve kendini serbest bıraktırmaya muvaffak oldu . Kendisinden sonra da oglu Melik Muhmammed yönetimi aldı . Bunun ölümünden sonra ise beylik tahtına Melikşah bin Muhammed geçti .Melikşahın gönlü bagımsızlıga ve tek başına hüküm sürmeye heves etti .Bu yüzden savaş çıktı m.1202 yılında Selçuklu Süleyman bin Kılıçaslan tarfından öldürüldü .Erzen-i Rum da o tarıhten itibaren Selçukluların eline geçti.

Bu durumda Çemişkezek hükümdaralrının Bu Melikşah soyundan gelimiş olmaları ve ''Melikşah'' sözünun Kürt dilinde ''melkiş 'biçiminde değişmiş olması muhtemeldir . Öte yandan Çemişkezek hükümdarlarının adları da onların Turani soydan oldukarını kanıtlar .Çünki adaları hiç bir vesileyle Arap ve Kürt adalrına hiç benzemezler.

Soyları ne olursa rivayet ediliyorki ,adı geçen Melikşah'ın soyundan gelen Melkiş' in etrafında buyuk bir topluluk meydana geldi ,şanı yüceldi ve değeri arttı .Sonunda 32 kale ve16 nahiyeyi istila etti .
Buralar şimdi fiilen Çemişkezek hükümdarlığının egemenliği altındadır.Bundan ötürü kendisine baglı olanlar ''Melkiş''adı ile adlandırılmışlardır.

Melikşah ın 32 kale ve 16 nahiyeyi egemenliği altına almasından bu yana buralar sıra ve veraset yoluyla çocuklarının ve torunlarının yönetimi altında bulunmaktadır . .Bu şehirler ve nahiyeler,Cengiz Han , Timurlenk , oglu Şahruh Mirza ve Türkmen Kara Yusuf gibi büyü fatıhler zamanında bile ellerinden çıkmamaıştır.O vilayette durum Şeyh Bin Emin Yalıman (belan ) zamanına kadar bu arz üzerine sürüp gitti.''39 demektedir.

Görünüyorkı Dersim havalisi halkı ,büyük çoğunluğu ile Turani soydan olup vali Edip Yavuz un gerek Erzincan tarihi ve gerekse Van tarihine dayanarak Kürtleri Milan ve Zilan diye ayırdıktan sonra Dersım havalisinin bir kısım oymaklarını Miller ,bir kısmını da ( özellikle zaza ca konuşan oymalkları ) Ziller' den göstermesi büyük çelişkidir .

Zilan ve Milan Gurlardan gelseler bile (Lolan, Balaban, Abdalan ''Eftalit-Akhun ''Homrek -Haydaran ve diğer oymakların Gurlarla bir ilgileri yoktur. Şerefhan ın yazdıgı gıbı bu 'Melkiş' sözü ile soyundan gelmeyıp ,Melikşah ın Kürtlerce Melkiş olarak söylenmesıyle oluşmuştur.

Günümüz de de ne Dersımliler Miller ve Zilanlıları kabul eder ,nede Milan ve Zilanlılar Dersimlileri.Tarihi kaynaklar bile bu iki zümre arsında en ufak bir rabıta bulmazlar .Kürtlerin varlığını ve kökenlerini yazdığı

-Şerefname ile belirtilen Kürt tarıh yazarı Bitlisli Şerafhan bile yüzlerce yıl önce Dersimlilerin Türk oldugunu ve Kürtlükle bir ilgilerinin bulunmadıgını aktarır.

Verdiğimiz örneklerdende anlaşılacagı gıbı Melikşah'ın isminden esinlenerek veya Melikşah sözcuğünün degişimi ile öteden beri Kürtler arasında bu Dersimli aşiretlere Melkişler denildiğini ,bunlarında sonradan Kürtleştiklerini bildirmektedir.

Dil,din ,mezhep ve inanaç bölümünde degindiğimiz gıbı Türkmen olan bu bölge halkı yy.larda Şafi Kürtler arasında yaşamışlar ,tarihiolayların sürekli olarak alayhlerinde degişmesi sonucunda yanlız kalmışlar güvenlikleri için zorunlu olarak kırsala çekilmişler ve oralarda okul ve egitimden uzak kaldıkları için zamnla öz benliklerinde aşınmalar oluşmuştur .Bu uzun süreç içinde kim ve ne oldukarını unutarak sadece Alevi oldukarını bildirmekle yetinmişlerdir.

4 -Lolan ,Hormek ,Abdalan ,Balhan,Alan,Baranlı,Balaban ile tüm Tunçeli Erzincan,Kıgı Varto Alevi aşiretleri bu gün hala eski türklerin hayvanlı takvimine inanırlar ve yaşlılar kendi aralarında o hayvanalrı simgeleyen özelliklere göre yılların yazını ve kışını degerlendirilerdi.Kışın sert mi yumuşak mı geçeceğini hayvanların tıpine ve özelliğine göre degerlendirirlerdi .Örneğin çogu yaslılar kış gelmeden ''Bu yıl koyun üzerindedir ,kış yumuşask olur ''veya ''Bu yıl canavar üzerinedir kış şiddetli olur'' derlerdi.Bu gelenek ve inanç ,eskiden beri dededen babaya geçtiği için günümüzde kimse bu takvim hakkında bilgiye sahıp degıldr .Yine ,hiç kimse bu takvimin TÜRK takvimi oldugunu da bilmez .

T. Yılmaz öztuna ,bu takvim hakkında şu bilgileri vermektedir ;

Türkler 12 hayvanalı takvim denilen milli takvımlerini kullnmıslardır .Müslümalık kesın suretle kabul edilip hicret esasına ve ay hesabına dayaanan islam takvımını kullnmaya başlayıncaya kadar bu böyle olmustur . Hatta müslümanlıktan sonra da zaman zaman 12 hayvanalı takvimini kullnmaya devam etmişledir .

Görüldüğü gibi aslını ve nerden geldiğini unutan ,fakat gelenegını dde bu gune kadar sürdüren ve hala zamanımızda da yaşatan bu aşiretlerin kökenlerinin nerelere kadar dayandıgı belli olmuyormu? Aksini savunmak olanaksız .Günumuzde de bu takvim dogu Anadolu daki Alevi aşiretler arasında bilinmekte ve yaşamaktadır .Doğudaki Şafiler arsında bilinmediği gibi Batı Anadoludaki Türkler tarfındanda uygulanmamaktadır .

5- Üzerinde dikkatle durulacak olunursa ,Tunceli,Erzincan ,Malatya ,Sıvas yörelerindeki tüm alevi oymaklarındaki insan isimlerinin Palo Dıarbakır,Van Bıtılıs,Hakkari,Van ,Bitlis Hakkarı Siirt Karaköse bölgelerindeki insan isimlerine benzemediği,bu bölgelerde ki isimların genellikle Arap ,Fars isimlerinin özelliklerini taşıdıgı bunda İslam dininin buyuk etkisi vardır bunakarsılık Tunceli, Sivas, Erzincan ve Malatya yörellerindeki insan isimlerinin yapılıs biçimerinde yapılıs özellikerinde öz de Türk isimleri oldugu görunur ..örnegın Guneydogu anadoluda daha çok Abdülkerim ,Abdulkadır ,Ebukasım,Abdülhamıt,Abdurrrahman,ve buna benzer olan Hami,Ömer ,Osamn,Ebubekir,Gıyessettın,Ayşe ,Şeyhmuz isimlerine karsılık
Dersım Erzıncan,Malatya ve Sıvas yörelerinde Türk isimlerine rastlanır .Gültekin ,Tekin, Çetin, Alptekin, İlhan, Ayhan, Gülhan, Gülten, Orhan, Şükrü, Cengiz, Alpaslan, Atıla, Aynur, Gülnur, Heves, Hanım, Hatun, Güllüzar, Gülsever, Gülsezer, Çicek, Cevher, Şahhanım, Nazlı, gibi isimler ile Ali Veli, Hasan, Huseyın, Fadime gibi Arap isimlerinde çokça rastlanır.

Dogu Anadoludaki kabilelerede oldugu gibi Lolan kabilesınde de dededen toruna verilen isimler ,hala öz benliklerini korumakta ve kökenlerini göstermektedir. örnegın Varto da yüzlerce sene önceki Bal-Kali-Mirza_Ali vb. isimler,Erzıncanda iken yaşayan dedelerinin adlarını taşımaktadır..Dnzik te Varto Lolanlıları 'nın atasının adı Kal-Bal ve onların babalarının adı olan Dede Mirzali(Mirza Ali) isimleri ,Lolanlıların Bal ve Baluşakları ile garebetlerini göstermektedir .Gerek beraber yaşamalrı gerekse birlikte göç ederek aynı bölgelerdde yerleşmeleri ve aynı adları taşımalrı ,bu garebeti daha da belirginleştırmektedir.Ayrıca bu gün Varto daki Lolanlılar' ın bir kısmı ,bal dan gelen Ballıkaya soy adını aldıkları gibi kendilerine baglı bır köyun ismide Baltaş dır .

Yukardaki bölüm Sayın Burhan Kocadağ' ın Şahkulu dergısı sayı 1 de yayınlanan ''Lolanlılar'' adlı makalesınden alıntıdır .

Gel gel hey dost kamu müddeinin körlüğünü

Sana asan kılayım bunca bu düşvar nedir

*

Türk evine gelesin hem çü NESİMİ olasın

Bir gün ola diyesin bu cübbe vü destar nedir

Yani günümüz Türkçesiyle : ''Gel ey dost ! Gel sana bütün bu iddacıalrın (şeriatcılar kastediliyor!) göremediklerini kolayca anlatayım .Bunca zorlukta nedir ,kolaylaştırayım onları .Gel şu Türkün evine ,gel yanıma ve Nesimi gibi ol .Günün birinde ,bu cübbe ve sarık da neymiş ? diyecek ve kaldırıp atacaksın ''

Kaynak :İsmail Kaygusuz -Alevilik İnanaç,Kültür,Siyaset Tarihi ve Uluları ,Alev yayaınalrı c.1 s.301

SİYASİ KÜRTÇÜLER YALAN SÖYLÜYOR İŞTE İSAPATLARI !

Bıyıklı Mehmed Paşa'nın ,karahanın başı ile beraber Sultan Selim'e Fetih (zafer )bildirisidir.

Kulunuzun Yükesek katınıza arzıdır .

Halen Allahın yardımı ,peygamberin mucizeleri ve dört büyüklerin (Ebubekir-Ömer-Osman-Ali) öcünü almak için siz padişahımzın hayır duaları ile Amid 'den çıktık .Bütün Kürdistan beyleri ile aynı şeyi arzulayıp aynı şekilde düşünerek toplanıp tedbir aldık .Düşamanı def etmek üzere Bedra Ya gittiğimiz sırada Fermanınız üzere Karaman beylerbeyi Hüsrev Paşa .........

Haydar Çelebi /RUZNAMESİ Tercuman yaınları sayfa 119.

Not :Bu eser Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran ve Mısır seferlerinin günlüğüdür .Butun olayalr kronlojık olarak gün tarıh ve yer ismleri belirtılerek kaydedilmiştir .
------
Yavuz Selim Alevi-Kızlbaşların mal ve mülklerini Sünni ve Şaffi Kürtlere dağıtıyor --Şerfneme/ŞEREFHAN

Selim'in Çaldıran savaşından sonra Diyarbakır'ı alması üzerine ,Süphan Bey de zorlu güçleriyle Çabakçur 'u Aykutoğlu'nun elinden ,Akçakale'yi deMansur Bey in elinden aldı . Bunlardan başka ,Zak ve Menşkurt bucaklarını da Kızılbaş Kadir bey in elinden aldı . Bütün bunlardan sonra iki kardeş ,ili kendi aralarında bölüştüler .Çabakçur ve ona bağlı yerler Süphan bey in ,ildeki diğer kalelerde Sultan Ahmet bey in payına düştü . (...) Cimşit bey , Sultan Selim Han 'ın tahtına bağlılık ve saygılarını bildiren Kürdistan beyleri arsında kendisi de bulunduğu için ,Sultan kenisine Palo ilini alması için değerli yardımlarda bulundu .Palo'nun o zamanki yöneticisi ise Türkmen Arapşah adında birisiydi .Cimşit bey bu görevi yerıne getirdi ve özel güçleri ile bu Kızılbaş topluluğuna karşı defalarca savaştı .

Kaynak : Şerefname/Şerefhan ( çev.M.E.Bozarslan ) ant. yay. C.I. s.211,287

----
Han Muhammed Ustacalu ve Sarıkaptan Zülkadir arasındaki Savaş

Han Muhamammed ,padişah orudusundan ayrılılp ,Kara Hamit e yöneldi .Oranın egemeni Emir Bey Musullu nun kardeşi Gaytemiz bey karşı geldi ve şehri teslım etemedi..Bu nedenele yiğit gaziler ,çölde kışladılar. Diyarbakır kürtleri ,ordunun dör tbir yanına saldırıp ,tek tek yakaladıklarını öldürüyorlardı .Gıda stoku yok denecek kadar azalmıştı .Gıda stokunun tükenmekte olduğunu ögrenen Han Muhammed ,Kürtler in kışlasına yöneldi ,fakat Kürtlerin bulunduğu yere ulaşmanın ve onları elegeçirmenin zor olduğunu görünce ,(bir savaş hilesine başvurdu ) onlardan kaçmaya başladı . Kürtler de kendisini izlediler . Düzlüğe geldiğinde ,Muhammed Han ,can yakan bir şimşek gibi,onlara çarptı.Kürtler den bir bir çoğunu öldürdü ve yaraladı .Kürtler de kılınç ve süngulerle kıyamet gibi etkin ordudan bazılarını öldürdüler .Sonunda fetih ve zaferin esintısi Muhammed Han dan yana oldu ve Kürtler kaçtılar . Gaziler onları izlediler ve yaklaşık yedibin kişiyi öldürdüler .Onların bölgesınden çok miktarda ganimet ve yıyecek elegeçiren gaziler daha sonra orularına döndüler .

Rumlu Hasan / Ahsenü't Tevarih (Tarihlerin en Güzeli ) ŞAH İSMAİL TARİHİ
Ardıç Yanınları sayfa .117
912-(1506-7) YILININ OLAYLARI

hakan İskender Şan ( Şah İsmail) Bu yıl Hoy da Kışladı .Büyük emirlerini,Kürt Sarım 'ın üzerine yolladı .Zafere sığınmış ordu ,o yolunu yitirmiş gurubun ülkesine varınca ,Kürt'ler gök gibi yüksek daglara sığındılar. Gaziler onların memleketini yağmaladılar ve o imansızların çoğunu öldürdüler .

Bu sıralarda Sarım'ın çatışmaya hazırlandığını ve bu amaçla dagın eteğinde bulunduğnu öğrendiler .Zaferi ilke edinmiş askerler o işe yaramazı defetmeye yöneldiler .Kürtlerde şavaş amaçlı adımlarını ileriye atınca aralarında çetin bir savaş ceyran etti .Her tarftanda çok sayıda insan öldürüldü.Ünlü Emirlerden Şamlu Abdi Bey ve Tekeli Mühürdar Sarı Ali de öldürülenler arasındaydılar .Bayram Bey Karamanlu ve Hulefa bey Padişah ordusuna döndüler .

Rumlu Hasan / Ahsenü't Tevarih (Traihlerin en Güzeli ) ŞAH İSMAİL TARİHİ
Ardıç Yanınları sayfa .111

-----

selamlar buralarda son dönemlerde herkes dersim tarihini ve asiretlerini bir birine baglayarak bazi bölgelerde kürtlerin türk asilli olduklarini belirmistir hic kimse kusura bakmasin tarihler nekadar gercek olsalarda o kadarda acimasizdir ben sahsen dersimliyim mazgirtliyim ve izol asiretine mensubum izolan yani izolular türkiyenin dört bir yanina sürgün edilmis göc ettirilmis ve güney dogunun bir cok ilinde varligini sürdürmüs mezhepsel tercihler edinilmis ancak hic bir izol asireti üyesi kendi dilinden vaz gecmemistir bu horasanda yasiyan izolan asireti de ayni sekilde kürtce konusuyor urfa mardin adiyaman dersim de her yerde kürttür kürt kalacak yapay tarihciler sizlere sesleniyorum kulaktan duyma yazilarinizla cagimizdaki genclerin kafalarini bulandirmayin varsa arsivleriniz dökün ortaya yanliz arsivleriniz 600 yila dayansinki gercekleri halk ögrensin saygilar

mayıs 1787 yılnda ki bir osamnlı belgesinde Eşkiyalık suçundan idam edilen ŞEYH HASANLI ve DÜÇEK aşiretlerine mesup kişilerin adları söyle geçiyor ,

TOPUZLU OĞLU ALİŞER
ŞAT OĞLU ALİ
LAÇİN OĞLU SENCÜ
GARGANLU MEHEMED OĞLU SARU
TOPUZLU OĞLU MEHMED
LAÇİN OĞLU ALİ
HANÇUNUN OĞLU AHMED
HURŞUNUN OĞLU GÜLABİ
İBRAHİM MAKSUNUN OĞLU ALİ
GARAZ OĞLU BALİ
ZEKÜNÜN OĞLU VELİ
MAHMUD OĞLU MUSTAFA
ÖKSÜZ OĞLU ALİ
ZİVANLI SÜLEYMAN
EDİLLÜ HAMZANIN OĞLU BERTAL
GENCUNUN OĞLU İSMAİL
KARA MEMONUN OĞLU İBRAHİM
EDİLLÜ MUSTAFA
LAÇİN UŞAĞI BUZU
LAÇİN OĞLU YİRİK
GELANLIÇEK OĞLU MÜŞKİRGİLLİ
VELİ'NİN KARDINDAŞI OĞLU SALİH
KÖPÜKLÜ ALİ OĞLU İBRAHİM
ŞEYH ÖNEMLÜ ALİ MAKSU'NUN AMMİSİ MAHMUD ERİLLÜ
YUSUF MİRZU'NUN OĞLU BERTAL

-Hangisi Kürt İsmi bunların ?
-O zamandamı memurlar zorla koyuyorlardı isimleri ?

turan arkadasin yazdiklarina katiliyorum.
gerekeni yapmis az ve öz varsa aksini söylüyen,buyursun.

"evet dersim de yaşlı insanlarda da türkçe ismler var

sen yaşlı bir dersimliye Kürt diye hitap etsen
sana ana
avrat söver onun kürtten anladığı şaffi sünni kürttür "

: valla bu gidisle ben sana ana avrat düz gidecegim
sen türkce türke türk kürde kürt zazaya zaza dersin.
ama eger kürtce konussaydi kürcede kürt kelimesi yoktur kurmac vardir zaten zazacadada dimili kelimesi vardir
sen türkce konustugun icin bizler zaza veya kürt kelimesi kullaniyoruz
ama kürtce konussaydik yada yazissaydik dimili ve kurmanci kelimelerini kullanirdik
o baskalarida bana degil sana ana avrat küfür ederlerdi bence
cünkü dil biliminden zerre kadar anlamiyorsun seyini eline almis yaziyorsun benide bu arada kizdiriyorsun yukaridaki yaziyi yazdigin gibi tabutlu iade ediyorum

Burhan Kocadağ / Doğuda Aşiretler,Kürtler,Aleviler -Can yayınları sayfa 212 Şanlıurfa bölümü

3-İzol Aşireti : Tunçeli yöresindeki İzollu aşireti ile bir ilgisi yoktur .Sadece isim benzerliği bulunmaktadır . İzol aşireti Siverek ve Şanlıurfada yerleşik ,Şaffi İnanca bağlı tipik bir Kürt aşiretidir .

sayın Kocadağ ın bellirttiği gibi İzol ile İzollu faklı iki guruptur

Burhan Kocadağ / Doğuda Aşiretler,Kürtler,Aleviler -Can yayınları sayfa 212 Şanlıurfa bölümü

3-İzol Aşireti : Tunçeli yöresindeki İzollu aşireti ile bir ilgisi yoktur .Sadece isim benzerliği bulunmaktadır . İzol aşireti Siverek ve Şanlıurfada yerleşik ,Şaffi İnanca bağlı tipik bir Kürt aşiretidir .

sayın Kocadağ ın bellirttiği gibi İzol ile İzollu faklı iki guruptur

tarihimizi carpitmanin alemi yok bizler yani dedelerimizin bizlere aktardigi gecmisten bu güne söylenenleri saygi deger yazarlar yazmissa yanilgi icerisindedirler
dedelerimizin bizlere anlattiklari kunular kitapta yazildigi gibi degildirler

ben daha önceki yazilarimdada belirtmistim izol asiretinin anlami iki bölük anlamina geliyor yani eski asiret icerisindeki askeri gruplara deniliyordu zamanla gruplar dinsel secim yapmislardir

biz dersimli izol asiret bükleri atalarimiz
horasanda zoru zalime kasi savasmis
urfaya yerlesmis ve zamanla dersime yerlesmis dersimdeki bir grup ise sivas zaraya yani izol köyüne yarlesmis bir kismi ise malatya konya ya yerlesmis sivas, malatya, konyadaki izol üyeleri dersime yerlesen gruptan ayrilmislar

bizlerde urfadaki gruptan ayrilmisiz
urfadaki gruptan, mardin grubu, cok sonradan ayrilmis; ahmet türk dep millet vekili bu aile urfadan asiretle aralari bozulmus ve ayrilmislar
urfadakiler ise horasandan ayrilmis ve halen horasanda izol asireti üyeleri yasamaktadirlar
yanlizca bir olay ise hizol izol diye sizler gibi asiretin ayri olduklarini söyliyen gruplar var ancak hic bir dayanagi olmayan bir söylev sadece
bizdede bazilari bizleri izol bazilari ise hizol diye adlandirir.
ancak atalarimizin bizlere anlattiklari horasandan urfaya urfadan desime yerlesen iki büyük gruptan söz ediliyor
calismalariniza basarilar dilerim

ARKADAŞIM BİR ŞEYİ ÇARPITTIĞIMIZ YOK

Sana öyle geliyor . Sadce birazcık anlamaya çalışırsan kafandaki sorulara cevap bulabailirsin yeterki sabit fikirli olma oku ve araştır .

1 Ataların doğpruyu söylüyor Horasandan Urfaya ordanda Dersim e yerleşmisiniz .Ne tesadüf ki Anadoluda yaşayan tüm Alevi Türkmen aşiretleri bu yolu takip etmişler .Tüm Anadoluda hangi Alevi köyüne gitesen sana ''Atarının Horsandan glediğini '' söyler. Biz de öyleyiz . Ben Türkmenim Beydili aşiretindenm ken dilerine Badıllı diyen ve Kürtçe konuşan gurplarda vardır .Hepisinin kökeni aynı . Göç yolu Türkisatan Horasan / Irak elcezire/ Urfa Mardin ordanda Anadolu içleri Kayseri,Sivas,Tokat ,Mlatya , Erzincan Dersim , Adıyaman Kışın Urfa bölgesini kışlak olarak kullanıp yazın yukarda saydığım illere yani yayalara çıkıyormuşuz . Osamnlı zorla yerleşik hayata geçirmiş bizi
Türkistandan Horasndan Anadoluya göçenler Kürtler değil 24 oğuz boyuna baglı Türkmenlerdir bunu bütün tarih kitapları yazar ... Sebebi de zalim moğullardır :)
2 Anadoyua gelen Kürtler Iraktan Mezopatamyadan gelmişlerdir . Hala aynı aşiret ismleri ile ırak ,ıran rusaya ve Türkiyede dağınık olarak yaşarlar yogunluk yine kuzey ıraktadır .
3 Kürtler Türklerden çok Öncleri İsalmiyete geçmişlerdir ve kendi külttürlerinde içinde taşıdıkalrı katı bir yorum olan Şaffi mezhebine baglıdırlar Arap orduları Kürdistanı 1 ay içinde ele geçirmiş Türkistanda ise 200 sene çarpışmak zorunda kalmışlardır Sonuçta Arapları Türkler yine kendi yönetimleri altına almışlardır
4 Türkler Anadolua geldiklerinde Kürtler zaten İsalm dılar bundan dolayı Kürtlere herhangi bir zorlama ve baskı olmaıştır Geçişler genelikle Hırstıyanlardan İsalmiyete şeklinde olmuştur Osamnlıda ise bu sistem yani devşirme sistemi kurumlaşmış ve Bektaşi tarikatı ve Yeniçeri ocagı bu görevi üslenmiştir .
5 Zaten 15 yüzyıldan sonra Kürtlerin Aleviliğe geçmelerine imakan yoktur .Dönüşüm tam tersine olmuştur Aleviler sünnileşmiş ve hızlı bir şekilde asimile olmuşladır bu süreç bu günde hızlı bir sekilde devam ediyor . Yukarda safeviler ile kürtlerin arasındaki çatışmalrı örnek olarak gösterdim . 15 yy öncesind de herhangi bir kürt aşretinin Aleviliğe geçtiği veya bu göçebe Türkmenlerle birlikte hareket ettiği yazmıyor bunun için de bir gerekçe yok
6 Dersimd e Bodik köyünde bulunan Şeyh Hasan ın seceresi 600 yılı da geçen bir maziye sahiptır Horsandan geeldiği ve Hoca Ahmet Yesevi nin akrabası olduğu yazılıdır . Hoca Ahmet Yesvide Aleviliğin-Bektaşiliğin serçeşmesidir .
7 Kürtlçük propandası Dersim bölgesinde İngiliz destekli Kürt tealli cemiyetleri tarfından yapılmıştır bu sayede Kurtuluş savaşımız sekteye ugratımak istenmiş Zara bölgesindeki Koçgiri aşireti başkaldırmış fakat isayanbastırılmıştır Şeyh Sait hilafetçi-Kürtçü ayaklanmasıda ise Seyit Rıaznın kestiği eti bile yemeyen şaffi kürtlerle bir birliktelik olmamaış Şaffi-Kürt aşiret alaylarının yıllarca zulmünden bıkmış olan Dersim aşiretleri Devet tarfında yer alıp Şeyh Sait isayanını bastırmışladır
Dersimlilerin Kürtlüğü siyasidir, etnik değildir , bu günde bazı batıda ikamet eden zatlar hep bir ağızdan zazalık propagandası yapmaktalar
sorcagım sorulara samimi cevap ver
Urfadaki şaffi izol aşretinden hiç akrabarınız var mı ? Kız alışverişi olurmu ?
Hiç tarihte Kürt Alevi önderi varmı ?
Almanya ya gidip anadilini unutup Almanca konuşsaydın Almanmı olurdun yoksa Almaca konuşan Türkmü?
Neden dersimliler çocukların a Şeyhmuz,Abdülrahim gibi ismler değil de TURAN -CENGİZ gibi ismler koyarlar hiç düşündünmü ?

ANADOLU ALEVİLİĞİNİN SOSYAL VE COĞRAFİ KÖKENLERİ/Hamza AKSÜT adlı eserin 18-19-20-21-22-23 sayfalrı .

Oğuzlar ve Horasan

Seyhun bölgesinde yaşayan Oğuzlar, Kıpçakların saldırısından kaçarak Maveraun-nehr yöresine geldiler ve Karahanlı egemeni Muhammed Arslan Han'ın (1101-1132) hizmetine girdiler .

Bu Oğuzlar, Boz-Ok ve Üç-Ok adlı iki koldan oluşuyorlardı. Karahanlı devleti, Karahıtaylılarla yapılan savaşta yenilince, Oğuzlar Horasan'a sığındı. Horasan, Büyük Selçuklu devletinin denetimindeydi. Devletin egemeni Sultan Sancar, yılda 24.000 koyun ödemeleri karşılğında Oğuzların Horasan'da kalmalarına izin verdi. Kesin olarak bilinmemekle birlikte, Oğuzların 40,000 çadırlık bir nüfüsu vardı. Sancar'ın Belh valisi Kımac, Oğuzların kendi denetimindeki yönetim biriminden ayrılmalarını istedi.

Oğuzlar bu isteği reddetti. Kımaç, 10,000 kişilık bir güçle Oğuzların üzerine yürüdü. Oğuz beyleri, Selçuklu valisine, ev başına her yıl, yukardaki koyun sayısına ek olarak 200 dirhem haraç vermeyi önerdilerse de vali öneriyi reddetti. Yapılan savaşta Oğuzlar, Selçuklu ordusunu yendi. Vali Kımac ve oğlu savaş alanında öldü. Oğuzlar, Belh yöresini yağmaladı...

Bunun üzerine Selçuklu Sultanı Sancar, 100,000 kişilık bir orduyla Oğuzların üzerine yürüdü. Oğuzlar, Sultan Sancar'a 100,000 dinar ve bazı kaynaklara göre 1,000, bazı kaynaklara göre de 100 Türk delikanlısı vermeyi önerdilerse de Sultan bunu reddetti. Bunun üzerine, dar bir boğaza pusu kuran Oğuzlar, Selçuklu Ordusunu bozguna uğrattı. (1143) Oğuzlar, Merv'e doğru kaçan Sancar'ı yakalayarak demir bir kafese koydu. Bu mücadeleden galip çıkan Oğuzlar Horasan'a egemen oldu. Oğuzların başında, Dinar, Bahtiyar, Arslan, Tuti, Korkud gibi beyler vardı.

1170'li yıllarda, Harzemşahlar, Horasan'a egemen olan Oğuzlara saldırdı. 1174-1181 yıllarında yapılan savaşlarda Oğuzlar yenilerek dağıldı. Kalabalık bir Oğuz topluluğu Anadolu'ya, küçük bir Oğuz topluluğu da Kirman'a gitti.

1185 ya da 1186 yıllarında Güneydoğu Anadolu'da kalabalık bir Oğuz topluluğu görüldü. Bu Oğuzlar, Horasan'dan dağılıp Anadolu'ya yönelen Oğuzlardı. Bu topluluk daha önce Suriye'ye gelmiş bulunan Navekiyye olarak adlandırılıan Türklere pek benzemiyordu. Yeni ortaya çıkan bu Türkmenler, genellikle Musul, Rakka ve Urfa yönlerini kışlak olarak kullanıyordu (1)

1186 yılında, bu Türkmenlerle Kürtler arasında Nizip'te, Türkmen düğün alayının Kürtler tarafından yolunun kesilmesinden dolayı büyük bir savaş oldu. 30.000 kişilik bir Kürt gücü Habur ırmağı çevresindeki Türkmenlere saldırdı. Çarpışmada Kürtler yenildi Musul yöresinde çıkan iki çarpışmada da Kürtler yenildi. Kaçan Kürtleri izleyen Türkmenler onları Kilikya'ya (Çukuova ) dek kovaladı.

Türkmenler kuzeye yönelerek 36,000 Ermeniyi köle olarak aldı ve sattı. Mardin ve çevresini de basan Türkmenler, hızla Malatya'ya dek yayıldı. Türkmenler Malatya'nın Amborn köyünde 200 genci öldürdü. Malatya ve Kapadoya bölgelerinde bu Türkmenlerle öteki etnik öğeler arasında şiddetli çarpışmalar oldu. Türkmenler Malatya kırsalına egemen oldu. Türkmenlerden kaçan tenik öğeler Kayseri'ye ve Çukurova'ya göçtü (2)

Türkmenlerin bu hareketleri, yurt edinme uğraşıdır. Bu hareketleri bir iki yıl gibi kısa sürede yapan bu Türkmenlerin örgütlü ve kalabalık olduğu kesindir. Bu guruptan olduğu tahmin edilen ve başlarındaki komutandan dolayı Rüstemli Türkmenler olarak adlandırılan bir gurup, 1187 yılında Maraş'ın güneyinde Ermeni kralı Leon'la çarpıştıktan sonra Antakya'ya yöneldi. Rüstemli Türkmenler, yerel prense yenilerek dağıldı. Bir Süryani kaynağın, Rüstem'i ''Bir Türkmen çoban'' olarak nitelemesi ilginçtir.(3)

Horasan'dan gelen bu Oğuz topluluğu Musul, Rakka, Mardin ve Urfa yörelerinde kışlamaya, Anadolu içlerinde yaylaya çıkmaya başladı. Halep Türkmenleri denilen büyük ili oluşturan Türkmenler işte bu Oğuzlardır. Faruk Sümer, bunlardan bir bölümünün, asker olarak Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı II. KılıçArslan'ın oğlu Sivas egemeni Melikşah'ın hizmetine girdiğini düşünmektedir. Bu Türkmenler, saltanat savaşları sırasında yok edilmişlerdir .(4)

Baba İlyas'ın 5.göbek torunlarından olan ve kendini ''Derviş Ahmet Aşıki''olarak adlandırılan Aşıkpaşazade, Tevarih-i Al-i Osman'' Adlı kitabında bu Oğuzlar üzerine, ilginç bilgiler veriyor. Bu bilgilerin ayrıntılarını Ede Balı bölümünde aktaracağız.

Horasan'da Sultan Sancar'ı tutsak alan bu Oğuzlar, Anadolu'ya gelişlerinden 45 yıl sonra, bu kez de Anadolu Selçuklu topraklarında büyük bir olay çıkardı. Babalılar ayaklanması olarak adlandırdığımız bu ayaklanma, kitabımızın en önemli konusudur .

Bu Oğuzlara 13.yy ortalarında, Moğul saldırısı nedeniyle, Anadolu'dan kaçan Türkmenlerin bir bölümü daha katıldı. Katılan bu Türkmenlerin, ana Oğuz kolundan daha önce ayrılmış oldukları düşünülebilir. Sultan Baybars zamanında 1260-1277 Halep çeveresine gelen bu topluluk, 40,000 çadırdan fazlaydı .(5)

Memlük devleti, 13.yy sonlarında, kuzeyden elde ettiği toprakları korumak amacıyla, bu Türkmenleri Güney Anadolu ile Kuzey Suriye 'ye yerleştirdi. Memlüklerin yardımcı kuvvetini oluşturan bu Türkmenler, Suriye valilerinin hemen her yıl kuzeye doğru yaptıkları seferlere katılıyorlardı.

Türkmenler, Antakya, Maraş, Antep, yörelerinde kışlıyor, yazın ise, Binboğalar, Berit, Nurhak, Akçadağ ve Tohma ile çevrili alandaki yaylalara çıkyorlardı. Arap kaynaklarına göre bu Türkmenler Oğuzların Bozok kolundandı.(6)

Halep Türkmenleri, üzerine ilk liste 14.yy da düzenlenmiştir. 1418'de ölen Kalkaşandi'nin kendisinden daha önceki bir kaynaktan aldığı adı geçen topluluklar şunlar: Bozdoğan, Bozoklular, Döğerler,(Kalkaşandi 'Aşağıdaki oymaklar Türkmenlerden sayılır' diyerek devam ediyor ) Bozoklar, Üçoklar, Avşarlar, Döğerler, Harbendeliler, Ağaçeriler, Varsak, Kınıklar, Bayındırlar, Beğdililer, Bayatlar. Liste, "Türkmenler daha pek çok oymak olup hepisinin burda anılmaları olanaksızdır" ifadesiyle sona eriyor. Listenin sonunda Türkmen beylerine ''taet'' hitabı kullnılamayacağı yazılıdır. Taet, ''Allah'ın buyrukalarını yerine getirmek'' demektir. Yani, Memlükler Türkmen beylerine yazdıkları mektuplarda, öteki Müslüman devletlerin egemenlerine yazdıkları gibi ''Allah'ın buyruğu gereğince şunu yapman gerekir'' biçiminde bir hitap etmezlerdi.

15.yy ın birinci yarısında bir başka Arap kaynagında yer alan Türkmen oymakları şunlardır: Kut Beği Oğulları, Köpek Oğulları, Sakalsız Oğulları, Dulgadır Oğulları, Ramazan Oğulları, Özerliler, Beğdiler, Bayatlar, Bozcalular, Maraşlular, Üreğirliler, Üç Oklu, Boz Oklu, Harbendeliler, Gündüzlüler ve Kınıklar. Bu boylar pek çok obalara ayrılır. Bunların çıkardığı asker sayısı 180,000 atlıdır. Bu oymaklar Gazze'den Diyarbekir'e dek uzanan bölgede yaşarlar.(7)

Maraş bölgesinde yoğunlaşan Türkmenler, 1330'larda, başkenti Elbistan olan Dulkadır Devletini kurdular ve ana guruptan koptular. Bunlara Dulkadırlı dendi. Ana gurup olan Halep Türkmenleri ise siyasal ve sosyal varlığını yaylak ve kışlaklarında sürdürdü. Halep Türkmenlerini ve Dulkadır Türkmenlerini kesin çizgilerle birbirinden ayırmak doğru değildir. Her iki gurup yer yer kaynaşmış ve karışmış durumdadırlar. Örneğin: Halep Türkmenleri içindeki Beydili ya da Bayat vb. boyların her iki gurpta da kolları vardır.

Ana guruptan kopan başka bir topluluk ise Yeni-İl Türkmenleridir. Bunlar Uzunyayla'dan Yama dağlarına kadar olan yörede yani Sivas-Malatya arasındaki dağlarda yaylardı. Yeni-İl Türkmenleri Yabaneri ve Dulkadirli olmak üzere iki koldan oluşuyordu. Dulkadırlılar, tarla tarımıyla uğraşıyordu. Halep Türkmeni olan Yabaneriler ise kış geldiğinde Halep yöresine inmeyi sürdürüyordu. Yabaneriler, Beğdili, Bayat, Avşar, Bayındır, Harbendelü, Karakoyunlu adlı topluluklardan oluşuyordu. Dulkadırlıların en önemli parçaları ise Bayat, Avşar, Beğdili idi.

Yeni-İl Türkmeleri içindeki Dulkadırlıların daha alt toplulukları ise şunlardı: Barak, Neccarlu (Dokuz adlı Türkmen gurubunun bir parçası), Tecirlü, Elçi, Kürt Mihmadlu (Dokuzdan), Ağcakoyunlu, Çimelü, Musacalu, İmanlu Avşarı, Tatar Alilü, Boynuyoluğunlu, Çağırganlu.(

Halep Türkmenlerinin 1570 yılındaki tahmini nufusu 59,000 dir. Karşılaştırma yapılacak olursa, Osmanlı Devletinin ikinci büyük kenti olan Bursa'nın tahmini nufusu 55,000'dir.(9)

17.yy da yaşayan Katip Çelebi'nin düzenlediği listede Halep Türkmenleri 8 oymaktan oluşmaktadır: Zulkadiriyye, Özeriyye, Zekeriyye(Döğerliler), Ramazanoğlu, Avşariyye, Varsak, Bayadiyye, Köbekiyye. Katip Çelebi, bu oymakların adlarının zamanla değiştiğini kaydederek, yeni adlarını şöyle sıralıyor: Pehlivanoğlu, Bayat, Kaçar, Avşar, Eymir, Köçeklü, Cerid Sil-Süpür, Abalu, Ördeklü, Kara Koyunlu ve Ak Koyunlu (10)

.......

Kaynaklar;

1)Oğuzlar,s103-119, İbrahim Kafesoğlu, Harzemşahlar Devleti tarihi, s60-72

2) Abul Farc tarihi ,c:2,s439-440,Mevlüt Oğuz ,Malatya Tarıhi ,s 86

3)Abul Farc tarihi s447-448

4)Oğuzlar ,s 103-114

5)Refet Yınaç,Dulkadir Beyliği s3

6)Refet Yınaç,Dulkadir Beyliği s8-9

7)Oğuzlar s,345-347

8)Oğuzlar s,146

9)İlhan Şahin ,halep Türkmenleri,s 712

10) Oğuzlar s,347-348

Nafile Bay Öztürk
Misyonunuz bayağı Büyük galiba, çünkü yazılarınızda batıkca batıyorsunuz. Türkiyede düşünene yer yok, yakın tarihe bakın Nazımlar, Yılmazlar A.Kayalar mezarları nerde. Sizin gibiler için Vatan Haini idiler ama insanlık için her şeyden önce insanidiler. Güzel olanı nedir biliyormusunuz! sizin gibilerin (Misyoncular-insanlıktan mahrum) öyle düşünmesi. Bir önceki yazımda sizi tanımlamıştım(Kürt, Alevi,Türk kısacası insanlık düşmanısınız).

sayin öztürk sizin yukarida anlattiklariniz ilk okulda sosyalbilgiler kitabindada yaziyordu yani bilinen seyler, ancak halen idda ettiginiz konular var yani söylediklerinize ilk okul cocuklarida dahi güler .
nedenmi izol asiretinde safi yoktur. bizde yani bölgelerimizde eski isimlerin dersim bölgesinde ise
peygamber isimleri yada ali soyundan gelen bireylerin ismini kisiler kendi cocuklarina takmistir.
diger bir olay ise cumhurriyetten önce insanlarin ismi genelde kürtce idi ve halen kürtce isimleri kullananlar var bütün yasaklamalara ragmen ikinci isimle cagriliyor cocuklar yada nufus memuru biraz iyi niyetliyse kabul ediyor ismi biliyorsunki ism listeleri verdir nufus dairelerinde gülünc degilmi dünyanin hic bir ülkesinde yok oysa sadece polonyada var oda dini ayinlere göre isinmler den dogum günleri kutlaniliyor dogum tarihinden dolayi degil bu da bir dini kültürdür .
peki türkiyedeki isim yasasi ne sizce bir kültürmü yoksa asimilasyonmu ? biliyorsunki dini yani olamaz cünkü laik bir devletimiz var :)
diger bir olay ise sen hic izol asiretine üye mensuplari türk yada türkmen, gördünmü madem soru soruyorsun al sana soruyla cevap.
bölgemizdeki köylerin eski isimleri kürtcedir ve türkce isim konulmustur ancak isimler degistirilmisede yinede bölge halki eski isimleri kullaniyor sanirim bu da sizleri rahatsiz ediyor

Merkez ilçe Kürtçe Adı Nüfus Dil Din
1 Ağaçardı Şorde ? Zaz./Kurm. Ale.
2 Akyünlü Çantur Boş Zaz.. Ale.
3 Alanyazı Xozinkix ? Kurm. Ale.
4 Arslanyurdu Lazwan ? Zaz. Ale.
5 Aşağıçanakçı Çenexçıh Boş Zaz. Ale.
6 Asağıoyumca Sındam ? Zaz. Ale.
7 Asağıtarlacık Hezirgeh ? Zaz. Ale.
8 Avunca Kaştun ? Kurm. Ale.
9 Beyler Mezra Begleran ? Zaz. Ale.
10 Bulgurcular Germisi ? Kurm./Zaz. Ale.
11 Danaburun Daleburan ? Kurm./Zaz. Ale.
12 Dazkaya Hazorik ? Kurm./Zaz. Ale.
13 Demirkazık Xocewanis ? Kurm./Zaz. Ale.
14 Doğanlı Qurçik ? Kurm. Ale.
15 tirkel ?
16 Gümüşgün Gewan ? Kurm. Ale.
17 Kalaycı Qelecıh Boş Zaz. Ale.
18 Kaleköy Qele ? Kurm./Zaz. Ale.
19 Kavaktepe Qerektepe ? Kurm. Ale.
20 Koçkuyusu Dilanoğlu ? Zaz. Ale.
21 Köklüce Qavun Boş Zaz. Ale.
22 Oymadal Reşmezra Boş Kurm. Ale.
23 Temürtaht Temırtax ? Zaz. Ale.
24 Yazeli Kirzi ? Kurm./Zaz. Ale.
25 Yenibudak Tarpasur ? Zaz. Ale.
26 Yukarı Oyumca Sındama Jörin ? Zaz. Ale.
27 Darıkent Nahiyesi Muxundu ? Kurm./Zaz. Ale.
28 Akdüven Ferac ? Kurm. Ale.
29 Akkavak Şilt ? Kurm. Ale.
30 Aktarla Qurgurık ? Kurm. Ale.
31 Alhan Alxan Boş Kurm. Ale.
32 Anıtçınar Coşik ? Kurm. Ale.
33 Ataçınarı Seyweliyan ? Kurm. Ale.
34 Aydınlık Canik ? Kurm. Ale.
35 Beşoluk Deweli ? Kurm. Ale.
36 Çatköy Çet ? Kurm. Ale.
37 Dallıbel Beroç ? Kurm. Ale.
38 Dayılar Qeceran ? Kurm. Ale.
39 Dedebağ Bağın ? Kurm./Zaz. Ale.
40 Doğucak Hilman/Hulman ? Kurm. Ale.
41 Geçitveren Rıçik ? Kurm. Ale.
42 Gelincik Kupik ? Kurm. Ale.
43 Güleç Gomeberç ? Kurm. Ale.
44 İbimahmut İbimamud ? Kurm./Zaz. Ale.
45 Kartutan Lodeg ? Kurm./Zaz. Ale.
46 Kızılkale Dırban ? Kurm. Ale.
47 Koyunuşağı Şixık ? Kurm./Zaz. Ale.
48 Kuşaklı Manekrek Boş Kurm. Ale.
49 Kuşhane Quşxane ? Kurm. Ale.
50 Ortaharman Mestan ? Kurm. Ale.
51 Otlukaya Pulan ? Kurm./Zaz. Ale.
52 Öreniçi Xaraba ? Kurm. Ale.
53 Özdek Bılan ? Kurm. Ale.
54 Sarıkoç Xıştan ? Kurm. Ale.
55 Sökücek Akkilise ? Kurm. Ale.
56 Sülüntaş Kardere ? Kurm. Ale.
57 Yaşaroğlu Goman ? Kurm. Ale.
58 Yeldeğen Şobek ? Kurm. Ale.
59 Akpazar Nahiyesi Çarsancak/Peri ? Ku./Za./Tü. Ale/Sün
60 Ayvatlı Hewedan ? Kurm. Ale.
61 Balkan İlano ? Kurm. Ale.
62 Demirci Demirciyan ? Kurm. Sün.
63 Elmalık Seyidan ? Kurm. Ale.
64 Gelinpınar Şomi ? Kurm. Ale.
65 Göktepe Goydepe ? Kurm. Ale.
66 Güneşdere Basu ? Kurm. Ale.
67 Güneyharman Kotariç ? Kurm. Ale.
68 İsmailli ? ? Ku./Za./Tü. Ale./Sün.
69 Karabulut Soreg ? Kurm. Ale.
70 Karayusuf Qere Wısıf ? Kurm. Ale.
71 Karsan Garısan ? Kurm. Ale.
72 Karşıkonak Xoşi ? Kurm./Türk. Ale./Sün.
73 Kayacı Qiciyan ? Kurm. Ale.
74 Kepektaşı Paxnik ? Kurm. Ale.
75 Kızılcık Quyici ? Kurm. Ale.
76 Kuşçu Quciyan ? Kurm. Ale.
77 Obrukbaşı Larnik ? Kurm. Ale.
78 Oğuzbaşı Kurekan ? Kurm. Ale.
79 Ortadurak Çelxedan ? Kurm. Ale.
80 Örsköy Örs ? Kurm. Ale.
81 Şavkin Zeri ? Kurm. Ale.
BABA MANSUR OCAĞI

Mazgirt ilçesinin doğusunda Darıkent (Muhundi) Bucagı'nda ünlü Alevi evliyalarından Baba Mansur'un yürüttüğüne inanılan bir duvar bulunur. Ali Kemali'ye göre Baba Mansur Dedeleri seyyidlerdendir, kolları yoktur, üç büyük kabiledir. Bir kabilesi Mazgirt Darıkent (Muhundi) bucağında, ikincisi Pülümür'ün Tahtı ve üçüncüsü yine Pülümür'ün Gersinot köylerinde bulunur. Gersinot'ta oturanlara Şahverdi Evladı derler ki, Sivas ve Koçgiri aşiretinin seyyitleridir. (Ali Kemali 1932: 193) Bu seyyitler ayrıca Erzincan'ın Kısmıkör ve Erdene, Pülümür'ün Seyyitler Kapiri ve Tahsini köylerinde bulunurlar. Mazgirt kazasında da vardır. (Ali Kemali 1932: 184) Bir araştırmada Tunceli Pülümür Yeldeğen Bucagı'nda Şah Mansur'un evlatlarının türbesinin ve Sivas Zara Kızılkale Köyü'nde de Baba Mansurluların bulunduğu ifade edilmiştir. (Clarke 1998: 205) Baba Mansur'un Horasan'dan geldiğine inanılır. Halk Cuma akşamları buraya toplanır, kurbanlar keser, cem yaparlardı. Baba Mansur'un yüzyıllardır dilden dile dolaşan menkibelerinin en bilineni şu şekildedir: Baba Kureys (Haci Kureys) bir gün vahşi bir ayıya binmiş ve bileğine de bir yılan dolamış, onunla ayıyı kamçılayarak yürütmüş. O sırada duvar yapmakta olan Baba Mansur ise, bu duvara binerek Baba Kureyş'e doğru yürümüş. Kureyş Baba bu mucize karşısında hayran olarak "Sen taş duvara can verdin." diyerek, Baba Mansur'un eline sarılıp öpmüş. Baba Kureyş Ocagı'nın talipleri, Kureys Baba'nın Baba Mansur'a bağlılığı üzere, Baba Mansur Ocağı'nın da müritleridir. Yüzyıllardır Kureyşan Ocağı Dedeleri'nin mürşidleri de Baba Mansurlu Dedeler olmuştur. Pir ve seyitleriyle birlikte Koçgiri ve Xıran aşiretleri de Baba Mansur Ocagı'na baglıdırlar. (Ayrıca bk: Uluğ 1939 1939a: 83; 1939b: 34; Dersimi 1997: 140-141.)
Ayrıca Baba Mansur Dedeleri , Kureyşanlar , Savalanlar , Arelliler , Gaboranlılar , Butkanlılar Aşiretlerine Dedelik ve Lolanlılar, Çarekanlılar ve diğer aşiretlere de mürşidlik yapmaktadırlar. Bu ocağın dedelerinin de bağlı olduğu Baba Mansurlu dede ailesi, Baba Mansur'un yürüttüğü duvarın yanında bulunan evin sahibidirler ve ziyaretle bu aile ilgilenmektedir.

KUREYŞAN/HACI KUREYŞ OCAĞI

Nuri Dersimi "Hatıratım'da" Kureyşanlıları şöyle anlatır: " Kureş ismindeki evliya bilinmiş zatın, kendisini ateşli fırına atmak suretiyle keramet gösterdiği rivayet edilmektedir. Osmanlı padişahlarından Sultan Murad'ın bu kerametinden dolayı ferman verdiğide bildirilmektedir.....Kureşan Aşireti 7-8 kabileye ayrılmıştır. Bu kabilelerden başlıcaları: Hüsenan, Golan, Kalyan, Dalyan, Alyan, Haman, Süleymanan, Çıtan, Kodan, Seyhan, Kaziyan kabileleridir...."
Bu soydan dedelerin anlattığına göre Hacı Kureyş, Seyyid Mahmut Hayrani'nin soyundan gelmektedir. Düzgün Baba'da Hacı Kureyş'in tek oğludur. Ziyaret, Mazgirt kazasının Düzgün Baba Dağı civarındaki Büyük Köyü'ndedir. Rivayete göre Moğol istilasıyla başlayan göç sırasında Hacı Kureyş, Horasan'dan çıkarak Nizip'in Milelis Köyü'ne gelmiş, burada Hakka yürümüş ve köy civarındaki Zarar mevkiine defnedilmiştir. Tunceli, Nazimiye ve Mazgirt'te, Adıyaman'ın Yukarı Şeyhler Köyü'nde de bu ocağa mensup Dede aileleri bulunmaktadır. Halk tarafından Kureyşan Ocağı Dedeleri ruh hastalıklarına şifa bulmak amacıyla ziyaret edilmektedirler. Bu ocağın bir merkezinin de Malatya'nın eski Adıyaman mıntıkasında olduğu ileri sürülmektedir. Bahtiyarlar, Şişanlar, Erzincan'ın Cibice Boğazı'ndaki Balabanlar, Kuziçan'daki Çarekanlılar, Haydaran, Demenan, Yusufan, Karsan, Alan, Lolan, Şeyhmehmetli aşiretleri ve Koç ve Kalan aşiretlerinin bir bölümü Kureyşan Ocağı'nın talipleridir. Yine bir araştırmada belirtildiği üzere Adıyaman'ın Kayabaşı Köyü'nün 2 km güneyinde Hacı Kureyş ve oğlunun bulunduğu ziyaret vardır.(Clarke 1998: 204). Bir rivayete göre, bir keramet olayı sonrasında Baba Mansur mürşid, Kureyş Baba pir, Derviş Cemal'da rehberlik görevlerini paylaşmışlardır. (Aynı yönde bk.: Yazıcı 1996: 53-
55Efs.

burada bizlerin yasamis oldugu kültürü carpitmaniza tepkim var
yani bizler insanlarin insan olduguna inaniyoruz oysa sen tüm bu dostluk ortamina ragmen insanlari dil olarak ayirmanin arkasinda bir ali cengiz oyunu oldugunun farkindayiz. dersimi halklarini hic kimse bölemez yani söylemlerin ni kimse dikkate almiyor.
bizler türkmenleri de taniyoruz dogrudur elazig,
malatya, akcadag, maras,kars,sivas,dersimi,erzincan, bu bölgelere türkler,yerlesmistir ve türklügünü ise hic unutmamistir. senin hic kaygin olmasin
tarihde hic bir zaman cagimizdaki kadar ana dile baski yapmak kendi diline yasaklar getirmek olmamistir.
yine cagimizda ki kadar kic bir türküye yasak konulmamistir
yine hic bir tarihte cagimizdaki kadar karsi kültürlere bu kadar densizce saldirilmamis ve insan yakilmamistir, katliamlar yapilmamistir,insanlar düsüncesinden dolayi iceriye atilmamis.
cagimizda idamlar edilmis,sürgünler yasamis,asimile edilmek istenmis,bölgelerdeki,yetim cocuklari yatili okullara alinmak istenmis ve diger bir halk evlatlariyla evlendirilmek istenmis,(-celal bayar- kararnamesinden bahsediyorum)ve asimile edilmek istenmemistir.

yani buralari bilmek senin girisimlerini anlamak tabiki zor degil senin yukarida yazdigin yada alinti yaptigin abul farc tarihi en tutarli olanidir bunu biliyorum ve bu insan olaylari oldugu gibi anlatmistir kendisi ise hiristiyandir farsca kitabini ingilizceden türkceye cevrilmistir ancak oguz boylarinin savasini anlatmistir. horasana tabiki türkler gitmistir ve tabiki türkiyeye gelmislerdir.
ancak yanildigin bir nokta var oguz boylari alevi degildir.

sen misyonerlige devam et ne kadar kizsanda kendini parcalasanda bizler bol bol cocuk yapacagiz.
cocuklarimiza sizlerin istedigi kültrü ve dini ögretmiyecegiz.
kendi örf ve adetlerimizi ögretecegiz.
onlar karar verecektir ne yapmak istediklerine .
sen ve okulun cürütülecektir yalancilik okulu

Benim yazdıklarımı okuldaki hangi sosyal bilgiler kitabıonda yazıyor ?

kargadan başka kuş kendi doğrundan başka doğru tanımasın .
.

Sorularıma cevap yok sürekli şerit değiştiryorsun

İzol aşiretinin alevi , İzollu aşireti şafi dir senin iddan ikisinde aynı aşiret oldukarı idi. Pir Sultını bile Kürt yapan bir mantıktan başka ne beklenir . Kürtleri horasandan getirip Dersime yerleştirdiniz ama Otarihlerde Horsanda Kürt varmıydı bunu bile bilmessiniz ama Pir Sultanı Kürt etiğine baglamaya gelince yalan dolan çok belge yok bilgi yok otur yaz... bazı aklıevvlerde dört elle sarılır anlatıgınız masallara.

Aleviliği bilen biri Munzur Çem in İsmail .beşikçi nin nalattıklarına sadce güler geçer ısmarlama yazılar hepisi .Amaç bellidir .Emperyalistler yani ABD ve İngiltere bölgede Kürtleri istedikleri gibi kullnmaktadırlar daha fazla etkin olbilmek için Alevileride bu tip uydurma seneryolarla Kürtleştirmeye çalışıyorlar fakat tarihi ve Kültürel bir çok engel var önleride bunuda yalan dolan ve paralı kelemşörleri ile aşmaya çalışıyorlar . Zavallı Beşikçi ise gelen eleştirlere bile cevap yazamıyor . Adam olsa bir da Alevi kemiesini agzına almaz .

Kardeşim Cengiz veya Turan peygamber ismimi ? Bir sürü tanıdığım insan var benim köyümde bile bir tane Turan veya Cengiz isminde insan yok ama dersim bölgesinde oldukça çok . Baskıyla koyuyorlar falan hikayeside anlatma sakın yemez ... Alevilerin a d koyma gelenekleri vardır 15.16 yy osamnlı kayıtlarına baktığınız zaman bir köyün alevimi sünnimi oldugunu köydeki ismlerden bile oldukça rahat anlarsınız . Aleviler Türtkçe ismler yanında 12 imamalr ve ehli beyt mesuplarının ismlerini koyarlar .

Köy ismleri ise 12 eylül de değiştirlmiştir daha önce böyle bir uygulama yok onlarda sadce ermnice olan ismleri değiştirdiler .şimdi

baba yı bava diye yazınca Kürtçemi oluyor ?
veya Horasanı Xorasan diye yazınca

örneklerine bakalım

Aşağıçanakçı Çenexçıh Boş Zaz. Ale
Beyler Mezra Begleran ? Zaz. Ale.
Kalaycı Qelecıh Boş Zaz. Ale.
Kaleköy Qele ? Kurm./Zaz. Ale
Kavaktepe Qerektepe ? Kurm. Ale.
Köklüce Qavun Boş Zaz. Ale.
Temürtaht Temırtax ? Zaz. Ale.
Alhan Alxan Boş Kurm. Ale
Beşoluk Deweli ? Kurm. Ale.
Kuşhane Quşxane ? Kurm. Ale.
Sökücek Akkilise ? Kurm. Ale.
Göktepe Goydepe ? Kurm. Ale
Örsköy Örs ? Kurm. Ale

yukardaki verdiğnb örneklerin hepisi Türkçe ismlerdir zaten diğerleride Ermenice eolsa gerek divriği bölgesinde de köy ismlerinin çoğu ermnicedir Bizde bile bu kadar Türkçe köy ismi yok senin koydğun X-Q harfleri bunları kürtçe yapmaz ! çocuk yok karşınzda

Baba Mansur'un duvarı yürütme efsanesinin kaynagı Hacı Bektaş tır Hacı Bektaş söylenceleri bölgede Lokal Kimlikteki Erenlere uyarlanmıştır .

Bölgedeki BALABAN aşireti Beydili aşiretinin bir koluduryani alt obasıdır . Bu aşiret Malatyada Türkçe Dersmde zaza ca Erzindcanda Kurmanç konuşur . Yani s enin dil teorini çürütür . Koçgiri aşireti ise Dersimdeki Şeyh Hasan aşiretinin bir koludur . Dersimdekiler dimilli Koçgiri Kurmaç konuşuur .Doğu Anbadoluda Arap aş
iretlerinden Kürtçe konşanlar ve ya Kürt aşiretlerinden Arapça -Türkçe konuşanlar vardır bu aşiretler ana dillerini bırakmış dillerini tamamamen değiştirmişlerdir .Doığuda bazı kasbaların çarsınıdan arapça -kürtçe -türkçe hep birlikte kullönılır hatta insan lar anlaşabilmek için çogu kez bu üç dilide ögrenirler .

Alevilik 19. yy ait bir tanımlaldır . Türklerin anadouya göçtüğü zaman ne kızlbaşlık ne alevilik nede bektaşilik tanımalamalrı vardı bunlara Konar -Göçer eski türk geleneklerine baglı sii-batini Türkmenler diyebiliriz .Sünnilik anadoluda Yavuz Sulatn Selime kladar sadce yerleşik ve nüfüüsn az bir bölümünü olşturan guruptu bu tarihten sonra hızlı bir baskı ve asimilasyon yaşandı . Mısır dan geteirtilen hocalarla andolu hızla sünnilşetirdi .Bu gün andoluda bir kaç nesil önce alevie oldugunu hatırlayan bir çok sünni kardeşimiz var örnek istersen mahsunui şerifin birkaç nesil önce ayrılan Amca çocukları şimdi sünnidir Kargadan başka kuş tnımdagın için sen baskının sadce bu zamnalrda olduğunu sanıyorsun Baba İsahak ayaklanmasından ve Çaldırandan sonra bu konar göçer Türkmneler ne şeklide hayatta kalabildiler bunları bilesen böyle boş konuşmasın (dağlarda ağaç yaprakları ve leşleri yiyerek ) Kürtleşemenin de sebebini anlarsın bu sadce dilede olan bir değişimdir gelenek görenek ve kan bagı tamamen korunmuştur. bu Gurplar arasında Şaffi ve sünni Gurplarla hiçbir kan bağı ve kültürel değişiklik oluşmamaıştır . Zaten derssimde bir dil birlikteliği yokturki insanlar konuştukları dile göre ayrılsınlar dimilli ,kurmanç zazaki türkçe kullnılan dillerdir ama bir kültür ve iananç birlikteliği vardır . zaten Alman Antroplog Von Lusacn Erly Habaitat in western asia 1910 adlı eserinde anadoludaki tüm alevilerin fiziksel olarak ve kültürel olarak aynı oldukalrını (dersim bölgesindekilerde buna dahil ) bunların kürt ve araplardan faklı gurplar oldukalrını bilimsel olarak tesbit etmiştir .Yani Dresim bölgesindeki alevilerde diğer Türkmen alevilerle aynı fiziksel özelliklere sahip . zaten sadce türkmen aleviler ile kan bagı kururlar .yalansa söyle!

çocuk yapma konusuna gelince biliyorsun çoğunluk değil akıllı olan yöentir diğerlerini , yaptığın çocoukar sokallarda aç sefil yaşayıp ona buna meze olacaksa hiç yapma derim sana...

Sen çocukalrına aleviliği ögret yeter tabii biliyorsan eger biliyorsan.

Allah - allah, deyin, gaziler,

Gaziler, deyin şah menem.

Garşu gelin, secde kılın.

Gaziler, deyin şah menem.

Uçmakda tuti guşuyam,

Ağır leşler başıyam,

Men sufiler yoldaşıyam

Gaziler, deyin şah menem.

Ne yerde ekersen biterem,

Handa çağırsan yeterem,

Sufiler, elin tutaram,

Gaziler, deyin şah menem.

Mensur ile darda idim,

Halil ile narda idim,

Musa ile Turda idim,

Gaziler, deyin şah menem.

Kırmızı taclı, boz atlı,

Ağır leşler nisbetli,

Yusif peyğember sifetli,

Gaziler, deyin şah menem.

Hataiyem al atlıyam,

Sözü şekerden datlıyam,

Murteza, Eli zatlıyam,

Gaziler, deyin şah menem.

sevgili kardesim burada senin kürtce bilmedigin anlasiliyor
yukarida ki köy isimlerini yani icinden cikamadigin isimlere ermeni demissin sen en iyisi
tanidigin bir kürt arkadasin varsa sana tercume etsin
yada ermeni bir arkadasin varsa isimlerden ne anladigini sana söylesin isimler ermenicemi kürtcemi
tabiki bazi köy isimleri türkcedir cünkü türklerde yasadi ve savasti oralarda karargahlar kuruldu türkce köy isimleri ordan gelmedir.
diger bir konu ise türkceyle es anlaminda bir yigin kavram var bazi cagrisimlar türkce ile aynidir cünkü farscadan gelmedir türkceye benziyen isimler
kendi kafana göre türkceye benzer kelimeleri türkce, anlamadigin kelimeleri ermenice diyerek gecistiremezsin.
bunu yaparsan kürtce bilen yada ermenice bilen kisiler sana hakaret edebilir.
cünkü bilmedigin bir dil hakkinda yanlis yorum yapmissin

diger bir olay ise ben pir sultan ile ilgili yazi yazmadim istersen yazima tekrar göz at anlamiyorsan akil hocalarini cagir sana izah etsinler (ben haci kureys )den bahsettim yukarida düzgün babadan bahsettim

sen dersim denilince senin aklina sedece alevi türkmenler geliyor
bak kardesim orada türkmenlerde yasiyor bunu kabul ediyoruz
zazalarda yasiyor bunu da kabul ediyoruz
kürtlerde yasiyor bunu da sen kabul et
cünkü bizler kürtce biliyoruz dedelerimiz türkceyi askerde cat pat ögrenmisler
ve büyük annelerimiz devlet dairesine giderken yanlarinda tercuman götürürler ve o vatanda dogmus büyümüs bir insan o vatanda eger devlet dairesine tercumanla gidiyorsa bu senin yüce türk devletinin marifetidir benim marifetim degildir
madem bizler türk isek bizleri kimler kürt yapti ?
bunun cevabini ver
eskiden asimilasyoncu bir kürt devletimi kurulmustu ?
böyle sacma görüslerle sadece kendine zarar veriyorsun ve tepki topluyorsun
ve düsüncelerinle irkciligi gelistiriyorsun dedigim gibi anti pati yaratiyorsun
dersimde etnik gruplar olsada olmasada dersimliler kerdestir ve senin bu irkci ve dinci görüslerine yer vermeyecektir vermezde
dersim halki aptal degildir ali cengiz ayununa gelmezler getiremezsiniz
dersimde kardeslik sosyal yasam vardir
dersimde doga ve insan güzelligi vardir
ve bizler dersimli olmaktan grur duyariz sen var git azerbaycanda siirlerini sergile
16 devletinizin bir parcasi olmuyacagiz
bizler halimizden dilimizden ve dinimizden memnunuz
dersimlilerin kusuruna bakma yolun acik sofran bol olsun bizden uzak dur
biliyoruz ki türkcüler kendi internet sayfalarindá kampanya baslatmis ve dersim deki zazalari kürtlerden kürtleri türkmenlerden ayir etmek ve aralarina mihfak kurmak istiyorlar
nihal atsiz sitesi önü cekiyor ve sende onlara alet oluyorsun
irkcilikla insanlari ayirmniz ne kitapta yazar ne allah katinda nede bir ocakta
bunu savunanlar allahi tanimazlar cünkü allahin katinda insanlar arasinda ayrim yoktur dostluk kardeslik ve baris vardir diye biliyorum
umarim yanilmam :)))

turan peygamber ismi degildir
benim anlatmak istedigimi anlamak istemiyorsun ve carpitiyorsun
ismler yani günümüzde takilan isimler pek baglayici degildirler
eskiler önemlidir eger benim ismim turansa demekki asimile oluyoruz dikkat etmemiz gerekiyor güleyim bari

ben türk kardeslerimide seviyorum kürtleride zazalarida önemli olan tarihi carpitmamak benim ismim yada cengizin ismi degil
sen dersimde 70 yasinda kürt yada zaza alevi isim olarak turan yada cengiz gördünmü peki :)))
baba mansur ise 1250 li yillarda yasamistir pir sultan ise 1520 - 1590 yillari arasinda yasamistir bir biriyle alakasida yoktur tarihci:))

sen hic türkmen asiret gördünmü?
asiretler türklerde yada türkmenlerde yoktur

BABA MANSUR OCAĞI

Tunceli ili Mazgirt ilçesinin doğusunda Darıkent (Muhundi) Bucağı’nda ünlü Alevi evliyalarından Baba Mansur’un yürüttüğüne inanılan bir duvar bulunur.(33) Muhundi orada bulunan bu ziyaretin anısı nedeniyle Dersim ve çevresinin en ünlü ziyaretgahlarındandır. Ali Kemali’ye göre Baba Mansur Dedeleri seyyidlerdendir, kolları yoktur, üç büyük kabiledir. Bir kabilesi Mazgirt kazasının Darıkent (Muhundi) bucağında, İkincisi Pülümür’ün Tahti ve üçüncüsü yine Pülümür’ün Gersinot köylerinde bulunur. Gersinot’ta oturanlara Şahverdi Evladı derler ki, Sivas ve Koçgiri aşiretinin seyyitleridir. (Ali Kemali 1932: 193) Bu seyyitler ayrıca Erzincan’ın Kısmikör ve Erdene, Pülümür’ün Seyyitler Kapiri ve Tahsini köylerinde bulunurlar. Mazgirt kazasında da vardır. (Ali Kemali 1932: 184) Bir araştırmada Tunceli Pülümür Yeldeğen Bucağı’nda Şah Mansur’un evlatlarının türbesinin ve Sivas Zara Kızılkale Köyü’nde de Baba Mansurluların bulunduğu ifade edilmiştir. (Clarke 1998: 205)(34) Baba Mansur’un Horasan’dan geldiğine inanılır. Halk Cuma akşamları buraya toplanır, kurbanlar keser, cem yaparlardı. Baba Mansur’un yüzyıllardır dilden dile dolaşan menkıbelerinin en bilineni şu şekildedir: Bir de Baba Kureyş (Hacı Kureyş) varmış. Bir gün vahşi bir ayıya binmiş ve bileğine de bir yılan dolamış, onunla ayıyı kamçılayarak yürütmüş. O sırada duvar yapmakta olan Baba Mansur ise bu duvara binerek Baba Kureyş’e doğru yürümüş. Kureyş Baba bu mucize karşısında hayran olarak “Sen taş duvara can verdin.” diyerek, Baba Mansur’un eline sarılıp öpmüş. Baba Kureyş Ocağı’nın talipleri, Kureyş Baba’nın Baba Mansur’a bağlılığı üzere, Baba Mansur Ocağı’nın da müritleridir. Yüzyıllardır Kureyşan Ocağı Dedeleri’nin mürşidleri de Baba Mansurlu Dedeler olmuştur. Pir ve seyitleriyle birlikte Koçgiri ve Hiran aşiretleri de Baba Mansur Ocağı’na bağlıdırlar. (Ayrıca bk: Uluğ 1939 1939a: 83; 1939b: 34; Dersimi 1997: 140-141.)

Ayrıca Baba Mansur Ocağı’ndan Ali Düzgün Dede’den edindiğim bilgilere göre Baba Mansur Dedeleri , Kureyşanlar , Şavalanlar , Arelliler , Gaboranlılar , Butkanlılar Aşiretlerine Dedelik ve Lolanlılar, Çarekanlılar ve diğer aşiretlere de mürşidlik yapmaktadırlar. Bu ocağın dedelerinin de bağlı olduğu Baba Mansurlu dede ailesi Baba Mansur’un duvarı yürüttüğü duvarın yanında bulunan evin sahibidirler ve ziyaretle bu aile ilgilenmektedir. Hem İstanbul’da hem Tunceli’de bu ocaktan dedesoylularla görüstüm. Darıkentteki ocağı da ziyaret ettim. Yine Darıkent yakınlarında bulunan Şöbek, Lödek, Küpük Köylerinde de Baba Mansurlu seyyid aileleri vardır. Bir bölümü çeşitli nedenlerle Tunceli dışındadırlar ve özellikle de Sivas’ta yoğunlaşmışlardır.

SEYİT SEYFİ OCAĞI

Bu ocak evladı Musa Küçük Dede’nin verdiği bilgilere göre Seyit Seyfi, Oniki İmamların yedincisi olan İmam Musa Kazım evlatlarındandır. Elazığ ili, Palu ilçesinde Seydili Köyü’nde ocağı vardır. Ocak ve Vakfiye şu anda kullanılmamaktadır. Tunceli, Elazığ yöresinde Seyit Sabun olarak bilinir. Vesikalarda ise Seyit Sabır olarak geçmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmemekle birlikte, Yavuz Selim döneminde yaşadığı biliniyor. Bu soydan gelenler Tunceli’ye yerleşmişlerdir. Mazgirt ilçesinde Seyitli ve Balan köylerini yurt edinmişlerdir.

demekki türkmen degiliz

Alevi Kürt asiretlerin bazi yerel tarihçileri, özellikle Firat, Risvanoglu ve Kocadag, kendilerini en azindan kismen sözel gelenege dayandirmaya çalisarak, asiretlerinin Türk kökenlerini siddetle vurgulamislardir. Eserleri faydali bilgi kirintilari içerir; ancak, bu asiretlerin resmi Kemalist tarih görüsü uyarinca Türklüklerini 'kanitlama'ya yönelik siyasal saikli arzulari nedeniyle asiri ihtiyatla kullanilmalidirlar. Öte yandan Dersimi gibi diger yerel tarihçiler Kürtlüklerini
vurgulamislardir ve yakin zamanlarda Dersim kökenli insanlar arasinda Kürtlükten farkli bir unsur olarak Zazaliga vurgu yapan bir fikir ekolü vardir (Pamukçu, Selcan, Dedekurban).

Cumhuriyet döneminden önce bu asiretleri Kürt ya da Kizilbas'tan baska bir sekilde adlandiran herhangi bir kaynaga rastlamadim.26 Erzurum'daki Rus konsolosu Jaba'nin kullandigi 19. yüzyil ortalarina ait bir Kürt kaynagi, onlari (merkezî Dersim'de bir dagin adi ve Dersim'in daglik bölgesinin tümüne verilen bir ad olan Dujik Baba'dan sonra) Dujik Kürtler olarak adlandirir ve sunu ekler: "Türkler onlari Dujik Kürtler ya da basit Kürtler (Ekrad) olarak adlandirirlarken, gerçek Kürtler de onlara Kizilbas derler."27 Dersim'i 1866'da ziyaret eden Diyarbakir'daki Britanya konsolosu Taylor, münhasiran Kizilbaslar'dan (ama özellikle alt gruplar olarak Seyhhasanli ve Dersimliler'den); bölgeye 1879'da giden Avusturyali görevli Butyka, Dersim Kürtleri'nden ve daha dar anlamiyla "Seyit Hasanli Kizilbas Kürtleri"nden söz eder.

Bununla birlikte, bu asiretlerden en azindan bazilarinin yabanci kökenleri oldugunu ima eder görünen sözel gelenekler vardir. Taylor'a (1868: 318) halihazirda Seyhhasan asiretinin aslen Horasan'dan oldugu ve Dersim'e yakin zamanda Malatya yakinindaki Alacadag bölgesinden geldigi söylenmistir. (Taylor'a göre Dersimliler "aslen pagan bir Ermeni neslin" ardillaridirlar.) Kürt milliyetçisi Nuri Dersimi de çok daha yaygin oldugunu gördügü bu gelenege -zerre süphe duymadan- isaret eder. Yalnizca Seyhhasan degil ama bazi baska Dersim asiretleri (Izoli, Hormek ve Sadi) de, temel seyit soylari Kureysli ve Bamasoran gibi yüzyillarca önce Horasan'dan gelmis olduklarini iddia ederler (1952: 24-25). Dersimi bu Horasan kökenini, çogu Kürdün Kürt olduguna inandigi
popüler Alevi kahramani Horasanli Ebu Müslim ve ikincil olarak Haci Bektas ile ilintilendirir. Bu, süphesiz, söz konusu gelenegin bu kadar popüler olmasinin ve seyitlerden onlarin 'müritleri' olan asiretlere yayilmasinin bir nedenidir: Horasan Aleviler'in anayurdu olarak bilinir. Dersimi bunun yanisira, bu asiretlerin bölgeye vardiklarinda halen Zazaca konustuklarini, hatta kendi zamaninda bile sözde seyitlerin Türkçe konusamadiklarini vurgular. Bu az bir ihtimalle, bu asiretlerin Türk oldugunu iddia ederek teyit için Horasan baglantisini gösteren resmi Türk tarih tezine üstü kapali bir tepkidir. (Cumhuriyet döneminden önce insanlarin Horasanlilar'i Türk kökenli saymadiklari
görülmektedir.)

1930'larda, birkaç asiretin kendilerini Mogol isgalinden önce Dogu Anadolu'ya gelen askerî bir maceraci olan Celaleddin Harzemsah'in askerlerinin ardillari saydiklari söylenir.28 1930'larin basina ait bir Türk istihbarat raporu, Pülümür bölgesindeki yasli erkeklerin hala Celaleddin Harzemsah'a dair efsaneleri hatirladiklarini, Dujik Baba Dagi'nin onun mezari olarak sayildigini ve bu yüzden ayni zamanda Sultan Baba olarak da bilindigini kaydeder.29 Bunun yasayan bir efsane mi; yoksa yakin zamanda, Horasan temasina tarihsel olarak mümkün Türk soylari ile aslinda olmayan seyler ilave eden amatör bir tarihçi tarafindan icat edilen bir sey mi oldugu benim açimdan sarih degildir.30

Her ikisinde de Sünni Müslüman dayanismasina kuvvetli bir münacaatin yapildigi Birinci Dünya Savasi ve Türkiye'nin Bagimsizlik Savasi, bir bütün olarak Dersim toplumu üzerinde bir etki yaratmamistir. Ruslar'a ve Ermeniler'e karsi mücadelede güçlerini Dersimliler'le ikmal etmek isteyen ve Dersimli Aleviler'in Bektasi köylüler gibi olduguna inanan Jön Türkler, Dersimliler'i savasa tesvik etmesi için Bektasi Çelebi Celaleddin Efendi'nin yardimina müracaat ederler. Çelebiye eslik eden Nuri Dersimi'ye göre, bu çabalar, merkez Bektasi tekkesinin Dersim'de çok az bir etkiye sahip oldugunu kanitlayacak sekilde neredeyse tamamen basarisiz olmustur (1952:
94-103). Firat (1970) kendi asireti olan Hormek'in, aktif olarak yer aldigini öne sürer; ancak, kitabinin savunma mahiyetinde olan niteligi bundan bir miktar süphe duyulmasini hakli kilar.

Bagimsizlik Savasi'na da olsa olsa isteksiz bir katilim vardir. Baki Öz'ün Dogu Anadolu Alevileri'nin bu erken dönemde Mustafa Kemal'i Ali'nin ve Haci Bektas'in don degistirmesi olarak kabul ettiklerine dair iddiasi (1990: 29) muhtemelen bir tarih hatasidir ve daha sonraki bir döneme atifta bulunur. Bölgenin ilk cumhuriyet valilerinden biri olan ve kitabini savastan sadece on yil sonra yazan Ali Kemali, daha güvenilir bir kaynaktir ve o sadece Ankara hükümetine karsi bölücü Kürt isyanlarindan söz eder. Mustafa Kemal'in kimi önemli asiret reislerini atamaya ve milletvekili yapmaya çalistigi dogrudur. Ancak Kemalist hareket (Sünni) Müslüman bir hareket
olarak göründügü müddetçe, Dersim'de çok fazla sevk yaratmamis; yeni bir hükümet olmasi, siradan Dersimli Alevi için onu sadece daha az çekici kilmistir.

Kürt milliyetçiligi bu dönemde Dersim ve Sivas halklari arasinda belirgin bir takipçi kitlesi bulmustur. Yeni dogan Türkiye'de kesinlikle milliyetçi Kürt kimligi olan ilk ayaklanma, Dersim'den de bir miktar yanki bularak, Koçgiriler arasinda zuhur etmistir.31 Kürdistan Te`ali Cemiyeti'ni örgütleyenlerden biri olan Nuri Dersimi, Sivas'ta sadece Kurmanci ya da Zazaca konusan Aleviler'in degil; ama ayni zamanda -Türk olarak görülen yeni Ankara hükümetine açikça muhalefet eden- Alevi Türkler'in de Kürt milliyetçi birligine katildigini ve kendilerini Kürt olarak adlandirmaya basladiklarini nakleder (Dersimi 1952: 64-65). Bunun bir Kürt isyani oldugu, (Kürt'e Kürt diyen
son Türk yazarlardan biri olan) Ali Kemali tarafindan da kabul görür. Ama, Dersimi'nin Alevi Türkler'e dair gözlemleri ve isyanin Sünni Kürtler arasinda destek bulmamasi göz önünde bulunduruldugunda, bu bir Kürt isyani oldugu kadar açikça bir Alevi isyanidir da. En karizmatik önder olan Alisêr, yukarida söylendigi gibi, ayni zamanda yöneliminin laik Kürt milliyetçisi degil, Alevi ve Kürt oldugunu gösterir bir sekilde, Türkçe yerine Kurmanci dilinde nefes derlemeye baslar.

Uzun bir çatisma tarihine sahip olduklari Sünni Zazalar ve Kurmanci konusanlarla çevrilmis olan daha doguda (Bingöl, Mus, Varto) yasayan Alevi Kürtler, kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler. Geleneksel düsmanlari, hem milliyetçi hem Sünni Kürt nitelikli Seyh Sait isyaninda yer aldiklari zaman, bu asiretler, özellikle Hormek ve Lolan, Kürtler'e karsi çikarak Kemalist hükümetle kaderlerini birlestirdiler (Firat 1970[1945]). Bu asiretlerin egemen seçkinlerinin bir kismi, en azindan 1930'lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanimladilar; bunun sadece Kürtler'in yoklugunu iddia eden resmi görüse bir cevap mi oldugu, yoksa eski bir kökene mi dayandigi henüz bilinememektedir. (Bununla birlikte, Osmanli kaynaklarinda bu asiretler Kürt
olarak anilirlar.)

Bak kardeşim Şah İsamil hatayi nin siirini bana mal edecek kadar Alevilikten uzak birisin .Muhtemenlen alevi falanda değilsin .
yoksa sizin ordaki aleviler Şah Hatayi yidemi tanımıyorlar :)))))
azerbaycan a göndriyorsun beni

1-isim meselesindeki tespiti ilk önce Kürt Trahçi Şerefhan yapmış al sana kaynak Şerefname Hasat yayaınalrı sayfa 189
''Öte yandan çemişkezek Hükümdaralrının adlarıda onların Türklerin çocukalrı oldukarını kanıtlar çünki hiç bir vesile ile arap ve kürt adalrına benzemez '' demekki geçmişte daha fazla Türkçe ad vardı 18.yy da başalayan kürtçülük propagandalrından sonra değişmeye başladı bu kitap 1669 yılında yazılmış sen ne masalı anlatıyorsun ? evet dersim de yaşlı insanlarda da türkçe ismler var sen yaşlı bir dersimliye Kürt diye hitap etsen sana ana avrat söver onun kürtten anladığı şaffi sünni kürttür doğrusuda budur siyasallaşmış yeni yetmeler ise bazen zaza bazen kürt olurlar ..her kürtçe konuşan kürt değildir konuşulan dil ne kadar kürtçedir o da tartışılır dimmili kürtçemidir ? Ben doğudaki Kürdun konuşmasınan bir kelime anlamam ama Dersmli alevilerin konuşmalrını dikkatli dinleyince anlıyorum neden acaba ?

Bahsettiğim gibi aynı aşiretin mesubalrı bazen 3 ayrı dil konuşabailiyor bu da değişimin kolayca olabailecegi anlamına geliyor

2-köy ismlerine gelince köy isminin kürtçe ermeninece olması bir şeyi değiştirmez .Şu anda kimler yaşıyor o önemli .

3 sen hala aynı yerde dönüyorsun ''Konuşulan dil etnik köekeni belirtmez '' bir sürü örnek verdim sana en saglamı da Von Luscan ınki bilimsel olarak ispatlamış adam daha neyi tartışıyorsun Kürtlerle ne Kültürel ne Fiziksel bir baglantısı var Dersmli alevilerin anadolunun diğer yerleriden Alevilere benziyorlar . Genetik Fizksel Kültürel ianançsal yapıları ayrı kan bagı kız alışverişi yok ve tarihlerinde hep kürtlerle savaşmışlar sen şimdi bu kadar faklı iki gurubu uhu ile yapıştırmaya çalışıyorsun tutmaz kardeşim tutmazzz. Dersmli aleviler şaffi kürtleri iyi tanır Safevi döenemini ,son dönem Aşiret alayalrını iyi bilirler

4eskiden asimilasyoncu bir kürt devletimi kurulmustu ?

gibi zeka özürlü sorular sorma bana (Kürtler kim devlet kurmak kim :) İngilizlerin kurudğu bir kürt devleti sadce 4 aya yaşamaış sonara kürtler birbirlerine girmişler Kuzey ırakta da abd ile ingiltere gidince sen görceksin neler olacagını :) ) Kürtler Baba İsahak ayaklanmasında selçuklu ile Safevi olayında da Osmanlı ile ittifak etmişlerdi yukarda belgeleri var bunun karşılığında da bayagı bir ayrıcalık aldıalr . Doğu anadolauyu safvei sınırını Kürtlerle dolduran yavuz sulatan selimdir sınır bekçiliği yaptırmıştır kürtler bunun karşlığınd ada toprak tımar vermiştir yani yarı özerklik anlması kıt kardeşim Alevi -Türkmneler katledilirken dönüşüm Türkmenliğe doğrumu olur Kürtlüğe dogrumu olur snece ? ayrıca kullanılan dileden başaka hiç bir benzerlik yoktur .Bu dil anadolya ilk gelen Türkmenlerin kışlak bölgesi olan ufra mardin bölgesinde de devreye girmiş olabilir .Babai harekatında veya safevi dönemide ki baskılardan dolayıda olabilir o gün bir aile böyle bir geçiş yaptıysa bu güne karadr aşirt olacak kadar çogalıp dagılmışladır .

5-aşiret kelimesine gelince Türkçesi Boy dur genel olarak Arapça aşiret kullnıdldığı için bunu kullnıyoruz yoksa Türkmeler buna BOY der ukalalık yapmak için bahene arama ...bilgini konuştur .

6-Pir sultanı kürt yapmaya çalışanalr seninmatığındaki insanalar tabiki yapamayacakalr bunu sende biliyorsun geçmişte İnglizlerin emperyalist amaçalrla başlattıkalrı Kürtçülük propagandarını şimdi Kürtçü emperyalist uşakalrı Aleviler üzerinde oynamaya çalışyorlar ama nafile aleviler Kürtlerden çok farklı bir yapıya sahip ...bu oyuna gelmezler

7-Benim anlatamak istediğim de budur yani ' ANADOLUDAKİ TÜM ALEVİLER AYNI SOYDAN AYNI BOYDAN GELME 24 OĞUZ BOYUNA BAGLI TÜRKMENLERDİR ! ''

TAMAMI KIZILBAŞ TIR

kürt olupta alevileğie geçen bir tek kişi yoktur bu topraklarda ayrıca Kürtlerin aleviliğie geçmeleri için mantıklı bir sebepte yoktur . alevilerle kürtler tamamen farklı iki guruptur hiç bir benzerlik yoktur !

Turan kardeşim sana tavsiye m acizane şu olur git kuzey ıraka oarda Kürtlerin arasında 1 ay kal sonra kürtmüsün türkmüsün kararaını kendin ver :)

Çok sonraları ,(1837'de) Güneydoğu Anadolu'ya giden Moltke
Rişvan* boylarıyla ilgilenmiş ve değerli notlar bırakmıştır .
Eserinde özetle şunlar yazıyor ;''Pazarcık ovasında üç Türkmen kabilesi Atmalı ,Sineminili ,Kılçlar konaklamıştı .Bu üç kabile 2000 çadırda oturuyordu .Reşit Paşa ,nufuzlu beylerin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler'de hükümete karşı bağlılıklarını duyurdular .400 kese (20 bin florin ) salyane ödüyorlardı .Kılıçlı kabilesinin 600 atlısı var .Hepisi de iyi savaşçı .......Demiruçlu ve bunun altında devekuşu tüyünden yuvarlak bir top bulunana bambu kamışlardan birer kargı taşıyorlar ......Atları da mükemmel.Bizi misafir eden Sineminili ağası, tıpkı ötekileri gibi kıl bir çadırda oturuyordu.Kabileler daima ormana yakın konaklıyorlar ve şidetli kışları ,bol odun sayesinde atlatabiliyorlar. Ağanın idaresi ataerkil sistemde .Hiç bir tarafta , iktidar ve hakimiyetten eser yok .....Oysa bu adam ,500 ailenin reisidir .Hükümlerinin teymizi mümkün değildir .Birisinin şuçluluğuna hükmederse onu idama mahkum edebilir .''
(Moltke ,Türkiye Mektupları ,s 156 )
Kösepaşa Hanedanı/ Necdet Sakaoğlu s.36 yurt yayınları .
*Rişvanlar ;Güney'den kuzeybatıya dogru ,her yıl ilkbaharda hareket eden göçebe Türkmenler için kullnılan genel ad.

Dersim'li 1937 doğumlu Pir Ahmet Dikme DEDE diyorki ;

Munzur dediğin dağın güney yakasında bir tek Kürt yoktur . Orada yaşayan ŞEYH HASAN aşiretinin tamamı ,Horasan kökenli TÜRKMENLERDİR . Daha doğuya Pülümür'e doğru gelindiğinde ise ARELİ,LOLANLI ŞAHVELANLI,KEMANLI ,ÇAREKANLI,ve daha bir çok aşiretler oturmakta idiler ki, bu aşiretlerin hiçbiri KÜRT değildir

Haykırıp duyuramadıklarım / Ant yayınları /Pir Ahmet Dikme sayfa 25

Bundan 80-100 sene önceye kadar Dersimliler eski bir Türk-Moğul geleneği olan ''Çapul '' geleneğini yaşatıyorlardı .

''KOL'' dedikleri ( kol kelime olarak Moğulcadan diğer Türk dillerine geçmedir askeri bir terimdir kara-kol ,kol-ordu gibi ) üçer beşer kişilik atlı silahlı gurplarla çevre kasbalara ,köylere ılgar edip çapul yaparlardı Dersim de bu bir yaşam biçimiydi geçim kaynagıydı . Çocukluğumuzda ''Dersim Çetelerininn'' bölgemizde yaptığı yağmaları dedelerimizden bol bol dinledik

''Şayet hükümet hizmet ve sadakatimizden şüphe ederse abavü ecdadımızın eskiden Yukarı TÜRKİSTAN -Horasan vilayetine bütün mesubu aşiretimizle hicret etmeye himmet buyursun '' SEYİT RIZA (1938 Dersim olayı Öncesi )

Askeri tarih.Str.Etüd Başk. Arşivi.Doç.Dr. Yaşar Kalafat
Şark Meselesi ve Şeyh Sait olayı s. 24-25 Doç.Dr.İbrahim Yılmazçelik ,Dersim Sancağı s.19

Aleviyim türk değilim beni zorla türk yapmaya çalışanlara hadi ordannnn diyorum.

pir ahmet dikme yi anlatiyorsun ancak ben kendisini cok iyi taniyorum
untertürkheim de oturuyor alevi dernegine bir dönem baskanlik yapti kendisi kendisinin ne oldugunu söyledimi acaba kandisine bir sor bakalim nediyor dersimde bir kac grup türk tabiki var ancak bu demek degildir dersimliler türktür konulari carpitmana gerek yo kendisi zazadir.
ayni zamanda pir ahmet dikmeninkiler bir sani olmaktan öteye gitmiyor
bunu dil bilimciler bilir bunu kültür calismasini yopanlar sosyologlar bilir arkeologlar bilir pir ahmat dikme sadece duyduklarini anlatmis ve kendisi ise her seferinde buraya vurgu yapar
hem sen neden yukariya ille de türktür diye yaziyorsun türk ise bunlari kimler kürtlestirdi sen neden kürtlesmedin
yada bölgede yasayan türkler neden kürtlesmedi de cogunluk kürt yada zazalasti hadi diyelim kürler türkleri asimile etti peki
zazalari kim asimile etti

ya git isine kazma kazma yorum yapma kargalarin karni agriyor

Kürtlük Dersim'e 1970 'lerde gelen bir siyasi tanımlamamdır,etnik gerçekleri göstermez . 1960-1980 arası Dersim'de gelişen siyasi oluşmlar ve Kürtçü propaganda sonucu bazı siyasi Dersimliler atalarının söylediklerine inat kendilerini ''Kürt ''olarak yeniden tanımlamışladır . Bugün ise (1990 'lardan sonra) batından gelen yine ''siyasi'' bir dayatmayla kendilerini ''ZAZA ''olarak yeniden tanımlamaktadırlar . Bu kadar kısa sürede etnik olarak bir değişim olmayacağına göre değişim sadce siyasidir . Örnek verecek olursak ;Zazacı propagandist ''Seyfi Cengiz '' Türkiye'de Kürt olduğunu ,Almanya'da Zaza olduğunu savunacak kadar kendisi ile çelişki içindendir .Siyaset batağına bulaşmamış Dersim'in yaşlı çınarlarına göre de Dersimliler ''Horasan'dan gelen Türkmenler''dir .

Uluslararası ''Kürtler Uzmanı '' Martin Van Burinessen (Kürtler,Kreyenbroek-Sperl cep yay.s.51) bir makalesinde şu tanımlamayı yapmaktadır ;

'' Çok sayıda genç Türk Alevi için bir ölçüde farklı bir durum söz konusudur.Bunlar 1970'lerde siyasal sempati nedeniyle kendilerini KÜRT olarak yeniden tanımlamışladır .Bu değişim kolayca yapılabilmektedir,çünkü Türkçe,Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler arasında evlilik yoluyla karışma görece yaygındır ve bunlar günlük hayatta genellikle Türkçe konuşurlar''.

M.V.Burinessen'in tespitlerine katılmamak mümkün değil,çünki bu günlerde o Kürtler ,Zaza oldular.

BAK ANLAMA ÖZÜRLÜ ARKADAŞIM BENİM

ZAZALIK DERSİME ÇOK YENİ BİR KAVRAMDIR
DERSİMLİ ALEVİ KÜRT VEYA ZAZA DEĞİLDİR SADCE DİMMİLİ,KURMANC KONUŞAN ALEVİ TÜRKMENLERDİR

ZAZA LIK PROPAGANDASI ALAMAN DERİN DEVLETİ DESTEKLİ PROF LARIN YAZDIKARI SAHTE TARİH TEZLERİYLE ALMANYAYA İLTİCA ETMİŞ DERSİMLİLER ARACILIĞIYA YAPTIRLMAKTADIR ZAZALIK KONUSUNDA YAZILAN YAZILARIN %90 ı ALMANYA KAYNAKLIIDR KÜRTLERİ İNGİLTERE ABD ETKİ ALANALRINA ALDI ALMANALAR BOŞ DURCAK DEĞİL YA KULLNILACAK ADAMMI YOK ŞU DERSİMLİ ALEVİLERLE DOĞUDAKİ SÜNNİ ZAZA LARI BİRLEŞTİRİP YENİ BİR MİLLET ORTAYA ÇIKARIP ONALRIDA BİZ KULLANALIM DİYORLAR

BUNDAN 30 SENE ÖNCE DERSİMDE 1 TANE ZAZA VARMIYDI ?

DERSİMLİ KENDİNİ ZAZA OLARAK TANIMLARIMI ?

PİR AHMET DİKME ''Ben Zazayım mı dedi sana ? ''

SEN KARŞINDAKİNİ KENDİN GİBİ GÖRÜYORSUN GALİBA ?

YANLIYORSUN !

Siz ne derseniz deyin Tunceli’den gelip Manisa-Akhisar/Beyoba Köyü’nde yaşayan Hozat’lıların en yaşlısı Hasan Efendi bakın kendi etnik kimliğini nasıl anlatıyor? O, kendilerinin Hoca Ahmet Yesevi’ye bağlı olduklarını, O’nun soyundan geldiklerini ve Türk olduklarını ifade ederken görüşlerini aynen şöyle sunuyor; “Bizim soyumuz Oğuzlar’a dayanır. Orta Asya’dan Tunceli yöresine dedelerimiz gelmişlerdir. Soyumuz büyüklerinden, ceddimizden hep bunları duyardık. Türkoğlu Türküz. Kimse bizleri bu düşüncelerimizden ayıramaz.”(16)

Kürtçe ya da Zazaca konuşan yaşlı Aleviler ısrarla ama ısrarla kendilerinin Türk olduğunu vurgularken son yıllarda siyasi-ideolojik olarak Kürt siyasi hareketinin etkisinde kalan gençler ise Kürt olduğunu söylüyor. Ne yazık ki tarihin ve toprağın sesi gençler değil, yaşlılar olabilir. Aksi halde Elazığ-Bayındır Köyü’nden Muharrem Ercan Dede’nin şu dediğini nasıl yorumlayacağız. Muharrem Ercan Dede’in Köyü’nün adı Oğuz Türkmenler’in Bayındır Boyu’na ait. Kendi Sinemilli Ocağı dedesidir. Muharrem Dede diyor ki; Ben Elazığ’da büyüdüm, babam dedem bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezdi. Ben de bilmem. Biz Türküz, Türkçe konuşuruz. Amca çocuklarımız Erzincan’da İbrahim Dedeler onlar da bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezler. Bunu Erzincan, Elazığ, Malatya çevresindeki herkes bilir. Ama diğer amca çocuklarımız Elbistan-Kantarma taraflarına çok eskiden gitmişler ve bir kısmı Kürtçe öğrenmişler. Tunceli’deki akrabalarımızdan Zazaca konuşanlar var. Hepimiz aynı ocaktayız. Akrabayız.(17)

16. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji, s. 293 İstanbul, 1997.

17. Muharrem Ercan Dede, Karacaahmet Dergahı Başkanı, Sinemilli Ocağı dedesi, (kaynak kişi)

...Munzur nehri Tuncelini "Dersim", garbi re gark! diye ikiye böler. Garbi Dersimlilerin asıl ve menşeleri hakkında, halk dilimizde şöyle bir efsane yerleşmiştir:
...Efsaneye göre garbi Dersimliler; büyük mutasavvıfı Hoca Ahmed Yesevî'nin neslindendir. Bu soydan gelen Şeyh Hasan Dede, Moğol akını önünde aşiret halkiyle beraber Horasandan Bağdada gelmiş, Abbasi halifesine sığınmış ve o havalide yerleşmiş. Bir müddet sonra Hicaza, oradan da Mısıra gitmiş. Mısırda bir müddet kalmış ve rivayete göre tahsil etmiş. Mısırdan Bağdada döndüğü zaman malûm olmayan bir sebeple aşiretini toplayarak Konyaya gelmiş ve Selçuk! sultanı Alâüddini Keykubada arzı dehalet etmiş. "Efsanenin buraya kadar olan kısımda tarihe, hâdiselere, mantığa uygun ciltler var. Çünkü Sultan Alâüddini Keykubadin cülusu 1220, Anadoluya Moğol akını 1231. Sultan Alâüddini Keykubadm ölümü de 1237 senelerindedir. Bu itibarla efsanenin seyri, tarih! kayıtlara tamamiyle uygun gelmektedir." Sultan, hemşiresini Şeyh Hasan Dedeye vererek onu aşiretiyle beraber şimdiki eski Malatyaya sevk ve o civarda iskân etmiştir. "Bu hâdise 1232 M. - 630 H. tarihine tesadüf eder."
...Şeyh Hasan Dede aşireti bir muddet "bize göre 920 H. - 1514 M. tarihine kadar" bu mıntakada kalmıştır. Torunlarından Şeyh Hasanla Seyyid
isminde iki kardeş, Yavuz Sultan Selimin Aleviliğe ve Kızılbaşlığa karşı giriştiği mücadeleden korkarak aşiret halkını toplamış, hayat ve mevcudiyet muhafazası kaygisiyle Fıratın şarkındaki dağlık mıntakaya "Dersime" sığınmışlardır.
...Şeyh Hasan Dede, eski Malatya civarında ölmüş, şimdi Baskil kazası dahilinde ve Fırat nehrinin şimalindeki "Malatyanin 21 ve eski Malatyanin 12 kilometre şimali şarkisinde" köye defnedilmiş ve bu köy onun namına izafe edilmiştir. Hâlâ "Şeyh Hasan" köyü diye anılmaktadır. (1)
...Bu suretle Fıratın şarkındaki dağlık mintikaya "Dersime" hicret ve iltica eden aşiret halkının bir kısmiyle' Şeyh Hasan, Hozat civarında kalmış, diğer kısımla da Seyid, Ovacık mıntakaaına gitmiştir. Şeyh Hasanın Ferhad, Karaballı, Abbaa, Kırk isimlerinde dört oğlu olmuştur. Garbi Dersimde yaşamış olan Ferhad Uşagi Lâçin, Abbasuşagı, Karaba Uıuşafı aşiretlerinin bu dön kökten türedigi, Şeydin Koç, Kav, Kalan isimli üc oğlundan da aynı namlardaki aşiretlerin doğduğu ve uredigi rivayet edilmektedir. Bu guruplardan birincisine "Şeyh Hasan Kolu ikincisine de "Seyid Kolu" denilmekte ve garbi Dersimdeki aşiretlerin bu iki koldan türediği rivayet edilmektedir.

...Efsane burada bitiyor. Yerinde tarihi kayıtlar, vakalar üzerinde yapılan araştırmalar bize; bunların hakikaten Dersime son asırlar içinde geldiklerini, Dersimdeki hayat ve tarihlerinin ancak "450" senelik olduğunugostermektedir..
...Efsanenin hakikata mutabakatını teyid eden bir vesikayı Munzur dağlarının koytuluklarına sığınmış olan Budik köyünde Kalan aşiretinden Güllabi kızı 95 yaşındaki Leylanın elinde bulduk. Dersimlilerin, ceylan derisi üzerine olduğunu iddia vo beyan ederek kendisine efsanevi mahiyet izafe etmeğe çalıştıkları bu vesikayı muşambalara vo yeşil bezlere sarılmış, teneke bir kutu içerisinde kemali dikkat ve itina ile saklanır bir halde gördük. Alelade bir kâğıt üzerine yazılmış olan şecere, 27 santimetreden, 1,97 metre uzunluğundadır. Tezyinatı iptidaidir. Bu sahifelererin baş tarafının fotoğraf isini ve bir kısmının da metnini verdiğimiz ve bu şecerede ismi geçen Seyid Kemal, garbi Dersimdeki aşiretlerin ceddi olduğunu kaydettiğimiz "Seyid" dir. Şecerenin tarihi Hicri "930" dur. (M. 1523) Bu tarih; Şeyh Hasan - Seyid aşiretinin eski Malatyadan Dersime göç etmeleri tarihi olan H. 920 • M. 1514 tarihine de tevafuk etmektedir.
...Yavuz Sultan Selimin Kızılbaşlık mücadelesinin ve Çaldıran seferinin başlangıcı H. 920 (M. 1514), Şeyh Hasan : Seyid aşiretinin eski Malatyadan Dersime hicret ve iltica tarihi yine H. 920 (M. 1514), Seyid Kemal ocağına ait olan şecerenin tarihi de H. 930 (M. 1523) tür. Bu kayıtlara göre şecere, aşiretin Dersime göç ettiği tarihten on sene sonraya aittir. Bu sebeple tarihi kıymeti müspet ve barizdir.
..."Şeyh Hasan Kolu" na ait bir geçere mevcut ve Şeyh Hasan köyündeki aşiret mensuplarının elinde iken, kendisinin de bu asiret mensubiyetini ve dolayısiyle Türkmen olduğunu iddia etmek için eski Malatya mebusu Diyab (Ağa) tarafından alındığı ve simdi nerede bulunduğunun bilinememekte olduğu söylenilmektedir.
...Şecere (I. Vesika), o zaman adet olduğu veçhile kısmen Arapça, kısmen de Farsça yazılmıştır. Baş tarafı:
..."El-hamdü lilla'hillezî caale mesahir'il eimmet-ÜTnecba'i kibleten bilârifin ve sabere merkad'üi enbiya'i Kabet'Ül-tayifûne ve vü-clbe muhabbeteküm alelhayyirine vettayyı-bln vessalât'ü vesselam'Ü ala seyyid'ül mür-seline ve şefi'ül-muznibîn ve resûli rab'ül#alemtn ve hedû, esfâl'esfiya Muhammed'ül^ Mustafa ve Ali ve beys'ü beni Galib müh-dir'ül-ehzab şefl'ü! ebaidi velakarib el'mu-kaddem'ü fii'mihrab'i velhurûbi ve ru'ülma-gaib. El'imam emir'ül-mümînîn; Ali bin HJbu > Talib ve ala bahr'ii fezail'i vel-ulûmi vel-mersum'i bilemr'illah el-mevsum e>mucirü şi'atlh'i minennari zâtissümûni il-imamür-ma'sûm, El-Hasan ibn Ali" diye başhyon , arapça kısmın tercümesi:
...Meşhur ve necib imamları, ariflere kiblegah kılan Ulu Tanrıya çok şükürler olsun.
...O Tanrı ki evliyanın merkadlarını ziyaretcillere kıblegah kılıp evliya'ı ahırını efdal ve muhabbetlerini iyi ve hayırlı insanlara vacib kılmıştır.
...Peygamberlerin ulusu, günahkarları affedici Resulü Rabbül'alemine salât ve selam olsun,.
...O peygamber asfi'ül-esfiyâ Muhammed Mustafa ki risaletini tebliğ ve emaneti eda eylemiştir.
...Akrabasıni ve yakınlarını koruyan mihrabda ve savaşda önder olan Beni Galib arslanı emirilmumin Ali ibri Talib ile fazilet deryası ve şiatını zehirli ateşten koruyan Hasan ibni Aliye de selam olsun..." dur.
...Şecere çok uzundur. Bütün metni vermeğe imkan bulamadık. Şecerede nazarı dikkati çeken en mühim nokta, Kızılbaşlarca mutad olduğu veçhile imamlara ve bilhassa Hazreti Aliye karşı gösterilen müstesna Hürmet ve tazimdir.
...Mecmuamızın 7. sayısının 291 inci sahifesinde Kızılbaş - Alevi cemaatinde yaşayan bir "gizli imam" dan bahseylemiş ve bu kayıtla Kızılbaş - Alevilikte imametin faziletine işaret etmek istemiştik. Meşhur müsteşrik Ignaz Galdziher'in "Vorlesunger uberleni islam ." isimli kitabının "Elakide veşseria fiI islam'' adiyle Arapçaya nakledilen metninin 191 inci sahifesinde, Muhammed Hammadi bin'i Malik bin'i Ebuifedail'in ."Batınilerin ve Karmatilerin içyüzü" isimli eserlerinin 53 üncü sahifesinde, Ebi Mansur Abdulkadir bin'i Tahir-Ul Bağdadi'nin "El-farK'u beynelfıark" adlı eserinde "Gizli imam" hakkında mufassal malûmat vardır. Merak edenlere bu üç mühim eseri tavsiye ederim:
...Şecerede Arap ve Fars dilleriyle karışık olarak yazılmış şöyle bir kısım da var: , "Sebeb'i tahriri in kelimat anki anbahr'i İntisabest, dürrü pak'i eimme'i masum isna-ve evlâd'ı pajkt'i mutahharül-zişan ki, devri Adem hatem ve ez hatem ta yevhilhesap mübinest.
...Darende'i şecere' i siyadet ve amilin anki selatin'i rûzigar ve ümerai vüzareti zil -iktidar ve sadat'ı uzam ve meşayıh'i kiram ve kuz-at'ı islam medd'l züllehun fil-eyyam ilk yevmelkiyam müşerref şeved. saye'i iltifat'i 'hatir'i feyyaz ez-u baz nezirend ve beher şehir ve karye ve zaviye ve tekye ve havanik ve sevanü ve beka'i hayr der Arap ve acem ve Türk ve Deylem ve Ekrad ve ehl'i Hasem binnatice be erbab'ı devlet ve eshabi meknet rucu nimayed tarik i esfake merhamet bizair'i müşarünileyh mer'i darend ve ez hediyat ve ikramat ve in'amat. behre-mand ve mahfuz gerdanend ta der yevm'i la-yenfa mal la "bir kelime okurnamamıştır" dest'ı gir şevend ve restikar başend
...Şeyh Hasan köyündeki "Şeyh Hasan" derinin şeyhi merhum Şeyh Hasan evladinlan Seyid Mehmed Dedeye, Hacı Bektaşi veli dergahınca verilen ve üst tarafında "Hudost"hitabiye baslayan 1259 - 1843 tarihli icazetname de dikkate sayandır (II. Vesika).
...Şeyh Hasan köyünde Es-seyyid Kulb'ul arifin Şeyh Ahmed Tavsi tekkesindeki dervişlerden Seyid Kanber ile diğer dervişlerin tekaliften maafiyetleri hakkındaki 1170 - 1756 tarifeli ferman, Şeyh Hasan türbe ve dergahına atfedilen hususi ehemmiyeti göstermesi bakımından bir deyer taşımaktadır. (III. Vesika).
...Şeyh Seyid Muhammed bin'i Seyid Hasana ait Korucuk köyündeki araziye tecavüz edilmemesi hakkında Sivas Beylerbeyi Hafız Paşaya yazılan 1153 - 1740 tarihli ferman Kızılbaş ocaklariyle mensuplarının himaye ve siyanete mazhar olduklarını göster mesi itibariyle ayrıca tetkike sezadır. (IV Vesika)."
...İste size 1112 - 1700 tarihli tasarrufu teyid, müdahaleyi men eden bir zabıt varakası. Varakanın metninde Halvuri köyüne buğlı Huni mezraasında Ahmed Çelebiye ait arazinin "eba'en ced" onun mülkü olduğu ve resmi tapusu dahi bulunduğu kayıt ve beyan edildiğine göre Dersimlilerin iki yüzsene evvel tasarruf haklarına riayet etmekte olduklarını, mutasarrıf 'bulundukları emlâk ve arazi için 'resmi tapu senetleri" bulunduğunu öğrenmiş oluyorum.
...Asırlar boyunca Dersimin isyan halinde bulunduğu, asker Ve vergi vermediği söylenir. Evet Dersimde, menfaatleri hajeldar o-lan ağalar, seyidler zaman zaman etraflarına topladıkları bir kısım şakilerle devlete baş kaldırmak istemişlerdir. Fakat bunun a-rasmda iş ve güciyle meşgul, devlete sadakatini muhafaza* etmiş bir kısım halk vardır. Onlar 'her vesile ile devlete bağlılıklarını izhar ve teyid etmişlerdir.
...Suretini verdiğimiz -"V., Vesika" "Torun" köyüne aittir. "Hozat" dan "Sin" ye giden yol, Torun köyünün içerisinden geçer. Bu nufttafcajia "Bahtiyar aşireti" otururdu. Bahtiyar lılar garbi Dersimde olmalarına rağmen Seyid veya Şeyh Hasan kollarından hiç birine mensup değildirler. Bu vesikadan da Torun Köyünden Alâüddin Ağanın "Berat sultam, ve sureti defteri Hakan! ile mutasarrıf" olduğu Bakire köyünden . mezreasında üç kıta tarlaya Zinbık köyünden bâzı kiın-<^6*l«rin tecavüz ettiklerini, üşürlerini sağman eminlerine verdiklerini, Ahmet Beşe ismindeki eminin hücceti üzerine bu araziye on sene tasarruf etmiş iken Kümeline kâfir seferine gittiği zaman arazisine yine tecavüz edilmiş olduğunu.... anlıyoruz.
...Bu vesika iki noktayı aydınlatıyor:
1 - Dersimde araziye beratı sultanî ve sureti defteri Hakanı ile tasarruf edilmekte olduğunu,
2 - Asırlarca vergi vermediği iddia edilen Dersimlinin tâ 4*1000 - 1591" tarihinden beri askere, hattâ "Kümeline kâfir seferine" git-,% lifini.
...Hepsi ihticaca s4üh olan bu vesikalar delaletiyle karanlık kalmış olan t>âzı tarihi hâdiseleri aydınlatabildiğimiz* zannediyoruz.
...Seyid Kemal ocağına ait vesikayı Kalan aşiretinden Gülâbî kızı Leylânın elinde bulduğumuzu söylemiştik. Bu münasebetle Dersimde yaşamış olan aşiret isimleri üzerinde de bir lâhza durmak isteriz.
...Kalan Türkçe bir kelimedir. Kalan aşireti, semaya baş kaldıran Munzur dağlarına arkasını dayamış, yüzünü Kalan deresinin menbaına çevirmiş müsterih bir halde, Ovacıktan Erzıncana çiden en mühim istikametin üzerindedir. Bunun şarkında "Haydarlılar" ve daha şarkta "Arıllı" aşiretleri oturur. Bu mıntaka Dersimin en sarp, en el değmedik yeridir; Dersimin kuvvetli aşiretlerinden biri olan "Laçin" Şeyh Süleyman Efendinin , "Lügati Çağatay" ında (Cild, I. S. 343.) kaydedildiği gibi Başkırdlarda çok eski bir ' aşiretin adıdır. Bilindiği gibi Türkçede "şahin" demektir. Laçin aşireti, isminin işaret ettiği gibi ancak şahinlere hasolan sarp yerlerde oturmaktadır. ,
...Ferhaduşağı, hâlâ Azerbaycanda bir kabilenin taşıdığı isimdir. Bahtiyari yine Azerbaycanda yaşayan bir aşiretin adıdır, çarekli ve Çeyrekli, Oğuz Türklerinden Hanın oğludur. Bu aşiret ona izafe edinilmiştir. Dersimde "Badilli" olan aşiret, bildiyimiz gibi Oğuzların meşhur Beydilli aşiretidir. Batı ve güney batı Anadoludaki yürük aşiretleri arasında bir çok kolları vardır. Yıldız Hanın üçüncü oğlu "Beydilli" ye izafe edilmiştir..
..."Kubatlı" türkçede fena mânasına geleir "kubat" dan müştaktır. Lisanımızda hâla kullanılır. Anadolunun çok yerlerinde "amma kubat adam" derler. Bu isim, "Dede korkut" efsanesinde de geçer.
...Az aşiretinin ismine Orhon kitabelerinde bir' türk aşiretinin adı olarak tesadüf ederiz, Lolân aşiretinin ismi Üzerindeki tetkikatımızın verdiği netice daha ziyade dikkate şayandır. Milâdın 3:6 ncı asırları arasında Orta Asyada husule gelen kıtlık neticesi bazı Türk kabileleri batıya hicrete mecbur Kalmışlardı. Bunların terk ettikleri şehirlerden birisinin harabesi hâlâ mevcuttur. Bunun adı "Lulân" dır. Dersimdeki bizim "Lolân" lılar oradan göçmüş olmalarını hiç uzak görmüyoruz. Yine bu oymaklar arasında rastladığımız "Karabaş" vazıh Türkçeliğle beraber eski Türkçede "esir" demektir.
...Maksuduşağı aşiretinin bir oymağı olan "Tatuşakları" ndaki Tat kelimesi Türkçede yabancı manasındadır. Balaban aşiretinin ismi de manalıdır. Balaban; Türkçede büyük (muazzam) demektir.
...Aşiret isimleri gibi Dersimin bazı mevki isimleri de yabancı gibi görünmelerine rağmen yine öz Türkçedirler.1 Meselâ "Kanık" kelimesi ilk bakışta işidilmemiş, yabancı gibi görünür. Halbuki dilimizde "hizmetçi"manasınadır. "Çat", yolların birleştiği yer, Sin mezar, sincik mezarcık (küçük mezar). Zoğar av köpeği mânasına Zağar demektir t

(1) Köyde "Şeyh Hasan Dede" ye izafe , edilen türbede
iki mezar var. Mezar taşlarindaki yazilar, ziyaretçilerin yüz
yıllar boyunca elle vâki olan delki temasları neticesinde
silinmiş, okunmaz hale gelmiştir. Mezarlardan birisi Şeyh
Hasan Dedeye, diğeri de kardeşi Şeyh Abmede atfedilmektedir. Türbenin
cenuba yönelmiş olan mihrabının sol tarafında "Konya
tarih - sene 1188'*, sağ tarafında da "Ya Allah" yazılıdır.
Şeyh Hasan türbesinin hemen yanında "Derviş Ali"
narinında bir zata aidiyeti söylenilen ikinci bir türbe daha
mevcut..Bunun da mezar taşından "1187" tarihinde ölen
"El' mağfur es'seyid derviş Ali ibn'i-seyid Süleyman
ibn'i Teslim bin'i Apdultah" a ait olduğu anlaşılmaktadır.
Bu kayıtların inşa tarihinden ziyade tamir tarihi olduklarini
ve bu bakımdan da Şeyh Hasan Dede ile Derviş Alinin ölüm
tarihlerine işaret edemiyeceklerini tahmin ediyoruz.

Türbenin civarı Selçuki tarzında birçok mezarlarla doludur.
Bunların içerisinde 900.

• 1007 H. tarihli olanları çoktur. Yazıları ve tarihleri
okunmaz hale gelmiş, topraklara gömülmüş daha bir çok
mezarlar da var. Bunlarin icerisiude 900 tarihinden evvelki
zamana ait olduklari kuvvetle muhtemeldir.

Diğer Alevi ve Kızılbaş türbe ve ocaklarında olduğu gibi
Şeyh Hasan Dedenin mezarının bas tarafında açık olan yerden
alınan toprak, su içinde eritilerek ağrı ve sızısı olan
hastalara şifa verici bir ilâç olarak, içirilmektedir.

', Şeyh Hasan köyünün ve Fırat nehrinin cenubundaki Korucuk
köyünde de böyle bir"Şeyh Ahmed" türbesi var. Bu türbe
civarında da Selçuki stilinde, 1000 Hicri tarihin den (M. 1591)
başlayan mezarlar hâlâ ayaktadır.

Altugcum yalanin tarihi, ispati olamaz. Türk tarihi yalan üzerine kurulu. fazla ötelere gitmene gerek yok, Osmanliya bak yeter.
Diger taraftan, Türklerin müslüman olusu 980 larin sonu olmali. yani daha kani kurumadi. bir cogu kilic zoruyla müslümanligi kabul etti. Talat köprüsünü duydunmu. bilgiclik yapacagina oku. irkcilik yapma kocum.... Alevi olabilirsin ( ama
türk alevisi) kimse birsey demez. ama Fasist oldunmu is degisir. HÜÜÜÜÜÜ.

Günümüzde Horasan civarında yaşayan Kürtlerin sayısı 200.000 olarak istatisliklere yansımaktadır. Kuzey Horasan'da yaşayan bu Kürtler Kirmançi (Gurmançi) olarak ifade edilirler . Bu Kirmançi Kürtler nüfus olarak Türklerin yanında çok az olarak kalmalarına rağmen Faşist Fars hâkimiyeti'nin göz bebeği durumundadırlar. Bütün devlet işleri ve yüksek memurluklar Kürtlere verilmekte ve onların zenginlik , müreffeh içinde yaşamaları sağlanmaktadır. Sayıları 200.000 olan bu Kürt nüfusun Horasan'a ilk gelip yerleşmeleri , Safavi Türk İmparatorluğu zamanında olmuştur. Kuzey Horasan'a sürülerek gelen bu Kürtlerin geldikleri yerler İran'ın doğusuna düşen çöllük mevziler olarak bilinmektedir.

yalanı kendilerine ''YOL''edinmişlerin kimseye yalancı demeye hakk&#
Önce kendin doğruları konuşacaksın !
Sonra başkalarına yalancılık isnad edceksin !

''Kısa bir bilgi ''

Faşist ; İtalyan milliyetçisine
Nazi ; Alman milliyetcisine
Falanjist ; İspanyol milliyetçisine

denir

sana ne denir bilmem ama

boş konuştuğun ortada

BOZ ATLI HIZIR akıl fikir versin yolunu şaşırmışlara

'' Alevi olmam bir ayrıcalık değildir
ama Yalancılara karşı gerçekten bir ayrıcalık oluyor bazen ''

Seyfi Cengiz 'İn İngiliz Ansiklopedilerine dayanarak yazdıgı daha doğrusu yazmaya çalıştığı DERSİM ZAZA TARİHİ :) yalan olmuyorda benim buraya aktardıkarımıı yalan !

Komik olmayın

Milleti Kendinize güldüryorsunuz o kadar ...

Komik bir yazı doğrusu.Belgelerin nasıl bir topluluğu yok saydığını okurken eğlendim ama ben aleviyim kürdüm ve sana babamın dedemin onun dedesinin de öyle olduğuna garanti veririm bence belgelerden önce etrafına bak gerçek fazla uzakta olmasa gerek.Bir de, bir topluluğu sevmek için onları sevdiğimiz kalıplara sokma çabasını bırakabilirsek gerçekten daha iyi bir Türkiye'de yaşarız.

kürtçe de kürt kelmesinin olmadıgını bu gün senden ögrenmedik
ZİYA GÖKLAP ten Dünbili ler

Bu Kürt kavimleri gerek kendilerine gerek birbirlerine başak a isimler verirler.Mesela Kurmaclar kendilerine ''Kürt 'namını vermezler .,biz'' Kırmacız '' derler .Bunlar zaza lara'' Dünbili'' ** deler .Türklerin '' Baban Kürtleri '' dedikleri Güneyli Kürtlere de ''Soran '' namını verirler .Kendilerinin konuştukları lisana''Kurmançi'' derler.

Zaza lara gelince :Bunlar kendilerine -Arabi kafın kesriyle ''Kird'' deler .Kurmanclara a da ''Kirdaş''**** derler .Türkler ise Kürt namını Kurmançalra a tahsis etmiştir.

Filan adam Kürt müdür yoksa zaza mıdır denildigi zaman Kürtten maksat ''Kurmanç'tır Dümbililere zaza izmini verenler yine Türklerdir .Zaza kelimesini ne bizzat zaza lar ne de kurmançlar kullanmaz .Kürtlerin en buyuk kısmını kurmanclar teşkil eder .Soran ve Güran Kürtleri Musul vilayetine mashsustur .Lur Kürtleri İran dahilindedir .Diger vilayetlerdeki Kürtler ,Kırmanclar la zaza lardan ibarettir.Yanlız Soranılerden
Şeyhbıznı taifesi her tarfa dagılmıstır .Dıyarbekirde ,Trabzonda ,Ankarada bile bu aşiretin batınlarına rastlanır .

**Dümbili,Dumili ,Dımıli sekillerinde söylenmektedir
***Konuştukaları lehçeyede Kırdaşi derler

Ziya Gökalp./ Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojık tetkikler sayfa 27 sosyal yayınları

ha yola gel simdi bak böyle yaparsan kimse kimseye küfür etmezler
öztür alkan soy isimlere bak hele nede sempatik inanca göre soy adi :)))))))
dallamalar simdide yalakalik yapiyor
hayvanin öde gideni ise haklisin diye söylenmis yorumunu alsaydik
kafa sallaman beni ikna etti bu arada kendine baska adam bul yazisacak seninle ben zamanimi öldürüyorum

sen adın soyasın benimkinden daha fazla Türkçe

Seninde anlayamadığın gibi :)) KONUŞULAN DİL ETNİK KÖKEN BELİRTMEZ yani dersimli alevi ister kürtçe ister almanca isterse lazca konuşşun HORASANDAN GELEN TÜRKMENLERDİR

Bu dil Türkmenlerin ilk anadoluya girdikleri bölge olan Irak veya Urfa mardin bölgesinde devreye girmiş olabilir veya Babai -Safevi olayları sonrasıda devlleten korunmak için dillerini değiştirip kendilerini Kürt gibi göstermeye çalışmış olabilirler sonuçta hayatta kalabilimek için bazı şeyler zorunlu olabilir
Tabiki Kürtler her yöneden sebestken dönüşüm kürtlüğe dogruu olacaktır Urfadaki Karakeçili aşireti ve doğudaki Avşar boyları Dersimlişlerden de öte giderek sadce dil olarak değil kültür olarakta kürtleşmişlerdir
Dersmli Aleviler sadce dil bazında bir değişiklik göstermektedirler Başka hiç bir Kültürel değişiklik veya kan bagı yoktur Dersim aşiretlerinin Kuzey Irakta veya İranda Akrabaları yoktur oysa Doğu Anadoludaki Şaffi Kürt aşiretlerin Kuzey Irakta İranda Ve Suriyede akrabaları ve aşiret uzantıları vardır .
Dersimli Aleviler andolunun başka bir yerindeki Alevilerden farklı değildir Kültürel olarak ''Bizdenn '' kavramına girerler .Tüm anadoluda Alevilik Yüksek Daglık bölgelerde daha fazla Kızlbaş unsurlar taşırlar düz ovalara ve yerleşim birimlerine yaklatıkça bir yumuşama ve Sünnileşme eylimi görülür . Şunuda belirteyim Anadoluda bir çok Alevi köyünü gezim bu tespitim gözlemlere dayanır

Safeviyi kuranlar Anadoludan Giden Türkmenlerir yaklaışık 750 bin kişi Safeviye katılmıştır .Osamnlıyla safevinin savaşının bir sebebide budur diğer sebei ise çıkar için bir gün osamnlıya diğer gün safeviye yalakalık yapan Kürtlerdir . TabiiSafevi bunalrı cezalandırmıştır Osamnlı ise her zaman ödüllendirmiş safveiden ele geçen toprakları Kürtlere vermişlerdir .

Eger dersimliler kürt olsalardı diğer kürt aşiretleri ile birlikte hareket ederlerdi Safeviyede destek vermezlerdi Sivaslı Safevi tarihçisi Kürtlerden pek iyi sözlerle bahsetmiyor Erzincanda veya Dersmdede Kızılbaş Kürt varlıgına dair bir kayıt yok Ahsenül tevarih adlı eserinde

Horasandaki Kürt varlığıda Safevilerin Kürtleri oraya sürgün etmelerinden sonra başalar ki Siyasi Kürtçülerin Horasanı Kürt vatanı gibi gösterip ''Anadoludaki Aleviler Horsandan gelen Kürtlerdir andadoluda asimile olup Türkçe ögrenmişlerdir '' gibi zeka ve mantık özürlü ajitasyonlar yapabilsinler Bu propagndayı yapan hıyar hiç tarih kitabıdamı okummaış acaba ?

Osamnlıda Türk olamanın anlamı neydi bilmiyor saiyasallaşmış hanzolar

ayrıca bu gün Horsandaki kürt nüfusu 200 bindir Türk nüfüsü ise 4-5 milyon civarı
İranda yaklaşık Türk nufusu ise 35 milyondur ama devlet farsilerin elindendir

Ya kendini ne olduğunu kim oldugunu ögeneceksin ya da Siyasi Kürtçülere vePatronları olan Emperyalsitlere ayakcı olacaksın bu kadar basit

"Alevilkteki İslam dışı uygulamalar Orta-Asya göçebe Oğuz- Türkmen kültürünün izleridir "

Bu cümle kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. Herkes bilir ki Alevilikteki bir çok İslam dışı unsur Zerdüştilikten ve Yezidilikten geçmiştir, Eh Zerdüşt'ün de Türk olduğunu iddia edemeyezsiniz herhalde? Kızılderililere de eyvallah, ama Persler de Türk olmadı ya? Diğer yandan Yezidileri ele alırsanız Asuri, Kürt, Arap etnik kökenlerle karşılaşırsınız. Ulusçu ideolojilerle dini kültürler açıklanamaz, Hele hele Alevilik gibi kendini bilmeye meyletmiş, özürlükçü bir yol asla ve asla, oğuz Türkleriymiş, orta-asyaymış, Türkmen etiğiymiş, böyle ilgisiz alakasız feodal/ırkçı detaylarla Aleviliği açıklamaya çalışmak herşeyden önce "kendini bilmezlik"tir. O veya bu ulusun etiği değil, dinlerin ve ulusların üstünde, insanlar, halklar arası bir dayanışmanın etiğidir Alevilik

Alevilik halkların kardeşliğinin yoludur. Aleviler asırlardan bu yana Türk, Kürt, Ermeni, Yunan, Asuri, Arap, Yahudi, Levanten vb. her kökenden "derviş*lerle cem olagelmiştir. Bugün iki üç ulusçu, yobaz veya işbirlikçinin sözümona fetvalarıyla değişecek bir tarih değildir yaşanan, ve yaşanacak olan...

"73 milleti bir görmeyen,
emeğiyle geçinmeyen,
bizden değildir."

Osnanlinin Hizir pasalari yokmuydu.Daha gerilere gidersek Isayi Carmiha kendi soyundan gelenler cekmedimi.Vehasil b iz Allevilerdede Sisteme Yamanak icin daha cok yoldüskünleri cikacaktir
AMA HER ALEVI KENDININ NE OLDUGUNU BUZAMANA KADAR BILMISTIR
IT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR:

Türkmen Kültürün Damgası taşıyan Mezartaşlar: Seyyid Kul Mustafa oğlu Seyyid Ali’ye ait mezartaşında ise; 1813 yılında vefat ettiği yazılıdır. Mezar taşlarında Güneş Gülü ve Mühr-ü Süleyman motifleri süslemeli varolup lahitler çatma taş şeklinde yapılmıştır. Ataf Köyü ile çevre Türkmen köylerinde de aynı tip mezarlara tek tük de olsa rastlanmaktadır. Dersim (Tunceli) Pülümür mezarlıklarındaki “Koçbaşlı Mezartaşları” üzerinde bulunan “Güneş Gülü“ motifleri ve diğer simgeler Türkmen geleneğinin sembolleridir. Çok eski yerleşim birimi olan Şeyh Hasan Köyü’nde Orta-Asya eski Türk gelenekleri ve ölü kültü anlayışı aynen burada da yaşatılmıştır.

Şeyh Said ayaklanmasına Dersim katılmamış ve ileri gelir ağa ve dedeler Cumhuriyet"e bağlılığını bildirmişlerdir: "1925 Şubatı"nda Şeyh Said ayaklandığında, Dersim ağaları Cumhuriyet"e bağlılıklarını bildirmeye geldiler."

Bölgedeki etkin dedeler ve ağalar Cumhuriyet yönetiminin yanında yer almak için halkı uyardılar. Dede Hüseyin Doğan"ın çalışmaları en bilineniydi. İleri gelen insanlar "Cumhurbaşkanlığına bağlılık teli" çektiler. Elazığ"ı alan Şeyh Saitciler Dersim"e girmek için Mazgirt"in Çarsancak bucağının Hoşi köyüne dek gelmişlerdi. Binbaşı Hıdır Bey, Malatyalı Dede Hüseyin Doğan ve Mazgirt Kaymakamı Numan Sabit"in başkanlığında üç bin kişilik bir milis gücü oluşturularak Şeyh Said güçlerine karşı savaşılmış ve Dersim"e sokulmamışlardı.

Dersim halkı Şeyh Sait"le birleşmedi. Şeyh Said"in "KÜRTLÜK" sloganı tutmadı. Halk ve ileri gelir insanlar tepki gösterip, birleşmediler. Şeyh Said"in kışkırtmaları kabul görmedi. Halk da bu olaya ilgi duymamıştı. Aralarında keskin bir mezhep ayrılığı vardı. Fakiri adlı bir Alevi halk ozanı, Şeyh Said olayıyla Yezid"in Kerbela Olayı arasında bağ kuruyor ve aynı kefeye koyuyor. Bu yaklaşım Dersim halkının olaya bakışının içten bir anlatımıdır. Dizeler şöyle:

Bu macera Kerbela günüdür
Bu devranı döndürenler Ganidir
Bu kafir Yezid"in eski kinidir
Hak yardımcısı olsun GAZİ KEMAL"İN.

Sunuş:

İsmail Beşikçi adını daha kitaplarını okumadan önce duydum. Bilimsellikle, bilim adamlığıyla eş görülen bu isim, ön yargıdan uzak bir merak uyandırmıştı bende. Şöyle deniyordu: “Kürt olmadığı halde Kürt gerçeğini bu ülkede en iyi şekilde araştırıp dile getiren bir yazar.” Sol görüşlü arkadaşlarımla aramızda “Kürt sözü” geçen her konuşmada İsmail Beşikçi ismi de konuya gelip kuruluyor, sürekli O’ndan örnekler veriliyordu. Doğruları, gerçekleri yazdığı için hapis yatmıştı, halen yatıyordu, kitapları toplatılmıştı.. vs. Kimdi bu Beşikçi? Bana sürekli örnek verilen, “bilim adamı” olarak tanımlanan bu kişiyi araştırmaya o zaman karar verdim. En başta ırkçılığı, ve bunu takip eden “Kürt gerçeği” ya da “Kürt sorunu” gibi söylemleri kabul etmeyen; ulusalcılığı çok iyi özümsemiş Kemalist bir insan olarak Beşikçi gibileri araştırmak ve sözlerini ayrıntılarına dek incelemek, gerekiyorsa eleştirmek benim görevimdi. Böyle de yaptım. Bu yazıdaki araştırmam İsmail Beşikçi’nin kendi "doktora tezi" ve “Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi” adlı kitabından yola çıkılarak yapılmış, Uğur Mumcu’dan Cengiz Özakıncı’ya ve Hammer’a kadar çeşitli yazarlardan tarihimizin o bölümü incelenmiş ve cevaplar tarihi gerçeklere dayanılarak verilmiştir.

Gelelim BİLİMSEL olarak yazdığı kitabının eleştirisine:

Bulgular:

1-Sosyalist kesim İsmail Beşikçi’yi bilimsel bir insan olarak nitelendirip, adeta baş tacı ettiği halde Beşikçi daha kitabının önsözünde şöyle diyor:

“Sol’un ve Sosyalist hareketin, Tunceli Kanunu’nu ve uygulamalarını algılama ve kavrama biçimi ise en hafif ifadesiyle utanç vericidir.” (“Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi” sf 9)

Sol hareket, solcular tarafından kürtçülük için verilen tüm tavizlere karşın, İsmail Beşikçi tarafından kınanmakta, kürtçülük için yeterli çalışmalar yapmamakla suçlanmaktadır. Bu bizi hiç şaşırtmamaktadır...

Kürtçülüğün hangi ideolojileri kullanmaya çalıştığına, hangi dogmalardan kuvvet almayı hedefleyip, umduğunu bulamayınca nasıl “utanç verici” olarak nitelendirip bir köşeye attığına ve bir başka kesime döndüğüne yazının ileriki bölümlerinde değinilecektir.

2-İsmail Beşikçi kitabının her bölümünde üzerine basarak “Kürdistan” ve “Kürt ulusu” sözlerini kullanmıştır. Öyle ki; neredeyse, dünyadaki hiçbir devlet tarafından tanınmayan, ne Cumhuriyet öncesi ne de sonrası tarihte hiç kurulmamış, hiç var olmamış hayali bir devlet kavramını söz olarak tekrarlamak amacıyla bu kitabı yazdığı düşünülebilir. Böylelikle; hiçbir bilimsel temele dayanmaksızın “Kürdistan” ve “Kürt ulusu” sözlerini üst üste tekrarlayarak yeni bir söylem geliştirdiğini, bu şekilde kendisini ve yandaşlarını mutlu ettiğini düşünebiliriz.

3-Kitap incelendiğinde ilk 50 sayfalık bölümde TBMM resmi kayıtlarının yayınlandığı , bazı önemli konuşmaların veya konuşmalardaki bazı yerlerin atlandığı ve çoğu yere konulan dipnotlardaki bazı çarpıtmalarla yanlış sonuçlara varıldığı gözlemlenmektedir. Bunun için sayısız bulgu arasından aşağıdaki çarpıcı örnekleri seçtim :

DAHİLİYE VEKİLİ ŞÜKRÜ KAYA’nın (Muğla) Dersim’deki durumu tarafsız ve gerçekçi bir dille anlatan aşağıdaki sözlerine Beşikçi tarafından tam 10 adet dipnot konmuş ve bilimsel bir şekilde (!) konu çarpıtılmıştır, önce Kaya’nın sözleriyle İB’nin dipnotlarını karşılaştıralım: (a.g.e.sf 15)

I) DAHİLİYE V. ŞÜKRÜ KAYA (Muğla) “Tunceli adı ile şimdi teşkil edilecek vilayetin ve o bölgenin eski ismi Dersimdir. Dersim aynı zamanda da muayyen bir mıntıkaya verilmiş bir isim değildir. Fakat bugünkü idare bakımına göre Dersim’in mesaha sathiyeti, uzunluk itibarile 90, genişlik itibarile 60 olarak heyeti umumiyesi 450-500 kilometrekaredir. Yüksek dağları, derin dereleri ve geniş vadileri vardır. Ve bu bölgenin kısmı azamı taşlık ve kayalıktır. Sakinleri 65-70 bin nüfustan ibarettir. Aslen Türk unsuruna mensup bir kitledir.” *

(İB) Kanun Kürt unsurunu tamamen yok etmek için getirildiği halde, Kürtler için “Aslen Türk asıllıdır” demeyi de ihmal etmiyor. Kürdistan’daki Türk sömürgeciliğinin en önemli özelliklerinden birinin Kürt topraklarını ve Kürt kişiliğini, Kürt ulus varlığını kabul etmemek , reddetmek suretiyle gasp etmiş olmasıdır. Dersim’in asli unsuru Türktür denmekle tarihin ilk çağından itibaren Türklere ait olduğu anlatılmak isteniyor....
- CEVAP: Kanun Kürt unsurunu yoketmek için değil Güneydoğu’da yaşanan sorunları çözmek için getirilmiştir. O bölgede devletin değil toprak ağalarının sömürüsü söz konusudur. Yazarın “Kürt toprağı” dediği yerde pek çok etnik grup (ırk kavramı bizi ilgilendirmiyor) yaşamaktadır, bu kişiler için yapılacak en büyük iyilik toprak reformu yani feodal sisteme son verilmesiydi, kanun bunu amaçlıyordu. Zaten olayı etnik değil sınıfsal açıdan almak gerekir, İsmail Beşikçi’nin sosyalist kesimle ayrıldığı en büyük nokta olayı etnik açıdan değerlendirmesidir. Oysa sömürülen, topraksız köylüler ve sömüren toprak ağaları gerçeği vardır ve bu sınıfsal ayrılık maddi açıdan bir uçurumdur. Kemalizm’de sınıflar arası eşitlik ve saygı hedeflendiğinden dönemin hükümeti halkın eğitimine, toprak reformuna ve ağaların hakimiyetinin sonlandırılmasına öncelik vermişti. Bu sayede sorunların çözülmesi hedefleniyordu.

II) Bu bölgenin ilk Türk tarihinde resmi olarak teması Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim’in muharebeleri zamanına tesadüf ediyor.*

*(İB) “Asli unsuru Türk olan” Dersim’in Türk tarihi ile Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim arasındaki savaşlar sırasında temasa geldiği belirtiliyor. Peki bu temastan önce, Türklerin Anadolu’ya gelmelerinden önce Dersim’in yerli ahalisi kimlerdir?
-CEVAP: “O toprakların asıl sahibi” diye bir kavram olamaz. Asırlardır birbirine karışan ırklar , göçler, kurulan ve yıkılan devletler gerçeği karşısında bu söylem çocukların şu tekerlemesinden öteye gidemez: “Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?!!” Böyle bir mantık güdülecek olursa insanların arkeolojik kazılarda bulunan kafataslarını ölçüp, değerlendirip günümüzdeki kafataslarıyla karşılaştırıp herkesi ilk toprağına yollama çabaları gündeme gelir! Kızılderilileri Amerika’ya, Amerika’da yaşayan düzinelerce etnik grubu kendi ülkelerine, Türkleri Orta Asya’ya, vs göndermek gerekir böyle bir girişimin değil sonuçları ; kendisi bile düpedüz ırkçılıktır !! İsmail Beşikçi’nin sorduğu ve aslında cevap beklemediği “Dersim’in yerli ahalisi kimlerdir?” Sorusu boşa gitmesin diye ilk çağlarda yaşayan maymun türleridir cevabı verilebilir...

III) Ondan sonra memleketin bir çok kısımlarındaki usulü idare gibi o da yerli ağalara ve beylere verilerek idare olunuyordu.*

*(İB) Osmanlı tımar sisteminin dışındaki durum anlatılmak isteniyor. Osmanlı Sarayına karşı özerkliği olan Kürt hükümetleri, Kürt Sancakları, kendileri tarafından yönetilirdi.
-CEVAP: Bu doğru değildir. Bütün aşiretler kendi içinde özerk değildi. Çoğunda tımar sistemi uygulanırdı. Ama ¼ kadar bir oranda Sancak Bey’lerine yetki verilmiş , oranın genel valisi gibi görülmüşlerdir. Bu aşiretlere de hükümet demek tümüyle abesle iştigal etmektir. Ortada bir hükümet yoktu sadece feodal sistemin tüm yetkileri elinde tutan aşiret reisi vardı. Bu durumu Ortaçağdaki şehir krallıklarına benzetebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti, teokrasiye, krallık sistemine karşı bir zihniyetle kurulmuş, insanlara kayıtsız - şartsız eşitlik, demokrasi ve uygarlık getirmeyi hedeflemişti. İsmail Beşikçi bu hedefi kitabında baştan sona saptırmakta , bunun için de gerekirse resmi kayıtlarda bile değişiklik yapmaktadır. Örneğin Şükrü Kaya’nın bazı sözlerini kitabına almamakta, bazı sözleri de yanlış algılayıp yorumlamaktadır.

V) Tanzimatta vilayet teşkilatı yapıldığı zaman burada da vilayet teşkil ediliyor. Fakat her nasılsa, ihmal, Dersim’i olduğu gibi bırakıyor.*

(İB) CHP Genel Sekreteri ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın anlatımı çok ilginçtir. “Dersim her nasılsa geri kalmıştır” diyor.
-CEVAP: Cümle çok açıktır: “ihmal Dersim’i olduğu gibi bırakıyor” Aşiret reislerinin sömürüden başka bir şey düşünmeyen, bireysel tekamüle, kültürel donanıma önem vermeyen , ihmalci yönetimi altında ezilen halkın geri bırakılmışlığı dile getirilmektedir.

V) Bugün oranın içtimai teşkilatı kurumu vüstai bir teşkilattır. Yani bir takım parçalara ayrılmıştır. Bunlar hususatı medeniye, hukukiye ve hatta cezaiyelerini kendi aralarında görürler. Bugün burası 91 aşirete münkasemdir. 1876’dan bugüne kadar muhtelif zamanlarda Dersim üzerine 11 harekatı askeriye yapılmıştır. *

(İB) CHP Genel Sekreteri ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Osmanlı İmparatorluğu döneminde , yani 1876’dan günümüze kadar, muhtelif zamanlarda, Dersim üzerine 11 harekat yapıldığını söylüyor. Neden yapıldığını açıklamıyor. Demek ki Cumhuriyet’in Dersim politikası Osmanlı politikasının bir devamıdır. Dersim’e karşı sürdürülen askeri hareketler 1860 yıllarından itibaren yoğun bir biçimde başlamıştır....
-CEVAP: Dağa çıkmış eşkiyaların, hırsızların, belinde silahla gezen haydutların hüküm sürdüğü bir bölge yerel ahaliye , hatta çevre bölgelere zararlıdır. Askeri harekat gerekir. Bölge kendi başına bırakılamaz. Ayrıca Cumhuriyet hükümetinin izlediği politika bölgeyi silahsızlandırma, toprak ağalarını etkisiz hale getirme ve üçüncü adım olarak eğitim hamlesine girişme planındaydı. Bu durumda Osmanlı politikasının devamıdır demek hiçbir vicdana sığmaz, tümüyle demogojidir. Osmanlı hükümeti ve ondan öncekiler Güneydoğu Anadolu’yu ağaları besleyip kuvvetlendirerek yönetmiş, ellerini taşın altına sokmamışlar hatta Yavuz Sultan Selim bölgedeki toprak ağalarına 25.000 duka altını hediye etmiştir. Oysa Cumhuriyet Hükümetinin politikası toprak ağaları değil orada yaşayan tüm toplumu kapsıyordu.

VI) Halkı cahil biraz da toprağın fakirliği dolayısıyla toprağın fakirliği dolayısıyla halkı fakir olur ve elinde silahı bulunursa tabii böyle bir yerde vukuat eksik olmaz.*

(İB) “Halkı cahil, fakir, toprakları verimsiz, eli silahlı” bu neyi anlatır? Halk neden cahildir? Neden fakirdir? Toprakları verimsizse buna karşı ne tür tedbirler alınmıştır? Neden silahlıdır? Osmanlı döneminde Dersim üzerinde 11 askeri harekatta bulunulmasının nedeni nedir? Cumhuriyette bu politika neden sürdürülüyor?
-CEVAP: Cevap beklemeyen, sadece kışkırtma amacıyla sorulmuş bu soruların bir kısmına yazımın çeşitli yerlerinde cevap vermiştim, yine vereyim:

“Halkı cahil, fakir, toprakları verimsiz, eli silahlı” şunu anlatır:

Cahil: Halk, aşiret reisleri tarafından bilerek cahil bırakılmıştır. Bilinçlenen halkın feodal sisteme karşı çıkacağı korkusuyla bölgeye okul, eğitim, kültür hizmeti verilmemiştir ki Cumhuriyet hükümetinin planı içersinde özellikle bu konuların desteklenmesi bulunmaktadır.

Fakir: Sınıflar arasında yani toprak ağalarıyla, köle halk arasında çok büyük bir ekonomik uçurum vardır. Köylülerin ekip biçecek toprağı bile yoktur. Hayvancılık yaparak geçinenler de hayvanlarının bir bölümünü ağaya vermek zorundadır. Bu sömürü sistemi halkı fakir bırakmıştır.

Toprakları verimsiz: Anadolu’nun doğu kısımları bozkır adını verdiğimiz kurak düzlükler ve tarıma elverişsiz engebelerden oluşmaktadır. Doğa’nın o bölgeye özgü biçimlenmesini bile İsmail Beşikçi Türkiye Cumhuriyeti’nin hatası gibi görmektedir, neredeyse “batıdan gelip verimli topraklarımızı kaçırdılar” diyecektir.

Eli silahlı: Fakirliğin ve cahilliğin sonucu olarak bölgede hırsızlık, haraç, eşkiyalık fazladır. Dağa çıkan eşkıya da halkı sömüren zincire eklenmektedir tıpkı günümüzde yaşanan PKK sorunu gibi, halk ağa-eşkıya ve devlet üçgeni arasında sıkışıp kalmaktadır.

Cumhuriyet hükümeti bölgeye planladığı harekatta sosyal ve ekonomik sorunları çözmeyi hedeflemiştir. Öncelikle silahsızlandırma, daha sonra ağa egemenliğini kaldırma (yer değiştirilen ailelerin tümü ağalar ve onların aileleridir) ve esasen bölgeye eğitim götürme, halkı kölelikten bireyliğe yükseltme amacı güdülmektedir. Bu nedenle Osmalı politikası ile Cumhuriyet politikası bir tutulamaz. Bölgenin cahil bırakılması Osmanlılar’ın ağalarla işbirliği halinde sürdürdüğü bir politikaydı ve Cumhuriyet hükümeti buna son vermek üzere bir harekata girişti, o dönemde çıkarılan tüm kanunlar HALKI KÖLELİKTEN KURTARMA AMACINA yönelikti. İlk başlarda Mustafa Kemal’i destekleyen, meclise kadar giren “ulusçu” (!) toprak ağalarının gerçekle yüzyüze gelince nasıl sırt çevirdikleri de bilinmektedir. Eğer toprak ağaları Cumhuriyet yönetimince hoş tutulsaydı ayaklanmaların hiçbiri olmayacaktı.

VII) Böyle yerler her medeni memlekette bulunabilir. Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da böyle yerler vardır. Burada zuhur eden vukuatlar müteaddid harekatı askeriyeyi icab ettirmiş, yukarıda da arz ettiğim gibi 1876 senesinden beri bugüne kadar muhtelif tarihlerde muhtelif kuvvetlerle 11 harekatı askeriye yapılmıştır.*

(İB) CHP Genel Sekreteri ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Dersim üzerine 11 askeri harekat yapıldığını ikinci kere kaydetmesi ilgi çekicidir.
-CEVAP: Şükrü Kaya bu konuşmasında bölgeye 11 askeri harekat yapıldığını iki kez tekrarlayarak bölgedeki terör ve başı bozukluğa dikkat çekmeye çalışmaktadır. Hükümetin amacı bölge halkını sindirmek değil, bölgeye huzur getirmek, ardından da yapılacak eğitim katkılarıyla halkın kültür seviyesini yükseltmek ve aşiret köleliğinden cumhuriyet bireyliğine yükselmelerini, özgürlüklerine kavuşmalarını sağlamaktır. İsmail Beşikçi bir şeyler ima eder gibi dip not koymakta ama niyetini tam ifade etmemektedir.

VIII) Fakat bu harekatı askeriye muayyen bir gayeyi istihdaf ettiği için asker geri alınmış, asıl harekatı askeriyeyi icab ettiren hastalık, ne tahlil, ne tedavi edilememiştir.*

(İB) Burada “askeri harekatı gerektiren muayyen gaye” ve “askeri harekatı icabettiren asıl hastalık” deyimleri üzerinde dikkatle durulmalıdır. Askeri harekatı icabettiren hastalık olarak Kürt ulusal varlığı tesbit edilmiştir. Kürt unsurunu, Kürt ulusal varlığını yok etmedikçe askeri harekatı gerektirecek olaylar daima olur denmektedir.
-CEVAP: “Askeri harekatı icabettiren hastalık olarak Kürt ulusal varlığı tesbit edilmiştir” söylemi sadece İsmail Beşikçi’nin kendi yorumudur, ispatı yoktur çünkü gerçek dışıdır. Kemalizm esaslarına göre yönetilen İnönü hükümeti 1934-35 yıllarında Güneydoğu Anadolu’da tüm gücünü Kemalizm’in ulusalcılık kavramını yaymaya harcamıştır. Kemalizm’de de ırkçılık (Türkçülük) yoktur. Atatürk’ün bu konuda hiçbir söylemi bulunmamaktadır. Aksine -Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına “Türk ulusu” denir- tanımıyla çarpıtılması imkansız bir ulusalcılık ilkesi inşa etmiştir. Bu ilkeye sadece “Biz Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve destekleyen, onlarla aynı kaderi paylaşan Türkiye halkından değiliz” diyenler karşı çıkabilir. Türkiye Cumhuriyeti halkıyla yani Türk ulusu ile aynı kaderi paylaşmayan, kader birliği etmek istemeyen kitleler de “kürtçü militan” ya da “kürtçü anarşist” tirler ve zaten baştan tüm anlaşma, birlikte yaşama yollarını kapatmışlar, ellerine ırkçılık bayrağını almışlardır. “Bölgedeki başıbozukluk ve terör olayları Kürt unsurunu yoketmedikçe daima olur denmektedir” sözü de hiçbir tutanakta geçmeyen, kanıtsız ve köksüz bir iddiadır. İsmail Beşikçi’nin saptırmasından ibarettir. Çünkü bölgedeki terör olayları etnik gruplardan değil, adaletsiz gelir paylaşımının getirdiği ekonomik problemlerden, cahil bırakılan halkın istenen yöne çekilebilen durumundan kaynaklanmaktadır ki zaten alınan önlemler de bu olayları ortadan kaldırmaya yönelikti.

IX) Yalnız hafifletilmiştir. Cumhuriyet devrinin, şiarı, memleketin esaslı ihtiyaçlarını esasından tedavi etmek ve asıl hastalığı tedavi eylemek olduğu için burada da medeni usullerle bir tedbir düşünüldü ve bu program ile memleketin her yerinde olduğu gibi buraların da Cumhuriyetin feyizlerinden istifade etmesini temin edecektir. Şimdi müzakere edilecek kanun böyle bir kanundur.*

(İB) Dersim’in idaresi hakkında Kanun Tasarısı, medeni olmanın bir gereği, medeni usulleri uygulamanın bir sonucu olarak sunulmaktadır.
-CEVAP: Bu doğru bir söylemdir dahası Cumhuriyetin feyizlerinden istifade edilmesini temin için bu tedbirlerin alındığı açıkça söylenmektedir. İsmail Beşikçi’ye medeniyetsiz (vahşi) gelen bölgenin silahsızlandırılması mı yoksa toprak ağalarının etkisizleştirilmesi midir? Ayrıca Beşikçi’ye sormak gerekir: Toprak reformu yasası için Marksist eğilimli TİP’in yayın organı Sosyal Adalet Dergisi’nde marksist yazar Erdoğan Başar ve Samim Kocagöz, yasanın bu maddesini toprak ağalığının tasfiyesi olarak görürlerken Doç. Dr. İsmail Beşikçi, toprak ağalarının ellerinden topraklarının alınıp yoksul köylülere dağıtılmasını neden “sömürgeci, antidemokratik, ırkçı, faşist” olarak nitelemektedir? Beşikçi yoksul halkın mı yoksa kürtçü toprakağalarının mı kalemcisidir? (Bkz sf 9)

X) Orada anormal bir şey yoktur. Efkarı umumiyeye arz etmek isterim ki, memleketimizde bir anormal vaziyet yoktur.*

(İB) CHP Genel Sekreteri ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, normal olmayan bir sürü durum sıraladıktan sonra, anormal bir durum yok, “efkarı umumiyeye arz etmek isterim ki anormal bir durum yok” demektedir. Bu ifade bile siyasal iktidarın normal olmayan bir hazırlık içinde olduğunu, endişelerini ve korkularını dile getirmektedir.
-CEVAP: Anormal bir durum yok denilerek umutların kaybedilmediği, o bölge için hala umutlu olunduğu anlatılmak isteniyor. Bir korku ifadesi dile getirilmek istenseydi (anormal bir durum) ifadesi kullanılırdı. Zaten görüşüme göre Şükrü Kaya normal veya anormal sözlerinden hangisini kullanırsa kullansın İsmail Beşikçi’nin bu dipnottaki yorumu değişmeyecekti.

Burada dikkat edilirse Kaya’nın hemen her cümlesine bir dipnot düşüldüğü görülmektedir. Bu denli sık müdahale “açıklama” veya “yorum” dan ziyade “saptırma” olasılığını çağrıştırmaktadır. Böyle bir davranışın ne kadar bilimsel olduğu tartışılmalıdır. Öncelikle bu dipnotlardaki üslup gerek cümle düşüklükleri gerekse içerik açısından “bilimsel” gözükmüyor. Yapılan saptamalar saptırmaya dönüşmüştür. Bilimsel dipnotlar referans sunmak, kaynak göstermek için verilirken; Beşikçi’nin verdiği numaralar kendi yorumlarına dipnot olmaktadır ve bu yorumlar saptırma biçimindedir.

Beşikçi’nin bilim adamlığının ismi başındaki titr ile sınırlı olduğu görüşündeyim. Bu şaşırtıcı değildir. Her ülkede okulları bir şekilde bitirmiş, kariyer yapmış ama bilim adamı olamamış insanlar mevcuttur.

Kanıtlar:

Askeri harekatı icabettiren hastalık Kürt ulusal varlığı değil burada kastedilen “bölgedeki terör ve başıbozukluktur”. Kaya , sözünün hiçbir bölümünde “Kürt” sözü etmez ve bu doğrultuda etnikçilik yapmaz, o bölge insanını ırklara ayırıp “işte bu unsuru yoketmeliyiz” demezken Beşikçi’nin ısrarla bu yargıya varması ilginçtir. Yönetimin tek isteği bölgeye huzur ve barış ortamını bir daha bozulmayacak şekilde getirmekti. Bu doğrultuda pek çok devlet adamının bölgede araştırmalar yaptığını ve Başbakanlığa raporlar sunduklarını Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası adlı eserinde öğreniyoruz.

Eğer Güney Doğu Anadolu’da ve özellikle Tunceli’de etnik unsurlar gözetilmiş ve askeri hareket bu unsurları asimile etme amacıyla yapılmış olsaydı sadece Tunceli değil pek çok etnik kökenin yaşadığı tüm Anadolu topraklarına Elazığ’a, Balıkesir’e, Malatya’ya, Trabzon’a, Rize’ye, Van’a, Erzurum’a, Adana’ya, Isparta’ya, Kayseri’ye, Hatay’a, İzmir’e ..vs harekat gerekmez miydi?

Neden sadece Tunceli? Bunun cevabını elbette İsmail Beşikçi ve yandaşları da çok iyi bilmekte ancak “mazlum” rolüne devam etmek işlerine gelmektedir.

Güneydoğu Anadolu’nun ve orada yaşayan insanların tarihteki durumuna da kısaca bir göz atmak ve Kürtlerin bölgedeki tarihini öğrenmek için (uluslar arası en güvenilir kaynaklardan biri olan) Hammer’a bakalım:

Alıntıları aynen aktarıyorum:

“Kürdistan denilen yerde yaşayan halk, eski zamanlardan beri cenkçi ve sert tabiatlı olarak tanınmıştır. Eskiden bir taraftan Elvend (Oront), öte taraftan Fırat nehri ile sınırlandırılan bu dağlık bölge bir zamanlar İran Şahlarına ait bulunmuştur. Yavuz Sultan Selim çağından başlayarak –İran Kürdistanı denilen Kirmanşah eyaletinden başka kısımları- Osmanlı Devleti idaresine geçmiştir. Dil bakımından Hint Avrupalı, yahut Türk menşeli olduklarını gösteren deliller vardır. Aşiret olarak seksen kadar bir toplama varan bu halk arasında Yezidiler, bazı özellikleri ile dikkatleri üzerlerine çekmişlerdir. Hakkariler, Zibariler, Haletiler, Haririler, Ruşeniler, Bartiler de tanınmış aşiretler arasında idiler. Bunlardan bazıları da bulundukları yerlerin adları ile anılmışlardır. Bitlisiler, İmadiler, Sincariler, Gorkiler, Cezereviler v.s. gibi...

Bütün bu değişik aşiretler, başkanlıkları babadan oğula geçen şeflerine kuvvetle bağlı idiler. Bu şeflerin sözleri adeta kanun hükmünde bulunurdu. Bunlar beden egzersizlerini severler, iyi silah kullanırlar, şiir ve oyunları severlerdi. Renk renk elbiseler giyerlerdi.”

“Osmanlı idaresinden önce İran’a bağlı yöre halkı Çaldıran Savaşı’ndan sonra Sultan Selim’e itaat arzetmiş idiler.”

“Diyarbakır ablukası bir yıldan fazla bir zamandır sürüp gitmekte idi. Kürtler gerek sık sık vukua gelen hücumlarından, gerekse hastalıktan dolayı onbeşbin kişi kaybetmişlerdi. Ancak bu yiğit dağlılar ondört yıldan beri savaşmakta bulundukları Acemlere karşı mezheplerini ve memleketlerini sonuna kadar korumaya ve savunmaya karar vermişlerdi.”

“Diyarbakır Osmanlı idaresine geçince beylikler arasında birliğin kurulması görevi Bitlisli Kürt İdris’e verildi. Bu bakımdan İdris Çemişkezek ve Palo komutanlarını, Merdis Beyi ile Cemşid Beyi, Çabakçur, Bitlis, Hısnikeyf, Hizan, Harir (Cezire), Sasun idarecilerini toplayarak padişahın onlar hakkındaki iyi niyetlerini tebliğ etti. Sultan Selim İdris’in bu bölgeyi organize etmek için canla başla çalışmasına karşılık O’na bir ferman ve fermanla birlikte bağlılıklarını belirten beylere dağıtılmak üzere on yedi sancak, sırma işlemeli beşyüz hil’at, yirmibeşbin duka gönderdi. İdris, Diyarbakır’ı birkaç sancağa böldü. Urfa ve Musul’da da böyle yapıldı. O zamanlar Kürdistan denilen bölgenin –hemen hemen kaleleri sayısı kadar- bir çok emirlikleri vardı. Buraların kendilerine göre özel bir durumu mevcuttu. Beylerin ve diğer bir deyimle aşiret şeflerinin bağımsız denecek fikirleri, ahalisinin sert karakteri, cenkçi gelenekler pek mutlak bir hükümet icrasına (kesin bir otorite) elverişli değildi. Bitlisli İdris, buralarını ancak uzunca süren bir gayretle teşhir imkanlarını sağlamış olduğundan, buralar için yumuşak tedbirler kullanmak gerekirdi. Bu bakımdan, Kürdistan’ın o zaman kurulan ve yüzyıllar boyunca süren idare usulü, Osmanlı Devleti’nin diğer eyaletlerinin organizasyonundan oldukça farklı olmuştur. Diyarbakır eyaletini teşkil eden ondokuz sancağın bölümü bu farkı gösterir: Bunlardan yalnız onbiri geleneksel usulle idare edilmiştir. İdare tarzları farklı olan öteki sekizinden beşi, şeflik durumunda olan beylerce, babadan oğula geçmek suretiyle özel şartlarda idare edilmişlerdir. Bu bakımdan o zamanlar Türkiye’nin iki ucunda bulunan Bosna ve Kürdistan birbirine oldukça benzerlik göstermektedir. Her iki eyalet de o vakitler kaleleri sayısınca küçük beyliklere bölünmüştü.”

Biraz da Diyarbekir tarihine bakalım, az çok Dersim’in tarihi ile benzeşmektedir!

“Diyarbekir, İslam idaresinde Hz.Ömer zamanında fetholundu. Sırası ile Hülefa-i Raşidinden sonra Emeviye ve Abbasiye hanedanlarının idaresine geçmiştir. Bir ara onuncu yüzyıl ortalarında Rumlar tarafından zaptedilmiş ise de bir süre sonra Beni Mervan Kürtleri idaresinde bağımsızlığına kavuşmuştur. Bu hanedan da seksen yıl kadar hükumet sürdükten sonra Türkmen Artuk, o sülalenin yerine bu bölgeye hakim olmuştur. Timur bu bölgeyi hile ile ele geçirmiş, Artuk sülalesini yok etmiş ve Diyarbekir ile Irak-ı Arap valiliklerini torunlarının elinde toplamıştır. Daha sonra Akkoyunlulardan Kara Yusuf, Diyarbekir ve Mardin’i istila etmiş ve bu iki mevki onun mirasçılarına kalmıştır. Şah İsmail ortaya çıkıp hükümetinin sınırlarını genişletmeye başlayınca, buralarını da zapteylemişti. (908/1502)”

“Diyarbekir ve dolaylarının yeni hükümdarı Şah İsmail, bütün bölgeyi ve Diyarbekir şehrini komutanlarının en maharetlisi olan Ustaçlıoğlu’nun ellerine tevdi eylemiştir. Çaldıran savaşmasından sonra buralara hakim olan Karahan nihayet –Yavuz Sultan Selim’in- tarafını tutan- başlıca Kürt şeflerinin gayreti ile bölgenin Osmanlılar’a teslim olunduğunu gördük. (921/1515)”

Hammer’dan anlaşılan şudur: Güney Doğu Anadolu asırlardan beri görünüşte çeşitli devletlere bağlı olmuştur ancak yöre halkını söz konusu devletler değil derebeyleri denebilecek aşiret reisleri yönetmiştir. Yöredeki aşiret reisliği, babadan oğula geçen ve kayıtsız şartsız itaati öngören bir feodalitedir. Güneydoğu’da asla “özerk” bir kürt devleti kurulmamıştır, oradaki sancak beylikleri kendi içlerinde “özerk” ama imparatorluğa bağımlı yaşamışlardır. İran egemenliğiyle savaşan Kürt Beyliklerinin Osmanlı egemenliğine “kendi istekleriyle” girmeleri ilginçtir. Bunun için, fermanını ve tebliğini kabul eden beyliklere Yavuz Sultan Selim’in yirmibeşbin duka altını göndermesi daha da ilginçtir. Akla şöyle bir soru geliyor: DERSİM’İN FEODAL KALINTILARI BAĞLANDIKLARI (İSTEYEREK) HİMAYESİ ALTINA GİRDİKLERİ HER DEVLETTEN YÜKLÜ BAĞIŞLAR ALMAYA ALIŞTIKLARI İÇİN Mİ GENÇ TÜRKİYE CUMHURİYETİNE KARŞI HALKI AYAKLANDIRMIŞLARDIR? BU DURUMUN PKK İLE BENZERLİĞİ KURULABİLİR Mİ? GÜNÜMÜZDE TÜRKİYE GENELİNDE DAĞITILAN “YARDIM” LARIN YÜZDE KAÇI GÜNEYDOĞU’YA GİTMEKTEDİR VE BUNUN NÜFUSA ORANI KAÇ TL DİR?

Şunu da söylemeliyiz ki Hammer’a göre halkının sert tabiatlı olması ve silahı sevmesi nedeniyle her devlet o bölgeyi derebeyleri ya da Sancak Beyleri aracılığıyla yönetmeyi tercih etmiş ve asırlardır süregelen törelere karışmamıştır.

Güney Doğu Anadolu’nun değişmez kaderi 80 civarındaki aşiretin hiç değişmeyen feodal idaresidir.

Her devlet Kürt Beylerini kabul etmek zorunda kalmıştır çünkü karşılarında toprak ağalarından başka muhatap bulamamışlardır. Aşiret sistemi değişmedikçe düzen de böyle gidecektir.

Uğur Mumcu’nun kitabında değindiği, İsmail Beşikçi’nin ise göz ardı ettiği en önemli gerçek Cumhuriyet Dönemindeki bütün harekatların toprak ağalarına ve aşiret reislerine karşı yapılmış olmasıdır. Sözün burasında Uğur Mumcu’dan alıntı yapalım:

“Aşiret reislerine tüzel kişilik tanınmayacağına ve kayıtlı ve kayıtsız taşınmaz mallarına el konacağına ilişkin 10.madde üzerinde tartışma açılmadı. 11.madde İçişleri Bakanlığı’na –Türk kültürüne bağlı olmayanlar veya Türk kültürüne bağlı olup ta Türkçe’den başka dil konuşanlar hakkında, harsi, askeri, siyasi, sosyal ve güvenliğe ilişkin nedenlerle- yurttaşların bir bölgeden bir başka bölgeye gönderilmeleri yetkisini veriyor ve ancak bu yetkiyi –toptan olmamak- koşuluna bağlıyordu. 12.madde ile hiçbir yabancı aşiretin ve göçebenin Türkiye’ye yerleşmesine izin verilmemesi ön görülüyordu.” (a.g.e, sf: 101)

“Aşiret ayrıcalıkları kaldırılıyor: Yasa’nın aşiretler ile ilgili 10. Maddesi şöyleydi:

A- Kanun, aşiretlere hükmi şahsiyet tanımaz. Bu hususta herhangi bir hüküm, vesika ve ilama müstenit de olsa tanınmış haklar kaldırılmıştır. Aşiret reisliği, beyliği, ağalığı ve şeyhliği ve bunların herhangi bir vesikaya veya görgü ve göreneğe müstenit her türlü teşkilat ve taazzufları kaldırılmıştır.

B- Bu kanunun yayınından önce herhangi bir hüküm veya vesika ile veya örf ve adet ile aşiretlerin şahsiyetlerine ve onlara izafetle reis, bey, ağa ve şeyhlerine ait olarak tanınmış, kayıtlı, kayıtsız bütün gayrimenkuller devlete geçer. Bu kanun hükümlerine ve devletçe tutulan usullere göre bu gayri menkuller, muhacirlere, mültecilere, göçebelere, naklolanlara, topraksız ve az topraklı çiftçilere dağıtılıp tapuya bağlanır. Bu gayrimenkullerin aidiyeti tapu sicillerindeki kayıtlara göre tesbit olunur. Tapu sicilindeki aidiyete dair bir kayıt yoksa veyahut kayıtlar yalnız şahıslar namına olup ta halk arasında bunların aşirete ait olduğu söyleniyor ve aşiret fertleri de gayrimenkullerden başkasına sahip bulunmuyorlarsa aidiyet, tahkikat üzerine o yerin idare heyeti kararıyla hallolunur. İdare heyetlerinin valilerce onanan kararları kesindir.

C- Bu kanunun yayınından önce aşirete reislik, beylik, ağalık, şeylik yapmış olanları ve yapmak isteyenleri ve sınırlar boyunda oturmasında emniyet ve asayiş bakımından mahzurlu bulunanları, aileleriyle birlikte, münasip yerlere naklettirip yerleştirmeye Bakanlar kurulu kararı ile İçişleri Bakanı yetkilidir.

Ç- Türk tebaasından olup da Türk kültürüne bağlı bulunmayan aşiret fertlerinin dağınık olarak 2 numaralı mıntıkalara, Türk tabiyetli ve Türk kültürlü göçebe aşiretlerin fertlerini sağlık ve yaşama koşulları elverişli yerlere nakledip yerleştirmeye, Türk tebaası olmayan ve Türk kültürüne bağlı bulunmayan göçebe aşiretlerin fertlerini gereklere göre Türkiye dışına çıkarmaya İçişleri Bakanı yetkilidir.”

“Aşiret ağalarının ellerinden topraklarını alıp yoksul köylülere dağıtmak bir toprak devrimidir.*” (a.g.e, sf: 88)

Marksist eğilimli TİP’in yayın organı Sosyal Adalet Dergisi’nde marksist yazar Erdoğan Başar ve Samim Kocagöz, yasanın bu maddesini toprak ağalığının tasfiyesi olarak görürlerken Doç. Dr. İsmail Beşikçi, toprak ağalarının ellerinden topraklarının alınıp yoksul köylülere dağıtılmasını “sömürgeci, antidemokratik, ırkçı, faşist” olarak niteliyor. Doç.Dr.İsmail Beşikçi, Türk Devrimi ve Sonrası 1919-1946 adlı kitabında İskan Kanunu’nu savunan marksist eğilimli öğretim üyesi Doç. Dr. Taner Timur’u da “Kemalist ideolojinin ırkçı ve sömürgeci eylemlerini onaylamakla” suçluyor.
“Türkiye’de topraksız köylülere toprak dağıtma konusu 1930’lu yıllardan beri hep gündemdedir. Gündemde olan bu konu, sürekli olarak toprak ağalarının direnci ile karşılaşmış, bu yüzden topraksız köylülere toprak dağıtacak geniş kapsamlı bir yasa çıkmamış, çıkarılmamıştır.”

“Toprak reformu için atılan en önemli adım, 1924 Anayasasının 74.maddesini değiştirerek kamulaştırmada bedelin saptanması için özel bir yasa çıkarılmasının kabul edilmesiydi.”

“1937 yılında Celal Bayar hükümetinin programına alınan torak reformu için 1945 yılı beklenecek, 1945 yılında TBMM gündemine gelen Çiftçiyi topraklandırma Yasası’na muhalefet edenler, Demokrat Parti’yi kuracaklardı.”

“İskan kanunu ile Türkiye’ye 247 bin 295 göçmen gelmiş, bu göçmenlerin çok azı Doğu illerine gönderilmişti. Rumeli göçmenlerine Doğu’da yerleştirildikleri yerlerin tapuları verilmedi. Onlar da onbeş-yirmi yıl sonra yeniden Batı Anadolu’ya göç ettiler. 1923-1934 yılları arasında 380 bin 243 mübadil, 247 bin 295 göçmen ve mülteci, 1934-1937 yılları arasında göçmen ve mülteci 144.073 kişi olmak üzere toplam 771 bin 611 kişi Türkiye’ye yerleştirilmiş, bunlardan ancak 8017’si Doğu illerine gönderilmişti.”

Peki gidenler kimlerdi? Tabii ki halkı sömüren, Cumhuriyet hükümetinin icraatı işlerine gelmeyince de halkı Cumhuriyete karşı kışkırtıp galeyana getiren toprak ağaları, aşiret reisleri...Yine Uğur Mumcu’ya dönelim:

“Bakan Şükrü Kaya, Dersim ıslahı konusunda iki aşamalı bir plan yapmıştı. Birinci yıl silah toplanacaktı. Silah toplanması için önce bir çağrı yapılacak, silahını teslim edenlere herhangi bir yaptırım uygulanmayacak, silah saklayanlar cezalandırılacaktı. Askeri harekata başlamadan önce Türkiye Cumhuriyeti’nin adil olduğu, herkesin yasalara uyarak ziraat, ticaret ve sanat sahalarında çalışabileceği, hükümetin halka hiçbir zarar vermeyeceği, ancak silah bulundurulmasına izin verilmeyeceği halka duyurulacaktı. İkinci aşama, aşiret reislerinin cezalandırılmalarıydı. Bu, Dersim islahının temelini oluşturmaktadır.

Aşiret reisleri yerlerinde kaldıkça üretici olmayacaklar ve “tufeyli” olarak yaşayacaklardır. Aşiret reislerinin baskılarından kurtulan halk meşru kazanç yollarına yönelecektir.

Dersim’de ağalar vergi de vermiyorlardı. Ne vergi veriyorlardı, ne askere gidiyorlardı! (a.g.e, sf: 70)

Uğur Mumcu’nun işaret ettiği önemli bir tarih yaprağını da gözler önüne sermek isterim; Ağalık, beylik gibi feodal lakapların kaldırılması girişimi olan soyadı kanunu’nun çıkarılması da Dersim’in islahı dönemine rastlar:

“Tunceli Islahı” ile ilgili ilk adımlardan biri “Gizli nufusların sayımı hakkındaki kanun” ile atıldı. 5 Temmuz 1934 gün ve 2576 sayılı yasa nufusa kaydedilmemiş kişilerin nufusa yazılmalarını, ölüm, doğum ve boşanma gibi olayların aile reislerince muhtarlıklara ve belediyelere bildirilme yükümlülüğünü getirmekteydi. 2 Temmuz 1934 günü Soyadı Kanunu, 29 Kasım 1934 günü “Efendi, bey, paşa gibi lakap ve ünvanların kaldırıldığına dair kanun” , 13 Aralık 1934 günü de “Bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun” yürürlüğe konmuştu. Türkiye yeniden oluşuyor ve biçimleniyordu. (a.g.e, sf: 123)

Aynı kitapta adı geçen Vali Cemal Bey’in de sözlerinden bir alıntı yapalım:

“Dersim seyahatında Türkçe bilmeyene ve Kürt tipine rastlamadım. Sünniler alevilere, aleviler de sünnilere Kürt derler.”

Şimdi de Cemal Kutay’dan bir alıntı:

“O günlerde Mustafa Kemal’in asıl yanında olanlar, Doğu’daki aşiret reisleriyle alevi vatandaşlardı. İLK mecliste Dersim (Tunceli’li) İKİ aşiret reisi Diyap Ağa ve Mustafa Ağa Sakarya muhaberesi öncesi meclisin Ankara’dan Kayseri’ye taşınmasını teklif eden erkanı harbiye reisi (genel kurmay başkanı) Fevzi Çakmak Paşa’ya karşı çıkmışlar: -Biz buraya geri çekilmek için değil, düşmanı kovmaya geldik. Ölürüz de bir tek geri adım atmayız- demişler, ellerinde kazmalar, Meclis’in çevresinde siper kazmaya başlamışlardı.

( İlk günlerde Mustafa Kemal’in asıl yanında olanlar, Doğu’daki aşiret reisleriyle alevi

vatandaşlar. (İLK mecliste Dersim (Tunceli’li) İKİ aşiret reisi Diyap Ağa ve Mustafa Ağa) acaba genç hükümetin “toprak reformları” gündeme gelince mi sırtlarını döndüler yoksa Sultan Selim devrinden beri BAĞLILIK RÜŞVETİ OLARAK alıştırıldıkları duka altınlarını ALAMADIKLARI İÇİN Mİ Cumhuriyetten buz gibi soğuyup dağa çıktılar?)

Şimdi size, daha çoook sonra, Atatürk’ün 12 Kasım-20 Kasım 1937 arası SON vatan seyahatinde Elazığ’a gelirken Dersim (Tunceli) girişi yeni yapılmış SİNGEÇ, yani –eğilerek, saklanarak geç- adını taşıyan köprü üzerinde, Tunceli kumandan valisi olan rahmetli general Abdullah Alpdoğan’la devrin içişleri bakanı Şükrü Kaya ve başbakanı Celal Bayar’la konuşmasını aktaracağım:

Önce köprünün adı SİNGEÇ’i yüksek sesle okudu ve sordu:

-Yeni yapılan bu köprünün adı neden SİNGEÇ’tir?

Hiç kimse cevap veremedi.

Bölgenin kumandan ve sivil yönetiminin başında olan general Abdullah Alpdoğan’a döndü:

-Alpdoğan...Cumhuriyet kaç yaşında?

Ve, onun cevabını beklemeden içişleri bakanı Şükrü Kaya’nın yüzüne baktı. O’nun mizacını iyi bilen tecrübeli Şükrü Kaya hemen cevap verdi:

-Ondört Atatürk...

Adeta kendi kendine konuşur gibi:

-Hala mı Cumhuriyet vatandaşları bu köprünün üzerinden sinerek geçecekler? Sualini sordu.

Bugün tarih 2001’dir. Kendi kendime soruyorum: -Bu PKK ihaneti içinde acaba Diyap Ağa’nın, Mustafa Ağa’nın torunları var mıdır?” (3)

Sonuçlar ve Saptamalar:

Tunceli ve civarında 1934-5 senelerinde girişilen harekat barışı sağlamaya yönelikti. O bölgede yaşayan etnik gruplar değil sınıf farklılıkları dikkate alınmıştı. Kürt unsurunu yoketmeye yönelik bir girişim olmadı. Tüm harekat bozgunculara, katillere, yani eşkiyaya yönelikti. Etnikçilik yapmak Kemalizm’de yoktur, Kemalizm insanı esas alır, insanların özgürlüklerini eşit olarak paylaşmalarını hedefler. Buna göre ırk, din ve sınıf ayrımı yapılmaz.
Bu askeri harekat öncelikle bölgeyi silahsızlandırıp daha sonra toprak ağalarının hakimiyetinden kurtarmayı ve topraksız fakir köylüye toprak kazandırmayı, halkın eğitimine ağırlık vermeyi amaçlayan bir planın ilk adımıydı. Bölge halkı asırlarca cahil ve fakir bırakılarak aşiret reislerince sömürülmüştü. Cumhuriyet’in doğudaki kültürel kalkınma çabası “Köy enstitüleri” hamlesiyle de kanıtlanmıştır. Çünkü Cumhuriyet yönetimi bölgeyi cahil bırakarak sürü psikolojisiyle itaate zorlamıyor bilakis eğiterek insanları kölelikten “özgür birey” düzeyine çıkarmaya çalışıyordu.
Güneydoğu Anadolu’da tarihin hiçbir döneminde özerk bir Kürt devleti kurulmadı. “Bölgenin ilk sahipleri” deyimi dünyadaki hiçbir toprak parçası için geçerli olamaz, bu yaklaşım dünyada insandan önce var olan maymunlara kadar gider...
Tunceli ve civarında aleviler sünnilere; sünniler de alevilere “Kürt” dediler. Kürtçe konuşanlar daha çok yeni kuşaklardı. Eskilerin ise Türkçe konuşma oranı çok yüksekti. Bölgede bariz bir Kürtleşme vardı. Kürtleşme akımı dinsel hareketlerle birlikte (Şeyh Sait isyanı..vb.) arttı. Bir bölgenin karıştırılması için gereken hem etnikçilik hem de dincilik, emperyalist güçler tarafından Güneydoğuya da bolca pompalanıyordu.

Soru:

Durum böyleyse İsmail Beşikçi neden olayları saptırıyor? Kürt ırkçıları neden var? Türkiye Cumhuriyeti’ne bu suçlamalar neden yapılıyor?

Yine alıntılara dönelim:

Şeyh Sait ayaklanmasından sonra yurt dışına kaçan Kürt aydınları, 1927 yılında Suriye’de “Kürt Milli Genel Kurultayı” toplamışlardı. Toplantıya Kürt Teali Cemiyeti, Kürt Teşkilatı İçtimaiye, Kürt Millet Fırkası ve Kürt Ulusal Birliği adlı dört Kürt örgütünün temsilcileri katılmıştı. “Hoybun” örgütünün temeli bu toplantıda atıldı. Bu ihtilalci Kürt örgütü, Lübnan’ın Bihamedun merkezinde kurulmuştu. Toplantıya Dr.Mehmet Şükrü Sekban başkanlık ediyordu. Toplantıya Ermeni Taşnak örgütü lideri Goms adıyla bilinen Vanlı Papaz Vahan Papazyan da katılmıştı. Örgüt, Irak, İran ve Suriye’deki Arap halklarına bu ülkelerin koruyucuları İngiltere ve Fransa’ya karşı dostane tutum takınacak ve Ermeni ulusu ile de dostluk ilişkileri kuracaktı.

Bu ihtilalci Kürt örgütü, bir bildiri yayınlayarak “Kürt ulusunun özgür ve bağımsız yaşama istediğini” dile getirdi. Bu bildiride Kürt ve Ermeni uluslarının dayanışması dile getirildi. Kürtler ve Ermeniler anlaşmışlardı. Ermeniler, büyük bir kısmı Kürtlerin devlet kurmak istedikleri topraklar üzerindeki haklarından vazgeçecekler ve Amerika ve Avrupa’da Kürtler lehine propaganda yapacaklardı.

...Ayaklanma sırasında İngiltere’nin Tebriz’deki Başkonsolosu Stonhope Palmer’den Londra’ya Dışişleri bakanlığında Sir Clive’ye gönderilen 11 Ağustos 1930 gün ve 145 sayılı gizli raporda ünlü İngiliz casusu Albay Lawrence’in Kürtlere yardım ettiği bildiriliyordu.

28 Haziran 1930 günü Tahran’dan Askeri Ateşe R.Dodd, Ermeni Ruben Paşa’nın İngiliz Büyükelçiliği’ne başvurarak Kürtler için silah istediği haberini vermişti. (4)

Kışkırtılan Kürtler!!

Politikacılar, siyasal yorumcular ve medya; bütünlüğü olan bir süreklilik içinde Türkiye karşıtı bir tutum içindedirler. Yapılmak istenen yalnızca Türkiye’nin baskı altına alınması değil, bunula birlikte Batı kamuoyunun Türkiye ve Türk düşmanlığıyla şartlandırılması ve olası bir müdahaleye hazırlanmasıdır. Aynı oyun 80 yıl önce de oynanmıştı.

Almanya Dışişleri Bakanı Hans Dietrich Genscher, Almanya’nın önemli gazetelerinden Süddeutsche Zeitung’a 1992 yılında verdiği demeçte; “Biz Yugoslavya’da yeni bir model oluşturduk, Türkler de Kürtlerle, buna benzer bir model üzerinde anlaşmalıdırlar” diyordu. Aynı gazete altı yıl sonra 19 Ocak 1998 günü, Wolfgang Koydl imzasıyla yayınladığı başyazıda Türkiye hakkında şunları yazdı: “On yıl içinde, Türklerin komşusu olan üç güçlü politik sistem battı ve sessiz sedasız yok oldu. Bu sistemler, en az Türkler’in kendi Kemalist modelleri kadar dayanıklı inşa edilmiş görünüyorlardı. İran’da Şah monarşisi, Sovyetler Birliği’nin Politbüro Komünizmi ve Yugoslavya’daki fedaratif Balkan deneyimi. Rahatsız edici olan, her üç devlet de Türkiye Cumhuriyeti ile paralellikler gösteriyor. Hepsi de dinsel veya etnik çelişmeler yüzünden yıkıldılar. Üstelik Türkiye’de her ikisi de var: Politik İslam ve Güneydoğu’daki Kürtlerin ayaklanması... Lenin’in devleti 73 yaşına basmıştı; Güney Slavlarınki 74 yaşındaydı. Atatürk’ün Cumhuriyet’i bu yıl hayli kritik 75. yaşına geldi.”

Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde (Haziran 1999) Avrupa Birliği üyesi 15 ülkenin 11’inde iktidarda olan ve ikisinde koalisyon hükümetlerine katılan Sosyalist ve Sosyal Demokrat Parti liderleri, 27 Mayıs 1999 günü Paris’te yapılan “Avrupa Solu” zirvesinde bir araya geldiler. “Avrupalılık” kavramının tartışıldığı zirvede, toplantının “mimarı” ve eski Fransa Kültür Bakanı Jack Lang, şunları söyledi: “Avrupa Birliği yalnızca ekonomik çıkarlar ve düzenlemelerden ibaret değildir. Demokrasi ve insanlığa verdiğimiz değerleri yalnız sınırlarımız içinde değil, sınırlarımız dışında da savunacağız. Gelecekte ve gerekirse bugün, Kosova’da yaptığımız gibi Kürt halkını da savunup koruyacağız. AB’nin ne stratejik ve ne de ekonomik çıkarları, diktatörlerle mücadelemizi önleyemez.”

400 bin trajlı Stuttgart gazetesi Stuttgarter Zeitung yazarı Adrian Zielcke, gazetenin 9 Ocak 1998 günlü baskısında Türkiye’ye akıl verip adeta tehdit ediyor: “Türkiye, Kürtlerin azınlık haklarını kabul etmeli ve sorunu politik olarak çözmelidir... Ankara bunu kendisi yapmazsa Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye, Irak ve Suriye arasında paylaştırılan Kürt sorununa çözüm bulmak için uluslararası baskı artacaktır.” Baskılar gerçekten artmaktadır. Baskıcı anlayışın en çarpıcı ve kaba örneğini Amerikalı bir milletvekilinin sözlerinde buluyoruz. ABD Temsilciler Meclisi’nde, Şubat 1999’da bir konuşma yapan Californiya eyaleti milletvekili Brad Sherman, şunları söylüyor : “Türk Devleti’nin Kürdistan’a (Güney ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri kastediliyor.) gönderdiği askeri güç Slobodan Miloseviç’in Kosova’ya gönderdiği güçten daha fazladır. Kürdistan’da Kosova’dan daha çok insan öldürülüyor. Umuyorum ki ABD, Kürtlerin korunması için daha açık ve daha katı bir tutum izler. Baskıcı rejimlere karşı olan tutumumuz, bu ülkelerin NATO müttefiki olması ya da olmaması ile değiştirilmemelidir. Türkiye’deki Kürtlerin korunması için ABD, askeri güç kullanarak devreye girmelidir.”

31 Mayıs 1999 günü İmralı’da yargılanmaya başlanan ve Batılı devletler tarafından kullanıldığını itiraf eden Abdullah Öcalan ilk duruşmada şunları söyledi: “Türkiye’de 1993 yılından beri 1925 yılında yaşanan süreç (Batı destekli Şeyh Sait isyanı) gündemdedir. Bugünkü durum Musul ve Kerkük’ün kaybedildiği 1925’ten daha tehlikeli daha derindir. Lütfen beni anlayın, anlamanızı rica ediyorum. Türkiye’nin bütünlüğü çok önemlidir...İngiltere geçmişte de Musul ve Kerkük’ü böyle oyunlarla aldı”

İleri sürülen görüşler, sıradan gazete haber ya da yorumları değil, Batılı devletlerin günümüzdeki Ortadoğu ve Türkiye politikalarının temel eksenidir. İran ve Irak’ın denetim dışı kalmasının sıkıntısını yaşayan Avrupa ve ABD, oluşumunu sağladığı Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu sorunlarını, küresel bir boyutta tutmanın kararlılığı içindedir. Ortadoğu’daki Batı çıkarları, artık, bölgede bilinen petrol yataklarının elde tutulması sınırını aşmıştır. Anadolu’nun “Bir petrol denizi üzerinde yüzdüğü” söylenmektedir ama bunun da ötesinde Türkiye Ortaasya, Rusya ve Ortadoğu enerji kaynaklarının kavşak noktasıdır; 21 yüzyılın temel sorunu olacak olan zengin su kaynaklarına sahiptir; GAP herkesin “iştahını kabartmaktadır.” Uygulamalar, dünyaya egemen kılınmak istenen yeni düzen ideolojisinin, politik sonuçlarıdır. Avrupa Parlamentosu’nun, Türkiye’ye yaptığı Kıbrıs Ege ve Güneydoğu önerileri, Batı parlamentolarında alınan “Ermeni soykırımı” kararları, Barzani ve Talabani ile “Bölgesel bir yönetim birimi olarak Kürt Federe devletinin” kurulmasına yönelik Washington toplantısı, bu yöndeki somut girişimler “sürgündeki Kürt ve Ermeni parlamentosu toplantıları”, AB’nin Apo tavrı, G8’lerin Kıbrıs kararı vb., bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bunlar “laf ola” cinsinden yapılan işler değildir. Batılılar somut bir hedefe yönelmedikçe, bu tür politik davranışlar içine girmezler. (1)

Şimdi de Kürtlerin ulus mu kabile mi olduğunu İsmail Beşikçi’nin bilim adamlığı kimliğinde sorgulamak istiyorum:

Kürtlerin Kabile yapısında olduğunu ilk İsmail Beşikçi inceledi ve tez olarak sundu!

Yaşamını Kürt Hakları savunuculuğuna adayan ve bu uğurda yıllardır hapislerde yatan Prof.Dr.Ismail Beşikçi, 1918’de Kürtlerin “ULUSAL KADERİ TAYİN HAKKI” bağlamında bir girişimde bulunduklarını belirtip,bu girişimi şöyle anlatmaktadır:

“Hemewend Şefleri ve Süleymaniye ileri gelenleri, daha savaş içindeyken , ŞEYH Mahmut Berzenci ‘nin yöneteceği geçici bir (Kürt) Hükümeti kurma konusunda anlaşmışlardı. İngiliz Ordusu 7 Mayıs l918’de Kerkük’ü işgal ettikleri zaman, Kürtler, İNGİLİZLERİ BOLGELERİNE DAVET ETTİREN PROJE’lerini anlattılar.. .ŞEYH Mahmut Berzenci’nin GEÇİCİ KÜRDİSTAN HUKÜMETİ, İngilizler tarafından tanındı... ŞEYH Mahmut, ELLİYE YAKIN KÜRT AŞİRET İMZASINI TAŞIYAN ve Kürtlerin barışçı yollardan KENDİ KADERLERİNE BİZZAT SAHİP ÇIKMAK, modern ve medeni bir toplum idaresi kurmak istediklerini ve bunu istemeye hakları bulunduğunu bildiren bir protokolu (İngiliz) yüksek komsere sundu. Bu protokol ile ŞEYH Mahmut Berzenci ve arkadaşları, İNGİLİZ HİMAYESİNDE OTONOM VE MERKEZİ BİR DEVLET istiyorlardı. . .

Berzenci, KENDİSİNİ “KÜRDİSTAN KRALI” İLAN ETTİ... Şeyh Mahmut’un kendini KÜRDİSTAN KRALI ilan etmesi İngilizleri çok kızdırdı... (Ingilizleri kızdıran) suçlu KÜRT AŞİRET REISLERİ yakalanip idam edildiler.. .Bu AŞIRETLERIN merkezileşme(sini) önleme çabasıdır. Halbuki Kürtlerin çabası MERKEZİLEŞMEK’tir..(s.173’ten l77’ye) Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı ile ilgili giriştikleri bu eylemleri kan ile boğmaya çalışan,İngilizlerdir.

Yıl:l918. Kuzey Irak’ta KABİLE aşamasında, yaşayan Kürtler vardır.Şeyh Mahmut Berzenci adındaki bir KABİLE REİSİ, öteki KABİLE REİSLERİ’nden 50 tanesiyle birleşip bir KABİLE KONFEDERASYONU oluşturur. Irak’ı ele geçirmiş bulunan İngiliz Ordusuna bir dilekçe verip, kendilerinin İNGİLTERE GÜDÜMÜNDE bir DEVLET kurmak istediklerini bildirir. Ingilizler buna peki der.

İsmail Beşikçi‘ye göre, olaylar bu aşamadan sonra bozulmasaydı, Kuzey Irak’taki KABİLE KONFEDERASYONU ile Kürtler KENDİ ULUSAL KADERLERİNİ KENDİLERİ TAYİN ETMİŞ olacaklardı.Demek Beşikçi’ye göre AŞİRET REİSLERİ’nden oluşan bir AŞİRET DEVLETI kurulunca, Kürtler ULUS olmuş oluyorlar; toplum AŞİRET YAPISI’nı koruyor, AŞİRET REİSLERİ’nce yönetiliyor, AŞİRET REİSLERİ’nden birisi “KÜRDİSTAN KRALI” oluyor, ve böylece KÜRTLER KENDİ ULUSAL KADERLERİNİ KENDİLERİ TAYİN ETMİŞ oluyorlar..

İsmail Beşikçi’nin “KÜRTLERİN KENDİ ULUSAL KADERLERINI TAYIN HAKKI”ndan anladığı,bu.. Beşikçi, Toplumbilim Profesörü, Doktoru olarak, AŞİRET’e, AŞİRET KONFEDERASYONU’na ULUS denilemeyeceğini, AŞİRET DEVLETİ’ne “ULUS DEVLET” denilemeyeceğini, ve “ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKI”nın AŞİRET DEVLETLERI kurdurtmak amacıyla değil, tersine kurulu bulunan AŞİRET DEVLETLERİ’ni yıkmak, kana, döle, soya dayalı toplumsal örgiitlenmeleri ortadan kaldırıp, PARLAMENTER CUMHURIYET YÖNETIMLERİ kurulmasını sağlamak amacıyla ortaya atıldığını bilmiyor mu?. .AŞIRET DÜZENİ’nin,”İNSAN HAKLARINA KÖKTEN DUŞMAN” bir düzen olduğunu bilmiyor mu?. .İsmail Beşikçi, kuşkusuz bütün bunları Toplumbilim öğrencisi olarak okudu, öğrendi. Şimdi, kendisini VATANA İHANET’ten yargılayıp hapsediyorlar. Oysa, gerçek suçu, TOPLUMBİLİME İHANET’tir. ”İNSAN HAKLARI”na ihanettir. ”ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNE TAYİN HAKKI”na ihanettir. Çünkü “AŞİRET DUZENİ”ni “İNSAN HAKLARI” adına savunmak,”AŞİRET DEVLETİ”ni “ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKI” diye diye savunmak, Toplumbilimine de, Insan Haklarına da, Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına da, İ-HA-NET-TİR...

Evet,l9l9’da 50 aşiret reisiyle bir KABİLE KONFEDERASYONU kuran Şeyh Mahmut Berzenci, Ingiliz Ordusuna başvurup Ingiltere güdümünde bir DEVLET olmak istemini bildirmiştir. Ingilizler de bu istemi onaylamışlardır.O andan sonra ne olmuştur? .Konfederasyon dışında kalan AŞİRET REİSLERİ, bu KABİLE KONFEDERASYONU’na karşı ayaklanmışlardır. Şeyh Mahmut nasıl İngilizlere uşaklık ile o yörede KRALLIK taslamaya başlamışsa, Şeyh Mahmut ‘un yöntemleriyle Ingilizlere yaltaklanan öteki Kürt Aşiret Reisleri de, İngilizlere dayanarak Şeyh Mahmut’u tepeleyip, kendileri KRAL olmaya yönelmişlerdir. Şeyh Taha adında bir Aşiret Reisi, kendisiyle birleşen başka Aşiret Reisleriyle İngilizlerin desteğinde Şeyh Mahmut‘a saldırmışlardır. Kürtler arasındaki bu AŞİRET SAVAŞLARI, Kürtlerin “ULUSAL BİRLİK” oluşturamayacak, ÇÜNKÜ AŞİRET AŞAMASINDA bir toplum olduğunu göstermiştir. Sonuçta, pek çok toplumun ayrı ayrı DEVLET’ler biçiminde örgütlendiği Birinci Dünya Savaşı sonunda, Kürtler bir DEVLET biçiminde örgütlenememişlerdir. Ortadoğu devletleri arasında dağınık biçimde yaşamaya başlamışlardır.İsmail Beşikçi, niçin kuramadılar sorusu üzerinde çok düşünmüş,sonunda şu yargılara varmıştır:

“Bir ulusun (Kürtlerin), böyle bir böl-yönet politikasının hedefi olması için,çok büyük bir zaaf için de olması gerekir.Bu zaafın maddi dayanakları neler olabilir?

P.Auryanof,”KÜRTLERDE MİLLİ DUYGU ÇOK CILIZDIR,HATTA YOKTUR” diyor.Kanıt olarak da şu tür olayları anlatıyor:Birliklerimiz Aras nehri kıyılarında bir KURT AŞİRETİ’ne saldırmıştı (l890’lı yıllar..) Birliklerimizle saldırdığımız KÜRT AŞİRETI arasında şiddetli çarpışmalar oluyordu. OTEKİ AŞİRETLERE BAĞLI KÜRTLER, BU SAVAŞI SEYREDİYORLARDI SOYDAŞLARI OLAN KÜRTLERE YARDIM ETMEYİ HİÇ DÜŞÜNMÜYORLARDI:

HATTA, SAVAŞMAKTA OLDUĞUMUZ KÜRTLERİ DAHA KOLAY YENEBİLELİM DİYE BİZE (RUS ORDUSUNA) YARDIM BİLE EDİYORLARDI: Halbuki, bir hafta kadar sonra biz (Ruslar) onların da defterini dürmeye hazırlanıyorduk.Ve bu durum çok açıktı.. P,Auryanof, kitabında, sadece “KÜRTLER ULUSAL DUYGULARI CILIZ BİR TOPLUMDUR” demiyor. Aynı zamanda, Kürtler hakkında vahşi, eşkiya, talancı gibi nitelemeler de yapıyor.(s.l29—13O) P.Auryanof’un KÜRTLERİN ULUSAL DUYGULARI ile ilgili saptamalarında ONEMLİ GERÇEK PAYLARI OLDUĞUNU düşünüyorum.. .Bütün bu tavır ve davranışların MADDİ BİR TEMELİ var mıdır?..Bu konunun düşünülmesinde yarar vardır.HAYVANCILIĞA DAYAL

Bismişah Allah ! Allah !!..

Gün çerağı uyardım fahri Hüda'nın aşkına
Seyyidi Kenvey MUHAMMED MUSATAFA'nın aşkına
Sakiyi Kevser hem Aliyül Mürteza'nın aşkına
Hem Hatice Fatıma Hayrülnisa 'nın aşkına
Şah Hasan Hulki Rıza ,Hem Şah Hüseyin desti
Kerbela'nın aşkına
Ol Zeynel Abidin mazlumun aşkına
Hem Muhammed Muhammed Bakır ol kim nesli pak CAFERİ SADIK aşkına

Şah Muhammed Taki,Aliyül Naki'nin aşkına
Hem Hasan 'ül Askeri ,Hem Muhammed Mehdi'nin aşkına
Pirimiz üstadımız HÜNKAR HACI BEKTAŞ VELİ 'nin aşkına
Rüşan olsun çerağımız Cebrail Aleyhüselam'ın aşkına

Pir Cemal'i MUHAMMED,kemali İmam Hasan ve İmam Hüseyin ALİ 'yi bilenlere
candan selavat .

Bismişah Allah ! Allah !!..
Bismişah Allah ! Allah !!..
Bismişah Allah ! Allah !!..

bak altug kardesim,

1. bugüne kadar biz´den belge isteyenler ya OSMANLI´nin ya da devami olan T:C´nin belgelerini bize dayattilar. madem o kadar akillisin ve görüldügü kadariyla da caliskansin(afferim sana epey atesli bir türk alevi´si olmalisin ki devletinin, derneklerinin, izzettin´inin 80 senedir onca imkana dayanarak yaptiklari-ettikleri yetmemis gibi sen de siyirmissin kollari cengaverlik yapiyorsun.)
git alevilerin yasadiklari yerlere, ama öyle melikoff gibi üc gün gidip bunlar kendilerine türk diyorlar, diye geri dönmek icin degil, anlamak icin. bak sen melikoff´dan daha avantajlisin anlamak icin, cünkü o kültürden geliyorsun ve bu topraklarda yasiyorsun, herseyi yeniden kesf etmek zorunda da degilsin. evet git alevilerin yanina, seni kabul ederlerse ki edeceklerdir sorularini sor, onlarin anlattiklarini dinle ve tabii kayit et... mesela yaradilisla ilgili, evveli ve ahiriyle ilgili, muhammedi, ali´siyle ilgili, fatma´si, hasan-hüseyin´iyle ilgili, kirklar cemi´ anlatilanlari iyi dinle. istedigin etnik kökenden olabilir; toroslara git mesela, sabah dualarina, aksam dualarina, cemlerine-cemaatlerine sahit ol. hem madem alevisin, ibadet olur hem de ögrenirsin.

2. acik ki sen´in gösterdigin kaynak ve isimler de ayni devletinin mantigina göre secilmis. sen isine gelene saygin gelmeyene ajan falan demekle isin icinden siyiracak kadar da görgü´süzsün.

3. ben dersimli´yim; ocakli degilim. sana ilk sözüm sudur, belge falan soracagina; burinessin, melikoff gibi zaten senin kaynaklarina dayanarak konusanlari kaynak olarak ileri sürecegine dersim´e git; mesela git birkac hafta düzgin baba´da kal; gelen gidenlerle konus; siz türkce mi dua edersiniz diye sor; kendi dilinizde dua bilmez misiniz diye de sor ve kayit et. seyidlere, cem-cemaat yürütenlere de bu isleri nasil oldu da yüzyillar boyunca kimsenin anlamadigi dilde yapabildiklerini de sor.
unutmadan gagan nedir, hawtomal(newroz) nedir, ne zaman gelir, xizir nedir, ne zaman´dir, neden bir ayi vardir, neden üc gün oruc tutulur, baska neler yapilir sor... sonra git evinde can kulagiyla döne döne dinle ve anladiysan konus.
aleviligin belgesi alevilerin kendileridir.

4.sonra bilimsel arastirmaciysan bir inanc yolu´nun kendini anlatma kavramlari ve kurumlari olmasi gerektigini, aleviligin de kendine ait kavramlari ve kurumlari oldugunu bunlari anlamak icin de melikoff vs.lerinden önce kendi pirine, rayverine, alimine-kamiline sormak gerektigini unutma.
kirvelik bir mogol töresidir demissin de bunu nereden aldigini belirtmemissin. ben de söylemeyeyim, bos ver bu da senin icadin olsun. ama mogollar´in olunca türklerin mi oluyor.
kirvelik yani bizim dilimiz kirmancki(zazaca)´de kewraene dedigimiz sey belirttigin gibi yol arkadasligi degildir. müsahiplik ile kirvelik de ayni degildir. ama kirveligin yol ile ilgisi vardir. kelimenin etimolojisi de bunu söylüyor. dilimizde "kewtene" girmek ve ´"rae" yol´dur; sünnet ve sünnet olacak cocugu kucaginda tutan kirve/kewra "cocugun" bu "yol´a attigi ilk adimin" yardimcisidir ve kewraene de bu törenle olusan dini akrabaliktir; yani kirvelik adi´nin ve dini kurgu icindeki,(simdi uzun uzun anlatmaya imkan olmayan) yerinin de anlasilir kildigi gibi yola ilk adim sayilan ikrarin nisani´dir.

5. bunun disinda yukarida söyledigim gibi her yol´un kendi kavramlari ve kurumlari vardir. ezberden her anlamadigini saman gelenegi falan diye mimleyip isin icinden cikma klise ucuzlugunu da sana yakistiramadim. cevaben her anlamadigini zerdüstlükle iliskilendirenleri de yüzeysel buluyorum.
sana söyleyecegim sudur, birincisi dinler tarihinin "din" olarak tanimlaya bildigi bir samanizm yoktur; bu bilimin bir kavramsallastirmasidir.... ve bütün doga toplumlari samanisttir; afrikalilar da, avusturyalilar da, kizilderililer de falan. ama ben samanistim diyen bir topluluk olmamistir; dinimiz samanizm´dir diye ilan eden bir peygamber de görülmemistir. dolayisiyla türk arastirmacilarin tanimadiklari her seyi samanist ilan etmeleri ucuzluktur, yüzeyselliktir.
ben iddia ediyorum ki alevilik icinde orta asya´dan gelme bir tek kurum ve kavram yoktur; simdi sanli ama zorba devletinin, (hatta öncesiyle beraber devletlerinin) senin de bildigini tahmin ettigim bütün zulümlerine ragmen en orijinalini dersim´de bulursun desem yine beni bir kasaya yerlestireceksin ama gercegi budur. yine de biz bir genellemeyle konusalim ve diyelim ki aleviligin bütün kavram ve kurumlari irani´dir ve gercegin anlasilmasi adina tekrar ediyorum ki orta asya kaynakli, türki hicbir sey yoktur.
kavram ve kurumlardan kastim mesela sunlardir;
pir, talib, mürsid(musir), rayver, kirvelik, müsahiplik, ikrar, cem ve cem kurgusu, saz, Kirklar, evliyalar, gulvang´lar, günesi-ayi kutsal kabul etme vs.. vs..

6. türkler iran üzerinden anadolu´ya geldiklerinde alevi idiler, iran´dan alevi olarak gelmislerdi. ve iran´a gelmeden önce de diyelim orta asya´da kültür ve ibadet acisindan tamamen iran kültürünün etkisindeydiler. türklere türk ismini de irani topluluklar vermistir. (hangi mantikla oldugunu anlatmayayim gururun incinir, hakaret ediyorum sanirsin)
bu yüzden bugün bircok at gözlüklü arastirmaci anadolu´da anlayamadigini, iran´i atlayarak orta asya´da aramakda ve gördügü benzerlikleri de sorgulamadan "a gördünüz mü kaynagimizda da biz böyleydik" falan diye yazmaktadirlar. zaten türkü anlamak icin bugüne kadarki bütün türk arastirmacilar ne hikmetse orta asya´ya bakmis onlara sormustur; nedense diyelim 40-50-60 milyon(yani biz istediginiz kadar az olabiliriz) türk kendini anlatamiyor... Kendini, kendi kültürünü yasamiyor ya da ne yasadigini bilmiyor. tabi "alevilik anadolu´da bircok güzel kültürden güzel degerleri yan yana getirerek olusmus bir kültürlenme durumudur. o yüzden onlar kendilerini anlatamaz ama senin gibi akillilar 80 yildir icinden cikamadiklari bu meselede hala yeni kesiflerle herseyi bu cahillere anlasilir kilar. üstteki islami cilayi atinca alttan halis-muhlis türklük cikar....

kusura bakma birkac cümleyle sana itiraz edip gececektim ama uzadi. kisaca anadolu türkler´i de bugün hala iran´da yasayan azeri vb. türki halklar da gerek dil gerekse de inanc olarak tamamen iran kültürünün etkisindedir. ve denilebilir ki, bugün son 70 yilda masa basinda uydurularak yaratilan türkce disinda diyelim pir sultan´in, nesimi´nin. haci bektas´in konustugu türkce özellikle kavramlar acisindan tamamen irani dillerle "zenginlesmistir." milliyetciligin yaptiklariyla da tamamen köksüzlesmis, mantigi carpitilmistir.
bugün bir türkce etimoloji sözlügünün olmamasi ve senin gibi cengaverlerin buna cüret edememesi de bu sebepledir.

7. artik siyaseti birakin dostum, alevi olarak kendi gercekliginle bulusmak istiyorsan ilk önce bildiklerini unutman gerektigini söylemek zorundayim. zor is tabi ama böyle: gölpinarli, inalcik, melikoff, ocak falan bu meseleleri yani kendimizi anlamak önündeki en büyük engeldir. gel beraber ögrenelim. ögrendikce öyle islam falan bir yana adem´den öncesine kadar uzanalim. neydi ilk söz? düzgin sana sabir versin.

HATTA, SAVAŞMAKTA OLDUĞUMUZ KÜRTLERİ DAHA KOLAY YENEBİLELİM DİYE BİZE (RUS ORDUSUNA) YARDIM BİLE EDİYORLARDI: Halbuki, bir hafta kadar sonra biz (Ruslar) onların da defterini dürmeye hazırlanıyorduk.Ve bu durum çok açıktı.. P,Auryanof, kitabında, sadece “KÜRTLER ULUSAL DUYGULARI CILIZ BİR TOPLUMDUR” demiyor. Aynı zamanda, Kürtler hakkında vahşi, eşkiya, talancı gibi nitelemeler de yapıyor.(s.l29—13O) P.Auryanof’un KÜRTLERİN ULUSAL DUYGULARI ile ilgili saptamalarında ONEMLİ GERÇEK PAYLARI OLDUĞUNU düşünüyorum.. .Bütün bu tavır ve davranışların MADDİ BİR TEMELİ var mıdır?..Bu konunun düşünülmesinde yarar vardır.HAYVANCILIĞA DAYALI iş—güç biçimi,bu konuda önemli bir ipucu olarak değerlendirilebilir. AŞİRET YAPILARI da öyle...
HAYVANCILIK, Kürtler için önemli bir iş—güç biçimidir.. .Aşiretler, (kendi) hayvancılık yaptıkları bölgelere başka (aşiret) lerin müdahele etmesini, başka (aşiret)lerin de buralardan faydalanmasını kati surette istemezler. Çünkü yaylak daraldıkça, hayvan sürülerinin sayısını artırmak, sürüdeki hayvanları çoğaltmak mümkün değildir. O halde, hayvancılıkta esas, YAYLAKLARINI GENİŞLETMEK’tir. Eldeki yaylaklardan başka (öteki hayvancı aşiretlerin) de yararlanmak için çaba göstermesi, (o aşiretin) otlaklarının daralması anlamına gelmektedir. BU DURUM, KÜRT AŞİRETLERİNİ BİRBİRLERİNDEN EPEYCE TECRİT ETMİŞTİR. Aynı zamanda Aşiret’leri KENDİ İÇİNE KAPALI YAPILAR haline getirmiştir. Aşiretler, birbirlerine karşı MESAFELİ’dir. Herkes, (Her Aşiret) kendi otlağını öteki AŞİRETLERE karşı dikkatli bir şekilde koruma savaşımı içindedir... BU İSE KOMŞU (SOYDAŞ) AŞİRETLERLE SAVAŞ DEMEKTİR. Oteki (Soydaş) Aşiretlere karşı YAĞMA AKINLARI düzenlemek, Aşiret İlişkileri ‘nın önemli bir boyutudur. OTLAK ENDİŞESI, (Soydaş) Aşiretler arası birliğin kolayca oluşamamasının önemli bir nedeni olmalıdır.. Bu, kuşkusuz sadece Kürtlerin karşılaştığı bir sorun değildir.Temel iş—güç biçimi HAYVANCILIK olan bütün halklar bu tür sorunlarla (BİRLİK OLUŞTURAMAMA, BİRBİRİNİ DUŞMAN BELLEME, BİRBİRİNİ BOĞAZLAMA GİBİ sorunlarla) karşı karşıya kalmışlardır.. .Böyle bir ilişki çerçevesinde, kişilerin egoist olacakları, SADECE KENDİ AİLELERİNİ, KENDİ AŞİRETLERİNİ düşünecekleri (bunun ötesinde bir SOYDAŞLAR BİRLİĞİ düşüncesine uzaklaşacakları) açıktır. .Bu tür bir yaşamda, dışardan bölgeye karşı bir baskı gelmesi sözkonusu olduğunda, çevredeki öteki (soydaş) aşiretlerle birlikte BOLGEYİ SAVUNMA, bu konuda dayanışmaya girme değil, (yalnızca) KENDİ AŞİRETİ’ni, (yalnızca) KENDİ OTLAĞINI tek başına koruma, daha önemli bir tavır olarak belirmektedir. Kendi otlağını koruyabildiği ölçüde (kendi otlağına dokunulmaması karşılığında) dışarıdan gelen baskıcı (işgalci) güçle işbirliğine girme (o işgalciyle işbirliği yapıp,öteki aşiretlerin soyunu kırma) gerçekleşebilmektedir. Bu ise,ancak,öteki (soydaş) aşiretlerin aleyhine gelişebilecek bir süreçtir... Dışarıdan gelen istilacı güçlere karşı öteki aşiretlerle birleşip güçlü bir merkezi yapı oluşturamamaktadırlar. Ve işgalcileri, istilacıları defedememektedirler..Buysa, giderek Kürtleri, KENDİLERİ İÇİN DEĞİL BAŞKALARI (YABANCILAR) İÇİN KILIÇ SALLAYAN, VARLIĞINI BU YOLLA SAĞLAYAN BİR HALK DURUMUNA GETİRDİ.. .Tarih boyunca Kürtler, ülkelerine yapılan istilalar ve işgaller karşısında hep uzlaşmayı seçmişlerdir.Bu istilaları ve işgalleri uzaklaştırmaya çalışan, ülkeyi tümüyle savunan bir mekanizmayı kuramamışlardır..AŞİRET’IN İÇ İŞLERİNE KARIŞILMADIĞI (=AŞİRET DUZENİNE DOKUNULMADIĞI) sürece, Kürtler istilacı ve işgalci güçlere boyun eğmişlerdir...Hayvancılığa dayalı ekonomik yapılar,.Aşiret yapıları yanısıra istilalar da Kürdistan’da TEK BİR MERKEZİ OTORİTE (=KÜRT DEVLETİ)NİN OLUŞMASINI ENGELLİYOR.” (Bkz:Ismail Beşikçi—Devletler Arası Sömürge, Kürdistan’—Yurt y.—l.bs—Aralık 1991—s.211’den 234’e)
“Kürtler (Birinci Dünya Savaşı ertesi) böl—yönet politikalarının bilincine ulaşmamışlarsa,. Kürtlerin Kürdistanı yoksa ve Kürtler bunu hiç dert edinmemişlerse, bunun nedenini Kürtlerdeki “MİLLİ DUYGU EKSİKLİĞİ’nde aramak gerekir... Bunlar, KÜRTLERIN BELLEKSİZ BİR TOPLUM OLDUGUNU,.göstermektedir.”MİLLİ DUYGU”ların gelişip serpilmediği, derinleşip yaygınlaşmadığı toplumlar BELLEKSİZ TOPLUM’lardır.” (Bkz:Ismail Beşikçi—’Bir Aydın,Bir Örgüt Ve Kürt Sorunu’—Yurt y.—l.bs—Ekim 1993—s.21)
Evet, yiğit “KÜRT HAKLARI SAVUNUCUSU”, Toplumbilimci, Prof.Dr.Ismail Beşikçi söylüyor bunları..Beşikçi’nin bütün bu saptamaları, Kürtlerin Kurtuluş Savaşı yıllarında ULUS AŞAMASI’nda olmayan, KABİLE AŞAMASI’nda yaşayan topluluklar olduğunu, KARGADAN BAŞKA KUŞ, KENDI OTLAĞINDAN BAŞKA YURT tanımaz durumda bulunduklarını, Aşiretin otlağını elde tutabilmek uğruna yabancı ordularla birleşip öteki soydaş aşiretleri dahi doğrayabilecek denli “ULUS BİLİNCİNDEN YOKSUN” durumda bulunduklarını belirtmektedir.İyi,güzel de,öyleyse niçin Beşikçi 1919 yılında Şeyh Mahmut Berzenci ‘nın yanına topladığı 50 aşiret resiyle oluşturduğu KABİLE KONFEDERASYONU’nu ile İngilizlerin güdümüne girerek, öteki Kürt aşiretlerine karşı kendisine bağlı aşiretlerin OTLAKLARINI KORUYUP GENİŞLETMEK amacıyla davrandığını söylemiyor da Berzenci’nin KABİLE KONFEDERASYONUNU bize ”ULUS DEVLET” kurma çabası diye yutturmaya çabalıyor?.. Yeryüzünde AŞİRET REİSLERİ’nin “ULUS DEVLET” kurdukları nerede görülmüş?. .Beşikçi, Şeyh Mahmut’un “KURDİSTAN KRALI” olup 50 Aşiret reisiyle birleşip öteki aşiretleri dışlayarak tüm otlaklara elkoyma çabasını bize ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKINI KULLANMAK diye yutturmaya utanmıyor mu?..
Beşikçi ‘nın saptamalarına göre:Kürtler 197O’lere dek “ULUS BİLİNCİNDEN YOKSUN”,”AŞİRET BİLINCI”ne bağlı,bu yüzden de Aşiretler arası savaşlarla birbirlerini kıran topluluklardı.(2)
Sonsöz:
Tarih boyunca Güneydoğu Anadolu’da süren “çapulculuk” , bölgesel özelliklerin getirdiği yoksulluk nedeniyle oluşmuştur. Yeterli mahsul alınamayan çorak topraklar insanları besleyememiş, yoksulluk ve çetin şartlar eşkıya düzenini-talanı, hırsızlığı geçerli kılmıştır. Halk cahil bırakılıp aşiret düzeni ile yönetilmiş ve yarı bağımsız idarelerle Cumhuriyet dönemine kadar gelmiştir. O dönemde açılan okullar ve köy enstitüleri gibi eğitim seferberlikleri sayesinde kültürle buluşan halk, son 50 yılda bireysellik yolunda önemli adımlar atmıştır. Ne yazık ki geç te olsa kavuştukları teknoloji onlara yaramamış, psikolojik olarak toprak ağalarının üzerlerinde yarattığı “ezilmişlik” duygusunu devlete mal eden yöre halkı, fikirsel tekamüllerinde önemli noktaları atlayarak ilginç biçimde onları bu hale getiren aşiret reislerine değil, Cumhuriyete düşman olmuşlardır. İnsanların kardeşliği, insan hakları söylemlerini tanım dışı kullanarak açıkça kürtçülük yapan bu insanlar her gün Kürtçe eğitim, Kürtçe radyo isteği gibi yeni dayatmalarla “özgürlük” mücadelelerine yine devletten aldıkları para yardımlarıyla devam etmektedirler. Dünya barış günü, hıdrellez, kadınlar günü, sevgililer günü..vs gibi bütün özel günlerde ayaklanarak devletin polisine “barış ve sevgi adına” saldırmaktadırlar.
Tarihte başka hiçbir yerde hem sömürüldüğünü iddia eden hem de devleti sömüren, hem ırkçılığı kınayan hem de ırkçılık yapan, hem ana dilinde eğitim isteyen hem de ana dilindeki onlarca lehçe nedeniyle birlik olmayan böylesine bölücü kitlelere rastlanmamıştır.
Bölgeye aktarılan trilyonluk yatırımlar, kurulan tesisler şu gerçeği işaret eder: Kürtçülerin sorunu ekonomik değil psikolojiktir. Kendi kafalarından kaynaklanmaktadır. Bu öyle bir kafadır ki kendi amacı için gerekirse ateist gerekirse dinci olabilmektedir. Gerekirse sosyalistlere ve gerekirse faşistlere kucak açabilmektedir, yeter ki kendi sloganlarını atabilsin.. 1980 öncesinde sol kesimle kucaklaşan (!) kürtçüler önde gelen sosyalistlerdi, Marks resimleri yanında “Kürdara Azadi” pankartlarını açmaktan ötürü çok mutlulardı. SSCB’nin dağılıp sosyalizmin “out” olmasına dek bu böyle sürmüştür; 1990’lardan itibaren dinciliğin yükselen değer olmasıyla birlikte bizim mazlum kürtlerde (!) dine yönelme başladı. Pek dindar oldular , öyle ki din örgütleri bile kurdular çünkü dinciler onlara federal devlet düzeni vaadetmişlerdi! Bu nedenle “medine vesikası” türü federal yönetim sistemini desteklediler. 1994 seçimlerinde Erbakan en tatlı oylarını (Kürt kimliğini oy deposu olarak görmek ona pahalıya patlamakla , hatta siyasi hayatını bitirmekle birlikte...) mazlumlardan yani kürtçülerden aldı!
Sayın Beşikçi Kürtler için MİLLİ DUYGU YOKSUNU tanımlamasını kullanıp onları aşağıladığı halde hala Kürtçülerin ve yoz-solcuların Beşikçi’yi göklere çıkarıp adeta O’na tapınmaları; bize göre Kürtlerde sadece MİLLİ DUYGU değil MİLLİ GURUR EKSİKLİĞİ’nin de bir göstergesidir...
BİTMEYEN OYUN ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler 1919-1999 -Metin Aydoğan
Aydın Kirlenmesi 1 – Cengiz Özakıncı
21.yy da Din Faşizmi – Cemal Kutay
Kürt Dosyası – Uğur Mumcu

bak altug kardesim
gönderen: belge Thursday November 03, 2005 at 02:22 PM

bak altug kardesim,

1. bugüne kadar biz´den belge isteyenler ya OSMANLI´nin ya da devami olan T:C´nin belgelerini bize dayattilar. madem o kadar akillisin ve görüldügü kadariyla da caliskansin(afferim sana epey atesli bir türk alevi´si olmalisin ki devletinin, derneklerinin, izzettin´inin 80 senedir onca imkana dayanarak yaptiklari-ettikleri yetmemis gibi sen de siyirmissin kollari cengaverlik yapiyorsun.)
CEVAP : Belge bakımından dünyanın en büyük devlet arşivleri Osmanlı arşivleridir .Tabiki tarflıdır kendi tarfından yazılmıştır fakat bu dersimlilerin çetecilik çapulculuk yapmadıkları anlamına gelmez . Osamnlı belgeleri olmasada Dedlerimizin anlattıkları gördükleri herhalde yalan değildir .bunun gerçek olduğunu anlayıp anlamamak için belgeye ihtiyaç yok zaten bunu sende iyi biliyorsun . Osamnlı belgeleriden adamların ismlerinde mi Türkçeye ceviriyorlar .Mantıksız mantıksız konuşma . Her şeyede itiraz etmek zorunda değilsiniz .Tipik bir dersimli davranışı sergiliyorsun 'Kendi doğrundan başka doğru tanımazzın '' Mezardan dedeni çıkarıp karışına getirsek sen yinede ''Bu benim dedem değil'' dersin yapınız iş mantığınız bu .
Bu konuda araştırma yapanlar devlet destekli değildir Devlet zaten yok saymaya çalıyorken bir de destek verip olayı neden tartışmaya açsın Aleviler yeni taleplerde bulunsunlar .İbadetlerini yapabilmek için cem evlerini yasal statüye kavuşturmaya çalısnlar diyemi ? Örgütlenip yeni bir kamoyu oluştursunlar diyemi ? akıl sizin nerenizde ?
evet anadolunun bir çok yerindeki alevi köylerine gitim zaten alevi olğunu söylediğin anda o köydeki herhangi birinden farkın kalmıyor oranın bir parçası olduğunu hemen hissediyorsun Herkes sana oğlu ,kardeşi,abisi gibi davranıyor .Kendi köyünde hissediyorsun kendini .
------------------------------------------------------------------------------

git alevilerin yasadiklari yerlere, ama öyle melikoff gibi üc gün gidip bunlar kendilerine türk diyorlar, diye geri dönmek icin degil, anlamak icin. bak sen melikoff´dan daha avantajlisin anlamak icin, cünkü o kültürden geliyorsun ve bu topraklarda yasiyorsun, herseyi yeniden kesf etmek zorunda da degilsin. evet git alevilerin yanina, seni kabul ederlerse ki edeceklerdir sorularini sor, onlarin anlattiklarini dinle ve tabii kayit et... mesela yaradilisla ilgili, evveli ve ahiriyle ilgili, muhammedi, ali´siyle ilgili, fatma´si, hasan-hüseyin´iyle ilgili, kirklar cemi´ anlatilanlari iyi dinle. istedigin etnik kökenden olabilir; toroslara git mesela, sabah dualarina, aksam dualarina, cemlerine-cemaatlerine sahit ol. hem madem alevisin, ibadet olur hem de ögrenirsin.
CEVAP : Bak kardeşim ben aleviliğin en yoğun yaşandığı ve nüfüüsn aynen dersim gibni %90 ının Kızlbaş Türkmen olduğu Divirği bölgesinde doğdum . Allah a sükürler olsunki bu kültürün son zamanlrını kendi doğal ortamında yaşadım .
Doğduğumda evimdide 1000 eyakın keçi sürüsü vardı yaylacıkık gelenegi yanı yarı göçebe kültür devam ediyordu yaylalara çıkıp ALAÇIK (bir tür Türkmen çadırı ) kurup hayvancılık yapıyorduk .Kışın ayagımıza HEDİK giyiyorduk karda yürümek için .
Kışın Köye gelen Dedeleri gördüm ,Cem törenlerindeki havayı soludum adaletin ,kamu düzeninin nasıl sagladığını ,İbadetin nasıl yapıldığını gördüm Törenin geleneklerin nasıl herşeyden önce geldiğini gördüm. Butoplumun nasıl bir birliktelik içinde olduğunu gördüm Hz.Muhammed e Hz.Ali ve Oniki İmamalra olan sevgiyi baglılığı gördüm Alevi ulullarına olan saygıyı gördüm
Dede Korkut hikayelerini (Deli Dumrulu ) ,Köroğlunu ,Eba Müslimi, Pir Sultanı ,Şah İsamili Abdal Musayı Hacı Bektaşı,lokman parende yiHoca Ahmet Yeseviyi kitaplarda okumadan cok önceleri büyüklerimnden dinledim. Ermenilerin 1915 öncesi köyümüzde yapıkları katliamalrı dinledim Ermeni -Rus Dölü diye neden küffretiklerini büyünce ögrendim Seferberlik hikayelerini dinedim . Neden bu dağlara sığındığımızı anlattı atalarım bana . Türkmen oldğumuzu Horasndan geldğimizi yine bize atalrımız anlattılar .
YANİ YENİ YETME BİRKAÇ SİYASALLAŞMIŞ EMPERYALIST AYAKCISININ ALEVİLİK KONUSUNDA BANA ÖGRETEBİLECEGİ BİR ŞEY YOK .
tabiki melikoff dan daha avantajlıyım neyin ne olduğumu ondan daha iyi bliirm çünki benim yaşadığım öz kültürüm bu Ben sadce melikoffun bana göre doğru olan tespitleri aktarıyorum .
----------------------------------------------------------------------------------------------------------

2. acik ki sen´in gösterdigin kaynak ve isimler de ayni devletinin mantigina göre secilmis. sen isine gelene saygin gelmeyene ajan falan demekle isin icinden siyiracak kadar da görgü´süzsün.

CEVAP : hay devlet kadar başınıza taş düssün emi . ya kardeşim devlet düşmanlığı sizin gözünüzü kapatmış beyninizi dumura uğratmış . her zaman devlet haksız sizmi haklısın Bir dönüp kendinize bakın sonra devlete konuşun ya
Batıya sıgınmış her siyasi oranın kurallarına göre hareket etmek zorundadır .Alman derin devletinin bunları kullndıkarı sadce varsayım değildir . Bizat olayı yaşayaların beyanına dayanır eğitimszileri fabrikada çalıştırılar üniverite egitimi almış biraz kalem tutanalrı da başka türlü kullnırlar Zaten orya sığınan gemileri yakmıştır itiraz edebileceği bir durum yoktur edersede bedeline katlanır . Almenyada devlet işleri duygusallıktan çok ötedir kimsenin gözünün yaşına bakmazlar .Bundan dolayı Batıdan gelen siyasi sığıntıların ajitasyonları sadece o devletlerin siyasi sloganalrı olmaktan ileri gitmez hiç bir değeri yoktur . Seyfi Cengizin yazdıklarıda bu baglmada değerlendirlir tarfımdan sadece güler geçerim ...
--------------------------------------------------------------------------------

3. ben dersimli´yim; ocakli degilim. sana ilk sözüm sudur, belge falan soracagina; burinessin, melikoff gibi zaten senin kaynaklarina dayanarak konusanlari kaynak olarak ileri sürecegine dersim´e git; mesela git birkac hafta düzgin baba´da kal; gelen gidenlerle konus; siz türkce mi dua edersiniz diye sor; kendi dilinizde dua bilmez misiniz diye de sor ve kayit et. seyidlere, cem-cemaat yürütenlere de bu isleri nasil oldu da yüzyillar boyunca kimsenin anlamadigi dilde yapabildiklerini de sor.
unutmadan gagan nedir, hawtomal(newroz) nedir, ne zaman gelir, xizir nedir, ne zaman´dir, neden bir ayi vardir, neden üc gün oruc tutulur, baska neler yapilir sor... sonra git evinde can kulagiyla döne döne dinle ve anladiysan konus.
aleviligin belgesi alevilerin kendileridir.

CEVAP : söyledğim gibi ben zaten bu kültürle büyüüdm nevruzu hızırı hızır orucunu iyi bilirim nasıl kutlandığınıda Dersim e gitmedim ama bir çok dersimli akrabam ve dostum var bunlardan yayarlanıyorum yazdıkalrımda ama üzülerk söyeyeyimki yeni yetmeler hiç bir şey bilmiyor alevilik konusunda

4.sonra bilimsel arastirmaciysan bir inanc yolu´nun kendini anlatma kavramlari ve kurumlari olmasi gerektigini, aleviligin de kendine ait kavramlari ve kurumlari oldugunu bunlari anlamak icin de melikoff vs.lerinden önce kendi pirine, rayverine, alimine-kamiline sormak gerektigini unutma.
kirvelik bir mogol töresidir demissin de bunu nereden aldigini belirtmemissin. ben de söylemeyeyim, bos ver bu da senin icadin olsun. ama mogollar´in olunca türklerin mi oluyor.
kirvelik yani bizim dilimiz kirmancki(zazaca)´de kewraene dedigimiz sey belirttigin gibi yol arkadasligi degildir. müsahiplik ile kirvelik de ayni degildir. ama kirveligin yol ile ilgisi vardir. kelimenin etimolojisi de bunu söylüyor. dilimizde "kewtene" girmek ve ´"rae" yol´dur; sünnet ve sünnet olacak cocugu kucaginda tutan kirve/kewra "cocugun" bu "yol´a attigi ilk adimin" yardimcisidir ve kewraene de bu törenle olusan dini akrabaliktir; yani kirvelik adi´nin ve dini kurgu icindeki,(simdi uzun uzun anlatmaya imkan olmayan) yerinin de anlasilir kildigi gibi yola ilk adim sayilan ikrarin nisani´dir.

CEVAP . Ben kendimi ''Amatör Araştırmacı ''olarak görüyorum . Bu konuda elime geçen tüm kitapalrı belgeleri ve beyanalrı edinebildiğim kadarı ile toparlıyorum . Tarihe akarşı biraz merakım var tabiki önce kendi tarihime
kirvelik bir mogol töresidir demissin ben böyle bir şey idda etmedim ama sen Kivrelik ile Müsahipliği aynı görüyorsan vay biz alevilerin haline . Yazdıklarımı bir daha oku !
dersimdeki aleviliği bana anlatma gerek yok alevilik anadolunun her yerinde aşağı yukarı aynıdır siz kargdan başka kuş tanımdığınız için sadce dersimde alevilik var s anıyorsununz bilmedğiniz bir şey var Anadolunun nersinde alevi yok ki !
-------------------------------------------------------------------------------

5. bunun disinda yukarida söyledigim gibi her yol´un kendi kavramlari ve kurumlari vardir. ezberden her anlamadigini saman gelenegi falan diye mimleyip isin icinden cikma klise ucuzlugunu da sana yakistiramadim. cevaben her anlamadigini zerdüstlükle iliskilendirenleri de yüzeysel buluyorum.
sana söyleyecegim sudur, birincisi dinler tarihinin "din" olarak tanimlaya bildigi bir samanizm yoktur; bu bilimin bir kavramsallastirmasidir.... ve bütün doga toplumlari samanisttir; afrikalilar da, avusturyalilar da, kizilderililer de falan. ama ben samanistim diyen bir topluluk olmamistir; dinimiz samanizm´dir diye ilan eden bir peygamber de görülmemistir. dolayisiyla türk arastirmacilarin tanimadiklari her seyi samanist ilan etmeleri ucuzluktur, yüzeyselliktir.
ben iddia ediyorum ki alevilik icinde orta asya´dan gelme bir tek kurum ve kavram yoktur; simdi sanli ama zorba devletinin, (hatta öncesiyle beraber devletlerinin) senin de bildigini tahmin ettigim bütün zulümlerine ragmen en orijinalini dersim´de bulursun desem yine beni bir kasaya yerlestireceksin ama gercegi budur. yine de biz bir genellemeyle konusalim ve diyelim ki aleviligin bütün kavram ve kurumlari irani´dir ve gercegin anlasilmasi adina tekrar ediyorum ki orta asya kaynakli, türki hicbir sey yoktur.
kavram ve kurumlardan kastim mesela sunlardir;
pir, talib, mürsid(musir), rayver, kirvelik, müsahiplik, ikrar, cem ve cem kurgusu, saz, Kirklar, evliyalar, gulvang´lar, günesi-ayi kutsal kabul etme vs.. vs..

CEVAP bu konudaki tespitlerin olumu Şamizim adlandırmasını sibiryada araştırmalar yapan RUDOLFF yapmıştır
Bak kardeşim göçebe yaşam tarzına yerleişik kültürlerin sızması çok zordur .evet türklerde afrikalılar ,Kızlderililer Aborjinler gibi bir inanaç sistemi vardır buna doğa dinide deriz yazılı kuralları yok tur ama kutsalları totemleri vardır .
Burada yanılıyorsun Orta asyda bizim kültürümüzün uzantılarını bulabilirsin....yeterki görmek iste gerisi kolay ...
pir, talib, mürsid(musir), rayver, kirvelik, müsahiplik, ikrar, cem ve cem kurgusu, saz, Kirklar, evliyalar, gulvang´lar, günesi-ayi kutsal kabul etme vs.. vs.. bu gibi kavramalr önce Hoca Ahmet Yesevi sonra Hacı Bektaşi VEli sonrada Balım Sultan ve Bektaşilik en son olarak ta Kızlbaş Safevi hareketiyele girmiştir kültürmüzüe Tabiki bu kişiler eğitimli kişlerdir ve Frasça kullnnmışladır Fras dilini kullnamakta Aleviliği bir İran Kültürü yapmaz . ki bu gün Fars yönetimde olan İran Horasan Nişapur 1000 sene Türk yönetimnide kamıştır . Selçuklunun fars kültürünü kabul etmesi de Dağdaki göçebe Türkmeni çok fazla etkilemez . O eski oğuz-türkmen geleneklerini günü,müze kadar korumuştur.
''Ferman padişısahınsa Dağlar hep bizim olmuştur ''Dadaloğlunun söylediği gibi .
sana kısa bir bigi Anadoludaki alevilerin çok büyük bir bölümü Beydili boyuna mesuptur Bu boy Azerbaycanda İranda , Türkmenistan haklarının bir bölümünü oluşturu.
Anatalya -Burdur bölgesine Teke -TÜrkmenleri yaşadığı için Teke bölgesi denilir ünlü ŞAH KULU da Teke aşiretien mesuptur Tarih Kitaplarında TEKELİ ŞAH KULU olarak geçer . Türkmenistandaki en büyük boy-aşiret TEKE aşiretidir . Saparmurat Niyazov da bir TEKE türkmendir
Dersimde ki BALABAN da BEYDİLİ ye tabidir yani alt koludur . Harzemliler de Beydiliye mesuptur .
Sivas bölgesindeki Ulaş+Sincan+Güneş adlı yer ismleri Beydili boyuna aittir ve aynı zamnda oba ismleridir .Bu adlar Türkmenlerin olduğu her yerde vardır .Türklerde yer ismleri genelikle konaklayan boyun adı ile adlandırlır . Anadoluda Selçuklu sonrası oluşan yerleşim birimlerinde bunu sıkça görürüz.
Ulaş , ulaş obasının konduğu yerdir mesela Bu ısmlerle güneydoğoda ve suriyede de Türkmen obalrı vardır

---------------------------------------------------------------------------------------

6. türkler iran üzerinden anadolu´ya geldiklerinde alevi idiler, iran´dan alevi olarak gelmislerdi. ve iran´a gelmeden önce de diyelim orta asya´da kültür ve ibadet acisindan tamamen iran kültürünün etkisindeydiler. türklere türk ismini de irani topluluklar vermistir. (hangi mantikla oldugunu anlatmayayim gururun incinir, hakaret ediyorum sanirsin)
bu yüzden bugün bircok at gözlüklü arastirmaci anadolu´da anlayamadigini, iran´i atlayarak orta asya´da aramakda ve gördügü benzerlikleri de sorgulamadan "a gördünüz mü kaynagimizda da biz böyleydik" falan diye yazmaktadirlar. zaten türkü anlamak icin bugüne kadarki bütün türk arastirmacilar ne hikmetse orta asya´ya bakmis onlara sormustur; nedense diyelim 40-50-60 milyon(yani biz istediginiz kadar az olabiliriz) türk kendini anlatamiyor... Kendini, kendi kültürünü yasamiyor ya da ne yasadigini bilmiyor. tabi "alevilik anadolu´da bircok güzel kültürden güzel degerleri yan yana getirerek olusmus bir kültürlenme durumudur. o yüzden onlar kendilerini anlatamaz ama senin gibi akillilar 80 yildir icinden cikamadiklari bu meselede hala yeni kesiflerle herseyi bu cahillere anlasilir kilar. üstteki islami cilayi atinca alttan halis-muhlis türklük cikar....

kusura bakma birkac cümleyle sana itiraz edip gececektim ama uzadi. kisaca anadolu türkler´i de bugün hala iran´da yasayan azeri vb. türki halklar da gerek dil gerekse de inanc olarak tamamen iran kültürünün etkisindedir. ve denilebilir ki, bugün son 70 yilda masa basinda uydurularak yaratilan türkce disinda diyelim pir sultan´in, nesimi´nin. haci bektas´in konustugu türkce özellikle kavramlar acisindan tamamen irani dillerle "zenginlesmistir." milliyetciligin yaptiklariyla da tamamen köksüzlesmis, mantigi carpitilmistir.
bugün bir türkce etimoloji sözlügünün olmamasi ve senin gibi cengaverlerin buna cüret edememesi de bu sebepledir.

CEVAP ; Türkler Anadoluya geldiklerine Alevi değildiler . Oğuz-Türkmen göçebe kültürne sahiptiler islam olsalarda Oguz Kürltürü daha baskındı ehlibeyte 12 imamlara ve Hz. Aliye karşı sevigi vardı ama Yesvilik izleri olmakla beraber
Bektaşilik henüz kurmsallşmamış tı 12 imamcılık ve ehlibeyt s evgisnin bir tabuya dönüşmesi içinde Safevi harekatını beklemek gerkiyordu . Bu harekat Fars kökenlileri Şii , andadolu Türkmenlerinide Kızlbaş-Alevi yaptı Safevilerden sonra İranı ele geçiren Farsiler kendi kültürleri ile birlikte bu günki Şii Fars kültürünü yarattılar bununda alevilikle bir ilgisi yoktur .tabi kendi içlerinde yaşayan Türkmenlere Azwerilerer de bu kültürü zorla dayattılar asimile etmeye çalıstıalr bu halanda sürüyor senin gördğün sadce bu
Dede Korkut hikayeleri Türklerin o dönemki kültürlerini çok iyi bir şeklide yansıtır bu hikayelerde BOZ ATLI HIZIR aynen bu gün dersimde ve diğer Alevi bölgelerinde kullnıldığı gibi hikayelerde geçer . Ayrıca ''DAĞ GİBİ KIMIZ İÇİP SONRADA İKİ REKAT NAMAZ KILARLAR '' Oğuz beylerinin kendi mallarında ''Yağmalattıkarı,ÇAPUL ettirkdikleri '' anlatılır .Ehlibeytten Hz Ali den de bahsedilir .
Urfalı Mateos Türklerin Anadoluya ilk gelişlerinden bahsederken İran dan gelen kavimler olarak tanımlar . Onlar göünmlerinden dolayı kadına benzetir ve daha önce böyle bir kavim görmediklerini söyler çünki Türkler i uzun at kuyrugu saçlı kulakları kupeli uzun Şelfe tarzı giyecekleri olan savaşçılar olarak tanımlar .kendi ordularından en büyük farkı ise Tü,rkler at üstünde usataca ok atabilmeleri dir daha önce hiç böyle bir süvari okçu birliği görmemiştir Urfalı Mateos kendi ordularında çok büyük zaiat verdirdiklerini anlatır Türklerin Malzgirt savaşınıda detaylı bir şekilde anlatır
Türkler Göktürk alfabesinden sonra ,Fras ve Arap alfebesini kullnmışlardır Mederese kütürünün etkiisinde tabiki Farsça Türk diline hatırı sayılır bir şekilde girmiştir .Buna Selçukluların fars hayranlığınıda eklersek boyutu büyür işin Ama yine söylüyorum selçuklunun osamnlının yönetici sınıfı ile halkı ayırmak laızım . İsalmiyetle birlikte arap kültürüde Türkler üzerinde etkili olmuştur Bu işten en az etkilenelnler ise Konar-Göçer Türkmenleridir .
Anadolu halkları iran etkisinde değildir ama İrandaki 35milyon türk zorunu bir klültür değişimine tabbi tutulmaktadır şövenizt Frasiler tarfından İran sesizce kendi içindeki Kızılbaş unsurları yok etmektedir .. Pir Sulatın konuştuğu dil en sadce olanıdır .
yine aynı kural geçerlidir ''Türklerin Farsça konuşmalrı yazmaları onları Fras yapmaz '''
ALEVİLİK 19.yy ait bir tanımlamadır !Safevi olayından sonra bu günki halini almıştır . Tarihte Koronoloji olduğunu unutma

---------------------------------------------------------------------------------

7. artik siyaseti birakin dostum, alevi olarak kendi gercekliginle bulusmak istiyorsan ilk önce bildiklerini unutman gerektigini söylemek zorundayim. zor is tabi ama böyle: gölpinarli, inalcik, melikoff, ocak falan bu meseleleri yani kendimizi anlamak önündeki en büyük engeldir. gel beraber ögrenelim. ögrendikce öyle islam falan bir yana adem´den öncesine kadar uzanalim. neydi ilk söz? düzgin sana sabir versin.
CEVAP : Ben sadce onalrın ''Doğru Tespitlerini ''aktarıyorum bu bütün fikirlerine katıldığım anlamına gelmez. Melikkof çok önemli bir araştırmacııdr ama Bir alevi kadar işin içinde değildir .Bu onun ilgi alanı olabilir fakat benim kültürüm ,sahip olduğum bir olgu
Alevilik binlerce senede oluşmuş bir olggudur
Esas itibarıyla Göçebe -Oğuz'un islamı algılama ve yaşama biçimidir bu binlerce senelik serüven ancak ciltler doluracak kitaplarla anlatılır . bir kaç kelimeye sıgdırmak zor
yinede- Nihat Çetinkaya'nın KIZILBAŞ TÜRKLER tarihi oluşumu ve gelişimi - adlı eseri okumanı tavsiye ederim Bu güne kadar yazılmış en iyi eserlerden biri Kaynakça olarakta epey doyurucu ...

BOZ ATLI HIZIR YARDIMCIN OLSUN

Makale yazarı: Barlas - Ümit Tarih, gün ve saat : 19. Ekim 2005 22:20:45:

Aleviliğin nereden gelip nereye gittiği, ne olduğu ve ne olmadığı tartışmaları, sıcaklığını hậlậ muhafaza ediyor. Tartışmalara ilişkin, tabiri caiz ise, “her kafadan bir ses çıkıyor” denebilir. Biz bu söyleşi ile, araştıran; bilgilere, belgelere ve bulgulara dayalı olarak düşünen kafalardan birinin sesini duyurmak istedik.
Niye Mehmet BAYRAK diye sorulabilir. Hollandalı bilimadamı Martin van Bruniessen’in tamamen katıldığımız şu sözleri bu soruya yanıt oluşturuyor: “Son yirmi senede Kürt yayın ve araştırma hayatında Mehmet Bayrak’ın çok önemli bir yeri var. Yayınladığı dergi ve kitaplarla, topladığı ve yaptığı araştırmalarla ölümsüz bir mekan kazanmıştır.”
BAYRAK’ın Alevilik ve Kürtler ile Ortaçağdan Modern Çağa Alevilik adlı çalışmalarına bir göz atmak bile, hem Bruniessen’in tespitinin hem de bizim tercihimizin sebeplerinin anlaşılmasını sağlayacaktır kanısındayız.
Bu söyleşinin tartışmalara bir katkı sunması umuduyla...

Barlas BEYAZTAŞ – Ümit KAYA

Bir Doğal Din :
ALEVİLİK

Alevilerin kamusal alanda tanınmaya başlamaları bir yandan yeni olanaklar sağlarken diğer yandan da cemaat içindeki farklılıkları ve bölünmüşlükleri de gözler önüne serdi. Bu, dine ve inanca bakışa da yansıyor. Bir kesim, daha çok yaşlı kuşaklar, “Alevilik İslamdır” hatta “hakiki Müslüman biziz” diyor. Bir kesimse “Alevilik kendi başına bir inançtır, ama İslamdan etkilenmiştir” diyor. Başka bir grupsa “Alevilik yalnızca bir felsefe, bir yaşam biçimidir” diyor. Sizce bu tanımlardan hangisi gerçeğe daha yakın?

Alevilik, çok uzunca zaman Türkiye’deki tabu konulardan biri olduğu için, açıkca, özgürce tartışılamıyordu. Tartışılamadığı için de gerçekten ne olup olmadığı ortaya konamıyordu.
Benim araştırmalarım, kendi yaşamım, elde ettiğim bulgular şunu gösteriyor: Alevilik kendine özgü, ayrı bir dindir. Kuşkusuz, inanç, dini de tarikati de mezhebi de kucaklar, ama Aleviliğin bir din olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Dünya yüzünde insanların mensup olduğu iki tür din vardır. Bunlardan bir tanesi geçmişten bu yana insanoğlu ile yaşayıp gelen doğal dinler’dir, ikincisi de semavi dinler’dir. Alevilik, doğal dinler kategorisinde yer alan kendine özgü, ayrı bir inanç, ayrı bir dindir. Semavi dinler’le herhangi bir alakası yoktur.
İnsanlarımız, din denince mutlaka semavi dinler’i anladıkları için, Aleviliğin ayrı bir din olayı olabileceğini düşünemiyorlar. Hemen “Alevinin allahı kim, peygamberi kim” diyerek ortaya çıkıyorlar. Oysa doğal dinler diye bir kategori vardır ve bunlar hậlậ yaşıyor. Alevilik de bunlardan bir tanesidir.
Alevilik semavi dinler’den çok daha önceleri başlayan, yani geçmişi Budizm’e de, Brahmanizm’e de Manihanizm’e de, Zerdüştilik’e de, belli ölçüde Şamanizm’e de, Mazdekçilik’e de, Babekçilik’e de dayandırılabilecek bir din.
Öte yandan komşu dinlerden de bir takım şeyler alıp bir takım şeyler vermiş. Sözgelimi Alevilik ile Hırıstiyanlık arasındaki benzerliğin onda birini Alevilik’le Müslümanlık arasında göremezsiniz. Buna rağmen İslamiyet’ten de bir takım motifler, semboller alan, kendine özgü, ayrı, bağımsız bir dindir Alevilik. Bu sembollerin alınması da doğal. En azından 1400 – 1500 yıllık bir tarihi var İslamiyet’in. Şimdi bu coğrafyada yanyana, yerine göre içiçe yaşanıyor, dolayısıyla İslamiyet’ten kimi motifler almış ve kendi içinde eritmiş. Nasıl eritmiş? Sözgelimi Alevilik’teki Ali kültü ile İslamiyet’teki Ali arasında çok büyük bir fark vardır. Alevilik yeni, kendine özgü bir Ali kültü yaratmıştır.
12 İmam olgusu da böyledir. 12 İmam eğer Ehl-i Beyt’in soyundansa, onun çocuklarıysa bunların belki de 102 veya 1002 olması gerekirdi. Oysa Alevilik bunu 12’de bitiriyor. Bakıyorsunuz bunun Hırıstiyanlık’ta bir karşılığı var: 12 Havari. Yine Ahle Haq’larda, Yezidiler’de var bunun karşılığı. Yani 12 melek kültü’ne bağlı dinlerin bir çoğunda bu 12 sayısı egemen.
Çok açıktır ki İslamiyetin 5 Şartı vardır. Aleviler bu 5 Şart’ın hiçbirini yerine getirmezler. Alevilerin orucu vardır mesela, ama oruçları da İslamiyetinkinden tamamen ayrıdır. Hacca gitmez, kelime-i şehadet getirmez, namaz kılmaz... Öte yandan Amentü duasında ifadesini bulan İmanın Şartları var. Yani bir kişinin Müslüman olabilmesi için aynı zamanda imanın, yani inancın şartlarını kabul etmesi lazım. Ne diyor: “İslamiyetin öngördüğü gaybi tanrıya inanırım, onun resulüne inanırım, onun gönderdiği kitaba inanırım, ahiret gününe inanırım, hayrın ve şerrin Allah’tan geleceğine inanırım.” Alevi bunların hiçbirine inanmaz. Ne İslamın ne de İmanın Şartları’nı yerine getirir. Bundan dolayı ayrı bir inançtır, ayrı bir dindir Alevilik. Dolayısıyla, Aleviliği İslamın özü, versiyonu, tarikatı veya mezhebi olarak görmek son derece yanlıştır.
Yani nasıl bir ırmak, bir küçük su bir dağdan kopuyor, bir dere yatağında ilerliyor, ilerledikçe yeni sular eklenerek büyüyor, büyüdükçe geçtiği coğrafyanın özelliklerine göre bu su yeni bir tat, yeni bir renk alıyor; işte Alevilik de aynen bu nehir gibi belli inançlardan, dinlerden, kültürlerden etkilenmiştir. Yaşadığı coğrafyadaki egemen halklardan ve kültürlerden bir takım şeyler alarak, yeni bir kompozisyon olarak ortaya çıkan, heterodoks, gizli bir dindir. Benim hareket noktam, yaklaşımım budur.

Dışarıdan bakanlar Aleviler’in kendi içlerine kapanık ve homojen olduğu kanısındalar, oysa çok heterojen ve çeşitli siyasi tutumlara sahipler Aleviler. Sizce dışardan niye böyle görünüyor? Ve neden Aleviler kendi içlerinde böyle bölünmüş durumdalar?

Dışarıdaki insanın Aleviliği görmesi, zamirini anlaması ve değerlendirmesi son derece zordur. Bilinen baskıcı yöntemler dolayısı ile -ki bunları ta Selçuklu’ya, Osmanlı’ya hatta daha eskiye götürmek mümkündür; Cumhuriyet döneminde de Aleviler baskı altındadır- kendilerini hiçbir zaman serbestçe ifade edememişler, tartışıp konuşamamışlar. İbadetlerini serbestçe yapamamışlar. Bu yüzden dışardaki bir insanın Aleviliği anlaması gerçekten mümkün değil.
Şimdi bölünmüşlük olayına gelince. Alevilik yeni yeni tartışılmaya başlanınca bu görüş ayrılıkları su yüzüne çıkıyor. Bunların olması son derece doğaldır. Çünkü bugüne kadar Aleviler kendileri üzerine tartşıp, yazıp bir sonuca varamamışlar. Bunun olanağı da olmamış bugüne kadar. Bu yeni yapılıyor, yani çok gecikmeli olarak bu süreç yaşanıyor, dolayısıyla da önemli görüş ayrılıkları ortaya çıkıyor.
İlk soruda bahsettiğiniz yaklaşımların önemli bir bölümü bir yanılsamadan, bir bölümü de korkudan ibarettir. Sözgelimi, hậlậ Aleviliğin İslam dışı olduğunu söylemekten korkuluyor. Çünkü hậlậ siyasal, sosyal, kültürel belli bir baskılanmanın altında Alevi. Dolayısıyla kendini özgürce ifade edebilmesi bu nedenle de mümkün değil.
Bir bölümü bir yanılsama. Onlarca, yüzlerce yıldan beri yapılan propagandaların etkisi ile kendisinin hakiki ve öz Müslüman olduğunu varsayabiliyor. Bu nedenle bize düşen görev bilimsel bulgulardan, belgelerden, yaşanan Alevilik’ten yola çıkarak ve bir de diğer dinlerle tartarak, karşılaştırarak Aleviliğin ne olup olmadığını ortaya koymaktır. Diğer dinler bilinmeden, bu karşılaştırma yapılmadan Aleviliğin nerde durduğu anlaşılmaz.
Ayrıca çeşitli bölgelerde Aleviliğin farklı biçimlerde ortaya çıkmasının da nedenleri var. Bunun da diyalektik, sosyolojik izahı rahatlıkla yapılabilir. Kapalı kalan, iletişim içinde olmayan, iletişimi sınırlı olan topluluklarda bir içe kapanma söz konusudur. Bu, bölgesel, mahalli özellikleri katar inanca. Eğer toplum açık olsa, ibadet de açık olsa insanlar birbirlerinin ibadetlerini görecek ve etkilencektir. Böyle olmayınca mahallilikler artar. Farklı bölgelerde farklı motifler ve ritüeller bile girebilir.
Sözgelimi, doğal olarak içkinin bol olduğu bölgelerde, dem olarak içki kullanılır ibadetlerde ve törenlerde. Ama biliyoruz ki Dersim’de cem törenlerinde içki kullanılması hemen hemen yok gibidir. Bu bakımdan bölgesel ritüel ve motif farklılıkları sosyolojik bir olgudur. Kapalı olmakla ilgili bir olgudur.
Bir de Alevilik özellikle de Alevi-Kürt kimliği azınlık içerisinde azınlık statüsünde bir kimliktir. Buna çok dikkat etmek lazım. Azınlık içinde azınlık olan topluluklarda milliyet ve din olgusu içiçe geçer ve ulusal kültürü de dini de son derece etkiler. Mesela Yezidi Kürtler “Em e Ezidine” derler. Bunu derken aynı zamanda Kürt kimliğine vurgu yapar. Çünkü onların gözünde Yezidilik ve Kürtlük özdeştir. Bizim bölgede, Maraş bölgesinde, Alevilerin tamamına yakını Kürttür. Dolayısıyla oradakiler “Em e Alevine” derken Kürt olduklarını söylerler. Yani iki kimlik içiçe geçmiştir. Azınlık içinde azınlık statüsünde olan tüm topluluklar için bu böyledir.

Nejat Birdoğan’ın “Alevilik İslamın tarihine dahildir, ama ideolojisine dahil değildir” şeklinde bir tespiti var. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Ben İslam’ın tarihine de dahil olduğuna inanmıyorum, çünkü İslamiyet’ten çok önceleri başlayan bir olaydır Alevilik. Alevi adlandırması çok yenidir. 19. yüzyılın sonlarında literatüre yavaş yavaş girmeye başlamıştır. Şöyle bir yanılgı da var. Geçmişte Aleviyye-Aleviyyun olarak nitelendirilen unsurlar kesinlikle Anadolu-Mezepotamya-Kürdistan Alevileri değildir. Onlar Ali yandaşlığı yapan Arap Şiileri’dir. Alevilik İslamiyet’ten önce başlar. Ama bir dönem İslamiyetle yaşamış diye İslamın tarihi içine sokulamaz bence.
Anadolu, Mezepotamya, Kürdistan Aleviliği İslam’daki klasik iktidar kavgasından bir ayrılma değil. Hilafet üzerinde yürütülen iktidar kavgasından kopuş bugün diğer Arap ülkelerinde gördüğümüz Şiilik’tir. Ve bunun eski literatürde adı Aleviyye, Aleviyyun’dur.
Ama Anadolu, Mezepotamya, Kürdistan Kızılbaşlığı ya da Aleviliği bundan tamamen farklı bir süreçtir. İslamiyet’ten çok önceleri başlar ve daha sonra İslamiyet’le buluşması dolayısıyla belli etkileşimler yaşar, bazı motif ve sembolleri farklı bir içerikle alır. Sözgelimi hiç anlaşılmayan hususlardan bir tanesi de bu Allah-Muhammed-Ali olayıdır.
Bu olgudan yola çıkarak Aleviliğin Müslümanlık olduğu sanılır. Oysa bu her bölgede aynı biçimde görünmez. Mesela bizim bölgemizde, İç Toroslar’da, Allah-Ali-Hüseyin biçimindedir. Muhammed bu üçlemenin dışına çıkartılmıştır.
Bu bir üçlemedir. Aslında bu üçleme aynen Hırıstiyanlık’taki Baba-Oğul-Kutsal Ruh olgusu gibidir. Aynı şeyin Yezidilik’te, Ahle Haq’ta ve Kakailik’te de versiyonları vardır. Ve Allah-Muhammed-Ali denen şey bunun tümünün Ali olarak tanımlanması, Ali’nin Allah olarak tanınması olgusudur. Bu üçte birlik, üçte birleme denen olgudur. Bu anlaşılmıyor, bu yüzden de sanılıyor ki Muhammed’le kast edilen peygamber Muhammed, Ali ile kast edilen Halife Ali, Allah da gaybi Allah’tır. Oysa Aleviliğin özünde gaybi bir tanrı inancı yoktur.
Aleviliğin özünde bütün evrende mündemiç, gizil bir güç ve onun insanın kişiliğinde dışarıya kendini vurumu vardır. Yani bir bütün olarak tanrısal güç evrenin bünyesinde mündemiçtir. Bu aslında diyalektik materyalizmle de çakışan bir olgudur. Bütün evrende mündemiç bir güç; ve bu, en değerli varlık olan insanda kendini gösterir.
İnsanlar arasında da belli kategoriler vardır. Ve bu güç en ço İnsan-ı Kậmil’de kendini gösterir. Çünkü İnsan-ı Kậmil bu işin sırrına ermiştir. Bu nedenle Gılgamış’ta da ifadesini bulan “insanlar ölümcül tanrılardır, tanrılar ölümsüz insanlardır” kavramı Alevilik için de geçerlidir aynen. Bundan dolayı İnsan-ı Kậmil mertebesi diye bir mertebe konmuştur. Yani işin bilincine varmayan insanla bu işin bilincine varan, iç devrimini yapmış, İnsan-ı Kậmil mertebesine ulaşmış insan arasında fark vardır. Dolayısıyla oradaki Ali motifi İnsan-ı Kậmil biçiminde görülen, yani tanrı-insan kavramının bir sembolüdür. Ve o üçlemenin tümü de aslında Ali için söz konusudur.
Öte yandan Aleviler göksel bir tanrıya inanmadıkları için ondan haber getirecek bir peygambere de inanmazlar. Alevilikte peygamberlik olayı yoktur. Ayrıca Aleviler semavi denen kitapların tümünü mahluk, yani yaratılmış, yazılmış kabul ederler. Bu husus devletin gizli belgelerinde bile var.
İlginçtir, Dersim bölgesinde uzun süre kalmış olan Atatürk’ün danışmanı Hasan Reşit Tankut bile bunu idrak ediyor ve söylüyor. Alevilerin kesinlikle dört kitabın gökten geldiğine inanmadıklarını, bunları mahluk, yazılmış olarak gördüklerini; Musa’nın, İsa’nın ve Muhammed’in sözleri olarak gördüklerini söyler Tankut. Şimdi böyle görünce onları kutsal kitap olarak kabul etmek söz konusu olmayacağı gibi -başkalarının dinine saygı göstermekle birlikte- kendilerini bu kitaplardan da sorumlu görmezler Aleviler.
Alevilerin kitabı da, erkanı da, deyişi de, gulbangı da kendi dini önderlerinin yarattığı ürünlerdir. Aleviler onunla ibadetlerini yaparlar. Yoksa Kur’an, İncil veya Tevrat’la yapmazlar ibadetlerini.

Uçurumun İki Yakası: Şah-ı Merdan Ali ile Halife Ali

Bütün bu serüven içinde Ali’nin pozisyonu nedir?

Dinlerin hepsinde kutsal kişilikler vardır. Ayrıca dinlerin hepsini bir korku ve vehim yaratmıştır. Böyle olduğu için, her dine mensup insanlarda bir kurtarıcı beklentisi ve özlemi vardır. Bu yüzden Aleviler Ali’yi kurtarıcı özlemine bir sembol yapıyor, sadece bir isim olarak. Öte yandan bu tür heterodoks dinlerde, genellikle bunlar ezildiği, baskılandığı için her zaman mazlumdan yana bir tavır sözkonusudur. Ali’nin hakkı yendiği için, mazlumlar kampında yer aldığı için de kendisine uygun bularak, kendi inancının, kendi kültünün içine alıp sokuyor; gerek Ali’yi gerekse 12 İmamlar’ı, gerekse Ehl-i Beyt olgusunu. Yani Hırıstiyanlık’ta İsa neyse Alevilik’te Ali odur.
Şunu çok açık olarak söylüyorum, Aleviliğin yarattığı Ali kültü ile Halife Ali, tabiri caiz ise, taban tabana zıttır. Aralarında çok büyük uçurumlar vardır. Esas olay Alevilerin kurtarıcı özlemi ve Ali’nin hakkının yenmiş olmasıdır.
Profesör İlhan Başgöz’ün bu Ali kültü ile ilgili çok güzel bir belirlemesi var. Diyor ki: “Aslında İslam tarihinde geçen Halife Ali ile Alevilerin inandıkları, taptıkları Ali arasında büyük bir fark vardır. Halife Ali softa bir yaşam sürdü. Kadınlı erkekli semah tutmaz, ibadet yapmazdı. İçki içmezdi. Saza hoş bakmazdı. Oysa Aleviliğin yarattığı Ali kültü bunun tam zıddıdır.”
Ali İslamiyet’e hizmet etmiş, bu uğurda bir sürü insan kırmış, işte “Allah’ın Arslanı” unvanına layık görülmüş... Bu, Aleviliğin beklentisinin yarattığı bir olgu. Ondan dolayı diyorum Alevilik’teki Ali kültü tamamen farklıdır diye. Yani o mazlumiyet öyle hissediliyor. Mazlumu savunma inancı var ya, onun bir sembolü haline getiriliyor.
Ali, literatüre göre 10 defa evlenmiş, oğlu Hasan’sa 25 defa. Gel gör ki hiçbir Alevi bunu kabul etmez. Ali’nin adam öldürdüğünü, insanları İslam’a çevirmek için katlettiğini kabul etmez Alevi. O yüzden “Ali’nin elindeki aşk kılıcı, altındaki aşk atıydı” der. Yani burada Alevi’nin görmek istediği bir Ali’den söz ediyoruz.

Eşyanın Tabiatına Aykırı Bir İş: Alevilik = Şamanizm

Aleviliğin kökenine ilişkin iddialardan biri, onun Şamanizm’den geldiğini ve Türklere – Türkmenlere has oldğunu söyler Bu iddianın dayanağı nedir, nereden geliyor?

Hiç ilgisi yok. Öncelikle şunu söyleyeyim. Bugünkü resmi ideolojinin temelleri İttihatçılar (İttihat ve Terakki Cemiyeti) döneminde atılmıştır. Şöyle ilginç bir olay oluyor. 1912 Selanik Kongresi ile birlikte, İTC’nin dolayısı ile Osmanlı’nın yönetimi bütünüyle Balkan Türkleri’nin, yani Enver, Talat, Cemal paşaların eline geçince, daha önce İttihatçılar’a destek olan unsurlar partiden ayrılıyorlar; Kürt yurtseverleri de dahil. Bu partide kalan ve onlara iyice yaklaşanlardan biri Ziya Gökalp oluyor. Gökalp daha önce Kürtlerle ilgili gramer, alfabe, sözlük yazımına katkıda bulunduğu halde, bunları bir yana bırakıp, İttihatçıların, Balkan Türkleri’nin cephesinde yer alıyor. Onlar da Gökalp’i ödüllendirmek için, onu Genel Merkez Hocalığı’na, yani Parti Başdanışmanlığı’na atıyorlar.
Şöyle ilginç bir olgu var. Eski kaynaklarda geçiyor bu. Sadrazam, yani Başbakan Talat Paşa, Başdanışman Ziya Gökalp’i çağırıyor. Diyor ki: “Ziya bey, şimdi bütünüyle partinin de devletin de yönetimi bizim kucağımıza düştü. Tek söz ve karar sahibi olan biziz. Fakat Anadolu, Mezepotamya, Kürdistan bizim için adeta kapalı bir kutu. Bu coğrafyalarda bir sürü halklar, etnik gruplar, dinler yaşıyor. Dolayısıyla bizim kendi politik, parti anlayışımıza uygun projeler üretmemiz lazım. Planlar hazırlamamız lazım.”
Nedir İTC’nin ideolojisi? Türkçülüktür. Yani tek tip toplum yaratma anlayışıdır. Gökalp’e bu direktif veriliyor. Gökalp o zaman İttihatçılar’ın önde gelen, eli kalem tutan adamlarını topluyor ve bu direktifi onlara da iletiyor. Sonra bunlar oturup bir çalışmaya giriyorlar. Bu çalışmada en önemli kimliklerle ilgili politikalar üretilecek, raporlar hazırlanacak.
En önemli kimliklerden birisi Kürtler. Onlarla ilgili konuyu Arnavut kökenli Naci İsmail’e veriyorlar. Ermeniler konusunu Esat Uras’a veriyorlar. Kızılbaşlar, Aleviler, Bektaşiler konusunu Dağıstan’lı bir Çerkes olan Baha Said’e veriyorlar.
Baha Said İttihatçı bir militan. Bu kişinin de yaptığı şey Kızılbaşlığı ve Aleviliği, ki Alevilik söylemi çok yenidir, bir bütün olarak Anadolu, Mezepotamya, Kürdistan Kızılbaşlığını Bektaşilik kulvarının içine sokup, Bektaşiliği de Türk Müslümanlığı biçiminde sunmaktır. Buna sonradan eklemlenen bir halka da Rusya’dan kaçan Türkçülerden, profesörlük payesi verilmiş Abdülkadir İnan’dır. Abdülkadir İnan Anadolu’daki Aleviliği bir Türk dini gibi, Şamanizm’in bir devamı olarak sunar. Referanslarından biri Baha Said’in 1927 yılında Türk Yurdu dergisinde çıkan makalesi, biri de kendisidir. Bilimsel bir temeli yok yani. İnan, Anadolu Aleviliği’ni Şamanizm’le başlatan bir kitap çıkardı, Tarihte ve Bugün Şamanizm diye. Dolayısıyla Şamanizm’in referans olarak gösterilmesi tamamen Abdülkadir İnan ile başlayan bir olay. Bundandır ki bu iddianın gerçekle bir alakası yok.
Orta Asya’da çok önemli bir Sünni varlığı vardı. Ve bugün de hậlậ öyledir. Şamanizm’den etkilenen göçebe unsurlar gelirlerken elbette oradaki inançlardan, dinlerden birşeyler getirirler. Ama Anadolu coğrafyasında daha önce yaşamış bir sürü din ve kültür var.
Bu coğrafya, Mezepotamya, adeta bütün dinlerin çıktığı bir yer. Bir yığın uygarlığın gelip geçtiği bir coğrafya. Şimdi böyle bir coğrafyayı, böyle bir kültür harmanını görmezden gelip, Aleviliği Şamanizm’e indirgemek eşyanın tabiatına aykırıdır. Son derece yanlış bir görüş ve tezdir.

Yukarıda andığımız iddianın bir devamı olarak, dedelik ve ocakların da Türklüğe has kurumlar olduğu söyleniyor...

Bakın Zerdüştilik’te de öyle din görevlileri var ki bunların işlevi, misyonu aynen bizim pirlerinki gibi. Aralarında büyük benzerlikler var. Kehanet ve keramet göstermeye varıncaya kadar. Zerdüştilik’le Alevilik arasındaki gerek ritüeller gerekse felsefi açıdan benzerlikleri bir tarafa bırakıyorum. Demek ki bu kurumların bir önceli var. Yani bir dönüşüm, değişim, bir uyarlama söz konusu.
Yakın döneme gelince. İslamiyet bu coğrafyada egemen olmaya başladıktan sonra, bir bakıyorsunuz mesela Dersim başta olmak üzere ocaklara verilen bu hüccetlerin, icazetname adıyla verilen bu belgelerin özellikle Selçuklular döneminde verilmiş olduğu görülüyor. Çünkü Selçuklular İslamiyeti bu devletin resmi dini haline getirmişler. Bu İslam dışı heterodoks inançları da hem saraya hem İslamiyete yaklaştırmak istiyorlar. Böyle olunca Selçuklu geleneksel olarak bölgede bu dini temsil eden, o topluma dini önderlik yapan unsurları şartlı olarak tekrar görevlendiriyor. Bunlara şecere, icazetname, hüccetname adıyla belgeler veriyor. Bunun bir şartı var: O unsurlar geleneksel olarak temsil ettikleri topluluğun temsiliyetini devam ettirecekler, ama bunu yaparken kesinlikle saraya karşı durmayacaklar. Artı, olabildiğindce İslamiyete yaklaştıracaklar kitleyi.
Verdikleri bu şecereleri de kendileri düzüyorlar. Bu dini önderlikleri İslamiyete yaklaştırmak amacıyla onların bir zaafından, Ali kültü ve Ehl-i Beyt olgusundan yararlanarak İslamiyete yamamaya çalışıyorlar. Aslında söz konusu olan manevi bir zincirdir. Ama sanki bu bir soy zinciriymiş, soydan belden gelme olgusunun bir devamıymış gibi algılıyorlar bu dini önderler ve kitleye de öyle yansıtıyorlar. Daha çok söz ve karar sahibi olmak amacıyla böyle bir misyona bürünüyorlar. Halbuki Selçuklu’nun ve daha sonra Osmanlı’nın verdiği hüccetlerde kastedilen bir manevi zincirdir. “Siz ehl-i beytten geliyorsunuz, onun düşüncelerini temsil ediyorsunuz” demek istiyorlar. Bu da dedelerin işine gelmiş. Yol evlatlığını bel evlatlığına dönüştürdüler. Oysa ki bunun bel evlatlığı ile hiç alakası yok. Yönetimin de temel amacı dediğim gibi, bu yolla onları İslamiyete ve saraya yaklaştırmaktı. Çünkü bu hücceti aldığı halde saraya ters düşen olursa o hüccet alınıyordu. Ve kendisine daha yakın gördüğü bir aileye veriliyordu. Yani bu hüccetler kayıtsız şartsız alanda kalacak bir belge değildi.
Yavuz Sultan Selim Hilafeti aldıktan sonra çeki düzen vermek istiyor bu unsurlara, Alevi Kızılbaş zümrelerine. Bu hüccetleri yeni durumu göz önüne alarak, bunların saraya yakınlıklarını, İslamiyete bakışlarını gözeterek yeniliyor. Kim kafasına uyuyorsa onlara o hüccetler veriliyor.

Alevilerin etnik kimliği konusunda işi çok uç noktalara götürenler var. Bunların başında da Cemal Şener geliyor. Şener, bütün Alevilerin etnik olarak Türkmen olduğunu söylüyor. “Bu topraklarda hiçbir Kürt Aleviliğe geçmemiştir” diyor...

Bakın, Cemal Şener’in söylediklerinin bilimsel, tarihsel ve toplumsal gerçeklikle hiçbir alakası yok. İşin ilginç yanı, Şener’in son 10 yıl içinde ilk söyledikleri ile sonrakiler taban tabana zıttır. Sözgelimi Kürtlüğün, Türklüğün milliyet; Aleviliğin, Sünniliğin ise din olduklarını, dolayısıyla bunların karıştırılmaması gerektiğini daha önce söylediği halde, bugün Aleviliği Türk Müslümanlığı biçiminde sunuyor.
Bu iki boyutuyla yanlış. Alevilik eşittir Türklük ya da Türkmenlik olamayacağı gibi, Alevilik Müslümanlık da değil.
Alevilik ister batıda ister doğuda olsun, ortak temel ölçütlere sahiptir. Ortak temel doğrular ve temel inançlar var. Ama farklılaşan ritüeller ve yorumlar da var. Bu, onların ulusal kültürlerinin inançlarıyla emişmiş olmasıyla ilgilidir. Sözgelimi güneşe karşı dua etme olayı Alevi Kürtler’de yoğunken, Alevi Türkler’de, Türkmenler’de yoğun değil. Mesela ziyaret olayı iki kesimde de var.
Kim resmi ideolojinin daha çok etkisinde kalmışsa onun Aleviliği biraz daha yozlaşmıştır. Müslümanlığa kaymıştır onun Aleviliği. Zaten Türk Alevileri kendilerini Türk-İslam Sentezi’nin Türklük ayağında görüyorlar. Geriye kaldı İslamlık ayağı. Bir de bu propagandaların etkisiyle yoğun bir kayış var Alevi Türklerde. Ama Alevi Kürtler’de yok. O azınlık içinde azınlık statüsünden dolayı yok böyle bir kayış. Onlar kimliklerini koruyorlar. Ama ne yazık ki Alevi Türkler belli ölçüde iğfal edildiler. Bu, Türk-İslam propagandasının o kitle (Alevi Türkler) üzerindeki etkisiyle izah edilir.
Bu noktada ilginç bir şey daha söyleyeyim. Özellikle Hilafet kaldırıldıktan sonra sözde laiklik getirildi, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Mustafa Kemal, geçmişi İttihatçı olduğu için, özellikle 1925’ten itibaren gerçek kimliğini ortaya koyan uygulamalara yöneliyor. Bunlardan bir tanesi dinle ilgilidir. Şimdi Alevilere, Bektaşilere ya da diğer şafi Kürt tarikatlerine ilişkin dergahlar, tekkeler, zaviyeler kapatılırken cami kapatılmadı.
O dönem Mustafa Kemal’in tek tip toplum, tek tip din –hanefi Müslümanlığı- yaratmak amacıyla yaptığı bir girişim var. Diyaneti görevlendiriyor. Müslümanların kutsal kitabı Arapça. Herkesin Arapça okuması ve anlaması mümkün değil. İnsanlar nereden anlarlar kutsal kitabı? Tefsirlerden anlarlar. Dolayısıyla M. Kemal’in ilk el attığı işlerden biri, Kur’an’ı tefsir ettirmedir. Yani Kur’an hem çevirilecek hem yorumlanacak. Yalnız bunu yaparken, ilginçtir, Diyanet’e şu direktifi veriyor. Diyor ki: “Kur’an’ı tez elden tefsir ettireceksiniz, ne kadar para gerekiyorsa verilecek. Fakat bu tefsirde ehl-i sünnet dışındaki inançlara, öğretilere yer verilmeyecektir. Hanefilik dışındaki diğer sünni mezheplerin görüşlerine de yer verilmeyecek.” Ve “Kur’an” diyor “Türk-İslam geleneği göz önüne alınarak yorumlansın.” Elimizde belge olarak var; bu konuda Diyanet’e 7 maddelik bir direktif veriyor. Diyanet de Elmalılı Muhammed Hamdi Yazar ile sözleşme yapıyor. Diyor ki Diyanet Yazar’a: “Cumhurbaşkanının isteği budur, biz bunları 7 maddelik bir sözleşme haline getirdik. Bu sözleşmeyi imzalayacak ve Kur’an’ı buna göre tefsir edeceksin.” Yazar da bu sözleşmeye göre tefsir ediyor.

bak altug kardesim
gönderen: belge Thursday November 03, 2005 at 02:22 PM

bak altug kardesim,

1. bugüne kadar biz´den belge isteyenler ya OSMANLI´nin ya da devami olan T:C´nin belgelerini bize dayattilar. madem o kadar akillisin ve görüldügü kadariyla da caliskansin(afferim sana epey atesli bir türk alevi´si olmalisin ki devletinin, derneklerinin, izzettin´inin 80 senedir onca imkana dayanarak yaptiklari-ettikleri yetmemis gibi sen de siyirmissin kollari cengaverlik yapiyorsun.)

CEVAP : Belge bakımından dünyanın en büyük devlet arşivleri Osmanlı arşivleridir .Tabiki tarflıdır kendi tarfından yazılmıştır fakat bu dersimlilerin çetecilik çapulculuk yapmadıkları anlamına gelmez . Osamnlı belgeleri olmasada Dedlerimizin anlattıkları gördükleri herhalde yalan değildir .bunun gerçek olduğunu anlayıp anlamamak için belgeye ihtiyaç yok zaten bunu sende iyi biliyorsun . Osamnlı belgeleriden adamların ismlerinde mi Türkçeye ceviriyorlar .Mantıksız mantıksız konuşma . Her şeyede itiraz etmek zorunda değilsiniz .Tipik bir dersimli davranışı sergiliyorsun 'Kendi doğrundan başka doğru tanımazzın '' Mezardan dedeni çıkarıp karışına getirsek sen yinede ''Bu benim dedem değil'' dersin yapınız iş mantığınız bu .
Bu konuda araştırma yapanlar devlet destekli değildir Devlet zaten yok saymaya çalıyorken bir de destek verip olayı neden tartışmaya açsın Aleviler yeni taleplerde bulunsunlar .İbadetlerini yapabilmek için cem evlerini yasal statüye kavuşturmaya çalısnlar diyemi ? Örgütlenip yeni bir kamoyu oluştursunlar diyemi ? akıl sizin nerenizde ?
evet anadolunun bir çok yerindeki alevi köylerine gitim zaten alevi olğunu söylediğin anda o köydeki herhangi birinden farkın kalmıyor oranın bir parçası olduğunu hemen hissediyorsun Herkes sana oğlu ,kardeşi,abisi gibi davranıyor .Kendi köyünde hissediyorsun kendini .
------------------------------------------------------------------------------

git alevilerin yasadiklari yerlere, ama öyle melikoff gibi üc gün gidip bunlar kendilerine türk diyorlar, diye geri dönmek icin degil, anlamak icin. bak sen melikoff´dan daha avantajlisin anlamak icin, cünkü o kültürden geliyorsun ve bu topraklarda yasiyorsun, herseyi yeniden kesf etmek zorunda da degilsin. evet git alevilerin yanina, seni kabul ederlerse ki edeceklerdir sorularini sor, onlarin anlattiklarini dinle ve tabii kayit et... mesela yaradilisla ilgili, evveli ve ahiriyle ilgili, muhammedi, ali´siyle ilgili, fatma´si, hasan-hüseyin´iyle ilgili, kirklar cemi´ anlatilanlari iyi dinle. istedigin etnik kökenden olabilir; toroslara git mesela, sabah dualarina, aksam dualarina, cemlerine-cemaatlerine sahit ol. hem madem alevisin, ibadet olur hem de ögrenirsin.

CEVAP : Bak kardeşim ben aleviliğin en yoğun yaşandığı ve nüfüüsn aynen dersim gibni %90 ının Kızlbaş Türkmen olduğu Divirği bölgesinde doğdum . Allah a sükürler olsunki bu kültürün son zamanlrını kendi doğal ortamında yaşadım .
Doğduğumda evimdide 1000 eyakın keçi sürüsü vardı yaylacıkık gelenegi yanı yarı göçebe kültür devam ediyordu yaylalara çıkıp ALAÇIK (bir tür Türkmen çadırı ) kurup hayvancılık yapıyorduk .Kışın ayagımıza HEDİK giyiyorduk karda yürümek için .
Kışın Köye gelen Dedeleri gördüm ,Cem törenlerindeki havayı soludum adaletin ,kamu düzeninin nasıl sagladığını ,İbadetin nasıl yapıldığını gördüm Törenin geleneklerin nasıl herşeyden önce geldiğini gördüm. Butoplumun nasıl bir birliktelik içinde olduğunu gördüm Hz.Muhammed e Hz.Ali ve Oniki İmamalra olan sevgiyi baglılığı gördüm Alevi ulullarına olan saygıyı gördüm

Dede Korkut hikayelerini (Deli Dumrulu ) ,Köroğlunu ,Eba Müslimi, Pir Sultanı ,Şah İsamili Abdal Musayı Hacı Bektaşı,lokman parende yiHoca Ahmet Yeseviyi kitaplarda okumadan cok önceleri büyüklerimnden dinledim. Ermenilerin 1915 öncesi köyümüzde yapıkları katliamalrı dinledim Ermeni -Rus Dölü diye neden küffretiklerini büyünce ögrendim Seferberlik hikayelerini dinedim . Neden bu dağlara sığındığımızı anlattı atalarım bana . Türkmen oldğumuzu Horasndan geldğimizi yine bize atalrımız anlattılar .

YANİ YENİ YETME BİRKAÇ SİYASALLAŞMIŞ EMPERYALIST AYAKCISININ ALEVİLİK KONUSUNDA BANA ÖGRETEBİLECEGİ BİR ŞEY YOK .

tabiki melikoff dan daha avantajlıyım neyin ne olduğumu ondan daha iyi bliirm çünki benim yaşadığım öz kültürüm bu Ben sadce melikoffun bana göre doğru olan tespitleri aktarıyorum .
----------------------------------------------------------------------------------------------------------

2. acik ki sen´in gösterdigin kaynak ve isimler de ayni devletinin mantigina göre secilmis. sen isine gelene saygin gelmeyene ajan falan demekle isin icinden siyiracak kadar da görgü´süzsün.

CEVAP : hay devlet kadar başınıza taş düssün emi . ya kardeşim devlet düşmanlığı sizin gözünüzü kapatmış beyninizi dumura uğratmış . her zaman devlet haksız sizmi haklısın Bir dönüp kendinize bakın sonra devlete konuşun ya
Batıya sıgınmış her siyasi oranın kurallarına göre hareket etmek zorundadır .Alman derin devletinin bunları kullndıkarı sadce varsayım değildir . Bizat olayı yaşayaların beyanına dayanır eğitimszileri fabrikada çalıştırılar üniverite egitimi almış biraz kalem tutanalrı da başka türlü kullnırlar Zaten orya sığınan gemileri yakmıştır itiraz edebileceği bir durum yoktur edersede bedeline katlanır . Almenyada devlet işleri duygusallıktan çok ötedir kimsenin gözünün yaşına bakmazlar .Bundan dolayı Batıdan gelen siyasi sığıntıların ajitasyonları sadece o devletlerin siyasi sloganalrı olmaktan ileri gitmez hiç bir değeri yoktur . Seyfi Cengizin yazdıklarıda bu baglmada değerlendirlir tarfımdan sadece güler geçerim ...
--------------------------------------------------------------------------------

3. ben dersimli´yim; ocakli degilim. sana ilk sözüm sudur, belge falan soracagina; burinessin, melikoff gibi zaten senin kaynaklarina dayanarak konusanlari kaynak olarak ileri sürecegine dersim´e git; mesela git birkac hafta düzgin baba´da kal; gelen gidenlerle konus; siz türkce mi dua edersiniz diye sor; kendi dilinizde dua bilmez misiniz diye de sor ve kayit et. seyidlere, cem-cemaat yürütenlere de bu isleri nasil oldu da yüzyillar boyunca kimsenin anlamadigi dilde yapabildiklerini de sor.
unutmadan gagan nedir, hawtomal(newroz) nedir, ne zaman gelir, xizir nedir, ne zaman´dir, neden bir ayi vardir, neden üc gün oruc tutulur, baska neler yapilir sor... sonra git evinde can kulagiyla döne döne dinle ve anladiysan konus.
aleviligin belgesi alevilerin kendileridir.

CEVAP : söyledğim gibi ben zaten bu kültürle büyüüdm nevruzu hızırı hızır orucunu iyi bilirim nasıl kutlandığınıda Dersim e gitmedim ama bir çok dersimli akrabam ve dostum var bunlardan yayarlanıyorum yazdıkalrımda ama üzülerk söyeyeyimki yeni yetmeler hiç bir şey bilmiyor alevilik konusunda

4.sonra bilimsel arastirmaciysan bir inanc yolu´nun kendini anlatma kavramlari ve kurumlari olmasi gerektigini, aleviligin de kendine ait kavramlari ve kurumlari oldugunu bunlari anlamak icin de melikoff vs.lerinden önce kendi pirine, rayverine, alimine-kamiline sormak gerektigini unutma.
kirvelik bir mogol töresidir demissin de bunu nereden aldigini belirtmemissin. ben de söylemeyeyim, bos ver bu da senin icadin olsun. ama mogollar´in olunca türklerin mi oluyor.
kirvelik yani bizim dilimiz kirmancki(zazaca)´de kewraene dedigimiz sey belirttigin gibi yol arkadasligi degildir. müsahiplik ile kirvelik de ayni degildir. ama kirveligin yol ile ilgisi vardir. kelimenin etimolojisi de bunu söylüyor. dilimizde "kewtene" girmek ve ´"rae" yol´dur; sünnet ve sünnet olacak cocugu kucaginda tutan kirve/kewra "cocugun" bu "yol´a attigi ilk adimin" yardimcisidir ve kewraene de bu törenle olusan dini akrabaliktir; yani kirvelik adi´nin ve dini kurgu icindeki,(simdi uzun uzun anlatmaya imkan olmayan) yerinin de anlasilir kildigi gibi yola ilk adim sayilan ikrarin nisani´dir.

CEVAP . Ben kendimi ''Amatör Araştırmacı ''olarak görüyorum . Bu konuda elime geçen tüm kitapalrı belgeleri ve beyanalrı edinebildiğim kadarı ile toparlıyorum . Tarihe akarşı biraz merakım var tabiki önce kendi tarihime

'''Kivrelik bir Moğol töresidir demişşin '' diyorsun
ben böyle bir şey idda etmedim ama sen Kivrelik ile Müsahipliği aynı görüyorsan vay biz alevilerin haline . Yazdıklarımı bir daha oku !

dersimdeki aleviliği bana anlatma gerek yok alevilik anadolunun her yerinde aşağı yukarı aynıdır siz kargdan başka kuş tanımdığınız için sadce dersimde alevilik var s anıyorsununz bilmedğiniz bir şey var Anadolunun nersinde alevi yok ki !
-------------------------------------------------------------------------------

5. bunun disinda yukarida söyledigim gibi her yol´un kendi kavramlari ve kurumlari vardir. ezberden her anlamadigini saman gelenegi falan diye mimleyip isin icinden cikma klise ucuzlugunu da sana yakistiramadim. cevaben her anlamadigini zerdüstlükle iliskilendirenleri de yüzeysel buluyorum.
sana söyleyecegim sudur, birincisi dinler tarihinin "din" olarak tanimlaya bildigi bir samanizm yoktur; bu bilimin bir kavramsallastirmasidir.... ve bütün doga toplumlari samanisttir; afrikalilar da, avusturyalilar da, kizilderililer de falan. ama ben samanistim diyen bir topluluk olmamistir; dinimiz samanizm´dir diye ilan eden bir peygamber de görülmemistir. dolayisiyla türk arastirmacilarin tanimadiklari her seyi samanist ilan etmeleri ucuzluktur, yüzeyselliktir.
ben iddia ediyorum ki alevilik icinde orta asya´dan gelme bir tek kurum ve kavram yoktur; simdi sanli ama zorba devletinin, (hatta öncesiyle beraber devletlerinin) senin de bildigini tahmin ettigim bütün zulümlerine ragmen en orijinalini dersim´de bulursun desem yine beni bir kasaya yerlestireceksin ama gercegi budur. yine de biz bir genellemeyle konusalim ve diyelim ki aleviligin bütün kavram ve kurumlari irani´dir ve gercegin anlasilmasi adina tekrar ediyorum ki orta asya kaynakli, türki hicbir sey yoktur.
kavram ve kurumlardan kastim mesela sunlardir;
pir, talib, mürsid(musir), rayver, kirvelik, müsahiplik, ikrar, cem ve cem kurgusu, saz, Kirklar, evliyalar, gulvang´lar, günesi-ayi kutsal kabul etme vs.. vs..

CEVAP bu konudaki tespitlerin olumu Şamizim adlandırmasını sibiryada araştırmalar yapan RUDOLFF yapmıştır
Bak kardeşim göçebe yaşam tarzına yerleişik kültürlerin sızması çok zordur .evet türklerde afrikalılar ,Kızlderililer Aborjinler gibi bir inanaç sistemi vardır buna doğa dinide deriz yazılı kuralları yok tur ama kutsalları totemleri vardır .
Burada yanılıyorsun Orta asyda bizim kültürümüzün uzantılarını bulabilirsin....yeterki görmek iste gerisi kolay ...
pir, talib, mürsid(musir), rayver, kirvelik, müsahiplik, ikrar, cem ve cem kurgusu, saz, Kirklar, evliyalar, gulvang´lar, günesi-ayi kutsal kabul etme vs.. vs.. bu gibi kavramalr önce Hoca Ahmet Yesevi sonra Hacı Bektaşi VEli sonrada Balım Sultan ve Bektaşilik en son olarak ta Kızlbaş Safevi hareketiyele girmiştir kültürmüzüe Tabiki bu kişiler eğitimli kişlerdir ve Frasça kullnnmışladır Fras dilini kullnamakta Aleviliği bir İran Kültürü yapmaz . ki bu gün Fars yönetimde olan İran Horasan Nişapur 1000 sene Türk yönetimnide kamıştır . Selçuklunun fars kültürünü kabul etmesi de Dağdaki göçebe Türkmeni çok fazla etkilemez . O eski oğuz-türkmen geleneklerini günü,müze kadar korumuştur.
'
'Ferman padişısahınsa Dağlar hep bizim olmuştur ''Dadaloğlunun söylediği gibi .
sana kısa bir bigi Anadoludaki alevilerin çok büyük bir bölümü Beydili boyuna mesuptur Bu boy Azerbaycanda İranda , Türkmenistan haklarının bir bölümünü oluşturu.

Anatalya -Burdur bölgesine Teke -TÜrkmenleri yaşadığı için Teke bölgesi denilir ünlü ŞAH KULU da Teke aşiretien mesuptur Tarih Kitaplarında TEKELİ ŞAH KULU olarak geçer . Türkmenistandaki en büyük boy-aşiret TEKE aşiretidir . Saparmurat Niyazov da bir TEKE türkmendir

Dersimde ki BALABAN da BEYDİLİ ye tabidir yani alt koludur . Harzemliler de Beydiliye mesuptur .
Sivas bölgesindeki Ulaş+Sincan+Güneş adlı yer ismleri Beydili boyuna aittir ve aynı zamnda oba ismleridir .Bu adlar Türkmenlerin olduğu her yerde vardır .Türklerde yer ismleri genelikle konaklayan boyun adı ile adlandırlır . Anadoluda Selçuklu sonrası oluşan yerleşim birimlerinde bunu sıkça görürüz.

Ulaş , ulaş obasının konduğu yerdir mesela Bu ısmlerle güneydoğoda ve suriyede de Türkmen obalrı vardır

---------------------------------------------------------------------------------------

6. türkler iran üzerinden anadolu´ya geldiklerinde alevi idiler, iran´dan alevi olarak gelmislerdi. ve iran´a gelmeden önce de diyelim orta asya´da kültür ve ibadet acisindan tamamen iran kültürünün etkisindeydiler. türklere türk ismini de irani topluluklar vermistir. (hangi mantikla oldugunu anlatmayayim gururun incinir, hakaret ediyorum sanirsin)
bu yüzden bugün bircok at gözlüklü arastirmaci anadolu´da anlayamadigini, iran´i atlayarak orta asya´da aramakda ve gördügü benzerlikleri de sorgulamadan "a gördünüz mü kaynagimizda da biz böyleydik" falan diye yazmaktadirlar. zaten türkü anlamak icin bugüne kadarki bütün türk arastirmacilar ne hikmetse orta asya´ya bakmis onlara sormustur; nedense diyelim 40-50-60 milyon(yani biz istediginiz kadar az olabiliriz) türk kendini anlatamiyor... Kendini, kendi kültürünü yasamiyor ya da ne yasadigini bilmiyor. tabi "alevilik anadolu´da bircok güzel kültürden güzel degerleri yan yana getirerek olusmus bir kültürlenme durumudur. o yüzden onlar kendilerini anlatamaz ama senin gibi akillilar 80 yildir icinden cikamadiklari bu meselede hala yeni kesiflerle herseyi bu cahillere anlasilir kilar. üstteki islami cilayi atinca alttan halis-muhlis türklük cikar....

kusura bakma birkac cümleyle sana itiraz edip gececektim ama uzadi. kisaca anadolu türkler´i de bugün hala iran´da yasayan azeri vb. türki halklar da gerek dil gerekse de inanc olarak tamamen iran kültürünün etkisindedir. ve denilebilir ki, bugün son 70 yilda masa basinda uydurularak yaratilan türkce disinda diyelim pir sultan´in, nesimi´nin. haci bektas´in konustugu türkce özellikle kavramlar acisindan tamamen irani dillerle "zenginlesmistir." milliyetciligin yaptiklariyla da tamamen köksüzlesmis, mantigi carpitilmistir.
bugün bir türkce etimoloji sözlügünün olmamasi ve senin gibi cengaverlerin buna cüret edememesi de bu sebepledir.

CEVAP ; Türkler Anadoluya geldiklerine Alevi değildiler . Oğuz-Türkmen göçebe kültürne sahiptiler islam olsalarda Oguz Kürltürü daha baskındı ehlibeyte 12 imamlara ve Hz. Aliye karşı sevigi vardı ama Yesvilik izleri olmakla beraber
Bektaşilik henüz kurmsallşmamış tı 12 imamcılık ve ehlibeyt s evgisnin bir tabuya dönüşmesi içinde Safevi harekatını beklemek gerkiyordu . Bu harekat Fars kökenlileri Şii , andadolu Türkmenlerinide Kızlbaş-Alevi yaptı Safevilerden sonra İranı ele geçiren Farsiler kendi kültürleri ile birlikte bu günki Şii Fars kültürünü yarattılar bununda alevilikle bir ilgisi yoktur .tabi kendi içlerinde yaşayan Türkmenlere Azwerilerer de bu kültürü zorla dayattılar asimile etmeye çalıstıalr bu halanda sürüyor senin gördğün sadce bu

Dede Korkut hikayeleri Türklerin o dönemki kültürlerini çok iyi bir şeklide yansıtır bu hikayelerde BOZ ATLI HIZIR aynen bu gün dersimde ve diğer Alevi bölgelerinde kullnıldığı gibi hikayelerde geçer . Ayrıca ''DAĞ GİBİ KIMIZ İÇİP SONRADA İKİ REKAT NAMAZ KILARLAR '' Oğuz beylerinin kendi mallarında ''Yağmalattıkarı,ÇAPUL ettirkdikleri '' anlatılır .Ehlibeytten Hz Ali den de bahsedilir .

Urfalı Mateos Türklerin Anadoluya ilk gelişlerinden bahsederken İran dan gelen kavimler olarak tanımlar . Onlar göünmlerinden dolayı kadına benzetir ve daha önce böyle bir kavim görmediklerini söyler çünki Türkler i uzun at kuyrugu saçlı kulakları kupeli uzun Şelfe tarzı giyecekleri olan savaşçılar olarak tanımlar .kendi ordularından en büyük farkı ise Tü,rkler at üstünde usataca ok atabilmeleri dir daha önce hiç böyle bir süvari okçu birliği görmemiştir Urfalı Mateos kendi ordularında çok büyük zaiat verdirdiklerini anlatır Türklerin Malzgirt savaşınıda detaylı bir şekilde anlatır

Türkler Göktürk alfabesinden sonra ,Fras ve Arap alfebesini kullnmışlardır Mederese kütürünün etkiisinde tabiki Farsça Türk diline hatırı sayılır bir şekilde girmiştir .Buna Selçukluların fars hayranlığınıda eklersek boyutu büyür işin Ama yine söylüyorum selçuklunun osamnlının yönetici sınıfı ile halkı ayırmak laızım . İsalmiyetle birlikte arap kültürüde Türkler üzerinde etkili olmuştur Bu işten en az etkilenelnler ise Konar-Göçer Türkmenleridir .

Anadolu halkları iran etkisinde değildir ama İrandaki 35milyon türk zorunu bir klültür değişimine tabbi tutulmaktadır şövenizt Frasiler tarfından İran sesizce kendi içindeki Kızılbaş unsurları yok etmektedir .. Pir Sulatın konuştuğu dil en sadce olanıdır .
yine aynı kural geçerlidir ''Türklerin Farsça konuşmalrı yazmaları onları Fras yapmaz '''
ALEVİLİK 19.yy ait bir tanımlamadır !Safevi olayından sonra bu günki halini almıştır . Tarihte Koronoloji olduğunu unutma

---------------------------------------------------------------------------------

7. artik siyaseti birakin dostum, alevi olarak kendi gercekliginle bulusmak istiyorsan ilk önce bildiklerini unutman gerektigini söylemek zorundayim. zor is tabi ama böyle: gölpinarli, inalcik, melikoff, ocak falan bu meseleleri yani kendimizi anlamak önündeki en büyük engeldir. gel beraber ögrenelim. ögrendikce öyle islam falan bir yana adem´den öncesine kadar uzanalim. neydi ilk söz? düzgin sana sabir versin.

CEVAP : Ben sadce onalrın ''Doğru Tespitlerini ''aktarıyorum bu bütün fikirlerine katıldığım anlamına gelmez. Melikkof çok önemli bir araştırmacııdr ama Bir alevi kadar işin içinde değildir .Bu onun ilgi alanı olabilir fakat benim kültürüm ,sahip olduğum bir olgu
Alevilik binlerce senede oluşmuş bir olggudur
Esas itibarıyla Göçebe -Oğuz'un islamı algılama ve yaşama biçimidir bu binlerce senelik serüven ancak ciltler doluracak kitaplarla anlatılır . bir kaç kelimeye sıgdırmak zor

yinede- Nihat Çetinkaya'nın KIZILBAŞ TÜRKLER tarihi oluşumu ve gelişimi - adlı eseri okumanı tavsiye ederim Bu güne kadar yazılmış en iyi eserlerden biri Kaynakça olarakta epey doyurucu ...

BOZ ATLI HIZIR YRDIMCIN OLSUN

Aman ey erenler mürüvvet sizden

Öksüzem garibem ihsana geldim

Bu yetim halime merhamet eyle

Ağlayı ağlayı meydana geldim

*

Şah'ın bahçesinde bir garip bülbül

Efkarım artmakta halim pek müşkül

Koparmadım asla kokladım bir gül

Gafil oldum ise imana geldim

*

Muhammed Ali'nin kullarındanım

Al-i Aba nesl-i Haydar'ındanım

İMAM CAFER SADIK mezhebindenim

Derdimend Hatayi ihsana geldim

Şah İsmail Hatayi

Her sabah her sabah ötüşür kuşlar
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek
Bülbül de gül için figana başalar
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek
*
Kıblemizden kısmetimiz verile
Veysel'kara gitdi Yemen iline (1)
Arıyız uçarız kudret balına
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek
*
Biz çekelim İmamların yasını
İşit gerçek erenlerin sesini
İmam Hasan içti avu tasını
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek
*
Talib olan ince elekten elendi
Mümin olan Hak yoluna dolandı
Şah Hüseyin al kanlara boyandı
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek
*
Gönül kuşun Kalb evinde yuvası
Virdimize düştü Şah'ın havası
Kazım ,Musa ,Ali Rıza duası
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek
*
Şah Taki'yle Naki nur oldu gitti
Hasan-ül Askeri er oldu gitti
Mehdi mağrada sır oldu gitti
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek
*
Kamber , Selman ,Fatma durdu duaya
Şehriban soyundu bindi deveye
İsa kahreyledi çıktı havaya
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek
*
İmam Zeynel paralandı bölündü
Ol İmam Bakır'a yüzler sürüldü
Cafer-i Sadık'a erkan verildi
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek
*
Dört kitap yazıldı ,dört dine düşdü
Kur'an Muhammed'in virdine düştü
KUL HİMMET pirinin derdine düştü
Allah bir ,Muhammed Ali diyerek

ALEVİLER ALLLAH'I DA KURAN'I DA MUHAMMEDİ DE TANIRLAR
KELİMEYİ ŞADET DE GETİRİLER
SELAVAT TA
SALAT DA EDERLER ORUÇTA TUTARLAR
BUNU BİLMEYEN AHMAKLARDA AHKAM KESERLER

Aksini idda eden yarım akıllıya binlerce Alevi şairinin ,büyüğünün dörtlüklerini kanıt diye sunarım .....

ALMAN MAREŞAL MOTKE 1837 LERDE BUNLARIN TÜRKMEN OLDUĞUNU SÖYLÜYORKİ AYNEN ÖYLE AYRICA SİNEMİNELLİ OCAGI DEDESİ MUHARREM ERCAN DEDE DE BİZ KÜRT DEĞİLİZ MARAŞ BÖLGESİNE GELEN AMACA COKUKLARIMIZ SONRADAN ÖGRENMİŞLER BİZ TEK TEKLİME KÜRTÇE BİLMEZYİZ DİYOR

'' PEKİ BU ZEKA ÖZÜRLÜ SİYASİ KÜRTÇÜLER '' NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR - TABİKİ ALEVİ TÜRKMENLERİ KULLNMAYA ÇALIŞIYORLAR
BAZI KİMLİĞİNİ ALEVİLİĞİ UNUTMUŞ SİYASLLAŞMIS YENİ YETMELER İSE ''BİZ KÜRTÇE KONUŞUYORUZ O ZAMAN KÜRDÜZ '' GİBİ BİR DÜZ MANTIKLA KENDİLERİNİ ÖYE GÖRÜYÜRLAR ..
KÜRTLE ALEVİLERİN ARASINDAKİ DERİN AYRILIĞI TARİHİ ÇEKİŞMEYİ GÖRMÜYORLAR YAVUZ LA VE DİĞER OSMANLI PADİŞAHLARI İLE İŞBİRLİĞİ YAPAIP ALEVİLERİ EN ÇOK KATLADENLER KÜRTLERDİR
BİR KÜRDÜN ALEVİ OLABİLMESİ MANTIĞIN ALMAYACAGI BİR ŞEYDİR LÜTFEN BİRAZ GEÇMİŞİNİZ ARAŞTIRIN VE NE OLDUĞUNUZU ÖGRENİN KOYUN OLMAYIN
BATILI MEPERYALİSTLER SİZLERİ KATTİLERİNİZİN KUCAGINA İTİYOR

KÜRTLERİN BU GÜN KUZEY IRKATA YAPTIKARI ORTADADIR BİN SENDEN BERİ YAN YANA YAŞADIKARI İNSANALRI EPERYALİSTLERE İSŞGALCİLERE PEŞKEŞ ÇEKMİŞLERDİR BUNLARIN SONUDA AYNEN ANADOLU ERMENİLERİ GİBİ OLACAKTIR ...

Rişvanlar
gönderen: Altuğ Öztürk Monday October 31, 2005 at 01:58 PM

Çok sonraları ,(1837'de) Güneydoğu Anadolu'ya giden Moltke
Rişvan* boylarıyla ilgilenmiş ve değerli notlar bırakmıştır .
Eserinde özetle şunlar yazıyor ;''Pazarcık ovasında üç Türkmen kabilesi Atmalı ,Sineminili ,Kılçlar konaklamıştı .Bu üç kabile 2000 çadırda oturuyordu .Reşit Paşa ,nufuzlu beylerin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler'de hükümete karşı bağlılıklarını duyurdular .400 kese (20 bin florin ) salyane ödüyorlardı .Kılıçlı kabilesinin 600 atlısı var .Hepisi de iyi savaşçı .......Demiruçlu ve bunun altında devekuşu tüyünden yuvarlak bir top bulunana bambu kamışlardan birer kargı taşıyorlar ......Atları da mükemmel.Bizi misafir eden Sineminili ağası, tıpkı ötekileri gibi kıl bir çadırda oturuyordu.Kabileler daima ormana yakın konaklıyorlar ve şidetli kışları ,bol odun sayesinde atlatabiliyorlar. Ağanın idaresi ataerkil sistemde .Hiç bir tarafta , iktidar ve hakimiyetten eser yok .....Oysa bu adam ,500 ailenin reisidir .Hükümlerinin teymizi mümkün değildir .Birisinin şuçluluğuna hükmederse onu idama mahkum edebilir .''
(Moltke ,Türkiye Mektupları ,s 156 )
Kösepaşa Hanedanı/ Necdet Sakaoğlu s.36 yurt yayınları .
*Rişvanlar ;Güney'den kuzeybatıya dogru ,her yıl ilkbaharda hareket eden göçebe Türkmenler için kullnılan genel ad.

Sayin Östürk bey alevilerin kimlilikkerini sizden daha iyi
bilmektedir siz birakinda bizleri kendi siyasi grubunuzdan söz edin

Kimsiniz
Ne isle mesgulsunus!
Ulusalcilarla Baginiz Varmi
eger Ermeninilerinde dini Hiristiyan olmasaydi !!!!!!!
onlarida Türk Yapardiniz Kim bilebilir
Alevilere eliniz kolunuz baglandi galiba simdide
beyinlerini yikiyarakmi.
Alevileri ne Yiprata bildiki senin sirvalarinmi
yipratacak.
Hadi ordan Yol Düskünü.....
binlerce Yildir Kaltliam yapiyorsunuz!!
irkci,nazi

KIZILBAŞ TÜRKLER tarihi oluşumu ve gelişimi /Nihat Çetinkaya

adlı kıtaptan
sayfa 233-234

Menkıbeye göre,Baba İlyas,Şeyhi Dede Garkın"da görüldüğü gibi Türk Destanlarının önemli bir motifi olan "boz at" denilen bir ata sahiptir (1)
Aynı motif köroglu destanın da "kır at ",Hz.Ali menkıbesinde ""düldül" olarak görünür.Kendisini ziyaret eden Selçuklu Sultanı ı.Alattin Keykubat"ın ,bu "boz ata"" sahip olabilmek için çok büyük bir istek duyduğu ifade edılir.Sultan bu atı satın almak istemiş ,başarılı olmayınca şavaş payı olarak talep etmiş ,ancak elde edememiştir .(2)Hıristıyan Simon De Saint Quentin de Baba İlyasın bu meşhur atından bahseder .(3)

Dede Grkında göruldüğü gibi ,Baba İlyas da Türk şamaizmine dayanan bir çok kerametlerın sahıbı olup,büyü usulüyle sayrıları iyleştiriyor ,muska ile dargın ayrılmışlrı birleştiriyor .Torunu Elvan Çelebi onu ""yeşil sancaklı (seyyid lere mahsus) ve arş da tahtlı (oturan),nurdan imamaeli ve BOZ ATLI bir seyyid ve veli olarak gösterır Prof.Dr Melikoff onun bu özelliklerını ""şamancı kam,ozan ın ayrıcalıkları ""olarak degerlendirir(4)

Baba İlyasın Öldüğü gün BOZ AT üstünde göge cıkarak kaybolması rivayetı ne de eskı Türk _Şaman inançlarında rast lanır .Eski Türk -şaman inançalrında ,şamanların bir atın üstünde GÖK TANRI ile buluşmak üzere göge çıkışı ana motiflerdendir .Türk dünyasının her yerınde bu ,yaygın bir sekılde bu motıf HZ:ALİ içinde anlatılmaktadır Prof.Dr A .Yaşar Ocak Baba İlyas için :Hiç tereddüt etmeden Baba İlayas ın İslami kimliğinın altında ,çok derınlerde kalmış tipik bir ŞAMAN olma hüvviyetini kaybetmemişbir Türkmen baba sı oldugunu söyleyebiliriz""(5) diyor

Prof.Dr O Turan da Baba İsahak ın inanç yapısını ele alırken onun eskı türk dini akidelerini ve aşırı şii(oniki imamcı)inaçları tasıyan eski bir TÜRK ŞAMAN ı oldugunu söyler(6)

Baba İlyas meclislerinde ,Elvan çelebı ye göre Ahmet Yesvi de ve Şaman gelenegınde oldugu gibi kadınlı erkekli bir arada yapılırdı ve kadınlar örtunmek geregı duymazlardı :İbni Batuata Anadoluda Türklerın kadınlara çok saygı gösterdıklerını Sünni muhitte bile örtunmedıklerını ,bütün törenlere katılıp erkeklerle birlikte oturdukalrını anlatır (7)

.......

sayfa 395-396

Dede-baba Bedri Noyan bunların hepisinin caferi mezhebınden oldugunu söyler "caferi toplulugu Türkıye de esaslı iki koldur :Esas Babağan (bekataşiler) ve Dedeğan(Aleviler dir .Bektaşilerin genel olarak köyelerde yaşayan bölümüne Alevi denir "" diye ayırır.halk arasında bunlara KIZILBAŞ ta debilir sosyolog Prof.Dr Orhan Türkdoğan Alevi zümreler arsındaki küçük nuanas farklılıklarına ramen onları ""Türk standart kültürünun temsilcileri ""olarak tanımlar (8)

Bu gün Asya kıtasının bir çok yerınde rastladığımız KIZILBAŞ adıyla anılan zümerlerin hepisi de TÜRK VE TÜRKMEN ASILLIDIR .
Anadolu ve azebaycan ın dısında büyük çogunlukla İran da yaşarlarkı ,bunlarında buyuk ekseriyeti ,Safeviler dönemi, Andoludan giden Türkmenlerdır .

Afganistan da bir çokTürk asıllı şiiler olamakla,bunlardan yanlızca Herat ta bir zümre ile KabilinBir mahallesini (kızılbaşlar mahallesını ) teşkil eden bir zümre kızılbaş adını taşıyor 1993 şubat ayında Afganistan a yaptıgımız bır seyahatte bu kızılbaş zümresının varlıgaına şahit olmuştuk .Bunları bize anlatan dostumuz "" bunlar vakti ile -batı yönunu göstererek --o taraftan gelmişler " diyordu M .Bain brich Dünyada Türkler adlı kitabında şu malumatı verıyor ""KIzılbaşlar KAbil de yaşar bunlar ,Pers işgali sırsında kurulan ve İran Safevı devletini destekleyen Türk aşiretlerinden alınan askerlerden oluşan garnizonun soyundan gelenlerdir" Analsşilan o durki bu Anadolu dan giden Türkmen vatandaş ve soydaşalrımızdır .Yine bunlar gıbı Şsah İsamail zamanında Özbekistan a yerlesen bir Kızılbaş zümersi vardır bunlar TÜRK olarak adlandırılıyorlar ,kendileri de kimliklerini TÜRK olarak ifade ediyorlar.Cumhurıyet gazetesının 28,8,1998 tarıhlı nusahasında ,gazetenin yazrlarından Mustafa BAlbay ,Özbekistan seyahatı sırsında tanıstıgı Nadir beg e ""kimler var burda?"" diye sordugunu ve Nadirbeg in de eliyle yerleştirip gelmiş gibi ""şu karşı Amankutanda Kızılbaşlar var "" seklinde cevap verdıgını anlatır ....

KAYNAKLAR.
1-Elvan Çelebi a.g.e s.59
2-melikoff hacı bektaş efsaneden gerçege s.68
3-melikof ,irean a.g.e s71
4-melikoff s69
5-A.Y.ocak Babailer isyanı s.96
6-Prf.Dr O Turan ,Seçuklular zamanı Türkiye s.425
7-melikoff a.g.e s 83
8- Por.Dr.O Türkdoğan Alevi-Bekatşi kimliği s.117

Kimlik olayını böyle derinden sorgulamanın manasız oldugunu düşünüyorum.Çünkü bir topluluk bir yöre halkı bir kesim binlerce yıl önce başka bir millette iken asimile olmuş başka bir kimliği benimsemişlerdir.Tarihte yüzde yüz saf millet aramak biraz saçmalıktır.Bunu milliyetçiler ve senin gibi türkçüler yapabilir altuğ öztürk .
Maraş alevi aşiretlerin kürtlüğü de belki köken olarak belli olmayabilir .Bu maraş için değil aleviler için değil bütün dünya için geçerlidir.Geçenler de de milliyet gazetesi bir araştırma yayınlamıştı.Türkiye deki genler türk geni değil diye.Araştırma yapan proflar şöyle diyordu: Kendinizi türk görebilir sayabilirsiniz fakat aslında tük olma ihtimaliniz çok düşük diye.Yani türk olmayan bir millet kendini türk olarak adlandırıyordu.
Kürtlük meselesi de böyledir.Yani savaşsız yıkımsız bir tarih olmamış.Ve her kurulşan devlet kendi dilini dayatmış dünya atrihinde bu var.Dolayısıyla bence milliyet ne oldugunla ilgili degil ne olarak hissetttiğinle ilgilidir.Çünkü bir kürt bireyi özellikle asimile için türk kentlerine sürülenler bir kelime kürtçe bilmemektedir.Kürtlük benliği yoktur.Türk kimliği ağır basan bölgede büyüyen birey kendini tamamane türk gibi görmekte hissetmektedir.Bu tarz bireyler kürt olsada köken olarak kendini türk hissetmektedir.kürtlük ona yabancı gelmektedir.
İşte bu yüzden ne oldugun değil ne hissetiğin önemlidir.Kimlik budur zaten .Bu benlik olayıdır.
Maraş alevilerine gelirsek kendim bir maraş alevi-kürdü olarak maraş alevileri kendilerini Kürt görmektedir.Aleviliğimiz kürtlüğümüzle birdir.İçiçe geçmiştir.Semahlarımız dualarımız köylerimiz adlarımız kürtçedir.Hatta yaşadıgımız yöredeki türkler bizi kastettiklerinde alevi ve kürt kelimesini birbirinin yerine kullanırlar.Maraş türkleri aleviler derken kürtler demektedir.Kürtler derken aLEviler demektedir.Bu ççok açıktır ve burdaki internet sayfasının dışında yaşanan görünen bir gerçektir.Halil Öztoprak isimli alevi kürt dedesi ve araştırmacısı aleviliğe bir çok katkı sunmuştur.Kendisi benim aşiretimdendir.Hiçbir zaman Kürt kimliğini inkar etmemiştir.Böyle saptırma şeyler söylememiştir.
Maraş alevi kürtleri kürt mücadelesine bağlıdır.Öyle ki Pkk de bir çok maraşlı alevi kürt komutan vardır.Buna Engin Sincer ( pazarcık doğumlu ) bir örnektir ve bu küçük bir örnektir.
Özcesi milliyet benlik olayıdır hissiyat olayıdır.Birbirimize saygı sevgi duymayı öğrenemişsek insan olmayı öğrenememişsek de milliyetin bir anlamı yoktur.
Koskoca dünyada bir köy haline gelmiş bir ülkede böyle saptırma şeyler iddia etmek günü geçmiş geri tartışmalar dışında bir şey ifade etmez.

1.Zara'nın Adı :

İlçenin bilinen iki adı vardır. Zara ve Koçgiri. Zara adı yazılı kaynaklarda ilk olarak Selçuklular döneminde geçer. Yine aynı ad Alaaddin Keykubat’ ın Şeyh Merzubân Veli’ ye verdiği vakfiyelerde de zikredilmektedir. Zara’nın bu dönemden önceki adları kesin olarak bilinmemektedir. Bu adın XII. Yüzyılda yörede yaşamış nüfuzlu bir kişinin adından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Zara 1836 yılında Koçgiri adıyla Sivas sancağına bağlı nahiye, 1870 yılında da kaza olmuştur. Koçgiri ismi, Horasan’dan gelerek Dersim’ e oradan da 1539 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ ın bir fermanıyla ilçeye yerleştirilen Türkmen aşiretinin isminden gelmektedir. M. Şerif Fırat, “Doğu illeri ve Varto Tarihi” adlı eserinde Koçgiri aşiretiyle ilgili şöyle bir tespitte bulunmaktadır. “Koçgiri ve sekiz aşiretin Horasan’ dan gelerek Dersim’e yerleştiklerini, Alaattin Keykubat tarafından Derviş Beyaz adlı bir Alevi babasına verilen tarihi bir şecere ispat etmektedir. Sultan Alaaddin’ in yine o dönemde Şah Mensur’ a verdiği ayrı bir şecerede 12 Türk aşiretinin adları vardır. Bunlar arasında Koçgiri ve İzol aşiretlerinin Hormekli aşiretiyle aynı boydan oldukları söylenmektedir.

Ali Kemalî “Koçgiri, aslen Hezüllü ve Hormekli aşiretinden ayrılmıştır. Valideleri Şeyh Hasanlı’ dır. Seyitleri Babamansurlu’ dur” demektedir.

Koçgiri o devirlerde idari olarak bölgeye verilen ad olmuştur. Kaza merkezinin adı yine Zara’ dır. Cumhuriyetin ilanından sonra ilçenin adı Zara olarak kalmıştır.

Dersim Olayı bir bölgesel/lokal olaydır. Bölge dışına taşmamış ve yardım almamıştır. Yine, bölge içerisinde sönmüştür. Bölgenin Osmanlı’dan taşıyıp getirdiği feodal yapısının koşullarında oluşan, feodal nitelikli bir olaydır. Olaya aşiretler ve aşiret yapısı yön vermiştir. Amaç, aşiret düzenini korumaktır. Aşiretlerarası sürtüşme nedeniyle, olaya bölgenin tüm aşiretleri de katılmamışlardır. Olay, ulus-devlete katılmamak amacıyla, bir aşiretler ve bölge direnişi olarak sürmüş ve devlet gücü karşısında doğal olarak kırılmıştır. Ulus-devlete karşın, aşiret düzenini sürdürme mücadelesinde başarılı olunamamıştır.
Dersim ayaklanmacılarının, bir dış destek yardımı yoktur. Başında böyle bir tasarıları da olmamıştır. Kısaca Dersim ayaklanmasının arkasında “yabancı parmak” yoktur. Çıkacak olan II. Dünya Savaşı’nda İngiltere, Türkiye’yi yanında tutmak ve Alman kanadına itmemek için, Dersim ayaklanmasına destek olmaz, hükümeti destekler. Seyyid Rıza’nın “Dersim Generali” imzasıyla 30.07.1937’de İngiltere’den yardım isteğine, İngiltere, “Bekle ve dengenin kimden yana döneceğini gör” taktiği izleyerek; Seyyid Rıza’nın tutuklanmasından sonra, 05.10.1937’de yanıt verir ve Seyyid Rıza’nın mektubunu “ciddiye almadıklarını Tük Hükümeti’nin bilmesini” ister. Nuri Dersimi’nin Eylül 1937’dan sonra yurt dışına çıkarak dış destek arayışları sonuçsuz kalır. Çünkü başında böyle bir plan yapılarak ayaklanılmamıştır. Sonradan gelişen koşullar doğrultusunda, bu tür arayışlar içerisine girilmiştir. Dersim ayaklanması, bir dış kaynaklı ayaklanma değildir

“Lu-lad”lar, bilinen Lolanlı oymağıdır ki, Doğu Türkistan’da kent kurmuş ve kent yaşamına geçmş bir Türk boyudur. Buradan Anadolu’ya göçmüşlerdir. Dersim, Erzincan ve Varto dolaylarında yoğunlukla yerleşmişlerdir. Bu oymaklar inanç olarak tümüyle Alevidirler. Yörelere göre Türkçe ve Zazaca (Not: Dersimliler'de "zaza" terimi 1980 kadar hic kulanmazlar, 1980 yilarindan sonra ortaga cikti!) konuşurlar.

(Kaynak: Prof. Dr. Sencer Divitçioğlu- Kök Türkler, Ada Yay. İst. 1987, s: 179 v. d.).

Bruinessen;Tunceli yöresindeki Aleviler’in dinsel ayinlerde kullandığı dille ilgili olarak ise; “Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel adetleri Dersimliler’i, Alevi Türkler’e yakınlaştırır. Gülbank ya da nefeslerinin çoğu Türkçe’dir;Ve 1920’den önce de kesinlikle öyleydi.”Dedikten sonra bu dediklerine tanık olarak Dersim bölgesini iyi bildiğine inandığı iki kişiyi gösteriyor. Nuri Dersimi ve ; “Erzincan Valisi olan ve bölgeyi çok iyi bilen Ali Kemali’ye , hiç kürtçe gülbank yoktur.” diyor.

Bruinessen; “Dersim Alevilerini Türkler’e yakınlaştıran bir diğer adet, merkezi Hacı Bektaş araştırmacı Moineux-Seel (1914:66) tarafından da Dersim dışındaki en önemli hac merkezi olarak gösterilmiştir” diyor. Buna ek olarak ta; “Bununla birlikte Batı , Dersim’deki üç küçük seyit soyu , Ağuçan ,Derviş cemal ve Sarı Saltuk’un Hacı Bektaş’ca tayin edilen halifenin neslinden geldiklerini “ söylüyor.

Osmanlı belgelerinde Cevdet Türkay’ın (2); “Konar- göçer Türkmen Ekradı taifesinden ,”göçmen Türkmen Kürtler” olarak yani Kürtleşmiş Türkler’den söz etmesine de değinen Bruinessen Dersim’in kimliği ile ilgili olarak şu tesbitleri de yazıyor:

Dersimliler ‘in nereden geldikleri sorusunu akla getirir ve hem resmi tarih ekolüne bağlı olanlar ,hem de liberaller olmak üzere ,bir çok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap , bunların Kürtleştirilmiş (ya da Zazalaştırılmış ) Kızılbaş Türk aşiretleri olduğudur. Batılı akademisyenlerce de hiç sorgulanmadan kabul edilmiştir. (Örneğin Melikof 1982 a:145)”

Bruınessen'ın Dersimliler’in nereden geldiği varsayımında bulunurken bunlara Kürtleştirilmiş veya Zazalaştırılmış Kızılbaş Türk aşiretleri denmesinin Osmanlı belgelerinde olduğu gibi Batılı akademisyenlerce hatta kendi kanaatimce: "Bu varsayım o kadar mantıklı görünür ki" demesi ciddiye alınmayacak tesbitler değildir.

Bruinessen. "Yüzyıllar boyunca izleri sürülebilecek olan bazı aşiretler dillerini Türkçe"den Kürtçe’ye ya da tam aksi şekilde değiştirdiler; bu aşiretlerin mensuplarının kompozisyonları da zamanla kaymış olabilir' dedikten sonra; "yalnız bir tek büyük Dersim aşiretinin, Balaban'ın Türk olduğu, Yörükan taifesinden olduğu söylenir Balaban aşiretinin Zazaca konuşmasına rağmen, bugünkü komşularının kabul eder göründükleri bir ad" diyor.

Bu tespitten de; Balaban aşiretinin Türk olduğu, Alevi olduğu ama buna karşın Zazaca konuştuğu anlaşılıyor Yani; Zazacayı sonradan öğrenen bir Türk aşireti olduğu savı doğrulanıyor.

Yavuz Sultan Selim (1512-1520)’in Osmanlı tahtına geçmesiyle Türkmen sürgün ve katliamları hat safhaya varır. 24 Ağustos 1514’deki Şah İsmail ile Yavuz Selim arasıda geçen Çaldıran Savaşı öncesi 40 Bin üzerinde kızılbaşTürkmen katledilir. Savaş meydanında öldürülen Türkmenler hariç...

Prof.Dr.Faruk Sümer; Safevi Devleti’in Osmanlılardan daha Türk çok bir Türk Devleti olduğunu söyleyerek: Safevi Devletinin kurucuları; Anadolu Kızılbaş Türk oymaklarıdır. Devletin resmi dili Türkçe’dir. On iki hayvanlı Türk Takvimini kullanmaktadırlar. Askeri teşkilatlanmaları Türk sistemidir. Edebiyatı vb. yazı sitemleri Türkçe’dir.... Demektedir ki, bütün kaynaklar bu hususu doğrulamaktadır. Yine Akkoyunlu Devleti ve Karamanoğulları Beyliği, Osmanlılar’dan daha Türktür. Çeşitli Türkmen oymaklarından ve Bayındır Beyleri’nin kurucusu olduğu aşiretler konfederasyonundan meydana gelen Akkoyunlular için John E.Woods; “300 Yıllık Türk İmparatorluğu” demektedir ki, isabetli bir saptamada bulunmaktadır. Kur’anı ilk Türkçe’ye çeviren ve Saray dahil her alanda Türk Dili’ni hakim kılan Akkoyunlular gerçek anlamda bir Türk Devletidir. Osmanlılar Türkleri aşağılarken Dede Korkut ise şöyle der: “Karanlıkta yolumu yitirirsem parolam Allah’tır/Soylu kuralın taşıyıcısı, efendimiz Bayındır Han’dır/Salur Kazan’dır savaş gününün galibi” Bölgede hüküm süren Akkoyunlu ve Safevilerin Türk Dilinin yöreye hakim olmasından rahatsızlık duyan Kürt Mollası İdris Bitlisi; Osmanlılar ile işbirliği yaparak Türkmenlerden intikam alır.

Yavuz Selim’e kadar Doğu Anadolu’da Türkmen hakimiyeti vardır. Yavuz ise; Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’da Türkmenler katledilmişler, kurtulanlar ise Azerbaycan’a kaçmışlardır. Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları; Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris-i Bitlisi oldurarak Kürt Aşiret reisine ve ağalarına vermiştir. Böylelikle bugünkü doğudaki feodalizmin temelleri atılmıştır.

İdrîs-i Bitlîsi (Ö.8 Kasım 1520) “Selim Şah-Nâme” adlı eserinde; başta Diyarbekir olmak üzere Kürtistan memleketinde “Kürt Beyleri ve Kürt taifesinin mülk, millet, mezhep ve irsi bağlarının” nasıl güçlendirdiğini anlatırken, şehir ve yöre adlarını tek tek vererek Kızılbaş Türkmenleri de nasıl katlettiklerini “Allah’ın ve Padişah’ın yanında olan bir Molla olarak” zevkle ve kana susamış bir vampir edasıyla anlatmaktadır. Kürtler “dirlik ve birliklerini” İdrîs-i Bitlîsi’ye borçluyken, Türkler ise, Yavuz Selim ile İdrîs-i Bitlîsi’nin yaptıklarını lanetle anmaya devam edeceklerdir. Büyük bir Türk katili olan İdrîs-i Bitlîsi’nin bütün eserlerini Türkmen Tarihi açısından “Türklük bilincine sahib bir tarihcimiz” tarafından incelenip gerçek anlamda “Anadolu Türk Tarihi”nin bir kesitini ayakları üstüne oturtulması gereklidir. Yunan mezalimini ağızlarında sakız eden bazı “Türk Milliyetçi Yazarları” Yavuz ve İdris-i Bitlisi’nin Türk katliamlarını görmezlikten gelmektedirler.

Yavuz dönemimde Osmanlı yönetiminde görev alan İdris Bitlisi ve Bıyıklı Mehmet Paşa ile Kürt Aşiret Ağaları’nın durumları için; bugün Kürt gruplarından KOMKAR belgeli olarak şöyle demektedir ki çok ilginçtir:

“1535'ler de böyle bir icazet vererek, beylik topraklarının bölünmesini kolaylaştırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman fermannamesinde aynen şöyle diyor: -Bey öldüğünde, eyaleti kaldırmayıp bütün hududu ile Mülkname'yi Humayun uyarınca oğlu bir ise, O'na kalacak, eğer müteadit ise, istekleri üzerine kale ve yerleri, aralarında paylaşacaklardır. Uzlaşmazlarsa, Kürdistan beyleri nasıl münasip görürlerse öyle yapacaklar ve mülkiyet yoluyla bunlara ebediyete kadar ila ebeddevran mutaarrıf olacaklardır. Eğer Bey, varissiz, akrabasız ölmüş ise, o zaman eyaleti, hariçten ve yabancılardan hiç kimseye verilmiyecek, Kürdistan beyleri ile görüşülüp ve ittifak edilip, onlar bölgenin Beylerinden veya Beyzadelerinden her kimi uygun görürlerse, ona tevcih edilecektir. (Hükmi Şerif, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, E. 11960 sayı-İstanbul) Kürt-Osmanlı Andlaşması'nın mimarı Mevlana İdris'tir. Bu anlaşmayı kabul eden ve gerekli bulan Yavuz Sultan Selim'dir. İkisi de 1520'de maalesef ölmüşlerdir. Sultan Selim, Mevlana İdris'e; -Git Kürdistan beylerini ve emirlerini topla, kendi aralarında bir beylerbeyi seçsinler demişti. Mevlana İdris ise, Kürt beylerini çok iyi tanıdığı için kestirmeden bir beylerbeyi Sultan'dan istemiş ve Bıyıklı Mehmet Paşa'yı tavsiye ederek bu işi noktalamış idi. Diyarbakırlı bir Kürt olan Bıyıklı Mehmed Paşa'da çok erken gitti ve bundan sonra Kürdistan Eyaleti Başkenti'ne Mekadonlu komutanlar gelmeye başladı. Kanuni Sultan Süleyman, bilerek veya bilmiyerek 1533-34'lerde, Bitlis'i Şeref Han'dan alıp, bir fermanla Ulame Tekelu'ya veriyor. Direnen Bitlis Beyi'nin üstüne, Diyarbekir Beylerbeyi ve kuvvetleri ile bütün Kürdistan beylerinin kuvvetlerini de katıyor ve Ulame'yi başkomutan olarak atıyor. Aynı Sultan, 1535'ler de Bağdat seferini yaptıktan sonra Kürtleri tanımaya başlıyor veya bunlarsız bir şey yapamıyacağını anlayarak, babasının Amasya'da imzaladığı anlaşmaya yukarda verdiğim arşiv numaralı Hükm-i Şerif-i yayınlıyor. Neticeye baktığımızda, Kürdistan hükümdarları, çoğunlukla topraklarını bölmemiş ve statülerini 1850'lere kadar getirmişlerdir.”

Aynı gurubun siyasi örgütünün başı Alevi Kökenli Kemal Burkay ve Munzur Çem gibileri; bu iki Osmanlı Kürtünün, Alevileri katletmesini görmezlikten gelerek, Alevi Tarihini yok sayarak “öteki tarih” dedikleri uydurma bir “Kürt Tarihi” yaratmaya çalışıyorlar. Tunceli Ovacık’ta “üçlü Kürt ittifakı” olan: Bıyıklı Mehmet Paşa, İdris Bitlisi ve Palu Beyi Cemşid ‘in; on binlerce Kızılbaşı kesmesine; aynı bölgenin adamları Kürtlük İdeolojileri adına ses çıkarmamaktadırlar. Ahlaki olarak bu çifte standart davranışlarına ne demek gerektiğine okuyucular karar versin !

Yavuz Selim’in önce Erzincan Valiliğine atadığı, sonradan da bütün doğu ve güney doğuya bakmak kaydı ile Diyarbakır Eyaletine getirdiği Dıyarbakırlı Kürt Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı Bitlisli Molla İdris; bütün bölgeyi Türkler’den temizlerler ve YÜZ BİN Kızılbaş Türk’ü katlederler. Bölgeden kaçamayan Türkler de kendilerini Kürt olduklarını söyleyerek kalırlar, baskılar sonucu da gerçekten Kürtleşirler. Doğu sınırlarını Türklere kapatan Yavuz; korumalığını da Kürt aşiretlerine bırakır. 1517’de Yavuz Selim’in Mısır’ı alması ve 74.ncü İslâm Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslâmi Devlet kimliği oluşur. Bu tarihten sonra Araplar, Osmanlı Devleti’nin yaşamı boyunca diğer halklardan üstün ve gözde konumlarına devam ederler. Türkler arasında Yavuz adı Yezit ile özdeşleşir ve lanetle anılır olur. Türk ulusal kimliği; Bozkırdaki Türkmenlerde yaşar ve ozanları Türkçe’yi geliştirir. Osmanlı Sarayı ise giderek soysuzlaşır ve yapay “Osmanlıca” denen yazı dili hakim olur. Bu nedenle Prof.Dr. Faruk Sümer; Safaviler için Osmanlılar’dan daha fazla Türktür demektedir.

Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu bir zamandır. Ama Türkler açısından bir şey değişmez. Yine bu dönemde zülüm, şiddet ve katliamlar devam eder. Kürt kökenli Ebussuûd Efendi (1545-1574)’in Şeyhülislâm olmasıyla ve 30 yılda verdiği fetvalarla “Osmanlı toplum yaşamını” belirler ve Kızılbaş Türkmen katliamı, “Sünni Şeriatı”na göre meşruluk kazandırır. Yedi Kızılbaş öldürene “Cennetin Anahtarı” verilir. Bugün Sünni din adamları tarafından huşu ile anılarak “evliya mertebesi”ne çıkarılan Ebussuûd Efendi, Türk katliamcısı, yobaz, lanet okunacak bir zalim ve cellattan bir kişiden başka birşey değildir.

Hırvat kökenli ve nakşibendi tarikatından Kuyucu Murat Paşa 6.12 l606’da sadrazam olduktan hemen sonra Anadolu’da geniş çaplı Alevi katliamı harekatı başlatır. 155 bin Alevi Türkmeni diri diri kazdırdığı kuyulara gömdürür. Aman dileyen insanlara Kuyucu Murat Paşa’nın yanıtı; “Vurun şu pis Türk’ün başını” olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat Paşa üç yıl terör estirir.

Köprülü Mehmet Paşa (1656-1661) Celali ayaklanmaları bastırmak ve eşkıya tedibi adı altında; Anadolu Türkmenlerini kırımdan geçirmiş sağ kalanlara da zülüm yapmıştır. Osmanlı Vak’a-Nüvisleri ( tarihçileri) Naima ve Hoca Sadettin Efendi gibileri; kitaplarında katliamları ballandıra ballandıra anlatmaktalar ve Türkler için; “nadan” yani “kaba Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk” ifadesini kullanmaktadır. Başka kitaplarda ise; ‘Türk iti şehre gelince farisice ürür.’ yazmaktadır. Osmanlının ünlü şairi Nef’i ise “Tanrı, Türk’e irfan çeşmesini yasaklamıştır.” Demektedir. Divan-ı Hümayun yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde;

“Sakın Türk’ü insan sanma

Bin an bile olsa Türk’le birlikte olma

Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur.

Türk’ün başını kesenken sakın gam yeme

Baban da olsa Türk’ü öldür.”

Demektedir. Tüm bunlara karşın Türk Bayat boyundan Alevilerin ulu ozanı Fuzuli (1480-1566) bir deyişinin son beytinde şöyle diyor:

“Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok

Yürü var gel, ya Arap’tan ya Acem’den”

Gökten Allah tarafından dahi indirilse Türklerin dünyada yeri olmadığını; Arap ve Acemler hakim olduğunu belirtir ve Şiirlerinde Osmanlılara sitem eder ve kafa tutar. Alevi Türkmen aşıkları, ozanları diline ve töresine sahip çıkar ve şiirlerinde dilendirir, yöre yöre gezerek halkı bilinçlendirirler. Dedeler ve Babalar da Türkçe ibadet yaparak örf ve gelenekleri yaşatarak bugünlere getirirler.

İdrîs-i Bitlîsi ve Bıyıklı Mehmet Paşa’dan sonra Kürtlere en büyük destek sağlayan II.Abdülhamit olmuştur. Yavuz Selim’den itibaren iç işlerinde tam bir serbestlik olan bölgeye Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın tesbitine göre “Kürt Hükümeti” denmekteydi ve “merkezi hazineye ipotek ödemezdi ve herhangi bir biçimde düzenli askeri hizmetlerle yükümlü değillerdi.” Böylesi bir bölgeye Abdülhamit, İslamcılığın bütünleştirici “ümmet” anlayışıyla birarada tutma fikriyle yeni bir yapılanmaya gidilir. Abdülhamid’in “Aşiret Mektebi-i Humayun”(1892-1907) adıyla açtığı ve aşiretlerden getirtilen şeyh ve ağa çocuklarının eğitildiği okullardan mezun olanlar; beklentilerin yerine, devlete karşı örgülenme yapan kadroları oluşturmuşlardır. Abdülhamid’in marifetlerinden biriside “Hamidiye Alayları”dır

Hamidiye Alayları, Dördüncü Ordu Komutan› Müşir Zeki Paşa’nın II. Abdülhamid’e önerisiyle 1890 yılında kurulmaya başlanır.14-15 Nisan 1891’de de “Nizamnâmesi” yayınlanarak yasal hale gelir.Ruslara yönelik olarak Şafi Kürtler’den oluşturulan Hamidiye Alayları amacına uygun faaliyette bulunmaz. Hamidiye Alayları daha çok eşkiyalık yapar. Ermeni ve Alevi köylerine baskınlar düzenleyip çapulculuk yaparlar 23 Temmuz 1908 ‘de İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra Eylül 1908 ayında Kürt Hamidiye Alayları’nın silahlarını ellerinden almak isteyen İttihat’çılar bunu başaramazlar İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Türkçülük akımı giderek güçlenir ve hakim olur. Şafi Kürtlerin ağa ve aşiret reislerinin çocuklarının eğitildiği İstanbul’daki “Aşiret Mektebi”nde ve Hamidiye Alaylarında ise Kürt milliyetçiliği filizlenmiş ve örgütlenmeye başlamıştır. Bu durum Doğu Anadolu’da Alevi-Şafi çatışmasını beraberinde getirir. Sonuçta; Okul Müdürü Kolağası Kamil Bey; “bunlar aşiret değil haşerat!” der...

İSMAİL ONARLI

BIRKAC DEFA CEME GITTIM .. İÇERİ GIRDİĞİMİZDE BABA NIN ÖNUNDE SECDEYE VARDIK HER YENİ GELEN SECDEYE VARIYORDU ZATEN. BABA DA DORT KÖSEYDİ BU YUZDEN ..

SORRA İŞTE BILINEN SEYLER.. VELHASIM BINDEFA BELKİ ALLAH MUHAMMED ALI DEDİK.. DIZ USTU OTURMAKTAN BACAĞIM KOPTU...

YANI BANA HERŞEYİ BİR DİNİ HATIRATIYORDU..

BI ARDA KOYE DEDE GELDİ ARKADAŞ DEDEDEN IR KIZ İSTEDİ EVLENMEK İÇİN..

Aleviler, İmam Câfer es-Sâdık mezhebine mensupturlar. Müslümanlık inançlarını tarikatları doğrultusunda “İmam Cafer Buyruğu”na göre yürütürler. Cemlerde "Görgü Cemi", "Abdal Musa Lokması", "Oniki Hizmet Cemi"ni usul ve erkânı ile yürüten görevlilerin başında “dede” gelmektedir ve dedeye “Sercem” de denilmektedir.

Dede olmadan cem-cemaat kendi arasında herhangi bir dini toplantı yapamaz. Buna inançları engeldir. Dedelerin Hz. Muhammed’in soyundan (Ehlibeyt'ten) geldiğine inanılır ve onlara saygı ile bağlıdırlar. Onların ellerinde kutsal saydıkları ve bağlandıkları ocaklara ait icazetleri veya şecereleri vardır. Bu şecereler, ocaklı uluların babadan oğula devam ettirdikleri kayıtlı, kayıtsız belgelerdir.

Kerbela olayından sonra Ehlibeyt soyuna ve onları sevenlere karşı baskılar şiddetlendi. Bu nedenle insanlar yurtlarını bırakarak canlarını kurtarma çabasına düştüler. Hz. Hüseyin’in soyunu takip eden “Seyyid”ler, yüzellibini aşkın taraftarı ile Türkistan’a göçtü ve Türkler arasında izlerini kayıp ettirerek huzurlu yaşama ortamı aradılar. Hz. Hasan’ın soyundan gelenler de “Şerif” adı ile Kuzey Afrika’ya göçtüler.

Müslüman Araplarla temas etmeden önce Türkler çeşitli dinlerin etkisinde kalmışlardı. Başlangıçta bu inançları gök ve yer natural dinlere dayalı idi. Baksi, Kam ve Şaman adındaki din adamları dinsel törenleri yönetmekteydiler. Asya bozkırlarında konar göçer bir hayat tarzı sürdüren Türkler için gök, dağlar, ovalar, sular, ağaçlar kutsaldı.[1] Çin'in ve Hint’in etkisi sonucunda boylar arasına Maniheist ve Budist inançlar da girdi. Türklerde bu etkiler karşısında düşünce ve inançlarda değişmeler ve gelişmeler oldu. Her canlının bir koruyucu ruhunun olduğuna inançla kendine özgü bir din oluştu (Türk Paganizmi) veya ruhlar dini diyebiliriz. İnançlarına göre kötü ruhların gazabına uğramamak için koruyucu ruhlara sığınılıyordu. Koruyucu ruhlar, hayvanlar arasında da mevcuttu. Kartal, doğan, şahin, kurt, koyun, keçi vb. hayvanları sayabiliriz. Bu yaratıcı ruhların yaşadığına inançla “ong-un”lar ve “Töz”ler kavramı gelişti. Kurulan devletler bu sembollerden anılır oldu. Karakoyunlu ve Akkoyunlular gibi hatta mezarlarına da koyunbaşı ve gövdeli taşlar koydular. Bu inançlar, mitolojik bir görünümle hayatlarına girdi. Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu’ya güvercin donunda geldiği, onu gözcüsü Karaca Ahmed’in şahin kılığında karşıladığı menkıbelerde anlatılır oldu. Böylece, ruhlar dini haline gelen Şamanlık inançlarını idare eden babalar, kendilerinden sonra görevi oğullarına devretmeleri ile babadan oğula geçen bir kurum haline geldi. Herkes Şaman olamazdı.

Oğuzlar “Müslümanlığı kabul edince, “Türkmen” adını aldılar. Araplar, Müslüman Türk’e “İmanlı” anlamında “Türk-i İman” deyimini kullandı. Bu kelime konuşma dilinde Türkman veya Türkmen adı ile anılır oldu. Bu kelime üzerine daha değişik açıklamalar mevcuttur.[2] İnançlarından bir şey kayıp etmeden Müslümanlığı kabul eden Türkmenler, şiirlerle ifade ettikleri ruh yapılarını İslamiyet içinde de devam ettirdiler.

Evin eşiği ve ocağı da kutsal sayılırdı. Karı-koca eşitliğine dayalı ocağın dumanının tütmesini bu kutsama ile açığa vururlardı. Asya’da olduğu gibi Anadolu’da da kutsal sayılan uluların ocakları, kutsal sayılarak ziyaret edilir; onlara adaklar adanır ve kurbanlar kesilirdi. Bu ocaklarla birlikte yüksek dağ tepeleri de kutsandı. Bu dağ tepelerine, inançlarına göre Gök Tanrı'ya yakınlığı nedeniyle, ulu bildikleri Şamanları ve Seyyidleri defin ettikleri gibi, dağlar bu adlarla anılır. Örneğin; Doğu Anadolu bölgesinde bu dağların tepelerinde Allahu Ekber Baba, Kumru Baba, Akbaba, Gökçe Baba gibi yatırlar vardır. Göçebeler devamlı hareket halinde olduklarından, ölen yakınlarını nirengi noktası olarak belirledikleri bu dağ tepelerine gömerlerdi. Göçen Türkler mevsimlerin belirli zamanlarında, buralardan geçerlerken ziyaretlerini yaparlar, kurbanlar keserlerdi. Yerleşik duruma geçen Türkler de yaylaya çıkarken veya ekin biçmeye başlamadan, töreleri gereğince saygı duydukları dedelerin idaresinde sürülerini alarak bu dağ tepelerine gelirler, günlerce kalarak Şamanlık ayinlerine benzer törenlerle kurbanlar keserler, sürülerine ve canlarına bir hastalık gelmesin diye dualatırlardı. İnançlarına göre hastalıklı gelenlerin sağlıklı olarak döndükleri inancı yaygındır.

Horasan, eski medeniyetlerin yoğunlaştığı bir yerken, İslamiyetin kabulü ile tasavvuf cereyanının merkezi durumuna geldi. Türkler bu yetişen mutasavvıf ermişlere “Bab” yani baba adını veriyorlardı. Dervişler Türk-İslam tasavvufuna ait düşüncelerini göçerli Türkler arasında yaymaya başladılar. Bu mutasavvıf dervişler arasında, "Pir-i Türkistan" namı ile bilinen Ahmed Yesevi Türk düşüncesinin önderi oldu. Dinsel yazdığı şiirleri, dilden dile dolaşır oldu. Yetiştirdiği halifeler ve ozanlar, toplumun gözü, kulağı ve dili oldu. Ayinleri idare eden ve toplum içinde saygınlık kazanan bu insanlar, İslamiyeti kabul etmekle, yerlerini dede, baba, şeyh ve ata gibi dervişlere bıraktılar veya Müslümanlıktan önceki din adamları, Müslümanlığı kabul etmekle birlikte Şaman, Kam, Baksi iken dede, baba veya derviş oldular. Böylece, halk aynı inançlarla bağlandı.

Gazneli, Karahanlı ve Selçuklu Devletlerinin sultanları İslamiyeti Türk törelerine adapte eden bu sofilere, (Dede, Baba, Şeyh) Hz. Peygamber soyundan gelen Şerif ve Seyyidlere karşı saygılı davrandılar. Osmanlılar zamanında da aynı saygı devam etmiştir. Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatma ve Hz. Ali’den gelenler kayıtlara geçirilmiş; herbirine birer şecere verilerek vergiden muaf tutulmuşlar, geçimlerini sağlayarak kadar arazi verilmiş; hayvan beslemeleri sağlanarak güvence altına alınmış, yolculuklarında da her türlü kolaylık sağlanmıştır. Bunlar için bir de daire kurulmuştur.

Osmanlı Devletinde Seyyid ve Şeriflerin başkanına Nakibü'l-eşraf adı verilmektedir. İlhanlılar ve Memlükler zamanında da buna benzer daireler vardı. ilk defa Osmanlılarda 1400 yılında Yıldırım Bayezid zamanında bir daire kuruldu. İlk göreve Bağdatlı Seyyid Ali Natta getirildi. 15. yüzyılda kurumlaşan bu makam 1922'de saltanatla birlikte kaldırıldı. Bu dairenin görevi, Osmanlı bünyesinde ne kadar kayıtlı seyyid ailesi varsa onların kayıtlı defterlerini tutmaktı. Bu deftere Şecere-i Teyyibe denirdi. Ayrıca eyaletlerde de Nakibü’l-eşraf kaymakamları denen vekiller bulunurdu. Görevleri seyyid ve şeriflerin durum ve tutumlarını izlemekti. Kusurlu davranışları bu defterlere kayıt edilerek cezalandırıldıkları olurdu. Suç işleyen seyyidin yeşil sarığı çıkarılır, cezası verildikten sonra yine iade edilirdi. Seyyid soyundan geldiklerini iddia edenlere, şecereli seyyidlerin tanıklığı ile kanıtlanırsa, seyyidlik beratı verilirdi. Bu beratların bir kısmını da iltimas ve rüşvetle verildiği şikâyetlerin yayılması üzerine verilen beratları incelemeye alındı ve büyük çoğunluğu iptal edildi.

17. yüzyılda Köprülü Mehmet Paşa'nın seyyidlik icazetleri ile ilgili denetimi devam etmiş, yalnız Konya yöresinde 120 aileye ait berat iptal edildiği gibi, Antep bölgesinde de III. Selim döneminde bine yakın seyyidlik icazetinin para karşılığında dağıtıldığı tespit edildiği için, iptali yoluna gidilmiştir. Bu icazetlerin, beratların düzmece çıkarılan soy kütüklerine dayalı olduğu görülmüş ve bu durum ticaret aracı olmaya başlanmıştır.

(Altuğ Öztürk 'ün notu :Bu gün doğu anadoluda ki Kürtler'e verilen seyyidlik icazetler i Osamnlı şeyhülislamları tarfından verilmiştir tamamı sahtedir .Amaç ise gerçek Seyit soyundan gelen Alevi Türkmenlerin halk üzerindeki etkinliğini kırmaktır daha sonralrı ise işi aynen burada anlatıldığı gibi ticarete dökmüşlerdir )

Bu beratların ilki 734 yılında Kureyşan ocağına verilmiştir. Selçuklular döneminde I. Alaeddin Keykubat Erzincan yöresine gelerek o yörede yaşayan oymakların ileri gelenlerini biraraya toplayarak, İslam dinini iyi bilenleri tespit edilmesini istemiş, dinin iyi şekilde öğretilmesini emrederek, bu kişilere Hz. Peygamber soyundan geldiklerine dair icazetler verdirmiştir. Seyyidlik beratı olan her öğreticiye de "hakullah" adı altında menkul veya gayri menkuller bağlanmıştır. Yine bu düzmece beratların daha evvel Abbasilerde ipsiz, sapsız deli ve Ehlibeyt dostu olmayan kimselere verildiği belgelerde yer almaktadır. Bu menfaate dayalı belgelerin verilmesi Memlükler, İlhanlılar, Osmanlılar zamanında Erdebil, Kufe, Kerbela, Mekke, Medine, Hacı Bektaş gibi birçok merkezlerde de devam etmiştir. Bu dönemlerde gerçek peygamber soyundan gelenler, tıpkı Mehdi gibi kendilerini saklarlarken, bazı insanlar bu payeleri almışlardır.

Müslümanlığı kabul eden Oğuzlar, eski inançları olan Şamanken, Kam veya Baksi iken dede, baba veya derviş oldular. Eskiye dayalı bu soylu insanların mensup olduğu ailelere büyük saygıları Müslümanlıkla birlikte devam etti. Bu durum toplum tarafından yadırganmadı. Bu sefer bu dede veya şeyhler Müslümanlık yapısı içinde kendilerine bir tutanak olarak şecereler düzenlettiler. Seyyidlik beratları alanlar, bağlılıklarını imanlardan birine kadar vardırdıkları gibi, Hz. Adem'e kadar bu işi görenler oldu. Bazıları da bu aileye mensup olmadığı halde, damat olarak girenler de bu unvanlardan yararlandı. Bunların yanında Hz. Peygamber'in soyundan gelip de Emevi ve Abbasi zulmünden kaçarak Horasan yöresinde Türklere sığınan ve Türklerin yaşayışları benimseyen imamlarda vardı (nitekim bu imamlara ait Horasan yöresinde mevcut mezarları tanıktır).

Türkler arasına sığınan bu Ehlibeyt sevgisi ile dolu insanlar, masum olduklarını, her türlü baskı ve zulme uğradıklarını oba oba anlattılar. Özellikle Kerbela da Hz. Hüseyin’in şahadetinin Türk ozanlar tarafından destanlaştırılarak anlatılması Türkleri Müslümanlığı daha kabul etmemişken bile taraf durumuna getirdi. Ahmed Yesevi'nin öncülüğündeki tasavvuf hareketi, bütün Horasan yöresini etkisi altına aldı. Bu sıralarda Moğol baskısı sonucu (13. yüzyılda) değişik boylara ve ocaklara mensup Türkler, Anadolu’nun her yerine dağıldılar. Anadolu’ya gelen Türkler arasında dede, derviş ve baba gibi din mensupları da vardır. Bunları halk, Horasan Erleri, Erenleri, Alp-Erenler veya Tahta Kılıçlı Dervişler diye anıyordu. Bu geleneği daha çok Aleviliği benimseyen Türkmenler sürdürmekteydi.

Horasan Erleri diye bilinen dervişlerden; Dede Kargın, Abdal Musa, Baba Mansur, Hıdır Abdal, Garip Musa, Seyyid Resul, Gözü Kızıl, Ağu İçen, Karadonlu Can Baba, Sarı Saltuk ve bunlarla birlikte gelen mutasavvıflar ve ermişler aracılığı ile tarikatlar oluştu ve soy ocaklarına dönüştü. Bunların tekkeleri ve türbeleri her kesimden halkın inançla yöneldiği, dertlerine deva aradığı mekânlar oldu.

Daha sonra bu ocaklardan batı ocakları Hacı Bektaş, doğu ocaklarını da Erdebil tekkesi etrafında toplanarak federe ve konfedere duruma geldi. Bu örgütlenmeyi, Asya’da kurulan devletlerden Oğuzların sağ ve solda federe ve konfedere şeklinde bildiğimiz “Üçoklar ve Bozoklar”a benzetebiliriz.[3]

Bu ocakların temsilcileri ve halifeleri seyyid soyundan gelseler bile federe yapı içinde el aldıkları veya nasip aldıkları dergâhlarda uzun müddet hizmet verdikten sonra beratlarını tescil ettirdiler. Bu icazetlerle bulundukları bölgelerde taliplerine hizmet vermekteydiler. Alevi dedeler Hacı Bektaş dergâhından aldıkları icazetlerle, onları temsil etme yetkisine sahiptiler. Halifeleri aracılığı ile nasip verebilir ne naip tayin edebilirlerdi.

Erdebil Tekkesi de aynı durumda idi. Kendilerine bağlı Şahkulu, Şahgözü, Şahkulağı adı ile anılan ve Anadolu içlerinde, özellikle Doğu Anadolu yöresinde ocaklı halifeler aracılığı ile aynı işlevi yürütüyorlardı. Ancak, Erdebil Ocağı Şah İsmail (Hatayi) zamanında etkin iken, daha sonraki şahlar bu misyonu sürdüremediler. İran Şiiliği mollaların, ahuntların etkisi ile siyasi nitelik kazandı. İktidarların şeriata ağırlık vermesi ile Erdebil tekkesi etkisini yitirdi. Anadolu’da Erdebil’e bağlı Alevi ocakları başsız kaldı ve bağımsız hareket etmeye başladı. Hacı Bektaş dergâhı ile de ilişki kurmadığı gibi, uzun yıllar çatışma içine girdi. Bu çatışmaları, dedelerin kendilerinin daha çok gelir elde etmek ve talip adedini arttırmak için yaptıklarını iddia eden kesimler vardır. Çünkü, başsız kalan bu ocaklar Hacı Bektaş dergâhına bağlansalardı, bu ocaklara bağlı olan halifeler gibi taliplerinden topladıkları “Nezir”den pay vermeleri gerekecekti. Bağımsız hareket etmeleri çıkarlarına gelmekteydi. Bu çatışma rekabet halinde bu ocaklar bugüne kadar süregeldi.

Erdebil tekkesine mensup cemaatle, Hacı Bektaş dergâhına ait cemaatin uyguladıkları yol ve süreklerinde bazı farklılıklar da vardı. Hacı Bektaş Ocağı, pirleri Hacı Bektaş Veli'den sonra tarikat haline geldi. Osmanlı Devleti'nin kuruluşu sırasında etkin rol oynadı. Osmanlı Devleti'nin batıda etkin duruma gelmesi, koloniyalist dervişler aracılığı ile kazanılan topraklarda tekke ve zaviyeler açması, bir avuç müritleri ile kaleler fethetmeler, ordunun önüne düşerek moral vermesi, Bektaşiliği öne çıkardı. Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşu ile Bektaşilik devlet ileri gelenleri arasında itibar buldu. Aynı zamanda Bektaşiliğin şehir kültüründen etkilenerek modernleşmesi, Şamanlık etkisinde bulunan Erdebil ocaklılarca yadırgandı. Bu tepkilerini “Dönekler, Putlar” şeklindeki ithamlarla karşıladılar. Erdebil ocaklılar, Horasan'dan getirdikleri inançlarını köy ve göçebe kültürü içinde kapalı bir şekilde sürdürdüler.

Bu farklılaşmalar, cemaatlerin oluşturdukları cemlerde kendini gösterdi. Bektaşiler görgü ceminde tabinin sırtını “Pençe-i Ali aba” diyerek sağ elini kullanarak sıvazlarken, Erdebil ocaklı dedeler, “Erkân” diye cennetten çıktığına (Tuba ağacı) inandıkları ağaçla, talibin sırtına “Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek vururlardı. Erdebil ocaklılarda musahiplik varken Bektaşilerde yoktu. Bu yadırganan farklılıkları daha da çoğaltılabiliriz.

Farklı uygulamalar, birbirleri arasında “Ağaçlı – Pençeli” çekişmesini getirdi. Hatta Bektaşiler ağaçlılarla “Alaca değnekli” diye de alay ederlerdi. Erdebil ocaklı Aleviler bu sembolik ağacın cennetten çıktığına Tuba ağacının dallarından olduğuna inanırlardı. Bu inançlar Şamanlıktan kalma "Ağaç kültü"nün sonucu Türklerin ağaca karşı sevgisinin bir ifadesiydi. Ağaç Türkmenlerde kutsaldı. Bu sevgi, devamlı ozanların deyişlerinde yer aldığı gibi, Şamanın davulu ve kopuzu kutsal sayılan ağaçlardan yapılırdı. Erdebil ocaklı dedelerin cemlerde kullandıkları “Erkân” dediğimiz kutsal asa, rehberin evinde yeşil kılıflar içinde saklanırdı. Ancak, görgü cemi sırasında çıkarılırdı. O köye dede geldiği zaman da rehbere misafir olurdu

Altuğ Öztürk KARDEŞ BİZİMKİLER MAKEDONYA GÖÇMENİ SARIKEÇELİ(SARIKEÇİLİ) YÖRÜKLERİNDEN,, MAKEDENYODAKI BEKTAŞI DERGAHLARINDAN FALAN BABAM BASSEDİYOR.

FAKAT AİLEM SUNNİ.. SONADAN DÖNMÜŞ (SUNNI OLMUŞ) OLABİİRLERMİ.YOKSA KOKEN OLARAK BU AŞİRET SUNNIMI. BILGİN VARSA TEŞEKÜRLER.

Şah İsmail Hatayi'nin Bir Şiirinde Çaldıran Savaşı

Alay alay geldiler
Koşan koşan durdular
İkinci gelen bir top
Atıldı ana saldılar

Eskerler örüledi
Çakmaklar kuruladı
Ol kafir Melhuçoglu
Şah üstüne duruladi

Hey al kana al kana
Kızıl kanlar çalkana
Melhuçoğlu kılıç urdu
Şahım aldı kalhana

Şah anda bindi ata
Yezitler döndü mata
Şah bir kılıç urdu ki
Kelleden indi ata

Melhuçoğlu attan düştü
Şah anda geriye kaçtı
Beş yüz elli tüfekçi
Şah'ın ardına düştü

Ün edüben gittiler
Şah'ın ardından yettiler
Sultan Ali Mirza'mı
Bu kavgada tuttular

Dört yanın uladılar
Ciğerciğim dağladılar
Sultan Ali Mirzam'ın
Ağ ellerin bağladılar

Bindirdiler atına
Göt(ür)düler inkar katına
İnkar bir sual sordu
Bakınca suratına

Sağ mısın esen misin
Ciğerciğim kesen misin
Koca Haydar zül olası
Şah dedikleri sen misin

Elifim var kaddim var
Bir İskender hadd’im var
Ben Şah'ın kurbanıyım
Şah olmaya ne haddim var

Seni attan indirmiyem
Gül benzin soldurmuyam
Gel Şah'a şek getür sen
Vurup boynun öldürmeyem

İşte geldim yanına
Sığındım Sübhan’ıma
Ben Pire şek getürmem
Lanet senin canına

Şunu atından indirin
Gül benzini soldurun
N'oldu benim cellatlarım
Vurun boynun öldürün

Cellatlar aralandı
Ciğerler parelendi
Sultan Ali İmirza'm
Bu kavgada parelendi

Gönül hüma kuşudur
İşitenler naşidir
Baş verip ser kurtarmak
O da Mervan işidir

Çöl olası Çaldıran
Altun kadeh kaldıran
Hatayi'm ağlar gezer
Musahibin aldıran

(İbrahim Arslanoğlu: Şah İsmail Hatayi ve Anadolu Hatayileri. İstanbul 1992: 411-412)

*Sultan Ali Mirza ,Şah İsmail'in Müsahibidir Çaldıran'da Şah 'ı Osmanlı askerlerinden kurtarmış ama kendisi esir düşmüş ve işkence edilerek öldürlmüştür ..

*Şah İsmail İnancı gereği hiç bir savaşında ateşli silah kullanmamış sadce ok ,yay ,kılıç vs. klasık savaş aletlerini kullnmıştır . Yavuz , Şaha savaş öncesi ateşli silah kullanmayacagına söz vermiştir . Yani akitleşmişlerdir fakat safevi ordusu Osamnlıyı savaşın başalrında dagıtınca Osamnlı topları tüfekleri ateşlemiştir .Çaldıran ın kaderini değiştirenbu toplar ve tüfeklerdir ...

Kahrolsun Kürdistanın kalbine hançer saplayan Sömürgeci devletler ve sömürge düzenleri !

Yaşasın özgür bağımsız ülkemiz Kürdistan !

PATRONARINIZ İNGİLTERE VE ABD

SLOGANI YANLIŞ ATTIN ZAVALLI

SÖMÜRGECİ AYAKCILARI !
SAHTEKARLAR

Türk ve Kürt Kavgası

Milli denilen Kürt Aşiretiyle ,Türkmenlerin arasında bundan 200 sene önce bir harp olmuş .İspiroğlu bu harbe dair şu aşşagıdaki türküyü söylemiştir.

Kürtlerin reisi :Timur Paşa, Türkmenlerin Reisi : Kasım Ağa'dır

Aldı Timur Paşa :

Sana derdim sana hey kasım aga
Gel gireyim senle merd'i meydana
Şimdi katayım da tozun dumana
Gözün yaşı sel olur dört yana

Aldı Kasım Aga :

Sana derim sana ey Timur Paşa
Askerin sıgmazsa dağ ile taşa,
Bir nefeste seni tıkarım Muş'a
Muş'ta duraman da ,dar düşen Van'a

Aldı Timur Paşa :

Timur Paşayım ben ,seni çok bozdum ,
Evvel böyle değildin ,şimdi sen azdın .
El'übeyt (Ehl-i Beyt) Şeyhini imadatçı gezdin
Gözün yaşı sel olur dört yana.

Aldı Kasım Aga :

Kasımım da der ki ;gel etme yeter,
Ederim seni Haci beyden beş beter .
Senin Kürtlerine bir Türkmenim yeter,
Şimdi katarım da tozun dumana.

Aldı Timur Paşa :

Gün görünmez oldu kartaldan kuştan,
At işlemez oldu yatan öleşten (leş)
Sen ibret almadımı mı kesilen baştan,
Aynalış boyandı hep kızıl kana.

Aldı Kasım Ağa :

Kasım Ağa derki :ben kılıncı astım ,
Çok şükür Hüdaya kalmadı yastım (yasım)
Var met (öv)eyle BEYDİLin dostun ,
Aç kurt gibi girişirler düşmana .

Bu söyleyen de İspir kendidir,
Türkmenin yardımcısı HIZIR kendidir.
Herbirisi Ürüstem (Zaloğlu Rüstem ) dengidir,
Kürtler yalvarırlar gani süphane.

Kaynak:
Ali Rıza Yalman--Cenupta Türkmen Oymakları Cılt 1.sayfa 89-90 Kültür Bakanlıgı Ankara 1977

Bu eser 1933-1940 tarihleri arasında hazırlanmıstır.

Aktaran Altuğ Öztürk

Toplanılsa bir araya gelinse
Yenilse içilse sohbet edilse
Açılsa bayraklar mehter urulsa
Aluben açtığım güller olur mu?
* * * * *
Beyler binse atlarının beline
Dof tutulsa Nuşirevan yoluna
Dedem yurdu Türkistan'ın çölüne
Gergiler kurduğum günler olur mu?
* * * * *
Yolum aşsa karlı dağın sağında
Gülün dersem berdevin bağında
Tütünsüzün Musullu'nun dağında
Şerbetin içtiğim günler olur mu?
* * * * *
Dedemoğlu ben atımın üstüne
Ala idim kılıcımı destime
Beydili'nin kömesinin üstüne
Aluben açtığım güller olur mu?

(Dof: Hep beraber. Gergi:Çadır. Alaidim:Alaydım.Kömesi:Hepsi. Aluben:Alarak)
Sürdüler sizi Rakka çöllerine.Tay, muvali, Aneze, Şammar gibi barbar Arap kabileleri bir taraftan, öte yandan barbarlıkta Arap'tan geri kalmayan Kürt kabileleri ve Osmanlı dönme devşirme paşalarının arasında kalıp, hepsinin zulmünden bizar olup Türkistan'a gitmek istediniz, yine ozanlarımız Osmanlı paşalarına haykırmadı mı;

Şevkecimi geldi Arap'tan, Kürt'ten
Bir habar almadım oğlum Murat'tan
Mevla beni kurtarırsa bu dertten
Geçiririm mızrağımı daşa ben

Firuz Beğ oğlu Kurt Beğ, sen barbar Arap kavimlerine karşı ölüm-kalım savaşı verirken "Nesli güzel Ali'm medet senindir" deyu Ali'nin zülfikarı kuşanıp yardıma gelmesini beklerken, o barbar bedeviler "kavm-i necip" benim diyerek böbürlenmiyorlar mıydı?

Safevi ' yi kuran Türkmen oymakları ,

BÜYÜK OYMAKALR ; ( küçük oymaklar )

RUMLU

USATACALU (Çavuşlu ,şeyhlü,Kengerlu,Şereflü, Kerempa,Koçulu ,Sofular, Mani Fakihlu ,Karasarlu ,Kıçlu,Kızıllu ,Damlu ,Gözü Büyüklü )

TEKELÜ

ŞAMLU ( Beydili,İnallu ,Hüdabendelü,Avcı,Biçerlü,Abdülü,Keremetlü,Acirlü,Arabgirlü )

ZÜ'L -KADR (Koruoğlu,Söklen,Şemsedinlü,Eymür,Hacılar,Saru Şeyhlü,Çiçeklü,Camuslu ,Şadi Beğlü )

KAÇAR (Ağça Koyunlu ,Ağçalu ,Şam Bayadı, Yiva ,İgirmidörtlü )

AVŞAR (Gündüzlü ,Araşlu ,Usalu ,Eberlü, Alplu, İmanlu Afşarı )

Diğer küçük oymaklar ,

Varsak ,Çepni,Arapgirlü,Turgudlu,Bozcalu,Acirlu ,Hınıslu, Sa'dlu, Alpavut, Bayat ,Karamanlu,Bayburtlu ,Baharlu ,İspirlü Silsüpür,Cakirlu,Otuziki ,Mukaddem ,Cevanşir, Çemişkezeklu .

HATAYİ (Şah İsmail ) 'den

Ulu laf eyleyen meydana gelsün

Muhannet gelmesün merdane gelsün

Erenler menzili Hak menzilidir

Erenler sahib-i irfana gelsün

Kılavuzdur zü'l-fükarum kandadur men

Kim inkar ehlüdür imana gelsün

Ezelden Hak deyen ehl-i tarikat

O kandan sürülüp bu kana gelsün

Güneh-karun günahından geçerler

Yüz üsüne sürülüp sultana gelsün

Aralığdan götürüldi küdiret

Sürüldü la'net ol şeytana gelsün

Rivayetdür hadis-i Mustafadan

Min il ölü yatanlar cana gelsün

Ahan çaylar ahan arkalr bulaklar

Yerinden mevc urup ummana gelsün

HATAYİ der hastadur kan-ı sahavet

Haber ver derdlüler dermana gelsün

ARKADAŞIM KARAKEÇİLİ-SARIKEÇİLİ KAYI BOYUNA TABİDİR

ANADOLUDA KONAR GÖÇER BOYLARIN SÜNNİ OLANALRINA GENELLİKLE YÖRÜK ,

ALEVİ OLANALRINA İSE TÜRKMEN TANIMLAMASI YAPILIR BU SADECE İNANÇSAL FARKLILIĞI GÖSTERİR HERİKİ KESİMDE 24 OĞUZ BOYUNA BAGLI KONAR-GÖÇER TÜRKMENLERİDİR

TARAKYADKİ YÖRÜKLER BELLİ BİR ZAMANDAN SONRA ''EVLAD-I FATİHAN '' TAİFESİ OLARAK GEÇER OSAMANLI BELGELERİNDE

Cevdet Türkay, “Başbakanlık arşiv belgelerine göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda; oymak, Aşiret ve Cematlar” adlı araştırmasında, Beydili boyunun Oymak ve Obalarınların yerleşim yörelerini şöyle belirtmektedir:

1. “Ağdöğer: Rakka Eyaleti, Türkman taifesinden, Ağdöğer Oymağı, Beğdili Aşiretindendir.”

2. “Beğdili (Beğdilü), Beğdilli (Beğdillü): Sivas, Rakka, Kangal (Sivas), Adana, Halep, Kaş Kazası (Teke Sancağı), Tarsus Sancağı, Sis Sancağı (Adana Eyaleti), Ruha (Urfa),Trablus-u Şam Sancağı, Hama

Sancağı; Türkman Taifesi.”

3. “Sarac, Saraclı (Saraclu): Tokat, Kütahya, Manavgat Kazası (Alaiye Sancağı)

4. “Uğurlu Şeyh Oğulları nam-ı diger Şeyhlü: Ankara Sancağı, Türkman taifesinden. Uğurlu Şeyh Oğulları nam-ı diger Şeyhlü Aşireti, Beğdili Aşiretindendir.”

5. “Akkaş: Hamid Sancağı, Aksaray Sancağı; Türkman taifesinden; Akkaş cemaati Beğdili Aşiretindendir.”

6. “Arab, Arablar, Arablı (Arablu): Sıvas, Meraş, Diyarbekir Eyaletleri, Menteşe Sancağı, Rakka Eyaleti, Anamur Kazası (İçel Sancağı), Adana, Edirne, Selanik Sancağı, Çorum Sancağı, Koçhisar Kazası (Aksaray Sancağı), Mardin Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Zülkadiriye Kazası (Meraş), Bozok, İçel Sancağı, Alaiye Sancağı, Düşenbe Kazası (Alaiye Sancağı), Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Sancağı), Erzurum, Adana havalisi, Saruhan Sancağı, Hezargrad Kazası (Niğbolu Sancağı), Antalya, Kütahya, Hama, Hums Sancakları, Çıldır Eyaleti, Gelibolu Sancağı, Şehirköy Kazası (Paşa Sancağı), Siverek Sancağı, Karaman, Uzuncaabad Hasköy Kazası (Çirmen Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Aydın Sancağı, Adala Ovası (Saruhan Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas), Göynük Kazası (Hudavendigar Sancağı), Arapgir Sancağı (Sivas Eyaleti), Divriği Sancağı (Sivas Eyaleti), Kars Eyaleti, Uluborlu ve Gönan Kazası (Hamid Sancağı), Ürgüp Kazası (Niğde Sancağı); Konar-Göçer Türkman Yörükani taifesinden. Beğdilli Aşiretinden olan Arablar Cemaati, İçel Sancağında iskan olunmuştur.”

7. “Arablıibrahim (Arabluibrahim): Niğde,Halep, Ankara, Kengiri, Rakka Sancakları; Türkman taifesinden. Arablıibrahim cemaati, Beğdilü Aşiretindendir.”

8. “Arablımersin (Arablumersin): Niğde Sancağı; Türkman taifesinden. Arablımersin Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”

9. “Beğdili (Beğdilü-Beğdilli-Beğdillü); Halep Eyaleti, Yeni İl Kazası, Rakka Eyaleti, Gülnar Kazası (İçel), Adana, Kışehir, Canik, Karaman Sancakları, Danişmedli Kazası (Bolu Sancağı), Sivas, Çıldır, Kars Eyaletleri; Konar-Göçer Türkman taifesinden.”

10. “Beğmişli (Beğmişlü): Sivas, Rakka, Karahisar-ı Şarki Sancakları, Behisni Kazası (Malatya Sancağı), Deyr-i Ruhye ve Selimiye Sancakları (Rakka Eyaleti), Hama Sancağı (Trablus-u Şam Eyaleti), Yeni-İl Kazası (Sivas Sancağı); Türkman Taifesinden. Beğmişli Cemaati, Beğdilli Aşiretindendir.”

11. “Burak, Buraklı (Buraklu, Burak maa Çağıradak): Kars-ı Meraş Sancağı (Meraş Eyaleti), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Menbüc Kazası (Rakka Eyaleti), Haran Nahiyesi (Rakka), Sivas, Halep, Rakka Eyaletleri, Tokat Kazası (Sivas Sancağı), Kete Kazası (Hudavendigar Sancağı), Adana, Tarsus, Sis, Karahisar-ı Şarki Sancakları, Timurhisarı Kazası (Siroz Sancağı), Yüreğir ve Sarçam Kazaları (Adana Sancağı), Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti); Türkman Yörükanı Taifesinden. Buraklı Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”

12. “Cece, Ceceli (Cecelü, Çeçeli Çeçelü): Çorum, Rakka, Aksaray Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Adana, Halep Eyaletleri, Gülnar Kazası (İçel Sancağı), Kengiri, Niğde, Aksaray Sancakları, Katar Kazası (Çorum Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Eyübeli Kazası (Aksaray Sancağı): Konar-Göçer Türkman Taifesiden. Ceceli (Çeçeli) Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”

13. “Cihanbeğli (Cihanbeğlü, Cihanbeğlü nam-ı diğer Yedi boy): Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Harpırt (Harput) Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Kengiri, Çorum, Kütahya, Arabgir Sancakları, Diyarbekir, Rakka, Meraş Eyaletleri, Ankara Sancağı, Bozok Eyaleti, Tokat Kazası (Sivas Sancağı), Eğin Kazası (Arabgir Sancağı), Koçgirli Sancağı (Bozok Eyaleti), Hısn-ı Mansur Kazası (Malatya Sancağı), Kırşehir Sancağı, Kars, Çıldır, Sivas Eyaletleri, Çerkez Kazası (Kengiri Sancağı), Malatya Sancağı, Erzurum Eyaleti, Kehta Kazası (Malatya Sancağı), Çermik Sancağı (Diyarbekir Eyaleti); Konar- Göçer Türkman Ekradı Taifesinden. Cihanbeğli (Canbeğli) Cemaati, Beğdil Aşiretindendir. Cihanbeğlü Cemaati, Kütahya Sancağında vaki Sarısu ve Karaçam nam mahallelerinde iskan etdirilmiştir.Nam-ı diğer Yediboy Cemaatidir.”

14. “Cırık, Cırıklı (Cırıklu): Rakka Eyaleti, Selmanlu-i Kebir Kazası (Bozok Sancağı), Anamur Kazası (İçel Sancağı), Düşünbe Kazası (Alaiye Sancağı), Adana Sancağı, Kars-ı Meraş ve Alaiye Sancakları; Türkman Taifesinden. Cırıklı Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”

15. “Dengiz, Dengizli (Dengilü), Dengüz, Dengüzlü, Dangizler (Denizli, Denizlü, nam-ı değer Kara Koğa), Denizler: Budaközü Kazası (Bozok Sancağı), Kütahya, Adana, Meraş, Sivas, Arabgir, Selanik, Halep ve Rakka Sancakları, Zülkadriye Kazası, Denizli, Baklan Kazaları (Kütahya Sancağı), Mangalya Kazası (Silistre Sancağı), Gümülcine, Yenice-i Karasu Kazaları (Paşa Sancağı); Yörükan Taifesinden. Dengizli (Denizli) Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.

16. “Diger Döğer; Rakka Eyaleti, Siverek ve Çemişgezek Sancakları, Adana, Sis ve Karahisar-ı Sahib Sancakları: Diger Döğer Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”

17. “Dimlek, Dimlekli (Dimleklü, Dimekli,Dimeklü): Raka, Erzurum, Kars, Ahıska, Sivas, Malatya, Arabgir, Divriği, Diyarbekir, Bozok, Karaman, Kütahya, Aydın, Saruhan, Haleb, Hama ve Hums Sancakları; Türkman Taifesinden. Dimekli Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.

18. “Elbeğli (Elbeğlü, İlbeğli, İlbeğlü, Meraş İlbeğlüsü ): Birecik Kazası (Biret-ül Fırat Sansağı), Haleb, Sivas, Rakka, Kilis, Meraş, Ayıntab, Adana Sancakları, Merzifon Kazası (Amasya Sancağı), Zile, Yüzde Pare, Tokat Kazaları (Sivas Sancağı), Rumkal’al Kazası (Rakka Sancağı), Manboc Ravendan Nahiyesi (Haleb Sancağı); Türkman Taifesinden. Beğdili Aşiretine tabi olan Elibeğlü (İlbeğlü) Cemaati, göçebe taifesinden olmayub, zer’ve hars ile meşgul olurlardı. Tokat Voyvodolığı aklamından Sivas’da sakin İlbeğli Kabilesi 39 adet ma’mur kışlak ve 14 adet hali kışlakda sakin idiler.”

19. “Göndüşlü (Gündüşlü), Gündeş, Gündeşli, (Gündeşlü, Güldeşli, Güldeşlü): Aydın, Saruhan, Kengiri, Menteşe, Meraş, Halep, Rakka, Erzurum, Kars, Ahıska, Çıldır, Sivas, Kırşehir, Teke Sancakları; Akhisar Kazası (Saruhan Sancağı), Sındırgı Kazası (Karesi Sancağı), İbsala, Malkara ve Keşan Kazaları (Gelibolu Sancağı), Kula Kazası (Kütahya Sancağı), Marmara-ı Aydın Kazası (Saruhan Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Evreşe Kazası (Gelibolu Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Sancağı), Kavak Kazası (Canik Sancağı), Güzelhisar, Mağnisa Kazaları (Saruhan Sancağı), Eşme Kazası (Kütahya Sancağı): Konar-göçer Türkman Yörükan Taifesinden. Beğdili Aşiretine tabi olan Göndüşlü, Gündeşli Cemaati , konar-göçer makulesinden olmağla, tekalif-i örfiye ve şakka’dan muaf ve müsellemdir.”

20. “Hubyar, Hubyarlı (Hubyarlu): Turgud Kazası (Konya Sancağı)

21. “Kadirî, Kadirli (Kadirlü), (Kadirlioğlu), Kadrili (Kadrilü): Rakka, Niğde, Arabgir, Divriği, Sivas, Malatya, Hama, Ana, Hums Sancakları, Selmanlu-i Sağî Kazası (Bozok Sancağı), Kırşehri Sancağı: Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kadirli Cemaati, Beğdili Aşiretindendir. Kadirlioğlu Cemaati, Bozok Livası dahilinde Selmanlu-i Sağî Kazasında vaki Karagöl karyesine iskan olunmuştur. Mezkür cemaat, Kafirkıran Cemaatı içindedir.”

22. “Karaşeyh, Karaşeyhler, (Karaşeyhli, Karaşeyhlü, Karaşeyhli Avşarı, Karaşıh): Sivas, Maraş, Diyarbekır, Kütahya, Saruhan, Karaman, Haleb, Rakka, Niğde, Arabgir, Divriği, Malatya, Kengiri, Kilis, Ankara, Aydın, Hama ve Hums Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Hısn-ı Mansur Kazası (Malatya Sancağı), Şiran Kazası (Erzurum Eyaleti), Selmanlu-i Kebir Kazası (Kırşehir Sancağı): Türkman Taifesinden. Karaşeyhli (Karaşıhlı) Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”

23. “Kasım, Kasımlar (Kasımlı, Kasımlu): Rakka, Haleb Eyaletleri, Alacahan mevkii (Sivas Sancağının Kangal Kazasında), Kargı Kazası (Kengiri Sancağı), Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Saruhan Sancağı: Türkman Taifesinden. Kasım Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”

24. “Kayas, Kayaslar, Kayaslı, “Kayaslu): Rakka, Aksaray, Niğde Sancakları, Koçhisar Kazası (Aksaray Sancağı): Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kayas Cemaatı, Beğdilli Aşiretindendir.”

25. “Kılıçbeğli (Kılıcbeğlü): Rakka, Erzurum, Kars, Ahıska ve Meraş Sancakları: Türkman Taifesinden. Beğdili Aşiretinden olan Kılıçbeğli Cemaati, bâ hatt-ı hümayun Rakka halalisine iskan olunmuşdur.”

26. “Kırgıl, Kırgıllı (Kırgıllu, Kargıl, Kargıllı, Kargıllı): Rakka, Aksaray, Hama, Hums, Adana, Sisi ve Meraş Sancakları: Konar-Göçer Türkman Yörükan Taifesinden. Kırgıllı Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”

27. “Kızılkoyunlu: Rakka, Karaman, Kırşehir Sancakları, Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Bolvadin Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Şam Havalisi, Ankara cıvarı, Irak, Sabanca ve İznik-mid Kazaları (Kocaeli Sancağı), Ayazmend Kazası (karasi Sancağı), Bergama Kazası (Hudavendigar Sancağı), Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Süleymanlı Kazası (Kırşehri Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı); Konar-Göçer Türkman Ekradı Taifesinden. Beğdili Aşiretinden olan Kızılkoyunlu Cemaati, senevi 300 guruş mal ile Ekrad-ı Lekvanik mukataası tevabiindendir.”

28. “Kömec, Kömenc, Könec, (Kömecli,Kömeclü, Gömec,Gömecli, Kgömeclü): Rakka Eyaleti, Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı); Türkman Taifesinden. Kömecli (Gömecli) Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”

29. “Mîrzâ: Rakka ve Haleb Eyaletleri, Alacahan mevkii (Kangal Kazasında); Türkman taifesinden.Mîrzâ Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”

30. “Perdeltacirlisi (Perdaltecerlisi): Rakka, Bilecik, Erzurum, Kırşehri, Bozok, Sivas, Karaman ve Dyarbekir Sancakları, Havran Ovası (Haleb Eyaleti); Türkman taifesinden. Perdel tacirlisi (Pardal tecirlisi) Cemaatı, Beğdili Türkman Aşiretindendir. 150 Hane olan cemaat-ı mezbure, Ruha (Urfa) ile Birecik beyninde vaki (Çermelik hanında iskan ve zer’ve hars ile meşgul iken, 120 senesinde firar ve Erzurum tarafına gidüb ve mirileri Rakka tarafından tahsil olunur iken, ahara malikane olmağla, bu tarafda olan bakiyyesi yankarına gitmişlerdir. Elyevm Kırşehir ve Bozok tarafında olurlar, deyu tahrir olunmuş.”

31. “Sarac, Saraclar, (Saraclı, Saraclu, Salac): Şarkpâre ve Tokat Kazaları (Sivas Sancağı), Ünye Kazası (Canik Sancağı), Kütahya, Hamideli, Aydın ve Karahisar-ı Şarki Sancakları, Mut Kazası (İçel Sancağı), Düşenbe Kazası (Alaiye Sancağı), Geyve Kazası (Kocaeli Sancağı), Uşak Kazası (Kütahya Sancağı): Konar-Göçer Yörükan taifesinden.”

32. “Tecerli-i Pardal, (Tecerlü-i Pardal): Karaman, Sivas, Kırşehir, Bozok ve Rakka Sancakları: Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Tecerli-i Pardal Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”

33. “Ulaş, Ulaşlı (Ulaşlu, Ulaşfakih), Ulaşlar: Adana, Tarsus, Meraş, Haleb, Karahiar-ı Şarki ve Rakka Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Ordu Kazası ( Karahiar-ı Şarki Sancağı), Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Çatalca Kazası (Hasha-i İstanbul Sancağı), Diyarbekir Eyaleti, Yalakabad Kazası (Kocaeli Sancağı), Rumkal’a Kazası (Rakka Eyaleti): Türkman Yörükan Taifesinden. Beğdili Türkman Aşiretinden olan Ulaş (Ulaşlı) Cemaatı, Çukurova’da Kurdkulağı ile Burnaz Köprüsü mabeyninde vaki, Karaküfiler nam mahalle iva ve iskan etdirilmeleri içün, Divan-ı Hümayun’dan emr-i Şerifi tahrir olunmuştur.”

34. “Yâdigârlar, Yâdigârlı (Yâdıgârlu): Rakka, Niğde, Sivas, Kütahya, Aydın, Saruhan, Karaman, Haleb, Hama ve Hums Sancakları, Avunya Kazası (Biga Sancağı), Keskin Kazası (Kırşehri Sancağı): Yâdigârlı Cemâatı, Beğdili Aşiretindendir.”

TOROSLAR’DAN IĞDIR’A DEĞİN BEĞDİLİ OYMAKLARI

Ali Rıza Yalman “Cenupta Türkmen Oymakları” adlı eserinde; 1922 senesinin Şubat’ından başlamak üzere 10 yılını Türkmenler arasında geçirerek araştırma yaptığını yazmaktadır. 200-250 Yıl önce Akdeniz bölgesine iskan edilmişlerdir.

a)Yalman; Beydili Oymağı’nın 12 obasını şöyle sıralamaktadır: Türkiye’dekiler; 1) Ferhan’dinli (Kefer Sarı Köyü), 2) Tirkenli (İnkılap K.), 3) Şarkevi (Bostancık K.), 4) Karaşıhlı (Nizip Köyleri), 5) Ulaçlı (Arkık K.); Suriye’dekiler; 6) Kazlı veya Şahmanlı (Çeke Köyü), 7) Bekmişli (Belve K.), 8) Güneç-Bayraktar (Taşkapı K.), 9) Kadirli (Cübbin K.), 10) Hacı Mahlı (Tileyli K.),11) Haydarlı (Taşlı K.), 12) Çelebi (Kerpiçli Köyü). Ayrıca her obanında o dönemdeki reisini belirtmektedir. Toroslar’ın Aladağ bölgesi Yüreğin Ovası’daki Beydili Aşireti yerleşim yerlerini ise: “Sirkenli, Çakşırlı, Kesik, Çukurkamış, İncirli (burada Karakoyunlular çoktur), Adalı, Topraklı, Kırhasan, İsahacılı (bu köyde halkın çoğu Malatya’lıdır), Kırmıtlı köyleri. Maraş, Gaziantep, Çukurova ve İçel bölgesinde de yöre yöre Beydili obaları vardır.

19.Yüzyılda Aydın’ın Alaşehir kasabasından Çukurova’ya gelen ve yazın Aladağ çıkan Horzum Oymağı için A.Yalman, “Bu oba sanki Türkistan’dan gelmiş yeni bir oymağı hatırlatmaktadır” diyerek; Maraş, Kozan, Niğde, Kayseri ve Sivas taraflarında da obalarının bulunduğunu belirtmektedir. Bugün Beydili Sıraç topluluklarıda giyim kuşamdan, geleneklerine kadar aynı özellikleri taşımaktadır. Horzum ya da Harezm denen bu obalar Beydili boyundandırlar.

b) Nihat Çetinkaya, “Iğdır Tarihi” adlı eserinde, Beğdili Boyu oymak ve obaları ile igili aşağıdaki bilgileri vermektedir:

“-Türkmenistan Türkmenleri’nden Yavmut boyunun Ak oymağına bağlı kollarından biri “Sarıcalı” Türkmenleridir.

- XVIII. Yüzyılda Azerbaycan’ın Karabağ Hanı Sarıcalu oymağındandır. Erdebil valisi Sarıcalı oymağındandır. Gence Vilayeti 1593 Tahrir Defteri’nde 24 Oğuz 8 Kıpçak boyundan biri Sarıcalıdır.

-Gaziantep Beğ-Dili Türkmenlerinin Mürselli oymağına bağlı Saricalu adlı bir oba da bulunmaktadır.

-Gaziantep’in Vasılı Köyünde oturan, Beğ-Dilli Türkmenleri’nin Kara-Şıhlı adlı bir oymağı bulunmaktadır.

-Diyarbakır’ın Karacadağ’ında yaşayan Türkân aşireti, Beğ-Dili Türkmenlerine mensuptur.

-Osmanlı kaynaklarında, Türkâni göçebe yörük oymakları, Ankara, Kütahya, Karaman, Erzurum ve Bozok’da; Türkânlı ve Türkânelli aşireti Ankara, Erzurum ve Rakka’da yerleştikleri kaydediliyor.

-Türkân aşireti ile ilgili olarak, Ziya Gökalp görüşünü şöyle ifade eder: “Türkân gibi esasen Beğdili boyuna mensup Türk olduğunu bilen fakat Kürtçe konuşan bir Türk aşireti.”

Çıktık Horasan’dan sökün eyledik

Düşürdüler bizi tozlu yollara

Omuzlarda parlıyor uzun şelveler

Aşırdılar bizi karlı dağlara

Bölük bölük oldu yüklendi göçler

Atlaydı yaşlılar yayadı gençler

Başımıza geldi olmadı işler

Düşürdüler bizi görülmedik ellere

Gehi konduk gehi göçtük yollardan

Bilip bilmediğim yaban ellerden

Kerbela çölünden ıssız dağlardan

Bizden sonra bir ad kalsın dillere

Oradan geçirdi sürdü Colab’a

Seksen dört bin hane gelmez hesaba

Deve koyun insan çoktur kalaba

Susuz hayvan inileşir çöllerde

DEDEMOĞLU der ki aşkın bağından

Aşırdılar bizi Yozgat dağından

Anadolu Sivas şehri sağından

Göçtüğümüz destan olsun dillere.

TÜRK MILLETI

Bitsin artik dövüs kavga
Haydi haydi Türk milleti
Çalisalim dalga dalga
Haydi haydi Türk milleti

Komsular kana bulandi
El gitti ay'a dayandi
Dünya kalkti hep uyandi
Haydi haydi Türk milleti

Çok uyuduk bunca yildir
Uyan kimligini bildir
Duracak zaman degildir
Haydi haydi Türk milleti

Gelin ile kizin ile
Her tarafta bezin ile
Tüm olanca hizin ile
Haydi haydi Türk milleti

Sen büyük millet'tin ezel
Böyle zayif durma düzel
Dilin güzel, tinin güzel
Haydi haydi Türk milleti

Hepimiz baci birader
Çalisana kimler ne der
Mahzuni Serif beraber
Haydi haydi Türk milleti

TÜRKÜZ TÜRKÜ ÇAĞIRIRIZ

Dünya dolsa şarkıyılan
Türküz türkü çağırırız
Yola gitmek korkuyulan
Türküz türkü çağırırız

Türküz Türkler yoldaşımız
Hesaba gelmez yaşımız
Nerde olsa savaşırız
Türküz türkü çağırırız

Türklerdir bizim atamız
Halis Türküz kanı temiz
Şarkı gazeldir hatamız
Türküz türkü çağırırız

Bayramlarda düğünlerde
Toplantıda yığınlarda
Sıkılınca dar günlerde
Türküz türkü çağırırız

Yaylalarda yataklarda
Odalarda otaklarda
Koyun gibi koytaklarda
Türküz türkü çağırırız

Su başında sulaklarda
Türkün sesi kulaklarda
Beşiklerde beleklerde
Türküz türkü çağırırız

Hep beraber gelin kızlar
Bile coşar o yıldızlar
Koşulunca çifte sazlar
Türküz türkü çağırırız

İnler Veysel arı gibi
Bülbüllerin zarı gibi
Turnalar katarı gibi
Türküz türkü çağırırız

AŞIK VEYSEL

altug bey sanirim senin baban türk
türklerle ilgili fazla yazi yazmissin
annene sor hele
beni dogrulayacakmi
sen bir zavallisin

Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez

Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez
Eser Bâd-ı Sabâ Yel Bozuk Bozuk
Türkmen Kalkıp Yaylasına Yürümez
Yıkılmış Aşiret İl Bozuk Bozuk

Kızılırmak Gibi Çağladım Aktım
El Vurdum Göğsümün Bendini Yıktım
Gül Yüzlü Cerenin Bağına Çıktım
Girdim Bahçesine Gül Bozuk Bozuk

Elim Tutmaz Güllerini Dermeye
Dilim Tutmaz Hasta Hâlin Sormaya
Dört Cevabin Mânasını Vermeye
Sazım Düzen Tutmaz Tel Bozuk Bozuk

Pir Sultan'ım Yaratıldım Kul Diye
Zalim Paşa Elinden Mi Öl Diye
Dostum Beni Ismarlamış Gel Diye
Gideceğim Amma Yol Bozuk Bozuk

HEY SEVDIGIM

Allah Allah desem, kalksam yürüsem
Acap su daglari asamam mola
Boz atli Hizir'i yoldas eylesem
Varip efendime düsemem mola

Sevdigim, baginda güllerin gonca
Usuldur boylarin, bellerin ince
Adi güzel Imamlarin önünce
Kerbelâ'da sehit düsemem mola

Sakin hey sevdigim, nâsiden sakin
Erenler geri almaz attigi okun
Irak yerlerini sen eyle yakin
Iki atlayip bir dem düsemem mola

Ben güzel pîrîme verdigim ikrar
Doluda, kirçindan, borandan saklar
Ihlâs âsik olan ikrarin bekler
Ikrarin bendini çesemem mola

PIR SULTAN ABDAL'im, dost çiresine
Arzumanim kaldi Sah cilvesine
Altmis ile yetmis üçün arasina
Özümü irfana kosamam mola

Pir Sultan Abdal
(PIR SULTAN ABDAL, haz. Memet Fuat, 1977)

(***)
kirçi: küçük taneli kar
çesmek: çözmek

Türkiye insani, her konuda yorum yapmayi, üretmeyi, üretkenligini dogru bilmeyi sever. Hele birde alevilige gelince son 20 yildir cok fazla üretkenlikten dolayi eskin örgütçüler, örgüt sefligi yapmis olanlar, eli kalem tutanlar aleviligin faziletleri üzerine kitaplar dolusu yazilar döktüler, döktürdüler...
Alevilik elbetteki bir DIN degildir... bunu iddia etmek icin kör olmak lazim, osmanli sarayindaki sagir sultanlar bile duydular bunu. Türkiye kaynakli türk solu ve kürt soluda son 20 senedir bu konuyu marksist acidan derinlemesine inceledi, halen inceliyor gibi .... bu incelemelerin sonucunda alevi dernekleri kurmaya, yönetmeye dergiler cikarmaya basladilar... elbetteki her camiye bir kilif uydurmak gerekir teorisinden yola cikarak, simdide alevilik bir mezhep olmaktan cikti! bu basibozuk aleviligin teorilerinin nereye gidecegi bilinmemekte.
Ayni fantazi M-L ve hatta azbucuk Maoist teorilerden yola cikarsaniz
SÜNNIliginde bir mezhep olmadigini görecek ve cemevlerinin yanina ömer-evleri kuracaksiniz..
ve hatta marksinda sünni oldugunu kesfedeceksiniz, leninin zaten alevi kökenli oldugu biliniyor, che'de gizli iman tasidigindan ve büyük alevi oldugundan sünni castro tarafindan azledilmis ve safi cia tarafindan bolivyada katledilmistir..
kimin cizdigi belli olmayan bir arap resmini ve cok ilkel olan kilic figürlerini kaldirip kizil bas cheyi ve en sevdigi kalasnikofu artik siimgelestirmenin zamanidir...

o kadar biliyorsan anlat bakalım

4 kapı
40 makam

nedir ?

tarikata girme uyuglulaması nedir ?

nederden gelmiştir

hangi tarikatın hangi öğretinin uygulmalalrıdır ?

boş boş konuşma

bu konuda bilne de bilmeyden de ahkam kesiyor

kafanıza göre bir alevilik yaratmaya çalışıyorsunuz ama içinde bulubduğunuz toplumla ve tarihle çelişiyorsunuz

kimmiş aleviliğe geçen kürtler ? sen önce git kendi tarihini bir öğren sonra konuş

sen idda ettin diye gerçekler değişecek değil

ben şunu söyleyeyim.ismim cem.ben bir aleviyim.bir kere ülkemizde, bu topraklarda,bizim inancımıza ambargo konulduğu için,herkes farklı bakıyor.alevilik bir mezheptir.islamın,sünnilikten çok farklı bir yorumudur.aleviliği hep saptırmaya çalıştılar.dikkat ederseniz,ders kitaplarında aleviliği göremiyoruz. bu ülkede 20 milyon civarında alevi vardır.ve gençler, hele okula giden alevi kardeşlerim,din dersine zorunlu tutuluyorlar.allahaşkına din dersinde sünnilikten başka bir şey öğretiliyor mu?ve insanlar araştırma yapmadan, sadece duyduklarıyla, şu şöyledir, bu böyledir diyorlar.hele alevilik hakkında.ayrıca,alevilik konusunda dikkat edilirse, camie gitmiyorsunuz diyorlar.pekiala bunu diyen insanlar kuranı açıp birkere okusunlar bakalım.kuranda temiz olan heryerde mi yazar?yoksa camide ibadet edilir yazar?cami sünnilerin ibadethanesi ise, cemevleride bizim ibadethanemizdir.ve saygı duyulması esastır.o şiirlerini edebiyatta gördüğünüz, pir sultan abdal, aşık veysel, ahmet yesevi, hacı bektaş-ı veli, aşık mahsuni şerif,erzurumlu emrah,işte bizler ayrıca anadoluda halk müziğini icra ediyoruz.ve lütfen bakınız,ozanlarımız aşıklarımız,hele yunus emre gibi aşıklarımızı sünni mi sanıyorsunuz.onlar alevidir.ve onların inançlarıyla bizimkiler aynıyet içerisindedir.ve şunu da söylemek gerekir.her dinde mezhepler var.hristiyanlıkta katolik,ortodoks gibi.islamda da alevilik-sünnilik gibi, ve dikkat ederseniz,her mezhep bulunduğu dini diğer mezhepten farklı yorunlamaktadır.ve şunuda unutmamak gerekir.bir insanın inancına-ibadetine-düşüncesine saygı duyulması gerekir.bir insan alevi diye onu yargılayamazsınız.ancak "sizin inancınız bana uymuyor-benimsemiyorum,ama ne olursa olsun saygı duyuyorum" demelisiniz.son olarakta şunu diyeceğim bir alevi olarak.aleviliği bir mezhep olarak görmeyenlere söylüyorum bunu-ayrıca aleviliğe kötü bakanlara.ilk önce aleviliğin ne demek olduğunu,öğretisinin,ibadetinin,inancının ne olduğunu öğrenin,araştırın.ondan sonra lütfen konuşun.

Biraz neden bahsettiğinizi bilerek konuşun, Alevilik bir mezhep değildir, hiçbir Alevinin de böyle bir iddiası yoktur/olamaz. Mezhep olarak şii bir mezhep olan Caferiliğe bağlı görünmektedir, ama gerek yaşamsal gerek dinsel anlamda çok farklı bir noktadır Alevilik, araştırılması gereklidir, hazırlop cahilce tanımlar ise tümüyle gereksizdir. Olayı ilkokulda verilen din derslerine bağlamak Alevilerin kesinlikle menfaatine değildir. Talep kısa vadede din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılmalısı olmalıdır, orta vadede ise ayrımcılık ve sömürü üzerine kurulu tüm hiyerarşik, otoriter, merkezi eğitim kurumları reddedilmelidir.

Altuğ Öztürk'ün belirttiği gibi

"Alevilik bir mezhep değilidr ; Alevinin mezhebi İMAM CAFER MEZHEBİDİR"

Bilmeden konuşmak kolay tabii. Sorması ayıp benim Alevi olmadığımı nereden çıkardın? Kkndi Aleviliğini ön plana çıkarıp, benim de Alevi olmadan atan tutan biri olduğumu iddia ederek cehaletine destek bulmayı bekledin herhalde. "Alevi" arkadaşım, bugüne kadar hangi mezhebe mensup olduğun gerçeğini sana kimsenin söylememiş olması imkansız, ama büyük bir ihtimalle sen "çok bildiğin" için söylenilenlere pek kulak asmamışsın... Senin mezhebin "Caferi Mezhebi"dir. Bundan sonra bunu bil, buna göre konuş.

Ayrıca Alevilik sadece Caferiliğin içinde bir kol olarak sayılamayacak kadar gelişmiş ve evrimleşmiştir, geniş ve dinlerüstü/uluslarüstü bir halk kültürü halini almıştır. Bu yüzden "araştırılmalıdır" demiştim, kendim araştırmamış olsam -takdir edersin ki- sana burda hangi mezhebe mensup olduğunu anlatmaya çalışmam pek mümkün olmazdı.Lütfen bundan sonra yorum yazmadan önce araştırın veya en azından çevrenizdeki bilgili insanlara danışın, yazacaklarınız hakkında düşüncelerini alın. Bilmiyor olabilirsiniz, kimse anasının karnından bu konularda bilgili veya Alevi olarak doğmadı, ama bari bilmeden bilgiçlik taslamayın, tartışmalara kendinizi (bilgilerinizi veya bilgisizliğinizi) ispat etmek için değil, öğrenmek ve bilgilenmek için katılın...

ne bicim lastik bu diye bir reklam vardi.... ne bicim alevilik bu? mezhep degil, o degil, bu degil, nedir?
isin ilginc yani su
DIN AFYONDUR tekerlemesini baskalarina anlatanlar , aleviligin güzelligi üzerine kitaplar döktürüyorlar.. üstelik bu sacmaliklari sünni kökenli solcular yaziyor, öyle ya taze gelin gibi birseylere sarilacaklar, onlarda aleviligi kesfettiler.
EVET DIN AFYONDUR, ALEVILIKTE, SÜNNILIKTE, SAFILIKT afyonun katmanlaridir..
ne acidan bakarsan bak, ister inanc diye sacmala, ister mezhep hepsi ayni kapiya cikiyor.
sigara, esrar, afyon, eroin, kokain, lcd vs nasil uyusturucu ise ALEVILIKTE insanlari uyusturmanin bir parcasidir..
devam edin alevilik edebiyatina,

Aleviliğin içinden islami tüm ögeleri çıkartın bir an için bi bakın geride ne kalıyur ondan geriye kalan ne ise alevilik odur tamam mı yahu ben bi konuda cahil kaldım lütfedip açıklarmısınız Hacı Bektaşi Veli ye neden hacı demişler ve demeyede devam ediyolar

Farzedin ki ALEVİLİK din değilir yaşam tarzıdır felsefedir vb...Bu şey ne ise 100 lerce yıl öncede kalmışdır.Sosyalist ahlak ,yaşam tarzı kültürü varken.Yani daha mükembeli varken nedir bu ALEVİLİCİK. Aleviysen alevisindir,Sosyalistsen sosyalstsindir. aleviliğik din değilse BIRAKIN kardesim Çünkü sosyalizm var..Eğer dinse sosyalistlerin levilerle işi yoktur.

ben şu pir lakaplı arkadaşa bir şey diyeceğim.sen kendini ne zannediyosun?konuşsana,ne demek hiçbir alevinin, alevilik bir mezheptir iddiası yoktur olamaz diyorsun, sen alevi konfederasyonu başkanı mısın?bir kere alevi olmadığın için,bunu diyorsun.bir ikincisi hiç kimsenin adına konuşamazsın.hele mensup olmadığın bir şey hakkında.ayrıca, anket mi yaptın da aleviler arasında, böyle bir genellemeye varıyorsun.canım kardeşim, ben de bir aleviyim, alevilerin böyle bir iddiayı bırak,böyle bir deyişleri vardır. alevilik bir mezheptir.istediğin kadar yoktur de.sen yok dersen ben o kadar var diyeceğim.araştırılması gerekiyor diyorsun,anlaşılıor ki araştırmamışsın, ve gelipte aleviler adına bir açıklama yapıyorsun.sen ilk önce kendinle çelişmeyi bırak, söylesene bir şey araştırılmadan, incelenmeden ortaya konurmu?sen bir şey hakkında konuşacaksan,oturduğun yerden atıp tutarmısın?yoksa, araştırıp irdeliyip öyle mi konuşursun?usura bakma sen atıp tuuyorsun.sadece yazık.

Arkadaşlar yukardaki makaleyi asmamdaki sebep ''Aleviliğin yanlış tanımlanması idi ''

Bunu sizlein tartışmalrında da görmek mümküm

Alevilik bir mezhep değilidr ; Alevinin mezehbi İMAM CAFER MEZHEBDİR .

alevilik Traikat değilidr : Alevinin tarikatı BEKTAŞİ TARKATIDIR .

Kısaca Alevi ; İslam diresinde ,Caferi mezhebinden ,bektaşi tarikatından Türkmenin adıdır

Alevi kelimesi bu üç olguyuda içinde taşır

aleviliğin tarikat olduğu söylemi yanlıştır.
Çünki;aleviliğin paradigması islam ile bağdaşmaz.(Rab-kul ilişkisi islamiyette geçerlidir.Fakat alevilikte ise Can-Canan mantığı tanrı ilişkilerinde belirleyicidir.)
O bakımdan tarikat oduğu söylemi sadece aleviliği islama bağlama çabası içindedir.
Ali olgusu genelde belirleyici kabul edilmekte fakat Alevilerin Ali anlayışı islamda Ali'ye verilen değerden çok farklıdır.
Bu savıma bir örnek;
Ali candır ali canan
Ali rabdır Ali rahman
...

davut

Bütün bunları kapsar

bir kelimeyele

dört şeyi anlatabiliyorsun işte

1 islam
2 caferi mezhebi
3bektaşi tarikatı
4 türkmen etiği

Yukarda bir arkadaş

''Ben Alevi mezhebindenim ''diyor tabiki yanlış bir tanımlama

caferilik , hanefilik, şafilik mezhepsel tanımlamadır

kalenderi bektaşi nakşibendi tarikat tanaımlamsıdır

bunların hepiside isalm dairesindedir

imam cafer buyruğunu okuyun ve iyi bakın alevilerin yaptığı birçok şey terstir.
Keza imam cafer'in hanefi,şafi gibi mezhep kurucularının hocası olduğunu unutmamak gerekir.Alevilik ile imam caferin öğrencilerinin mezheplerine bakınız fark ortadadır.
İmam Cafer bir islam alimidir.İslam dışı olan tasavvuf ekollerinin sapkın olduklarını belirten söylemleri mevcuttur.
Tasavvuftan beslenen alevliğin (ki hurufilik gibi diğer tasavvuf ekollerini de içerisine almıştır.) katı islami öğretilere sahip Caferiliğe bağlamak yanlıştır.
Alevilerin tarikatı bektaşilik değildir.
Çünki;alevilk ile bektaşilik sınıfsal konum itibariyle ayrılmışlardır.Hacı Bektaşı pir olarak kabul ederler ama bektaşilerle ayrı olduklarını ifade ederler.
Alevilik bir halk dinidir.
Alevilik (veya bektaşilik) inancının önderleri türklerdir.Fakat bu dinin öncüleri türkler diye alevilik inancına bağlı kişilerin türk olacaklar diye bir kaide yoktur.
Halk dini olmasının sonucu olarak kürtler de bu mezhebi benimsemişlerdir.

Bir Sah olsam hükmederdim cihana

Batil meclisleri yikar giderdim

Mektepler yaptirip bütün köylere

Cehaleti kökten söker giderdim

Fabrikalar kurar idim her yerde

Ikiligi koymaz idim bu serde

Ayri gözle bakmaz idim her ferde

Cihana bir gözle bakar giderdim

Gercek insanlari bilirdim Allah

Ondan baskasina bakmazdim billah

Ne Kabe kalirdi, ne de beytullah

Oraya bir bostan eker giderdim

Bir olurdu fakir, zengin her zaman

Bütün hastalara olurdum derman

Ne gavur kalirdi, ne de müslüman

Hepsini bir yola cekip giderdim

Insanlardan baska olmazdi cennet

Yok olurdu Isa, Musa , Muhammed

Kalkardi dünyadan din ve tarikat

Hepsinin bagini söker giderdim

Görseydim o günü yüzüm gülerdi

Tüm dünya insani bayram ederdi

Ne bir silah, ne bir atom kalirdi

Bir derin kuyuya döker giderdim

Ibret’i der varligimiz bitmezdi

Sofu inat edip hacca gitmezdi

Ayri gayri devlet icab etmezdi

Dünyaya bir bayrak diker gider giderdim

SANA BİNLERCE ÖRNEK GÖSTEREBİLİRİM ALEVİ OZANLARDAN ''İMAMA CAFER ''MEZHEBİNE MESUP OLDUKALRINA DAİR

Şah'ın bahçesinde bir garip bülbül

Efkarım artmakta halim pek müşkül

Koparmadım asla kokladım bir gül

Gafil oldum ise imana geldim

*

Muhammed Ali'nin kullarındanım

Al-i Aba nesl-i Haydar'ındanım

İMAM CAFER SADIK mezhebindenim

Derdimend Hatayi ihsana geldim

Şah İsmail Hatayi

"aleviden kürt olmaz .... kanıtları yukarda " demişsiniz, açıkça ırkçısınızi bırakın Aleviliği, Bektaşiliği, size en basitinden insan sıfatı bile fazla gelir.

Kafatasçı zihniyetinize sakın Aleviliği alet etmeye çalışmayın, kafatası ölçüsü yerine boy ölçüsü alan bir zihniyetin tüm halkları ve dinleri kucaklayan Alevilikle ilgisi olamaz. kendinize başka maske bulun.

"73 milleti bir görmeyen,
emeğiyle geçinmeyen,
bizden değildir."

Ya sen gercekten ya geri zekalisin, yada fasistsin. Anlamiyonmu ben Türk degilim, arapta degilim. kürt üm. yani bunda nevar. Alevi türkmenlerinin Müslümanligi kabul etmeleri
980 lere dayaniyor. senin "Kaynak" olarak sundugun seyler
gercegi yansitmiyor.kimin yazdigi önemli. Bügün kürtlerin
türk kavminden geldigini idda eden yüzlece yazar, cizer var.
bunlar bugün bir anlam ifade etmeye bilir, bizim icin, ama 500 yil veya 1000 yil sonra, senin kafayapina sahip kusaklar, bu irkcilari, "Kaynak" olarak sunarlar, tipki senin yaptigin gibi.

biz alevilin ne olduğunu biliyoruz bilmeyenlerde her söyledikleri laf için cehennem

Şair Şesevenoğlundan bir şer

Yetər zülüm! Yetər zülüm!

Mən bir Şahsevənəm!
Bircə Tək bir Şah sevmişəm:
Şah İSMAYIL:
Şahlar Şahı
Dağlar Şahı...
qızıl, Qızılbaşlar Şahı
Türklər Şahı...
Mən bir Qızılbaş insanı
Tanrım dağım
Türkdür Sazım
Sözdür Sözüm
Tanrım Sözüm
Sözüm Türküm
Türkdür Tanrım...

Mən bir Qızılbaş insanı
Mərdlikbilməz əcəm tülküdən usandım
Türk İgidlər Qızıl başını qaldırsın
Haray salsın
Fars kökünü dibdən qazsın!
Mərdsizliyi boğsun atsın!
Yetər zülüm! Yetər zülüm!

Şahsevənoğlu

http://savasahsevenler.blogspot.com/

Paolo Giovilo ´nun Türklerle İranlılar (Safeviler ) arasındaki savaşla ilgili olarak anlatıkları işte bunlardır .Söyledikleri Şah İsmail´in salefi ve kayınpederi Uzun Hasan ´ın ordusunda hizmet etmiş olan Angiolo´nun anlattıklarına üç aşağı beş yukarı uymaktadır .Bu yazar ,eğer Sultan ,İsmail´in Türkiye sınırındaki derbeyleri ve özellikle ŞAH´IN DÜŞMANLARI OLAN KÜRTLER tarafından kışkırtılmamış olsaydı ,hiç bir zaman İsmail´e karşı savaşa girişmemiş olacagını söyler .

Histoıre De I´mpıre OTTOMAN (1783 yılında Kral ın onayı ile yaynlanmıştır Paris/Fransa ) Türkçesi Şiar Yalçın /Kar yayınları s266

Hikmetler 101-

....

Hızır İlyas yoldaş kılıp yürür olur.

Aşıkların göz yaşıdır bağ ve bostan;

Bülbülleri söyler devamlı binlerce destan;

Dışlarını bozup yürür, hane viran;

Hakk kudretini söyleyerek yürür olur.

Şuursuz olup, yanıp yürür mest ve hayran;

"Âllah" diye gözde yaşı, bağrı biryan;

Nâra vurup feryad edip eyler figan

Allah zikrini niyaz eyleyip yürür olur.

Kadir Melik’im kudret ile sulh eylese,

Cennet içine girer âşık emr eylese,

Nara çekip, feryad edip vird eylese,

Mey içerek, sema eyleyip yürür olur.

Gece gündüz ağla daima bir an dinmeden,

Dilden Allah yâdını söyleyip yorulup kalmadan

Gözde yaşı akmaz aslâ bağrı yanmadan;

Yaşını alıp tanık eyleyip yürür olur.

Muhabbetin Burak’ın binip yürüyen,

Öyle âşık tarikatte dolaşan

Sır şarabını içip ezelde ruhu kanan,

Aşk kapısında seslenip yürür olur.

Cehenneme girse âşık, perva eylemez

Görüp, bilip mal ve mülkünü ele almaz;

Huri, köşkler, gılmanları göze iliştirmez

Feryad edip kavga kılıp yürür olur.

Kahhar Melik'im kudret ile nidâ eylese

Cemal için yananlarım, "gel gel" dese,

Göz yaşını akıtarak feryad eylese

Akıl ve şuurunu bilge eyleyip yürür olur.

Rahman Melik'im rahmeti ile nidâ eyler;

Asi, câfi ümmetlerin halini sorar;

HİKMET-96

Dinmeden âşıklar Hu derler Allah'ına yalvarıp;

Yürür O'nun aşkında, gece gündüz sararıp.

Çok ağlatıp âşıkı aşk elinde Allah'ım

Aşk yolunda melâmeti ona görür münasip.

Mansur bir gün ağladı, erenler rahm eyledi,

Kırklar şerbet içirdi Mansur'a değerini koyup

Mansur der " Ene'l-Hak' ; erenler işi doğru;

Mollalar der: "Doğru değil" gönlüne kötü gelip

Söyleme "Ene'l-Hak", "kâfir oldun Mansur"deyip

“Kur’an içinde budur" deyip, öldürdüler taş atıp.

Bilmediler mollalar "Enel-Hakk'ın mânasını

Zahir ehline hâl ilmini Hakk görmedi münasip.

Rivayetler yazıldı, halini onun bilmedi,

Mansur gibi veliyi koydular dârağacına asıp.

"Sapık"deyip mollalar Şeyh Mansur'u öldürdü;

"Kâfir" deyip öldürdüler üç yüz molla savaşıp.

Külünü göğe savurdu, atıp denize saldı,

Zevk denizi dalgalandı, aktı deniz kaynaşıp.

İşte o gün o derya eyledi feryad-figan

Aşıklara Allah'ım eyle cemalini nasip.

Rivayettir şeriat, hikmettir hakikat,

Mücevherdir tarikat, âşıklara münasip.

Alem halkı yığıldı, Mansur deyip feryad eyledi

Mansur'un dostları kaldı orada ağlaşıp

Tevbe eyle Hoca Ahmed, ola Hakk'tan inayet,

Yüz bin veliler geçti sırrı sırra ekleyip.

O Hazret ( Şah İsmail Safevi ), halka ve emrinde olanlara karşı adalet ve sevcenlikle yaşadı,büyüklüğünün korkusundan kimse halka karşı zulum ve zorbalık kapılarını açamazdı .

Ne kılıçlar kullandı nezaketinden
Ortaya koydu çıplak varlığını
Ne egemenlere istek ve amaç birliği
Ne kadılara rüşvet zayıflığı
O devride dürüstlüğünden
Yoktu kehribarın çekiciliği
Her kim ki gece gibi sakladı
Terazi gibi taşlandı
Zenginliğe yönelen boşuna

Otuz sekiz yıl yaşadı .Saltanat dönemi yirmi dört yıl oldu .Memleketi Azarbaycan ,Irak-ı Acem, Horasan idi .Bazen de Diyarbakır ,Belh ve Mevr ´i de elinde bulundurudu .

O Hazret ( Şah İsmail Safevi ), savaş meydanında etkili kılıç kullanan yırtıcı aslan ,toplantılarda ise cevher yağdıran bulut gibiydi .Bonkörlükte tam ayarlı altınla değersiz bir taş ,onun gözünde farksızdı .İradesinin yüceliğinden deniz ve maddeden elde etikkleri ,onun bir günlük bahşişini bile karşılayamazdı .Hazinesi çoğunlukla boştu .Avlanmaya düşkündü .sadce aslan öldürüdü,aslan haberi getirene at ve eyer ,panter haberi getirene eyersiz at verilmesini buyurmuştu .Aslan ve panter öldürmeye yanlız giderdi ...

Feleğe sığınan Şah İsmail
Buluta sığınmış Güneş gibi
Zııl(ebced hesabıyla 930/1524) oldu tarihi dünyadan gidince
Güneş oldu tarihin gölgesi

Ahsenü´t Tevarih /Şah İsmail Tarihi /Rumlu (Sivaslı) Hasan /Ardıç yayınları sayfa 227-228

Çaldıran´dan ;

Paolo Giovilo ´nun Türklerle İranlılar (Safeviler ) arasındaki savaşla ilgili olarak anlatıkları işte bunlardır .Söyledikleri Şah İsmail´in salefi ve kayınpederi Uzun Hasan ´ın ordusunda hizmet etmiş olan Angiolo´nun anlattıklarına üç aşağı beş yukarı uymaktadır .Bu yazar ,eğer Sultan ,İsmail´in Türkiye sınırındaki derbeyleri ve özellikle ŞAH´IN DÜŞMANLARI OLAN KÜRTLER tarafından kışkırtılmamış olsaydı ,hiç bir zaman İsmail´e karşı savaşa girişmemiş olacagını söyler .

...Safeviler düşmanın üçyüzbin civarında olduğu söylenen ordusuna aldırış etmeden ,yiğitçe ilerlediler .Ordusunun yaklaşması üzerine Azapların sağdan ve soldan saflarını açarak toplarını ateşlemeye başladıklarını gören Şah İsmail kendi askerlerinede aynı manevrayı yaptırdı ve birden bire Osmanlı´nın sağ kanadına saldırdı .Kanlı ve çetin bir savaştan sonra ,Hasan Paşa´yı kendi eliyle öldürdü,askerlerinin çoğunu kılınçtan geçirdi ve sağ kalanları Selim´in Yeniçerilerele mevzilendiği yere kadar geri çekilmek zorunda bıraktı .

...Hatta Sinan Paşa Sultan´ın imdadına yetişmemiş olsaydı ,Selim´e bile istikhamlarının ortasında saldırcaklardı ....

...Ayrıca ölüler arasında kocalarıyla birlikte omuz omuza savaşmış bir çok silahlı kadının cesedine rastlandı .Selim bunların kendilerine yakışır bir şekilde gömülmesini emretti..... 7/agustos/1514

Histoıre De I´mpıre OTTOMAN (1783 yılında Kral´ın onayı ile yaynlanmıştır Paris/Fransa ) Türkçesi Şiar Yalçın /Kar yayınları

Allah - allah, deyin, gaziler,

Gaziler, deyin şah menem.

Garşu gelin, secde kılın.

Gaziler, deyin şah menem.

Uçmakda tuti guşuyam,

Ağır leşler er başıyam,

Men sufiler yoldaşıyam

Gaziler, deyin şah menem.

Ne yerde ekersen biterem,

Handa çağırsan yeterem,

Sufiler, elin tutaram,

Gaziler, deyin şah menem.

Mensur ile darda idim,

Halil ile narda idim,

Musa ile Turda idim,

Gaziler, deyin şah menem.

Kırmızı taclı, boz atlı,

Ağır leşler nisbetli,

Yusif peyğember sifetli,

Gaziler, deyin şah menem.

HATAYİ´yem al atlıyam,

Sözü şekerden datlıyam,

Murteza, Eli zatlıyam,

Gaziler, deyin şah menem

Alevilikle ilgili terimlerin ne kadarı türkçe?
Dergah, Pir, Ayin i Cem, Dede, Bab, Gulbank, post, Koçek, Derviş, Dem, Sır, Civat, Semah, Cem, Çerağ, Rehber, Niyaz, Ziyaret, Tac, Kemer, Huda, Hızır, Şah...

Madem Alevilik Türklerin oluşturduğu bir inanç ise; Neden Alevilikle ilgili terimlerin büyük çoğunluğu Türkçe değil?

BENİM BU TÜR KONULARDA PEK BİR BİLGİM YOK DAHA YENİ YENİ OGRENMEYE BASLIYORUM AMA BENCE ALEVİLİK KISACA Hz Ali yanlıları...ve bence bir mezhep daha dogrusu oğlemi bilmiyorum ama gozlemliyorum cem evleri ve degişik ibadet bana mezhepliği çağrıştırıyor.Eger yanlıs bu sozum varsa lutfen beni aydınlatın..

bune kardeşim saçmalık resmen sen sadece tutturmuşsun bir belge.oysa hiç bişeyden haberin yok.gelde dersime sana aleviliği gösterelim.biz gençlerin beynini yıkayabileceğinimi zannediyorsan yanılıyorsun

seni ukala bizim size saygı duydugumuz gibi sizde bizim ibadetimizesaygı duymak zorundasınız.içtenlikle gitmediğin belli,eğer öyle olsaydı anlardın.bizim kapımız herkese açık geleni buyurur döneni lanetleriz.aşkla,içindeki şevkle gitseydin cemde olanı bilirdin ...

BAKAIN BU CAGIMIZDA ALVİLİĞİ YANLIS MİLLETE TANITMAKTALAR VE BUNDAN DOLAYI MILLET ALEVİLERE NEREDEYSE BİR BASKA BİR VARLIK GOZUYLE BAKMAKTALAR BUNDAN DOLAYI MİLLETLER ARASINDA HEP KARGASA CIKMAKTA BENİM DÜŞÜNCEM BU ULKEDE DEĞİL TÜM DÜNYA KARDESTİR BUNLARI AYIRAN MOLLAR VE CÜPPELİLER ELBETTE HAKETTİĞİ DERSİ ALACAKTIR ...YAKILAN SIVASTAKI GULLER ..KATLEDİLEN OKADAR GENCİN HESABINI SORMAYA GELDİK NESİMİLERİN DERİSİNİ YUZENLERİN KANINI İÇMEYE GELDİK TÜM CANLARI SOSYALİST KALBİMLE SELAMLIYORUM

merhabalar sizin derdiniz nedir anlayamıyorum alevi kürtlerin olması niye bu kadar rahatsız ediyor sizleri alevilik çok güzel bir kültür ve barışcıldır
yazılan alevilik üzerine yazılan kitaplar tamamen düzenin içinde yer almış insanların yazdıkları
insanları oyalamayın artık bırakın saçma sözlerinizi
ve kürtlere sataşmaktan vazgeçin

sana birşey diyimmi kardeş senide aldatmışlar madem dede diyorsunuz o kimselereki onları önder kabul ediyorsunuz peki bugün hepinize dede diyorlar hepiniz ne kadar nefsinizi yendinizki size dede diyiliyor.ne çok dedeniz var . bide hz. ali (r.a.) nin resmi konusunda sana şunu söyleyeyim; peygamberimizin resmi niye bugün kimsede yok o mübarek hz. aliden daha çok tanınıp bilinmezmiydi bütün kainat onu kabul etmemişmiydi onun resmi şuan yokda hz ali yerine koyduğunuz bu resimde kime ait sence mantıklımı? hadi diyelimki siz gerçekten böle bir resme inandınız peki o resimdekinin sakalı var ya sizin bu nasıl aliyi sevmekki,seven onun yolundan giden camiye gider namaz kılar,allah için zakat verir,hacca gideer,oruç tutar,yetimleri sevindirir,sakalı bırakır sizin gibi kesmez sizin dedelerininzde bunlar varmı? o övdüğünüz önderler size ne verdi? namazımı öğretti size kitabımız kuran-ımı öğretti veya öğretmeyi bırak kendisi uygularmıydı onlarda ne namaz ne oruç ne hacc ne zekat var aksine onlarda dünya hırsı var onlar hep dünyadan konuşur ahiretten konuşsalar ya.bence kardeş ateşe atılmadan gerçekleri araştırmalı gidip her kitabı okumalı her şeye bakmalı ondan sonra karar verip bi yöne gitmeli bu gideceğin yön islam olsun kardeşlerin müslümanlar olsun bırak o sapık dini ben seni muhammedi yolu olan islama çağırıyom gelde kurtul şu kötü işlerden müslüman müslümana dua eder sizin dedelerininzden dua işittinmi hiç? hakiki ali (r.a.) aşıkları müslümanlardır bak peygemberimizin 4 halifesi var 1-ebubekir (r.a.) 2-ömer (r.a.) 3-osman (r.a.) 4-ali (k.a.v.) bak bunlar halife sizin dedelerinizin böle halifeleri varmı onlar gibi olcak dünyaya bel bağlamayacak yiğitler varmı? onları sevmek peygamberimiz (s.a.v.) i sevmektir. bizler onlar için canımızı verirdik şuan burda olsalardı.Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu veda hutbesinde; ey müslümanlar size iki şey bırakıyorum biri kitabımız kuran-ı kerim diğeri benim sünnetlerimdir bunlara sıkıca sarılırsanız doğru yoldan hiç sapmazsınız. sizde sünnete uymakta yok, insan sanki hiç ölmeyecek gibi değilmi ama malesef ölüm var ölüm her an ensemizde ne oldu firavun vardı,ebu cehil vardı ne oldular hepsi kötü halde bu dünyayı terkettiler cehenneme gidecekler nasiplenemediler halbuki bunları hakka çağıranlar vardı dinlemediler araştırmadılar bildiklerini söyledi yanıldılar noldu o puta tapanlar noldu. gel aldanma faniye sonun viran olur, senin kurduğun bu düşler elbet yalan olur. gel nazar kıl şu yazdığım yazıma al aklını başına, almazssan aklın başına vurursun o başı taşlara. yaratan allaha yönelmek varken ne gerek yönelmek dünyaya, hakiki alimler bel bağlarmı yalana.

alevi olabilseydin bizi , güzelliğimizi, insanlığımızı anlayabilirdin. Ancak o zaman bizim kadar insan bizim kadar güzel yaşayabilirdin. Biz kadınlarımıza, kızlarımıza, çocuklarımıza, ataya dedeye dine imana saygıyı sevgiyi biliriz. ALLAH a önce kul olmak lazım gelir. insan da insan. Yüreğinde aşk dolu insan yüreğinde merhamet dolu insan kime ne niyet güder de zarar verir.dede torunuyum ben her yerde özellikle okullarda liseden sonra aleviliğimi sürdüler önüme sanki kusurmuş gibi bunu öne sürüpte leke gibi gösteren herkese insanlığımı gösterip utandırdım. Yürek olmalı önce vicdan olmalı insanda tabi birde yaradan korkusu. Bilirmisiniz ben semah müziği duyunca tele dokunan bir türkü duyunca ayaklarım yerden kesilir, ensemden vücuduma bir ateş bir aşk yayılır. Şimdi bakın bakalım ALLAH AŞKI peygamber sevgisi ve imam sevgisi kimde var.
Bizim kültürümüze daha objektif bakın o zaman huzur o zaman sevgi sizin yanınızda. tüm dostlara selam olsun.

ewt bi konud haklısın kürt zaza alewi olamaz ancak felsefesini bnmseyebilirler bn alewiyim diosa ne mutlu arkadaş ancak bir mezhep deildir demişsin o da enteresan çünki sen şu an başta olanlar gibi konuşmuşsun o üzücü arkadş İNANDIĞIMIZ ALLAH - PEYGAMBERİMİZ MUHAMMET- PİRİMİZ ALİ deriz biz bu 3 kawrama bu kadr bağlıyken ki bu kawramlarda müslümanların başlarıdır yani bir tarikat denecek kadr basit bi olay deilşdir alewilik bir din denecek kadrda ağır yani alewilik bir mezheptir bu mezhebin oluşumnda türkler öne çıkmıştır .. nese zaza kürt laz arkadşlar ne mutlu alewiyim diyene

MRH BEN DAHA YENİ GİRİYOM BU SİTELERE BİR ALEVİ OLRAK BİRZ GEÇ KALMIŞIM SANIRIM YORUMLARI OKUDUM DEMEKKİ GERÇEKTEN ALEVİLERİN İÇİNDEDE AYRIMCILIK YAPILIYORMUŞ BEN BUNU GERÇİ BİLİYORDUM AMA HER TARAFTA OLDUĞUNU BİLMİYODUM BEN ASLEN ERZİNCAN REFAHİYELİYİM BİZİM ORDADA ŞADİ YANİ BİZİM BAĞLI OLDUĞUMUZ AŞİRET ŞADİ AŞİRETİ BİRDE KOÇGİRİ AŞİRETİ VAR VE ŞİMDİ PEK OLMASA BİLE ÖNCELERİ BUNLAR SÜNNİ ALEVİ GİBİ KESİNLİKLE BİRBİRLERİNİ İSTEMEZLERMİŞ KAN BAĞI FAZLA YOKTUR OYÜZDEN KİMSEYİ KİMSEYLEN EVLENDİRMEZLERMİŞ BEN DE ASLINDA BİLMİYORUM BELKİ ARANIZDA KOÇGİRİLİ OLANDA VARDIR AMA HİÇ ALINMASINLAR GERÇEKTEN ÇOK BENCİL İNSANLAR VE BENDE BAZEN ORADA OKURKEN ORTA OKUL LİSE ÇOK TARTIŞTIĞIM OLMUŞTUR SADECE AŞİRET AYRIMCILIĞI BAŞKA BİRŞEY DEĞİL HER ŞEY AYNISI ADETLER TÖRELER İBADETLER AMA ŞADILI GÖRDÜLERMİ ÇEKEMİYORLAR VE ESKİLERDEN KAN DAVALARIDA VARMIŞ.

valla arkadaşlar bu tartışmaları okudukça helal olsun diyorum hepimizi çok güzel kullanıyorlar sen aslında kürt müsün türk mü laz mı çerkez mi kimsenin salladığı yok asıl amaç bizi amaç edindiğimize inandırıp bizleri düşman etmek oyüzden birbirinizi yemeyi bırakıp etrafa bakın nefret ettiğiniz insanlarla her zaman yanyanasınız ve herkesin birbirine ihtiyacı var ırak'ın kaderini paylaşmak istemiyorsanız hoşgörülü olun bunu yapmak zor değil!

yukarıda okudugum satırlar beni şaşırtı aleviligin islamiyetin bir parcası olmadığını okudum o zaman alevilik nedir islami bir olgu yoksa neden hz ali hz hasan hz hüseyin yada YA ALLAH YA MUHAMMET YA ALİ TERİMLERİNİ KULLANIYORLAR NEDEN CEM EDİP ALLAH DİYORLAR bence alevilik tamamen bir islami olgudur çünkü islamiyettin temeli niyet ve yaradanı hatırlama .... okuduğum satırlar tamamen ateist bır düşünceyı yaratır gıbı

Ne "hödük" oldugu bilinmez; günümüz söven sosyalistler ve onlarin natinal sosyalizmi Türkiye'de kurmak istedigini bizzat kendisi söyleyen Dogu Perincek ceteleri, gezdikleri kuruntu "yalan dünyasinda" yalanlarini ve maskelerini yüzünden cekip firlatan Faut Köprülü'de dahil enterika ve oyunlarla dolu palavra gülünclügünü gün isigina cikaran herkesi misyoner, emperyalist usak olarak nitelemeleri normal görmek lazim ama: Alevilk adina konusamazlar. Cünkü onlar konusma hakkini kendileri kendilerinin elinden almislardir. Hukuku, adaleti, insana saygiyi eger kötüye kullanirsan sonra da sokkaga firlayip hukuk istiyorum, adalet istiyorum deme hakki yok. Bu tartismada Alevilik tartisilmiyor. Sadece birisi soven Türk milliyetci propagantasini yapiyor. Yillarca insanlar asimile edildi, isimleri degistirildi, oturdugu bölgenin, ilin, ilcenin, köyün adlar Türkcelestirildi. Simdi de soruyorlar "niye hepinizin adi Türkce" ne sahane bir Türk oyunu, degil mi? Milliyetci ahkam kesillenler bi baksinlar Osmanli'ya Türk kelimesi neydi. "Türk" kelimesi bile Türk'e ait bisey degil. Cince Tu-ku, at üzerinde capulculuk yapan anlaminda ilk kullanildi. Bu milliyetci sosyalist soven ceteleler maalesef son zamanlarda Dersim'de de türedi (Ben de Dersimliyim onun icin biliyorum) bu mahluklar, Osmanli ve Cumhuriyetin hunharca ve katl sayfalarini "emperyalistler " diye bahane buldular. Zaten o da olmasa Seytan olur. Öyle basit bahanelerle kurtulamaz tarihten. Türk karini kizini vurur, yakalandigi zaman bu vatandas olsaydi herhalde " emperyalist "derdi ama o kahraman "Seytan'a uydum" diyor. Türkün gectigi o cografyada soykirimlarla Emeniler yok edildi, süryaniler keza öyle. Rumlar. Savas esnasinda ve 6/7 Eylül 1955, Dersim 38 (Dersim ne Kürttür, ne de Türk), maras, corum, sivas.... Bunlari da mi emperyalistler yaptilar? Bu ülkeyi yöneten Bülent, Demirel'di, ya da Atalari Mustafa Kemal'di, Hans, Mikel degildir. Öyle basit bahanelerle kurtulamaz tarihten.

arkadaşımın kafatascı acıdan söylemiyo türk olan kişi ben kürdüm diyosa bu işe bir yorum getirmek lazım veya kırmanca zazaca konuşan bir kimse kürtlükle bag araması yanlışki alevi bektaşi inancı ister kabul et ıster etme bir türk islam inancı türkmen guraplardırlar bundan bahsediyo ee 72 millet birdir ama insan olarak bir ve eşit ama ne oldugumuzu bilmemiz lazımki kendimizi anlatalım yoksa bbizim inandırıcılıgımız kalmaz celişki cok zor duruma sokar bizi ama her millete bir bakarız ama ne oldugumuzu kimden geldigimizide bilmeliyiz tşk ii akşamlar

Laik ve Kemalist bir Türk olarak Sunni, hanefi mezhebinin şartları empoze edilmiş ve Arap emperyalizminin bir uzantısı olan Türk islamını ve yaşam tarzını bir türlü benimseyemedim.

Alevilik ve Bektaşiliğin yaşam tarzımıza ve kültürümüze çok daha uyumlu olduğunu düşünerek kendimi Alevi olarak tanımlaya başladım. Ancak biraz da araştırınca bu inancın Kürtlere mi Türkleremi has olduğunu tam anlamamıştım.

Önceden Kürt, Türk ayırımı yapmadığım zamanlar belki hiç far etmezdi, ancak , asırlarca beraber yaşadığımız ve emperyalist düşmanlarımıza karşı beraber çarpmıştığımız Kürt kökenli vatandaşlar, dış güçlerin provokasyonuna yenik düşerek hainlikler yapmaya başladığından beri maalesef ben de bu ayrımı yapmaya başladım.

Bu yüzden, çoğunluğu Kürt olan bir inanç türünü benimsemek bana ters gelmeye başladı. Bu yazıyı okuduktan sonra biraz da olsun rahatlamış oldum.
Kürt insanlar da buna inanıyorlarsa ve güzelliklerini yaşıyorlarsa ne ala.

Görüyorum ki, ayırmcı Kürt vatandaşlar hemen saldırıya geçmişler ve tarihi gerçeklere kendi yorumlarına göre ateş püskürüyorlar.

Biraz rahat olun ve Aleviliğin ve Bektaşliğin güzel ve insani yorumlarına göre yaşamaya çalışın. Çok daha mutlu olursunuz.

kirklar ceminin anlamini ve nasil meydana geldigini bir dede veya bir aydin kisiden ögrenmek istiyorum tesekkürler saygilarimla

Bu tartışmayı merakla ve ilgiyle izliyorum.
Ben bir Aleviyim. Bizler kendimizi Kurmanci olarak bilirdik. Koçgiri aşiretindeniz. Dedelerimizin bize anlattıklarından da uzun zaman önce Horasan dan göçüp geldiğimizi öğrendik.
Şimdi kökenimizin ne olduğu konusunda herkesten bir farklı ses çıkıyor. Kökenimizin Orta Asya olduğu konusunda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ha buna siz Kürtsünüz de diyebilirsiniz, siz Tüksünüz de diyebilirsiniz. Bizim için çok şey farketmez. Biz kim olduğumuzu gayet iyi biliyoruz. Bizim üzerimizde oyun oynayanlar kaybedecektir. Biz oyuna gelmeyeceğiz.
Emperyalist güçler, devletimizin en zayıf durumunda yararlanarak Koçgiri aşiretini galeyana getirerek bir yanlış hareket içerisine sokmuşlardır, bir daha böyle bir hataya düşülmeyecektir, her Kurmanc artık kendi kimliğini ve hedefini daha iyi bilmektedir. Kurmancın kökeni Orta Asyadır. Koçgiri ayaklanması, Kürt milliyetçiliği şeklinde bir hareket olarak algılanamaz. O hareketin temelinde yatan nedenler farklıdır, o günkü sosyolojik gerçekler irdelenirse durum daha net olarak anlaşılır. Neyse lafı kısa kesmek istiyorum onun için şunu açıkça söyleyeyim;
BİZ ATATÜKÇÜYÜZ, ATATÜRK MİLLİYETÇİSİYİZ, BU VATANI SEVİYORUZ VE BU VATAN İÇİN DE ÖLMEYE HAZIRIZ!

alevilik haksızlığa karşı başlatılmış,bir doğruluk biçimidir.siz buna ister din deyin,ister mezhep deyin.alevilik haksızlığa karşı bir duruştur.herhangi bir şekillendirmeye ihtiyacı yoktur.ÇÜNKÜ YOLUMUZ ALİ YOLUDUR.ALİ DOĞRULUĞUN.GÜCÜN,KUDRETİN SEMBOLÜDÜR SİZ BUNA NE KAFTAN ARAR DURURSUNUZ.

Badıllı Aşireti'in Beydililerle bir organik bağı yoktur.Bir arkadaş bir siteye link atmış.Böyle bir şey yok.İkisi farklı aşiretlerdir.1200 yıllık Badıllıalrın tarihi geçmişi vardır.

Sevgili Jiyan Kardeşim,
Siz kureyşan olduğunuzu söylemişsiniz.Benim anne tarafım da Malatya/yazıhan/etigen(Yeni adı pirinçli) köyünde otururlar ve kureyşan aşiretine mensup olduklarını söylerler.Ama köyde herkes %100 Türkçe konuşur ve Türkmen olduklarını söyler.

Bu arada hacı bektaş vel-i 'nin arap etniğinden olduğuna inanmıyorum.Size çok kısa "aidiyet" kavramından bahsetmek isterim.Tarhin tüm evresinde, siyasal erk için insanlar "aidiyet" lerini, önceki dönemlerde siyasal erk olmuş köklere bağlarlar. Biz Beğdili Türkmeniyiz...ve Hacı bektaş veli'nin amcası oğlu Koluaçık Hacım Sultan'ın soyundanız...Dede soylu hangi alevi'ye sorarsanız, soyunu Hz.Ali'ye dayandırır.(Hz.Muhammed dememesi ilgi çekicidir).Bu şuna benzmektedir; İran,anadolu,ortadoğu ve hazar yöresinde cengizhan sonrası ortaya çıkan tüm siyasal birlikler, iktidarlarının kaynağını aidiyet ve meşeilerini cengiz han'a ya da oğuzhan'a dayandırarak meşrulaştırma yolunu seçmişlerdir.Modernizm ve aydınlanma ncesi süreçte "aidiyet", meşruiyet için oldukça önemli bir unsurdu.
Bu sebeple, hacı bektaş veli'nin arap etniğinden olduğuna dair iddiayı -kesin olmamakla- zayıf bir iddia olarak düşünüyorum.

Tunceli-dersim bölgesinin köken tartışmasında harzemşahları ve sultan baba olarak kabul edilen celaleddin harzemşah'ın babadağ'daki mezarının etrafına konuşlanışını atlamamak lazım.Size bu konuda bir web adresi vermek isterim: http://www.forsnet.com.tr/aleviler.html

Sanırım sorun şurada: Şoven ve hastalıklı bazı kafalar; kart-kurt-kırt türünden düşük beyinlerce üretildiği açık etnisite edebiyatlarıyla insanların "aşırı" tepkilerini aldılar...Lütfen, bu orta zekanın da altındaki insanlar yüzünden kendi geçmişinizi ve kültürünüzü tartışmayı ihmal etmeyin.kürt..zaza.türkmen...BU üçlü, sanırım birbiri ile en yakın akraba olan milletler/topluluklar.Çünkü aynı çanağın içindeler..hazar...mezopotamya ve anadolu...
Kureyşan aşireti ile bilgiler verebilirseniz çok memnun olurum.selamlar sevgiler

merhabalar bu baslik altinda bir cok soven irkci yazilara yanlis tespilere rastladim izlemeden vaz gecmistim aslinda birde bakiyorum kureysan asireti son siraya geldi yinede bildigini paylasmak güzeldir sanirim
arkadaslar kureysan asiretinden dersime ilk yerlesen kisi seyit haci kureystir ve ayni ilcede yasadigim mazgirt yörelerinde kendisine rastlanmistir. bu rastlanti baba mansur ile olmustur.yil tam olarak bilinmiyor ancak selcuklu döneminde bu kisilerin selcuklu yönetimiyle ittifaklari olmustur belgeleri yukaridaki sitede yer aliyor.
bilmiyorum konuyu tartisanlar biliyormu herkes kendi isine göre yorum yapiyor gibime geliyor hz muhammetin asiretinin ismi kureystir hatta amcasi o dönemde sevilmiye bir kisiydi kureysin islamla celiskileri arap tarih kitaplarinda yer alir hatta filmlere dahi konu olmustur hurma agacina putlara tapan kureysliler sonradan müslümanligi kabul etmisler daha dorusu ilk müslümanligi kabull edenlerdendir kureysliler aslen araptir muhammet alinin soyundandirlar yani bunun ne türkmenlikle ne zazalikla nede arapliklarla ilgisi vardir sürec insanlarin dillerini asimile etmistir .
bu gün zazaca yada degisik dilleri kullanan gruplar vardir sanirim.ancak köken olarak arptirlar.
müslümanligi yayma amacli dagilmislardir aslinda müslümanligin yayilmasi temelinde vergileme talan gasp vs olmustur ancak hic bir müslüman bunlardan bahsetmemistir aksine bazi türk yada türkmenler araplara gecmisin etkisinde kaldigi icin halen yalakalik yapar biz türkmen aleviyiz derler oysa tarih bu türkmenlerin müslümanligi nasil kabul ettigini ögrenseler belkide müslüman yada arap düsünürlerinin karsisinda olurlardi.
bir peygamber sikine göre ayet indirirse cevresindeki cemaatda sacmalamaya devam eder
müslümanligi savunan hic bir grup arapla haricinde hakli olamazlar cünkü araplar orta asyayi sömürmek icin müslümanlastirdi

düsünün osmanli neden diger ülkelere saldirdi osmanli türklük yada türkmenlik icin savasmadi müslümanlik adi altinda diger ülkeleri ve inanclari kendi sömürgesine almak icin savasti

türk devletleri bir birine karsi savasti safevi türkmen devletini kim neden yiktirdi sultan selim yiktirdi ve alevi devletini yiktirdi neden islamdilar zaten neden yiktirdilar.
cünkü onlar bagimsizdi ve vergi vermiyorlardi sultan selimin dönemimde sah ismail ve sonradakilerine kan kusturdu günümüze kadar dersimden sivasa kadar bu politika uzadi neydi aradaki fark dilmiydi dinmiydi degil cünkü hepsi asagi yukari ayniydi müslüman türkler yezitlere saldiramadilar alevilere saldirdiklari kadar müslüman türkler suryanilere saldirmadilar alevilere saldirdiklari kadar
yani anliyacaginiz din sadece bir aractir sömürü icin baska bir sikim degildir bosuna ne aleviligin nede sunniligin pesinden gidin oturun yerinizde adam olun insan olmanin güzelliklirini yasayin.ilk baharin yazin sonbaharin kisin tadini cikarin aileniz ve cevrenizdeki insanlari kirmamaya bakin gerisini siktir edin allahida siktir edin ondan size birsey gelmez yaninizda ben varim korkmayin

Bu ne kepazelik lan, yaziyi yazan arkadas Alevicilik yapmaya calisirken, ölcüyü kacirmiski Fasistlerden farki kalmamis...
Lan fasistsen git fasist sitelere atkil senin gibilere bur da yer yok..

ALAVİLİK ÖYLE HER ÖNÜNE GELENİN TARTIŞACAĞI BİR KURUM DEĞİLDİR BİZİM YAŞAM TARZIMIZ BU GÜN DÜNYANIN HAYATA GEÇİRMEYE ÇALIŞTIĞI BARIŞ VE SEVGİYİ BİZ İNSANLIK VAR OLANDAN BERİ YAŞAMAKTADIR BU GÜN SNIRSIZ BİR ÜLKELER OLMAYA ÇALIŞILIYOR BİZİM FARKIMIZ İŞTE BU SEVGİ BARIŞ PAYLAŞMAK ÖYLE DİN ÜZERİNDEN İNSANLARIN DUYGULARIYLA OYNAYIPTA ÇIKAR SAGLAMAYA UĞRAŞANLAR DÜYAYI YAŞANMAZ HALE BIRAKMIŞLARDIR

Mürşid (Dede) Hizmet itibari ile Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Haci Bektasi Veliıi temsil eder.
Cem Erkanı Başkanlığını yapar,ikrar alır nasip verir. Cenaze, Müsahiplik, Nikah, Sünnet, Ad takar (isim takar).
2- Rehber Görev itibariyle İmam Hüseyin´i temsil eder.
Yola girmek isteyenleri hazırlar, yol gösterir. Mürsidin en yakın yardımcısıdır.
3-Gözcü Görev itibariyle Ebuzer Gaffari’yi temsil eder.
Rehberin yardımcısıdır. Cem'in sessiz ve sakinlik içinde gecmesini sağlar. Cem’in bekcisidir.
4- Çerağcı (Delilci) Görev itibariyle Cabir El Ensari’yi temsil eder.
Cem evinde bulunan aydınlatma araçlarını yakar. Buhardanlıkları ve Mumları (Çerağları) hazırlar.
5- Zakir (Aşık) Görev itibariyle Bilal Habeş’i temsil eder.
Cem’de Tevhid, Duazde imam, Mersiye, Semah, Nevruzi'ye söyler.
6- Süpürgeci(Ferraş) Görev itibariyle Selman’ı Piri pakı temsil eder.
Cem evinin sürekli temizliği ile meşkul olur.
7- Meydancı Görev itibariyle Hüzeyme tül Yemeni’yi temsil eder.
Cem evinde Semahserleri kaldırır. Postları yerine dizer.
8- Niyazci Görev itibariyle Mahmut el Ensari’yi temsil eder.
Kurbanları tekbirler ve keser. Gelen Lokmaları alır ve dağılımını sağlar.
9- Ibrikci Görev itibariyle Kamber Hazretlerini temsil eder.
Cem de Mürşidin ve Cem erenlerinin abdest almalarını sağlar.
10- Kapıcı Görev itibariyle Gülam Keysani’yi temsil eder.
Cem’e gelen erenlerin evlerini gözetler.
11- Peyikçi Görev itibariyle Amri Ayyari’yi temsil eder.
Cem olacaƃını tüm canlara duyurur.
12- Sakacı Görev itibariyle Ammari Yaseri’yi temsil eder.
Cem evinde Su, Şerbet, Saka, Süt v.b. dağılımını sağlar.

DEMOKRATİK MÜCADELEDE ALEVİLERİN TEMEL İLKELERİ

Özgürlük ilkesi: Öğretisinde insanı kutsal varlık olarak kabul eden Alevi örgütlenmesi; kişi özgürlüğünün, inanç ve düşünce özgürlüğünün en aktif savunucusudur.
Eşitlik ilkesi: Alevi örgütlenmesi yaşamın her alanında, gelirlerin paylaşımından öğrenime kadar, bireyin eşitliğini savunur. Hiçbir kimseye , hiçbir kuruma, hiçbir ulusa ya da inanca bu eşitliği bozucu ayrıcalıklar tanınmaz.
Demokrasi ilkesi: Barış: ve demokrasi birbirinin ayrılmaz parcasıdır. Demokrasi için, insan hakları için, barış için mücadele etmek ve Aleviler arasında bu düşüncelerin yayılmasına çalışmak en başta gelen görevimizdir.
Barış ilkes: Yurtdaşlarımız arasında yayılmak istenen savaş, şiddet, nefret duyguları yerine sevgiyi ,dayanışmayı, dostluğu egemen kılmak için çalışmalıyız.
Laiklik ilkesi: Alevi örgütlenmesi, devlet idaresinde laiklik ilkesini, varoluş mücadelesinin temel taşlarından biri olarak görür.
Emeğin üstünlüğünü savunma ilkesi: Aleviler emeğin üstünlüğüne inanır , emek verilmiş bütün çalışmalara emekçilere saygı duyar.
Bağımsız örgütlenme ilkesi: Hz. Ali’nin ‘haksızlık karşısında eğer susuyorsanız, yalnız hakkınızdan değil, aynı zamanda şerefinizden de olursunsuz’ ilkesi bizim ilkesidir. Alevi örgütlenmesi mazlumun yanında, zalimin karşısında her zaman taraftır.

Ya zaten Bu arap dinci Kürt kesimi olan ve kendisi Alevi kürdü olarak alevilerin ismini batiran insanlarin yüzünden Gercek Alevi adini kötülüyorlar. Benim bilidigim Kürt aleviligi Sii aleviliktir.

kökenimizin Horasan olduğunu, Malatyadaki Şıhhasan köyünden, Yavuzun kızılbaş katliamından kaçarak, Ovacık yöresinde Kürtleştiğimizi, Seyit Rıza'nın talibi ve soyu olduğumuzu işittim büyüklerimden.

sonuç olarak insanım. yukardaki kafatasçı tartışmanın bir anlamı yok benim için. tarihi merak ederim ama aidiyet duygularım, kan bağıma göre değil, insanlığa göre şekillenir. Meksikadaki Chiapas'lar da kardeşimdir, Filistinliler de. Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi, Çingene farketmez. hep beraber insanca bir yaşam için bu düzene karşı mücadele edelim, birbirimize karşı değil.

YANI BANA HERŞEYİ BİR DİNİ HATIRATIYORDU..

BI ARDA KOYE DEDE GELDİ ARKADAŞ DEDEDEN IR KIZ İSTEDİ EVLENMEK İÇİN..

Sn. Altug Öztürk.
Siz kendinizi arastirmaci mi saniyorsunuz? Sizin arastirmaci olmadiginiz her yerden belli oluyor. Nerde sizin kaynak elistirmeleriniz? Tek tarafli bir aciklama olmus. Ne diskussion var, ne elestiri. Siz almisiniz eline türkcülerin kitaplarini, bize bol bol masal anlatmaya calisiyorsunuz. Bu yapmis oldugunuz ACIKLAMAYI dünyada kac bilim adami kabul eder sizce? Subjektiflik ne ise yarar?

Ilk önce kizilbas kelimesini anlatmaya calismissiniz. Ve orda da ilk yanlisinizi görüyorum. Dedelerimizin bir hikayesi var, Hz. Muhammed'in yaralandiginda, Hz. Ali'nin nasil KIZILBAS namini aldigini anlatan bir hikaye. Ve bu da dogrudur. Cünkü KIZILBAS adini ordusuna takan Safevi önderi bu olayi rüyasinda görmüstür. O yüzden KIZILBAS ismi daha da eskiye dayaniyor diyebiliriz.

Türkmenler ne zaman Alevi oldu? Türkmenler 1100 yilina yakin bir zamanda geldi Anadoluya. Halbuki, hetorodoks Siilik taa 8inci yüzyilda Iran, ve Kürdistan bölgelerinde yayilmisti. 1000 - 1100 yillari arasinda yasayan meshur bir "Alevi" olan Tacü'l Arifîn de bir KÜRT idi. Bu da Kürtlerde ozaman bile heterodoks siiligin bulundugunu gösteriyor. Bunu hala reddetmektesiniz. Ne celiskili? Cünkü kürtlere gelince, yeterki bir türk isim bulasiniz, hemen türk damgasini vuruyorsunuz. Ama ebul vefanin (tacül arifin) menkibesinde TEKRAR TEKRAR kürtlügü aciklaniyor, siz de hala türk oldugunu tutturmusunuz?
Sah Ismailin atasi olan SEYH SAFI de bir Kürt idi! Zaten eski Tati dilinden bir annesi vardi, ve kendisi de Seyh Zahid GILANInin ögrencisidir, ve onun tarikatini yürütür.. Gilan dili de kurmanci diliyle yakin akrabadir.
Eskiden cok kürt Aleviydi. Mesela HAYMANA bölgesine sürgün edilen kürtlerin bircogu eskiden Alevi olup sonradan asimile olmuslar.. Bunlarin bazilarinda SEYYIDLIK bile var.

Alevilige cok yakin inanclara bakarsak, SARLIYA, SHABAK ve KAKAI halki da Kürt!

Ve asyadaki kizilbas halkinda da yanlis bilgiler aktarmisiniz! Pakistanli, punjabi ve afgan kizilbaslar da bulunuyor! Fakat bunlar sonradan siilesmis. Hatta, fars, afgan kökenli kizilbaslar cogunluktadir.

Dersimliler neden Safilerin isyanini desteklesin? Zaten ALEVILIGINDEN dolayi kürtler ve türkler birbiriyle ic iceler.. Ama sizin Aleviliginiz kalmamis malesef.

Size yazacak daha cok seyim var. Ama yazsam bile nafile gibi geliyor bana..

Kâvlili

merhaba öztürk bey.Ben almanyada yasayan bir alevi bayanim inanin satlerdir okadar okudum .Ve yilardir alevilik üzerine okudum söylediklerinize ve belgelerin coguna katilmiyorum.alevilik ve türklük ve kürtlük ayri konulardir cünkü kürtler yilardir yerlerinden yurtlarindan sürülüyor türklestirilmeye zorlaniyor.Simdi su anda almanyada yasayan türklerin alman olmaya deyisime zorlandigi gibi,bundan belki yüz yil sonra biri cikacak aleviler almandi diyecek .Tarihler her zaman dogrulari yazmiyor.Su anda savasta dogrular yaziliyormu hayir kac kisi ölüyor günde biliyormusunuz?Hayir önüne gelen kitap yaziyor aleviligi bilende bilmeyende Biliyormusunuz bu dünyada ne güclü ?
Para para insanlar kisiligini bile satiyor bazilari para koparmak icin aleviligi kullaniyor yazik ama gercektan

öncelikle ben slm diyeyim alevilik konusuna gelince alevilik sence nedir ?sunnilik nedir?ya a sen dedigin gibi bu olaylaara kafani cok agritiyorsun alevilik gelip yasamamis birisin onun icin sana gel ilk önce aleviligi yasa ondan sonra yorumunu yap bak ben bir sunniyim sunu hic bir zaman unutmayalim hepimizin inanci dini islamdir hic kimsenin nüfusunda sen sunnisin sen iste alevisin diye yazi yazmiyor.ben sana tek bir büyük bir anlamli soru soracam eger ki sen bunu cevaplarsan ben seni bu konuda destekliyecem DININ ANAHTARI NEDIR?BU KONUYU BANA CEVAPLARSAN COK SEvinirim herkesin dini islam kitabi kuran peygamberleri muhammeddir bunu unutma alevilk diye mezhep yokdu ama inanc vardir o inancada sen saygi duymak zorundasin ben sana desem ki gel hristiyan ol desem olurmusunuz?neden olmak istemezsiniz? bunu aciklarmisiniz ben dinde ayirim olmaz herkesin dinine saygi duyalim alevi sunni kürt türk ayrimi yapmayalim koydugunuz yorumlari kendiniz gözden gecirdikden sonra ondan sonra yaziniz lütfen hic kimseyi üzmek kirjmak hatta hatta dislamak yanlistir.herkes insandir herkes inanclidir hic insan inancsiz olamaz ataist bile icinde inanci vardi unutma bunu,herkes toprakdan geldi topraga gider oldu mu ben belki bu konuyu tartismak istemedim

sayin altug ozturk sizin mail adresinizi almak isterim benim addresim silence_33@mynet.com bu adresten bana mail adresinizinizi yazin lutfen iyi calismalar

dedelik araplıkla ilgisi yokrur dedelik eski türklerde dedekorkuttan gelir hangi arap dedelik kurumu kurmuştur ...türkmen geleneğidir..arap değil...tarihi iyi öğrenirsen yanlış konuşmayada engel olunur...

hepinize bierer seyhül-islamlık madalyası takmak gerekir. şeytan yapacak is bulamayınca..... sizinki, diyanetin başaramadığını, inatla savunup, kendini yamamak gibi birsey. akıllıya kırk gün deli demişler oda kırk gün sonra kabül etmiş.
düşünceyi, felsefeyi ve dini birbirine karıstırınca sonuçta bu kadar olur. -yemeğe tad veren, kullanılan malzemenin kalitesidir.
bazıları çaktırmadan, burada o biçim şeriat propagandası yapıyor. nedemeli, becerikliler. belkide hiç biriniz kuranı, incili veya tevratı okumadınız. veya budizmi- değişiklik ancak farklı olmakla mümkündür. yorum gerekmez. açıklamların bilimsel dayanaği yoksa, eksikliğin temelinde dil yatar, din değil. zati muhteremlerin dil bilgileri zayıf olduğundan olacak, var olanı koruyamadıkları için, yeni diye benzetmeleri yamamaya çalısıyorlar.
alıntı istiyorsanız, işte size alıntı: "bizden olmayan herkes yahudidir. bizden olmayanı bizden yapmak için, yahudi devleti kur, istemiyorlarsa yok et. -göbl(hitlerin propaganda bakani)

bilim kulakdan duyma öğretisi veya arap, türk, kürt, türkmen öğretisi değildir. bilim araştırma, bulguyu ispatlama öğretisi, bunları edebi yazıya dökme becerisidir.

zati muhteremlerden ricam. fazla polemiğe girmeden, aşağıda sıraladığım, kendilerinin kullandıkları terimleri veya kelimeleri açıklama zahmetinde bulunurlarsa, benim gibi cahilleri aydınlatmış olurlar.

ne anlama geliyor?
alevi, bektaşi, islam, müslüman, kuran, şeriat, hac , pir, sultan, veli, abdal, derviş, şıx, ali, cem, ayin, tekke, tarikat, mezhep, hakikat, türk, turk, türkmen, turkmen, ates, alev, ay, günes, ibadet, tapin, günes takvimi, ay takvimi, diyanet, saz, edebiyat, değiş, türkü.....v.s

hepinize bierer seyhül-islamlık madalyası takmak gerekir. şeytan yapacak is bulamayınca..... sizinki, diyanetin başaramadığını, inatla savunup, kendini yamamak gibi birsey. akıllıya kırk gün deli demişler oda kırk gün sonra kabül etmiş.
düşünceyi, felsefeyi ve dini birbirine karıstırınca sonuçta bu kadar olur. -yemeğe tad veren, kullanılan malzemenin kalitesidir.
bazıları çaktırmadan, burada o biçim şeriat propagandası yapıyor. nedemeli, becerikliler. belkide hiç biriniz kuranı, incili veya tevratı okumadınız. veya budizmi- değişiklik ancak farklı olmakla mümkündür. yorum gerekmez. açıklamların bilimsel dayanaği yoksa, eksikliğin temelinde dil yatar, din değil. zati muhteremlerin dil bilgileri zayıf olduğundan olacak, var olanı koruyamadıkları için, yeni diye benzetmeleri yamamaya çalısıyorlar.
alıntı istiyorsanız, işte size alıntı: "bizden olmayan herkes yahudidir. bizden olmayanı bizden yapmak için, yahudi devleti kur, istemiyorlarsa yok et. -göbl(hitlerin propaganda bakani)

bilim kulakdan duyma öğretisi veya arap, türk, kürt, türkmen öğretisi değildir. bilim araştırma, bulguyu ispatlama öğretisi, bunları edebi yazıya dökme becerisidir.

zati muhteremlerden ricam. fazla polemiğe girmeden, aşağıda sıraladığım, kendilerinin kullandıkları terimleri veya kelimeleri açıklama zahmetinde bulunurlarsa, benim gibi cahilleri aydınlatmış olurlar.

ne anlama geliyor?
alevi, bektaşi, islam, müslüman, kuran, şeriat, hac , pir, sultan, veli, abdal, derviş, şıx, ali, cem, ayin, tekke, tarikat, mezhep, hakikat, türk, turk, türkmen, turkmen, ates, alev, ay, günes, ibadet, tapin, günes takvimi, ay takvimi, diyanet, saz, edebiyat, değiş, türkü.....v.s

hiç türkmen tanıyor musun, türkmence biliyor musun?
dedesini korkutana seçimlerde mhp den milletvekili adaylığı yolu açık galiba.
vahşi kürdistan hikayesini okundun mu? (yazarı: karl may) oda senin gibi hayalperestci. masabaşi teorisyeni. tanımadığı yerleri, masa başında ırkçı hayalgücüyle keşfetmiş.

dede ne anlama geliyor?
dedekorkut ne anlama geliyor?

Kıymetli Altuğ Öztürk yazılarınızı okudum ve öncelikle sizi basiretinizden dolayı tebrik ediyorum . Sapla samanı birbirine karıştırıp bölücü emellerine nevale yapmak isteyenlerle mücadeleniz takdire şayandır. Burada sadece "objektif " gözlemlerim çerçevesinde birkaç değerlendirmemi paylaşmak istiyorum. Alevi değilim ve fakat şunun altını ısrarla çizmeliyim ki Erzincan'da yerli alevilerle münasebetlerimizin sonucu şunu çok iyi gördüm ki Erzincan'da "yerli alevilerle", "yerli sünniler" arasında inanç bazındaki nüanslar dışında hiçbir farkı yoktur. "Töre birdir." Yani bizi biz yapan herşey aynı, fakat depremden sonra Erzincan'a akın eden bir kısım Tunceli'li vatandaşların biz kadar bizim yerli alevilerden de o kadar çok farklı olduğunu görmekteyim. Samimiyetimle söylüyorum Erzincan'ın alevi kesimin çoğunlukta olduğu "Çağlayan" civarında bu dışardan gelme alevilerden o kadar çok yakınan var ki. Üstelik yakınanlar bizim alevilerimiz. Aynen şu kelimeyi kullandı bir alevi arkadaşım "bunlar alevi değil kürt". Yukarıdaki tahlilleri okurken "Tunceli'li aleviler kürttür" düşüncesi o kadar çok savunuluyor ki inanın ben bu vatandaşlarda alevilik göremedim ki Hacı Bektaş Veli'yi tanımaz oluyorlar ve buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: Tunceli alevileri kürtleşmiştir iddiası yerine Tunceli kürtleri alevileşmiştir iddiası tartışma konusu olmalı. Çünkü ben bu insanlarda Türklük denen zenginlikten eser göremedim. Öte yandan benim öyle Erzincanlı alevi komşularım var ki dünyaya değişmem. Türkiye Cumhuriyeti'nin evlatlarıdırlar. Atatürk'ü önder bilirler. Birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden herşeyin karşısındadırlar. Ve araştırmalarım sonucu şunu gördümki "maalesef" biz sünni Türklerden daha "öz" Türktürler. Türklüğe ait en ince motifleri taşırlar. Nitekim batıdaki Öz Türk yörüklerin büyük çoğunluğu da alevidir, bunu herkes bilr. Son olarak birşey hatırlatmak isterim. Erzincan'ın "Kemaliye" ilçesini bilen bilir. Burası suçsuzluktan dolayı adliyenin çalışmadığı, burası Kurtuluş savaşına tam tekmil katıldığı için "Kemaliye" adıyla şereflendirilmiş bir yer. Burası Türkiye'nin yıllardır "en en seçkin" insanlarının yetiştiği bir yer. Ve burası alevi vatandaşların yaşadığı bir yer. Artık gerisini siz düşünün. Alevi nedir? diye soruyorsanız gelin görün Kemaliye'yi insanlığın en temiz en saf örneklerini yaşarken gelin görün. Ben bile Kemaliyeli olamadığım için üzülürüm çoğu zaman.
Kıymetli Öztürk ayrıca size de bir ricam olacak. Yavuz Sultan Selim döneminde kanlı olaylar olmuştur, doğrudur. Fakat Osmanlı'yı ele alırken lütfen eklektik bir uslup kullanmayın. Koskoca 600 yılı bir kaba koyup yermeyelim. Atatürk Türkiye'siyle Tayyip Erdoğan Türkiye'si bir mi? Atatürk bile kanlı harekatlar yapmıştır, ama unutmayalım "Devletin bekası herşeyden önemlidir." Saygılarımla. Tengrim sizi korusun.

Kıymetli Altuğ Öztürk yazılarınızı okudum ve öncelikle sizi basiretinizden dolayı tebrik ediyorum . Sapla samanı birbirine karıştırıp bölücü emellerine nevale yapmak isteyenlerle mücadeleniz takdire şayandır. Burada sadece "objektif " gözlemlerim çerçevesinde birkaç değerlendirmemi paylaşmak istiyorum. Alevi değilim ve fakat şunun altını ısrarla çizmeliyim ki Erzincan'da yerli alevilerle münasebetlerimizin sonucu şunu çok iyi gördüm ki Erzincan'da "yerli alevilerle", "yerli sünniler" arasında inanç bazındaki nüanslar dışında hiçbir farkı yoktur. "Töre birdir." Yani bizi biz yapan herşey aynı, fakat depremden sonra Erzincan'a akın eden bir kısım Tunceli'li vatandaşların biz kadar bizim yerli alevilerden de o kadar çok farklı olduğunu görmekteyim. Samimiyetimle söylüyorum Erzincan'ın alevi kesimin çoğunlukta olduğu "Çağlayan" civarında bu dışardan gelme alevilerden o kadar çok yakınan var ki. Üstelik yakınanlar bizim alevilerimiz. Aynen şu kelimeyi kullandı bir alevi arkadaşım "bunlar alevi değil kürt". Yukarıdaki tahlilleri okurken "Tunceli'li aleviler kürttür" düşüncesi o kadar çok savunuluyor ki inanın ben bu vatandaşlarda alevilik göremedim ki Hacı Bektaş Veli'yi tanımaz oluyorlar ve buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: Tunceli alevileri kürtleşmiştir iddiası yerine Tunceli kürtleri alevileşmiştir iddiası tartışma konusu olmalı. Çünkü ben bu insanlarda Türklük denen zenginlikten eser göremedim. Öte yandan benim öyle Erzincanlı alevi komşularım var ki dünyaya değişmem. Türkiye Cumhuriyeti'nin evlatlarıdırlar. Atatürk'ü önder bilirler. Birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden herşeyin karşısındadırlar. Ve araştırmalarım sonucu şunu gördümki "maalesef" biz sünni Türklerden daha "öz" Türktürler. Türklüğe ait en ince motifleri taşırlar. Nitekim batıdaki Öz Türk yörüklerin büyük çoğunluğu da alevidir, bunu herkes bilr. Son olarak birşey hatırlatmak isterim. Erzincan'ın "Kemaliye" ilçesini bilen bilir. Burası suçsuzluktan dolayı adliyenin çalışmadığı, burası Kurtuluş savaşına tam tekmil katıldığı için "Kemaliye" adıyla şereflendirilmiş bir yer. Burası Türkiye'nin yıllardır "en en seçkin" insanlarının yetiştiği bir yer. Ve burası alevi vatandaşların yaşadığı bir yer. Artık gerisini siz düşünün. Alevi nedir? diye soruyorsanız gelin görün Kemaliye'yi insanlığın en temiz en saf örneklerini yaşarken gelin görün. Ben bile Kemaliyeli olamadığım için üzülürüm çoğu zaman.
Kıymetli Öztürk ayrıca size de bir ricam olacak. Yavuz Sultan Selim döneminde kanlı olaylar olmuştur, doğrudur. Fakat Osmanlı'yı ele alırken lütfen eklektik bir uslup kullanmayın. Koskoca 600 yılı bir kaba koyup yermeyelim. Atatürk Türkiye'siyle Tayyip Erdoğan Türkiye'si bir mi? Atatürk bile kanlı harekatlar yapmıştır, ama unutmayalım "Devletin bekası herşeyden önemlidir." Saygılarımla. Tengrim sizi korusun.

öncelikle şunu belirtmek istiyorum, bugünlerde gerek dış kaynaklardan gerek iç heveslerden dolayı,aynı ülkeyi paylaşmamıza rağmen, yıllarca birbirimizin kültüründen etkilenip, kardeşçe yaşamışken, öyle veya böyle (- zaman zaman hepimizin hakkı yeniliyor,ki devlet bunu gerektirir,sivrileni bastırmak,koca ülkeyi bir tutmak kolaymı?hem niye paramparça ve düşman hale getirilsin?- ) şimdi neden birbirimize düşürülüyoruz? arkadaşlar, islam barış ve kardeşlik,hoşgörü ve sevgi dinidir.ALLAH yüce kitabımızda mealen: "Ey iman edenler!" buyuruyor, ey türk, ey arap, ey kürt vs..gibi insanları ayıran, bölen ve birbirinden uzaklaşmasına sebep olan hiçbir terim kullanmıyor..hepimiz hz. Adem'in evladıyız ve birgün Allah' a döneceğiz..isteyen istediği dini yaşar, dinimiz kimseyi zorlamaz..dini kişide değil,kaynağında, Kur'an-ı Kerim'de arayalım lütfen..çünkü herkesin bir nefsi var ve hiçkimsenin kendi aklına göre yormasına değil,alimlerin eserlerinde tefsir arayalım..
gelelim bu sitede herkesin tartıştığı, köken, inanç, alevilik,kürtlük vs. olaylarına..arkadaşlar Allah için söyleyin,yıllardır bir arada kardeşçe yaşamışken, arada mutlaka kötü niyetli insanların suistimali olabilir,ama bugünlere gelmişken, ilimle daha iyiye, güzele ve geleceğe güzel bir hayat hazırlamak varken; neden bu ayrım kavgasına ve köken tartışmalarına giriyorsunuz? ya herkes doğmuş büyümüş gelmiş yaşıyormu? neden torunlarımıza güzel bir dünya bırakmayalım? neden 1000 parçaya dağılıp geleceğe anarşist ve kanlı olaylar hazırlayalım? isterimki herkes, bıraksın bu tarz üzerinde tartışmayla çözülmeyecek, birbirimizi kıracak boşyere ayrım yapacak meseleleride, geleceğe birbirimize dair sevgi ve güvenle baksın arkadaşlar!! koca koca insanlara bu çocukların bile güleceği sen şusun ben buyum, hayır sen öylesin ben böyleyim şeklindeki tartışmalar hiç yakışmıyo...gerçekten utanç verici..kul hatasız olmaz, gelin boşverin,bu tür oyunlara kanmayalım, el ele ,iç içe, sevgiyle, güzellikle yaşayalım..ölünce geriye, gülümseyeceğimiz bir hayat bırakalım..ahirette bize türklüğümüzü, aleviliğimizi,sünniliğimizi,kürtmü zazamızı vs.sormayacaklar; dikkat edin, hayatınızı gereksiz işlere harcamayın, bize sorulacak olan imanımızdır..amelimizdir..ben kürt bir arkadaşımın, türk bir arkadaşımın yüzünü güldürecek, sıkıntısını giderecek, dostluğunu hakedecek bir davranış yaptıysam, o da herkes için güzellik düşünürse mutlu oluruz...devleti, milleti bizler oluşturuyoruz.biz aynı toplumun insanlarıyız..biz içerde el ele sağlam kale olalımki, dışardan kimseler zarar veremesin..
size güzel bir eser yazıyorum,umarım beğenirsiniz, bu eseri öğrenmeme vesile olan muşlu kürt ama benim gibi ayrıma karşı çıkan arkadaşıma teşekkürler...buyrun, yüreğinize ilham olsun...
" ALDANMA DÜNYANIN VELVELESİNE
HEPSİ BOŞ HEVES BİRGÜN ÖĞRENİRSİN
KİMİ HAKKA KOŞAR,KİMİ TERSİNE
HER NEFESİN HESABI VAR GÖRÜRSÜN

RABBİN SANA HERŞEYDEN DAHA YAKIN
SENİ KORUYUP DA GÖZETİR ELBET
VARLIĞINI HİSSET,GÜNAHTAN SAKIN
VERDİĞİN O SÖZE,ETME İHANET ( O SÖZDEN KASIT,KALU BELA OLAYIDIR,RUHLARIN ALLAH'A SÖZ VERMESİ, RAB OLUŞUNU TASDİK ETMESİDİR)

RÜYA GİBİ HAYAT BİRGÜN BİTECEK
BİTMEYECEK GİBİ DALIP DA BATMA
MAHŞER GÜNÜ NEFSİN HESAP VERECEK
YARIN TERAZİDE,AZIKSIZ KALMA......"
EVET, HERKESE HAYATINI KAMİL BİR İMAN İLE YAŞAYIP,AHİRETİN GÜZELLİKLERİNE ULAŞMASI DİLEĞİMLE..

( HA BU ARADA YAZILANLARDAKİ TÜM İDDİALAR BU KADAR ÇELİŞKİLİ İKEN,YANİ HERKESİN BİLDİĞİ FARKLI FARKLI İKEN, NEDEN BİRBİRİMİZİ KIRARAK, HAKARET EDEREK , BENİM GİBİ MİSAFİR OKUYUCULARIN BOŞUNA TARTIŞTIĞINIZI, GEÇEN GİDEN YÜZÜNDEN BİRBİRİNİZİ BOŞA İNCİTTİĞİNİ FARKEDENLER GİBİ SİZDE FARKETMİYORSUNUZ? ARKADAŞLAR İNANIN HEPSİ GEREKSİZ,ÖLÜNCE PEŞİMİZDEN GELECEKLERLE BİRDE AHİRETTE TARTIŞMAYALIM..SEVGİ DOLU BİR DÜNYA BIRAKALIM..BİZ MÜSLÜMANIZ,HZ.ALİ' DE MÜSLÜMANDI..HERKES İNANMAK İSTEDİĞİ MEZHEBE İNANSIN..DİNE İNANSIN, İSLAMDA KALB KIRMAK YANLIŞTIR..TEBESSÜM ETMEK GÜZELDİR..SEVGİYLE VE HOŞGÖRÜYLE KALIN...))

anlaşılan siz kuyu bi militaristsiniz yani her şeyin kaynağının türklerden geldiğini idda ediyorsunuz ama bakınız : alewiliği zerdüştlükle ayrı görmek temel hatalardan bi tanesidir .ben alewiyim (kızılbaş)aynı zamanda kurmancım ve kürdüm malatyanın batısında yaşıyoruz . bizim için ateş ve ocak çok önemlidir .şuna bide şu açıdan bakalım zerdüşlük yaklaşık 8000 yıl önce vardı orta asyadan gelen türkmenlerin mezopotamyadaki zerdüşlükten etkilenmedikleri ne mağlum hep aynı şeyleri yazıyorsunuz tarih kitapları bu tarih kitapları hüküm sürenlerin kalemleri ile yazılmıştır ve kürtlerde her zaman ezilen katliyama uğrayan bir millet hatta kendi dilleri ile eser bile verememişlerdir bazı dönemlere kadar .Sonuç olarak kurmanc (alewi,kürt,) kirmanc(zaza,kürt)....

Aleviler kurdler degilmis o zaman kimler.Cunku ben kendi kurdlugunden gurur duyan bir aleviyim,simdi ne olacak ataturkcu degilde APOCUYUM,tc degilde KURDISTAN diyorum.Ben dedelerim DEDE lik yapmislar.Katliam goren benim koyum ozaman kurd degil alevi koyudu.Simdi ise hem kurdluk var hemde alevilik. Bende kurdum ,KIZILBAS aleviyim diye gurur duyarken.Malesef kurd degilmisim bak simdi uzuldum.Ulan once bir seyler tam adam gibi ogrenin sonra kurdler alevi degilmis diye sacmalayin.KURDLERE KUFUR ETTEMENIZ IT GIBI KORKMANIZDIR.

hz muhamet

Tüm ezilmisliklerine ragmen, isteklerini Demokratik ortamda arayan ve basaran insanlar.
Aleviyi yok Türk, yok Kürt kökenlisi diye ayiranlari kiniyorum ve bu ayrimciligi yapanlarin niyetlerinin insanlari Provoke edip kendi saflarina cekmek oldugunu düsünüyorum. Dostca Selamlar....

www.alevikonseyi.com www.turnadergisi.de www.alevitentum.de www.turnakitap.com

Email: pirtv@yahoo.de

Bütün yozlara ve yobazlara rağmen Alevi kalmaya devam edeceğiz. Remzi KAPTAN

Sorularla Alevilik

Giriş

Sorularla Alevilik adlı bu çalışmamız benzerlerinden farklı bir anlama sahiptir. Farklılığı, kullanılan dilin sade, anlaşılır olması ve soruların-cevapların somut ve derinlikli olmasıdır. Konuyla ilgili insanların kafalarındaki çelişkilere çözüm niteliğinde açılımlar var. Yine günlük yasam içerisinde gelişen diyaloglarda ortaya çıkan sorular ve bu sorulara mantıksal, tarihsel, inançsal, toplumsal faktörler ele alınarak verilen bütünlüklü cevaplar var.

Bazı ideolojik saplantıları olan, tarihsel ve toplumsal gerçekliğimizi kabul etmeyen, art niyetli, ön yargılı yaklaşımların sahibi olan kişilerce verdiğimiz cevapların anlaşılmayacak olması bizler acısından anlaşılır bir durumdur. Bizlerin bu çalışmayla amaçladığı inançsal, tarihsel, siyasal, toplumsal etkileri de hesaba katarak Alevilik ve Alevilerle ilgili temel sorulara verdiğimiz cevapların bilinmesidir. Bu cevaplarda inanç gerçekliğimiz, felsefemiz, kültürümüz, tarihimiz, yaşam biçimimiz, sorunlara çözüm önerilerimiz var. Yine bu cevaplarda yaşamsal Aleviliğin nasıl olması gerektiği yönünde işaretler var.

Çalışmamız ön yargısız bir şekilde incelendiğinde anlamlı sonuçlara ulaşılacağı kesindir.

Çalışmamızı Hak Erenlerin yolunu layıkıyla sürenlere ithaf ediyoruz.

Erenler Aşk İle.

Kavram Olarak Alevi kelimesi ne anlama geliyor?

Alevi kelimesi Hz. Ali taraftarı, Hz. Ali yanlısı anlamına geliyor. İslamiyet içerisinde Hz. Ali´yi sevenlere Alevi denilmektedir.

Alevi kavramının oluşum tarihi Hz. Ali`nin yaşadığı dönemde baslar. Hz. Ali daha yasarken bile Ali taraftarı Alevi diye bilinen kişiler vardı. Yani Alevi kavramını dolayısıyla Aleviliği başka yönlere çekme gayreti içerisinde olanlar Alevi kavramını ya Hz. Ali`den çok önceki bir döneme ya da Hz. Ali`den çok sonraki bir döneme ait olduğunu söylüyorlar. Bu her iki iddia da yanlıştır. Doğrusu; Alevi kavramı daha Hz. Ali hayattayken oluşmuştu. Fakat o zamanlar çok dar bir cevre için kullanılıyordu. Ancak tarihsel süreçte Hz. Ali taraftarları çoğaldı ve böylece Alevi kavramı genelleşti.

Alevilik İslamiyet içindeki bir mezhep midir?

Cevaba geçmeden mezhep kelimesi ne anlama geliyor ona bakalım. Mezhep kelimesi Arapça olup “tutulan yol” anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla Alevilik İslami bir mezheptir. Ancak hemen belirtelim ki İslamiyet eşittir Sünnilik veya Şiilik değildir. Yine Alevi inancına dar mezhepsel bir tanım Alevililerce asla kabul görmemiştir. “Sorma be birader mezhebimizi/Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır” deyimi Alevi inancının mezhepsel tanımı astığının simgesidir.

Alevilik İslami bir inançtır. Ancak bazı art niyetli kimseler Aleviliği İslam’dan ayırmaya çabalamışlardır.

Aleviliği kendi grupsal, ideolojik, bölgesel, etnik çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen kimseler Aleviliği bu düşünceye hizmet edecek şekilde tahrif etmişlerdir. Yine Emeviler döneminde doruğa çıkan ve daha sonraları da devam eden Alevi düşmanlığı da Aleviliği İslam dairesi dışında görmüştür. Onlara göre, onlar gibi düşünmeyen herkes İslam dışıdır. Bu düşüncenin çok yanlış olduğu ve çok acılara sebebiyet verdiği ortadadır.

Alevilik İslami bir inançtır. Ancak tekrar tekrar ısrarla belirtelim ki İslamiyet salt Sünnilik değildir. İslamiyet’i eşittir Sünnilik olarak algılayanlar İslamiyet’i bazı biçimsel kurallara indirgeyerek Aleviliğin İslam dışı bir inanç olduğu sonucuna varıyorlar. Halbuki varmaları gereken sonuç “Alevilik Sünnilik değildir ama Sünnilik ve Şiilikten farklı bir İslam inancıdır” sonucu olmalıdır.

Aleviler Allah´a inanırlar mı?

Aslında sorulmaması gereken bir soru bir soru ancak art niyetli kimselerin bulandırdığı kafalar netleşmek zorunda.

Her şeyden önce Alevilik bir inançtır. Bundan hareketle belki de Allah´a en çok inanan, Allah´ın birliğini kabul eden topluluklardan biridir Aleviler. Cem törenine katılanlar bu durumu açıkça görebilirler. Yine binlerce Alevi deyişinde, şiirinde bu açıkça görülür.

Aleviler Allah´a inanırlar, hem de bütün benlikleriyle Allah´in varlığına, birliğine bağlıdırlar. Ancak kimse Alevilerin Allah´a inançlarını Sünni ve ya başka inançtan insanınkiyle kıyaslamaya ve böylece yanlış sonuçlara ulaşmaya kalkışmasın.

Aleviler peygamber olarak kimi kabul ederler?

Aleviler Hz. Muhammed´i peygamber olarak kabul ederler.

Aleviler bütün peygamberler bağlıdırlar.

Son peygamber olan Hz. Muhammed´e bağlılıkları ve inançları sonsuzdur.

Bazı iftiralar sonucu Alevilerin Hz. Muhammed´i peygamber olarak kabul etmedikleri düşüncesi oluştu. Bu tamamen Alevi inancına terstir. Hz. Muhammed, Alevilerin inandıkları, bağlandıkları peygamberdir.

Hz. Muhammed son peygamberdir. Bu doğruyu kimse yanlışa çevirerek, yeni peygamberlikler uydurarak, Hz. Muhammed´in yolundan giden Alevilere yamamaya çalışmasın.

Tekrar belirtelim ki, birilerinin art niyeti ve birilerinin de cehaleti Alevileri bağlamaz.

Hz. Ali´nin Alevi inancındaki yeri nedir?

Alevi demek; Hz. Ali yanlısı, taraftarı, seveni demektir. Bundan da anlaşılacağı üzere Hz. Ali´nin Alevi inancındaki önemini, yerini anlatmaya gerek yok. Ancak ne var ki bazı kimseler tarih boyunca ve günümüzde de Hz. Ali sevgisini, bağlılığını ya yanlış anladı veya hiç anlamadı. Alevilerin Hz. Ali´ye olan sevgileri, bağlılıkları onun peygamber olduğu anlamında değildir. Aleviler için peygamber son peygamber Hz. Muhammed´dir.

“Hz. Ali´nin Alevi inancındaki yeri nedir?” diye sormak her ne kadar abes gelse de anlaşılır bir durumdur. Çünkü Hz. Ali´nin adından gelen Alevi kavramı ile kendisini ifade eden bu topluma çok çeşitli tahribatlar yaşatılıyor. İşte bunun içindir ki Hz. Ali taraftarları Alevilere “inancınızda Ali´nin yeri neresidir” diye soruluyor. Bize düşen usanmadan doğrularımızı anlatmaktır

Aleviler namaz kılarlar mı?

Aleviler ve namaz konusunu bir kaç boyutuyla ele almak gerekiyor. Çünkü Alevilerin sürekli olarak maruz kaldığı soruların başında “neden namaz kılınmıyor” sorusu geliyor.

Her Alevi mutlaka ömrünün birden fazla döneminde “siz Aleviler neden namaz kılmıyor, camiye gitmiyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmıştır

Bilindiği gibi namaz Farsça bir kelimdir. Namaz kelimesin Kuran´da ki karşılığı salat´tir. Salat ise dua, tanrıyı içten anıp selamlama anlamına geliyor. Allah´i içten anıp selamlamanın, duanın ise biçimi, sekli yoktur. Dua, insanin Yaratıcı ile beraberliğidir. Bunun için belli bir saat, mekan, kural yoktur. İnsan istediği vakit, istediği dilde, istediği şekilde dua edebilir, Yüce Yaratıcısına şükür edebilir. Yüce yaratıcıyı anmak, Yaratıcıyla dolu olmak, bir araya gelmek için belli bir zaman dilimi yoktur. Bu her an olmalıdır ve her anda mümkündür. İbadeti belirli zamanlarla sınırlayan kendisini biçimsel kurallar ve şekillerden arındırmamış demektir. Böylesi şekilsel bir kuşatma ise yaşamın gayesine ters bir durumdur.

Bazıları ibadeti biçimsel kurallarla sinirliyor. Çokça tekrarlamak durumunda kaldığımız gibi biz Alevilerde ise ibadeti kalıplaştırmak yoktur. Elbette ibadette belirli kurallar olması gerekiyor. Özellikle toplumsal olarak yerine getirilen ibadetin kuralları vardır. Ancak inancın temelidir gibi bazı yanlış uygulamalarla sırf ibadet olsun diye ibadet, ibadetin gayesini yok saymak demektir. Biz Alevilere dayatılanda budur. Deniliyor ki; “Aleviler illa camiye gidin, namaz kilin”. Amaç burada ibadet ise Aleviler zaten toplumsal olarak Cem de ibadetlerini yerine getiriyorlar. Aleviler kimseye, “Cem evine gelip Cem ederek ibadet edin” gibi bir dayatmanın sahipleri değiller. Aleviler “herkesin inancı kendisine” ilkesi ile hareket ederken başkaları ısrarla Alevilere dayatmalarda bulunuyor. Hem de inançsal anlamda temeli olmayan gerekçelerle.

Amacımız burada Alevilerle Sünniler arasındaki inanç farklılığını bütün boyutlarıyla tartışmak değildir. Amacımız ısrarla Alevilere dayatılan “günde beş (5) kez namaz kilin böylece iyi bir Müslüman olursunuz” gibi inancı biçimsel kurallara indirgeyen, hatta neredeyse bunu inancın özü sayan mantığın yanlış olduğunu belirtmektir. Namaz, neredeyse birileri tarafından inancın asıl gayesi haline getirilmiştir. “günde beş vakit namaz kılan kişi iyi bir insandır ve yaşamı anlamına uygun yasayan kişidir, kılmayan ise münafık, kafir kişidir” gibi bir anlayış ortaya çıkmıştır. Aleviler asırlardır bunun inancın özüne ters bir tutum olduğunu belirtmişlerse de, siyasi anlamda iktidarda olmadıklarından dolayı seslerini kimseye duyuramamışlardır. İnancın asıl özünü takip edip uygulamak yerine gösteriş için yapılan fiillerle zamanını harcayanlara Maun suresinde söyle ikaz edilmektedir: “Dini yalanlayan gördün mü? İste yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. İste namaz kılanların vay haline, ki onlar namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar, ve ufacık bir yardımı da engellemektedirler”. Biz Alevilerce anlaşılması gereken en önemli nokta burasıdır.

Konun daha iyi anlaşılması ve doğrularımızın bilince çıkarılması için bazı tekrarları yapmak durumunda kalıyoruz. Konuya hakim olanların anlayışına sığınıyoruz.

Önceki satırlarda da belirtmeye çalıştığımız gibi namaz Farsça bir kelimedir. Kuran da ki karşılığı Salat´ir. Salat´in anlamı ise Allah´i içten anıp selamlama ve duadır. Bu gün egemen Sünni anlayışın günde beş vakit kıldığı ve Alevilere dayattığı ve neredeyse dinin temeli saydığı namaz ibadetinin Kuran da beş vakit olduğu yönünde acık bir beyan yoktur. Madem namaz inancın özü sayılacak kadar önemli bir ibadet neden Yüce Yaratıcı bu konuda acık ve kesin hükümler ortaya koymasın?

Aleviler namazı ret etmiyor. Nitekim Cem ibadetinde halka namazı seklinde ibadetlerini yerine getiriyorlar. Ancak bu namaz hiç bir şekilde egemen Sünni anlayışın namazıyla benzer değildir. Bazıları çıkıp diyebilir ki: “su kadar milyon insan namazı böyle kılıyor da siz Aleviler neden farklı anlıyor ve uyguluyorsunuz?” Hemen belirtelim ki çoğunluk her zaman doğru yapıyor anlamına gelmez.

İbadetle amaçlanan kişinin kendini yenilemesi, arındırması ve sosyal dayanışmayla kişiliğini tamamlamasıdır. Maun süresi böyle bir anlama sahip. İbadet için ibadet, gösteriş için yapılan ibadet nafile ibadetlerdir.

Alevi ibadet anlayışı biçimsellikten uzak içtenliği esas alır. Al-i İmran Suresi 191. Ayetinde “Onlar; ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah´i anarlar”. Bakara s Suresi 239. Ayeti: “Eğer korkarsanız, (namazı) yaya yahut binekte iken kilin”. Bu ve benzer ayetlerde de anlaşılacağı üzere Allah insanlara içten ibadet etmeyi emrediyor.

Birileri kabul etsin veya etmesin, Alevilerin ibadet anlayışı bu minval üzeredir.

Cem nedir?

Cem Alevilerin toplu halde ettikleri ibadetin adıdır.

Kavram olarak Cem Arapça bir kelime olup toplanma, birikme, bir araya gelme manasına gelmektedir.

Cem'in kaynağı Kırklar Cem'idir.

Cem ibadetini diğer inançlardaki ibadetlerden farklı kılan en önemli unsur; Cem de bulunanların ayni zamanda toplumda hesap vermekle yükümlü olmalarıdır. Cem de bulunalar bir birlerinden Razı Olma k zorundalar.

Cem de bulunan bir kişi başka bir kişiye dargınsa, bu iki kişinin dargınlıkları giderilmeden, barışmaları sağlanmadan Cem'e başlanmaz.

Alevilerin toplu anlamda temel ibadeti olan Cem, bir DEDE´nin gözetiminde, önderliğinde yerine getirilir.

Cem ibadetine katil, hırsız, yolsuz, düşkün kimseler giremez.

Cem ibadetini kısa bir şekilde tanımlamak mümkün değil. Bu anlamda Cem'in ne olduğunu ve nasıl uygulandığını tam manasıyla kavramak için en yakındaki Cem evine gidip bilgilenmek gerekiyor.

Dedelik nedir, Dedenin görevleri nelerdir.?

Dede, Alevi toplumunun inançsal önderidir. Dedelik ise kendine has bir is yapısı/hiyerarşisi bulunan bir kurumdur.

Her Alevinin bir dedesi vardır. Her dedenin de bir dedesi (mürşidi) vardır.

Talibin davranışlarından (inanç anlamında) dede sorumludur.

Dede talipleri eğiten, yol gösterendir.

Dede taliplerin bütün düşünsel, manevi sorunlarına çözüm, sorularına cevap getiren kişidir.

Dedelik kurumunun kendisine özgü bir yapılanması var. Bu yapılanma (mürşit-rehber bağlamında) gereği her dede ayni zamanda başka bir dedenin talibidir. Nasıl ki talip bir yanlışa düştüğünde yada hata yaptığında dedesine sığınıyorsa, ayni şekilde dede de talibi olduğu dedesine (mürşidine) sığınıyor. Böylece mükemmel bir denetim mekanizması kurulmuş oluyor. Bu mekanizma halkalar misali bir birine bağlı. Yani bir dedenin görevini layıkıyla yapıp yapmadığını mürşidi tarafından denetlenir.

Herkes Dede olabilir mi?

Dedelik kurumu asırlardan beri var olmuş bir kurumdur. Çok zorlu koşullarda ağır baskılar görmüştür dedeler. Buna rağmen Alevi inancını bu güne değin gelmesini sağlamışlardır. Bu misyonlarını geliştirerek günümüzde de sürdürmekle yükümlüdürler.

Gelelim cevaba: İsteyen herkes dede olamaz. Öz manasıyla dede olmak için Evladı Resul olmak gerekiyor. Yani soyunun Hz. Muhammed ve Hz. Ali´den olması gerekiyor. Ancak hemen belirtelim ki Alevi inancında Yol, yolu kuranında üstündedir. Eğer bir bölgede Evladı Resulden bir dede yoksa ve durum zamanla Yolun bozulmasına sebebiyet verecekse durum değişiyor. Bu manada gerekli bilgi birikimine, yolun edebine, ahlakına uygun olan bir kişi Dergah´tan icazet almak şartıyla dedelik yapabilir. Nitekim tarihte böylesi durumlar çok olmuştur. Evladı Resulden olmayan bir çok kişi Dergahtan gerekli eğitimi aldıktan sonra dedelik yapabilmişlerdir.

On İki Hizmet nedir?

On İki Hizmet, Cem ibadeti sırasında görevli on iki kişinin yerine getirdiği hizmetin adıdır. On İki Hizmet olmazsa Cem de olmaz.

Cem de On İki Hizmet sahipleri tarafından yerine getirilen On İki Hizmet, sembolik olarak algılansa da özde çok derin manalara ve gerçeklere işaret ediyor. Dolayısıyla On İki Hizmet çok önemlidir. On İki Hizmeti biçimsel bazı kurallar algılamamak gerekiyor. Sembolize ettiği hizmetlerin derin felsefi, toplumsal, inançsal boyutları vardır.

On İki Hizmetin dağılımı su şekildedir:

1. Dede(Mürşid)

2. Rehber

3. Gözcü

4. Çerağcı(Delilci)

5. Zakir(Aşık)

6. Ferraş(Süpürgeci)

7. Sakka(İbriktar)

8. Kurbancı(Sofracı)

9. Pervane

10. Peyik(Davetçi)

11. İznikçi(Meydancı)

12. Bekçi

Aleviler domuz eti yerler mi?

Aleviler zorunlu koşullar dışında domuz eti yemezler. Bu zorunlu koşullarında neler olduğu biliniyor. Bazı Alevi inançlı kimselerin domuz eti ve domuz etinden üretilen mamulleri yemeleri Alevi inancının domuz etinin yenilmesini meşru kıldığı anlamına gelmez.

İnsan-ı Kamil kime denilir?

Dört Kapı Kırk Makam da sonuncu kapı olan Hakikat kapısına ulaşmış ve böylece Hakikati kavramı olan insana İnsan-ı Kamil denilir.

Bir insanin manevi anlamda ulaşabileceği en üst boyut İnsan-ı Kamil´lik boyutudur. İnsanin gerçek manada insan olduğu, Hakikat sırrına ulaştığı, canlı cansız her şeyin gizemine vakıf olduğu aşamadır İnsan-ı Kamil´lik. İnsan, aşama aşama giderek ve bütün kapılara ve makamlara ulaşarak İnsan-ı Kamil olur.

Alevi-Sünni kardeşliği nasıl gelişir?

Alevi-Sünni kardeşliği gereklidir, mümkündür. Hatta Alevi-Sünni kardeşliğinin şahsında diğer inançlardan insanlarla da kardeşlik, bir arada, eşit ve özgür bir şekilde yasamak gereklidir ve bu mümkündür de.

Alevi-Sünni kardeşliğinin gerçekleşmesi, kalıcı olması için en önemli nokta; Alevi inanç gerçekliğinin kabul edilmesidir. Hiç bir gerekçenin arkasına saklanmadan Alevi toplumun tarihten günümüze kadar getirdiği inancını, felsefesini, kültürünü, yasam biçimini kabul etmektir. Alevi toplumunun farklılığını ret etmek, yok saymak, asimle etmeye çalışmak yerine kabul etmektir. İnsani olan, doğru olan, kardeşliği oluşturacak/geliştirecek olan böylesi bir yaklaşımdır. Eğer böylesi bir yaklaşım esas alınmazsa kardeşlik oluşmaz. Alevileri kendilerine benzetmeye, asimle etmeye, dışlamaya, yok saymaya devam ederlerse kardeşlik oluşmaz..

Alevi toplumu inancı uğruna çok bedeller ödemiş/ödeyen bir toplumdur. İnancının kabul edilmesini talep etmek, eşitliği talep etmek Alevi toplumunun hakkidir. Eşitlik olmadan, karşılıklı hoşgörü, saygı olmadan kardeşlik gelişmez. Bu, kardeşliğin doğasına aykırı bir durumdur.

Alevi toplumu kardeşliğe hazırdır ve bunu pratik olarak da diğer inançlara ve mensuplarına saygı temelinde ortaya koymuştur.

Erenler kimlerdir ve Eren kime denir?

Eren, kendini Hak yoluna adayan ve bu yolda bir çok makamı aşarak bazı sırlara vakıf olan kimseye denir. Erenler Hak sırına vakıf olmuş, İnsan.ı Kamil mertebesine ulaşmış kişilerdir. Ancak günlük dilde Erenler kavramı karşıdaki kişiyi yüceltmek, dikkat çekmek, kırıcı olmadan uyarmak içinde kullanılıyor. Yine bilge, olgun, alim, inançlı kimselere de deniliyor.

Enel Hak ne anlama geliyor?

Enel Hak kavramını ilk olarak Hallacı Mansur kullanmıştır ve bu kavramı sık sık tekrarladığı için çok ağır işkenceler altında katledilmiştir.

Enel Hak kavramı Arapça olup kelime manasıyla “ben Hakkım, hakikatım, gerçeğim” anlamına geliyor. Enel Hak; Hakla Hak olmak, insanin kendisini aşması ve Hakka yakınlaşması, Hakkla bütünleşmesidir. Bu manada inancı bir şekiller, biçimler, dogmalar bütünü olarak algılayanlar Enel Hak kavramını da farklı algılamış ve yorumlamışlardır. Hallacı Mansur ve daha sonraları Seyyid Nesimi'nin şahsında dile getirilen bu anlayışın yeteri kadar anlaşılmadığı ve taşıdığı felsefi derinliğin -biçimsel boyutuyla da olsa- onu sahiplenenler tarafından dahi doğru bir şekilde alglanmadığını görüyoruz. Hallacı Mansur ve Seyyid Nesimi'yi katledenlerin Enel Hak'kı anlamamalarını ve düşmanlıklarının sebebi bir noktada anlaşılır bir durumdur. Ancak Hallacı Mansur'u sahipleniyor görünenlerinde Enel Hak'kı yeterince algılamadıklarını görmek kabul edilmemesi gereken bir durumdur. Umulur ki Hallacı Mansur ve Seyyid Nesimi'nin yolunu sürdürüyor iddiasında olanlar Enel Hak'kın bilincine varırlar.

Aleviler tavşan eti yerler mi?

Aleviler tavsan eti yemezler. Bunun bir çok sebebi var. Ancak asıl sebep; tavşanın adet görmesi ve etinin çok kanlı olup sağlıksız olmasıdır. Ayrıca tavşan fizyolojik ve biyolojik yapısıyla da ilginçlikler taşıyan bir hayvandır. Tavşanın kafası kedi kafasına, kulakları eşek kulaklarına, arka ayakları köpek ayaklarına, ön ayakları kedi ayaklarına ve kuyruğu domuz kuyruğuna benzemektedir. Yine tavşan kedi ile çiftleşmektedir. Bunca sağlıklı ve yenilmesinde sakınca olmayan hayvan (koyun, keçi sığır vb.) varken Alevilere “neden tavşan yemiyorsunuz” diye sorular sormak düşündürücü olmanın ötesinde art niyetlilikten başka bir şey değildir.

Duaz nedir? Deyiş nedir?

Duaz, Duazdeh'in kısaltılmış halidir. Duazdeh Farsça olup on iki (12) anlamına gelmektedir.

Duaz, cem ayinlerinde söylenen ve On İki Imamlarin adlarının geçtiği deyişlerdir. Bu deyişlerde Ayrıca On İki Imamlarin yani sıra basta Hz. Peygamber ve Hacı Bektaş Veli olmak üzere Alevi ulularinin adları gecmektedir.

Duaz icin “deyişler”lerdir tanımını yaptık. Anlaşılır olması için böyle bir tanım uygundur. Ancak duaz bir nevi dua olarak da algılana bilinir.

Şüphesiz Alevilik ve Aleviler hakkında biraz bilgi sahibi olan kişiler için duaz'in, nefes'in, türkü'nün, deyiş'in farklı anlamlara sahip olduğu açikardır. Fakat günümüz gerçekliği doğrultusunda genel bir tanım olması ve bu tanımın yaygınlaşıp kabul görmesi için Deyiş tanımı en uygun olanıdır. Deyiş; Aleviliği çağrıştıran her melodinin adıdır. Türkü, nefes, duaz bunlar da alt adlardır. Yoz ve yobaz üretimden farklı olunduğunun anlaşılması için Deyiş en uygun tanımlımadır.

Mersiye nedir?

Mersiye, Kerbela vakasını işleyen, Ehlibeyte ve On İki İmamlara bağlılığı, sevgiyi dile getiren bir şiir türüdür. Özelikle Muharrem Ay'ı boyunca söylenen ve Ehlibeyt taraftarlarının olduğu her coğrafyada ve her dilde söylenen ağıtlar bütünüdür mersiyeler. Mersiyelerde zalim olana, haksız olana bir öfke var. Yine mazlum olana, haklı olana bir sevgi ve sempati var. Mersiyeleri salt ağıt boyutuyla algılamak eksiklik olur. Mersiyeler bu noktada bilinç taşımasıdır. Aynı zamanda ne kadar da zaman geçmiş olursa olsun iyinin unutulmayacağının ve kötünün, zalimin her daim lanetleneceğinin göstergeleridir. Edebi açıdan, Ehlibeyte bağlı olanlar için bir edebi zenginliktir.

Düşkünlük nedir?

Düşkünlük bir ceza sistemidir. Alevi toplumunun bunca ağır baskı koşullarına rağmen, birliğini koruyarak bu günlere gelmesinde işlevi göz ardı edilemeyecek bir sistemdir.

Cem ibadeti, bilinen klasik ibadet anlayışlarından farklı bir ibadettir. İbadetle beraber toplumsal meselelerinde çözüme kavuştuğu bir, bir araya gelinmedir.

Cem de insan sadece Allah'a ibadet etmekle kalmayıp topluma da hesap vermekle yükümlüdür. Bu anlamda da Alevi inancı diğer bütün inançlardan önemli farklılıklar taşıyor.

Egemen olanların mahkemelerine gitmeyen Aleviler kendi yargı sistemlerini geliştirdiler. Düşkünlükte bu sistemin önemli ayaklarından birisidir. Öyle ya da böyle bir kişi suç işlemişse bu kişi Dede'nin denetiminde yargılanır. Cem de gerçeklesen bu yargılamaya Cem de bulunan herkes oyları, görüşleri ile katılırlar ve böylece ortak bir karara varılır. Halkın direkt katılımıyla gerçekleşen bir “Halk Mahkemesi”dir bu. Suçun ağırlığına göre bir ceza verilir. Düşkünlük, verilen cezalarin en büyüklerinden birisidir. Düşkün olan kimse toplumdan dışlanır. Düşkünlüğü ve dışlanma süresini halk ortak bir karar ile aldığında Alevi toplumunda suç oranı minimum düzeyde kalmıştır. Toplumdan tecrit edilip dışlanmak çok büyük bir ceza olduğundan, o kişiyi başka toplumlarda içine almazlar. Böylece bir çok suç, daha işlenmeden önüne geçilmiş olur.

Düşkünlük kavramı günümüzde daha çok çıkarcı ve ahlaksız kimseler için kullanılan genel bir kavram şeklini almıştır. Ancak düşkünlüğün çıkış noktası ve asıl anlamı yukarı da izah etmeye çalıştığımız çerçevededir.

Muhabbet Cem'i nedir?

Muhabbet Cem'inin önemi, işlevi günümüzde çok artmıştır. Öz itibariyle Muhabbet Cemlerinin asıl işlevi genç insanları Görgü Cem'ine hazırlamaktır. Günümüzde ise Muhabbet Cemlerinin işlevi çok daha büyüktür. Her tür yozluğun dayatıldığı, değerlerin anlamsızlaştırıldığı, ilişkilerin çıkar çelişkisi etrafında şekillendiği günümüzde Muhabbet Cemleri adeta bir insani olana dönüş programıdır.

Adından da anlaşılacağı gibi Muhabbet Cemleri, muhabbetin olduğu, insani duyarlılığın olduğu, yaşamın anlam ve değer kazandığı bir nurani iklim ortamıdır. Bu atmosferdeki enerji his edilir olmaktan çıkıp insanı başka boyuta, başka alemlere götürür. Götürür ve tekrar özünü bulan insanı sağlamlaştırmış olarak geri getirir. İnsanın en çok da ihtiyaç duyduğu bu değil mi? Yani insan sadece fiziki görüntüsüyle değil, ruhuyla, duygularıyla, düşünceleriyle... yani bir bütün halinde insan olmalıdır.

İnsani olan ne varsa kirletiliyor, anlamsızlaştırılıyor. Sürekli yapay mutluluklar, güdülerin doymak bilmez dürtüleri pompalanıyor. Böylesi koşulların hakim olduğu bir ortamda insani olanın sağlam kalması mümkün değil. Sağlam olmak isteyen ve hayatı anlamlandırmak isteyenlerin sığınağı Muhabbet Cemleridir. Bu muhabbetler bir başlangıçtır. Sonsuz, sınırsız lezzetler,manzaralar diyarına yolculuğun başlangıcı. Perşembe'yi cuma'ya bağlayan gece böylesi bir nurani atmosferin en ideal anıdır.

Zülfikar neyi sembolize ediyor?

Züfikar'in neyi sembolize ettiğine geçmeden önce Züfikar'in ne olduğunu açmamız gerekiyor. Zülfikar, Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali'ye armağan edilen ucu çatal kılıcın adıdır. İnancımıza (Aleviliğe) göre Zülfikar savaş öncesi gökten inmiştir. Hz. Muhammed'de bu gökten inen kutsal kılıcı Hz. Ali'ye hediye etmiştir.

Zülfikar, asırlardır adaletin sembolü olarak işlevini sürdürmeye devam ediyor.

Zülfikar, Hz. Ali'nin kişiliğiyle bir bütünlük haline gelmiştir. Hz. Ali'yi Zülfikarsız düşünmek mümkün değildir.

Zülfikar'ı salt bir savaş aracı olarak görmemek gerekiyor. Zülfikar, gerçek adaletin, hakkaniyetin, doğruluğun, mertliğin sembolidir.

Günümüzde Zülfikar Alevi olmayı (dışsal/zahiri anlamda da olsa) sembolize ediyor. Özelikle de Alevi gençliği Zülfikar'ı kolye şeklinde takıyor. Bu “Aleviyim” demenin, kimliğini Zülfikar'ın tarihsel misyonuyla açıklama biçimidir. Olmadık baskılara maruz kalan Alevinin kimliğini sembolize ediyor Zülfikar. Elbette boynuna her Zülfikar kolyesi takan kişi Alevi değildir. Alevi ise dahi bazıları Zülfikar'ın taşıdığı misyondan, Zülfikar da sembolleşen adalet anlayışından habersizdir. Bütün bunlara rağmen Zülfikar günümüzde Alevi kimliğini simgesel, biçimsel de olsa dışa yansıtıyor.

Şamanizmin ve Zerdüştlüğün Aleviliğe etkileri var mıdır? Eğer varsa bu etkinlik ne boyuttadır ve günümüzde nasıl bir işleve sahiptir?

Seksenli yılların ortasından itibaren çeşitli ideolojik politik grupların Aleviliğe ve Alevilere ilgisi arttı. Bu ilgi elbette Alevi toplumunun geleceğini inşaa etme, Aleviliğin özünü tanıma gibi bir nedene dayanmıyordu. Bu ilginin asıl sebebi kendi dar ideolojik-politik çıkarlarına bir zemin hazırlamak, Aleviliği ve Alevileri kendi ideolojik yapıları için bir arka bahçe olarak hazırlamaktı. İşte soruya kaynaklık eden Şamanizm ve Zerdüştlükte bu nokta da devreye girdi.

Bilindiği gibi Şamanizm eski bir Orta Asya inancıdır. Yine Zerdüştlük de eski bir Mezopotamya inancıdır. Her şeyi etnik kimliğe bağlamak, etnik politikalarına bir inançsal dayanak bulmak isteyen akımlar Alevi inancındaki bazı olguları Şamanizme ve Zerdüştlüğe bağladılar. Ve bu yolla Aleviliği Hz. Ali'den, On İki İmamlardan, Ehlibeytten soyutlayarak kendi “etnik dini” yapmak istediler. Bunun içinde yazılı kaynaklardan yoksun, Alevilik Bilincinden yoksun Alevi kitlelerin beynini karıştırdılar. Bunun sonucunda bazı safdiller ve art niyetli kimseler Aleviliği eşittir Şamanizm veya Zerdüştlük olarak görmeye başladılar. Olayın özü böyledir. Yapılan bunca teori, kaynak bulmak, benzerlik aramak bunun içindir. Elbette Alevi inanç sistemi kültürel anlamda eski Orta Asya ve Mezopotamya inançları olan Şamanizm ve Zerdüştlükten bazı ögeler almıştır. Bu doğaldır da. Ancak bu kültürel birer motif olan ögeleri bütünlüklü bir inanç olan Aleviliğin esası olarak göstermek art niyetlilikten başka bir şey değildir. Şamanizm ve Zerdüştlükte bulunan ve günümüz Alevi kültür yapısı içinde birer “kırıntı” olarak kabul edilen bazı benzerlikleri Aleviliği farklı yönlere çekmek için kullanmak haksızlık ötesi bir durumdur.

Bilinmesi gereken; her inanç diğer inançlardan etkilenmiştir. Çoğu kez coğrafya farklılığı, etnik farklılık inancın kültürel yapısına etki etmiştir. Ancak bu etki Hiç bir zaman inancın merkezini etkilememiştir. Etkilenme alt boyutlarda kalmış ve bu haliyle de bir zenginlik olarak değer kazanmıştır. Unutulmaması gerekir ki inancın özünü belirleyen olmayıp bazı kültürel kazanımlar olarak varlığını sürdürüyor olması eski inancın kendisi değildir.

Aslında söz konusu Aleviler ve Alevilik olunca çok saçma sorular gündeme gelebiliyor. Düşününki günümüzde etkin olarak varlığını sürdüren inançların tarihi en fazla bir kaç bin yıldır. Bu inançlara inanan insanlardan kimse çıkıp demiyor ki; “benim atalarım bundan bilmem kaç yıl önce şöyle bir inanca inanıyordu, bende şimdi bu inanca tekrar dönüyorum”. Ancak bazı “ukala” kişiler diyebiliyor ki; “benim atalarım Şamanist ve Zerdüşttü. Bende şimdi bu inanca inanıyorum, Alevilik bize sonradan dayatılmıştır, ben Alevi değilim” diyebiliyor. Fakat bir Alman, Fransız, İngiliz bunu demiyor. Bundan bir kaç yüz sene önce Almanların, İngilizlerin, İsveçlilerin atalarıda başka inanca inanıyorlardı. Peki bunlar niye eski inançlarına dönmüyorlar da ukala kişi Aleviliği bırakıp “atalarının inancına” dönüyor!!!???

Alevi inancına göre ölüm bir yok oluş mudur?

Cevabı her yöne çekilmeye açık bir soru. Ancak hemen belirtmeliyiz ki Aleviler ölümü bir yok oluş olarak görmüyorlar. Ölüm, yeni bir dönemin/sürecin (buna ebedi süreçte diyebiliriz) başlangıcıdır.

Büyük Alevi önderi Şah İsmail (Hatayi) bir şiirinde “dün doğdum bugün ölürüm/ölen gelsin işte meydan” diyor. Yine bir çok Alevi şiirinde/deyişinde/deyiminde “ölen tendir, can ölmez” sözü geçiyor.

Alevi inancında ölüm ile ilgili önemli bir boyutta “ölmeden evvel ölmek” şeklinde formüle edilen boyuttur. Bu konunun çok derin Batın manası vardır. Farklı anlamlara çekiliyor olmasından dolayı cevabı kısa kesip öz olarak Alevi inancında ölümün bir yok oluş olmadığı inancını tekrar belirtiyoruz.

Ölüm, yeni bir başlangıcın ilk adımıdır. Fakat burada ölümü yücelttiğimiz manası çıkmasın. Gerçeği vurgu manasında belirtiyoruz. Ölüm yaşamın bir gerçeği. Ancak insana ölüm gelene kadar da insanin yapmakla mükellef olduğu görevleri vardır. Ve insanoğlu son nefesine kadarda bu görevleri en doğru şekilde yerine getirmek zorundadır. Hayatın anlamına ulaşmak için doğru bir yaşamın sahibi olmak ve ölüm gerçeğini de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Tevella Teberra ne anlama geliyor?

Tevella= dostluk kurma, dost olma anlamına geliyor.

Teberra= uzak durmak anlamına geliyor.

Aleviler arasında Tevella ve Teberra'nin manası ise Ehlibeytin dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak anlamına geliyor. Ancak tarihsel süreç içerisinde Tevella Teberra'nin anlamı daha önemli hale gelmiştir. Tevella Teberra iyiden, güzelden, haktan, haklıdan yana olmak; zalime, sömürücüye, haksıza, riyakara da karşı olmak anlamına geliyor. Bu anlamıyla bir duruşu, tavrı sembolize ediyor. Ehlibeytin şahsında bir bütün halinde doğrulardan taraf olmayı, haksıza karşı olmayı temsil ediyor. Bazı dar görüşlü kimseler Tevella Teberra'nin taşıdığı anlamı, sembolize ettiği değerleri dar bir çerçevede ele alıyor. Olayın özü ise öyle sanıldığı gibi dar bir çerçevede değildir. Özde bir duruş, tavır vardır. Ve bu duruş Ehlibeytin şahsında bütünsel bir manaya sahip olup mekan ve zamanla sınırlı değildir. Yer yüzünde haksızlık olduğu müddetçe ve doğruları hakim kılma ideali olduğu müddetçe Tevella Teberra da olacaktır.

Oruç nedir?

Oruç, insanin bedenini disiplin ve denetim altına almak, ruhsal yapısını güçlendirmek için yaptığı bir ibadettir. Oruç ibadeti belirli zamanlarda yeme, içme ve cinsellik gibi istekleri/duyguları terk ederek zihinsel/ruhsal yapıya ağırlık vermektir. Bazı inançlarda oruç tamamıyla yeme-içmeden uzak durmak seklinde olabileceği gibi, et ve diğer hayvansal mamuller gibi belirli yiyecekleri yememek şeklinde de olabilir.

Hemen hemen bütün inançlarda oruç ibadeti vardır.

Aleviler oruç tutarlar mı?

Hemen hemen bütün inançlarda oruç ibadeti vardır. Alevi inancında da oruç ibadeti vardır.

Muharrem Orucu nedir?

10 Ekim 680 de Hz. Ali'nin oğlu ve Hz. Muhammet'in torunu Hz. Hüseyin ve sevenleri (toplam 72 kişi) Kerbela'da acımasız bir şekilde katledildiler.
Aleviler bu acı olayı kınamak için, her yıl Muharrem Ayının onuncu gününden başlamak üzere, 12 gün oruç tutarak yas tutarlar. Aleviler Muharrem orucu ile Hz. Hüseyin`in şahsında Ehlibeyte bağlılıklarını dile getirirler ve ayni zamanda zalimin zulmünü lanetlerler .

Muharrem orucunun bir diğer özelliği de insanin kendi iç benliğine yönelmesi, yanlışlarını-doğrularını, eksilerini-artılarını hesaplaması ve bütün bunların sonucunda daha iyiye, doğruya, güzele yönelmesidir. Muharrem orucu, bütün bu özellikleriyle önemli bir ibadettir.

Muharrem Orucu nasıl tutulur?

Kurban Bayramının 1. gününden başlayarak 20 gün sayılır. 20. günün akşamı Muharrem Orucu için niyet edilir ve oruç başlar. Niyet edildikten sonra gün doğumu ile gün batimi arasındaki sürede hiç bir şey yenilmez ve içilmez. Gün batimi ile iftar açılır.

Oruc süresince (12 gün boyunca) düğün,nişan,sünnet ve benzer törenler/etkinlikler yapılmaz, kurban kesilmez, et yenilmez, Kerbela Şehitleri'nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez (Su saf olarak içilmemektedir. Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay,kahve,meşrubat,meyve suyu,ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır).

Muharrem orucunun on ikinci günü ise On iki İmamlar 'in anısına on iki çeşit gıdadan oluşan Aşure Çorbası pişirilerek komşulara dağıtılır ve böylece o yılki Muharrem Orucu noktalanır.

Aleviler Ramazan orucu tutarlar mı?

Aleviler, Sünni Müslümanlardan farklı olarak Ramazan ayında sadece üç gün oruç tutarlar. Alevilere göre Ramazan orucunun bir ay olduğu yönünde Kuran da hiç bir açık beyan yoktur.

Nevruz Bayramı Aleviler için ne anlama geliyor ve Aleviler Nevruzu nasıl kutlarlar?

Nevruz; Farsça bir kelimedir ve yenigün (yeni/nev gün/ruz) anlamına geliyor. Miladi takvime göre 21 Mart günü Nevruz günüdür.

Nevruz, Alevi toplumun önemli bayramlarından biridir. Yine Nevruz bayramı, salt Aleviler için değil hemen hemen bütün doğu toplumları için önemli bir gündür.

Alevi söylencelerinde Nevruz gününde gerçeklesen önemli olaylar söyle sıralanır:

Dünya kuruluşunu bugün tamamlar.
Hz. Muhammed’e nübüvvet bugün ihsan edilir.
Hz. Ali’nin bugün doğmuştur
?????????Bugün Hz. Ali ile Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatma’nın evlendiği gündür.
Hz. Muhammed, bugün Gadir-hum’da okuduğu hutbede, Hz. Ali’yi Vasi tayin eder ve kendisinden sonra Müslümanların önderi (imamı) ilan eder.
Bugün Hz. Ali’nin hilafeti elde ettiği gündür.
Bugün Haci Bektaş veli’nin Anadolu’ya gelişinin ilk günüdür. Rum Erenlerinin Şah-ı Velayeti karşıladıkları gündür.
Bugün Gaip Erenleri “Kırklar’ın” toplandığı gün olarak inanılır. Bu nedenle bugün “Kırklar Bayramı” olarak ta bilinir.
Hz. Hüseyin’in intikamını almak için Muhtar Sakafi önderliğinde gizli bir teşkilat kurulur. İhtilal işareti olarak mahallelerde büyük bir ateş yakılır. Bu günde tesadüfen 21 Mart’a denk gelir. O günden bugüne değin Alevilerce zulme başkaldırı işareti olarak ateş yakılır.
Bugün Hz. Adem Peygamberin yaratıldığı gündür.
Alevi toplumu Nevruzu inancı esas alarak kutlarken, bir çok toplumda Nevruz gününe başka anlamlar yükleyerek kutlar. Her toplum kendisine özgü bir anlatımla Nevruzu tanımlar ve yine kendisine özgü bir şekilde kutlar. Alevi toplumu ise Nevruz bayramını su şekilde kutlar:
?????????Nevruz bayramı erkanı sabahtan başlar. Toplu olarak sabah yemeği yenecekse, önce Dede bir dua okur ve herkese süt ikram edilir ve kahvaltı yapılır. Daha sonra dargınlar barıştırılır. Hasta ve yoksullar ziyaret edilir, gönülleri alınır. Yeni ölmüşlerin evlerine taziyeye gidilir. Türbe ve mezarlıklar ziyaret edilir. Nevruz şenliklerinin yapılacağı ev ve kır yerleri önceden saptandığı için, bu yerlerde tüm hazırlıklar tamamlanır. Yaşlılar için ayrı bir mekanda, gençler için ayrı bir alanda muhabbet sofraları kurulur. Gençler kırlarda şenlikler yaparlar, halaylar çekerler, ateş üstünden atlayarak dilekler tutarlar. Genç kızlar ve oğlanlar karşılıklı mani söylerler...
Nevruz Bayramı akşamı “Meydan” açılır. Taliplere “Nasip” verilir. Cem evinde toplanılır. Tüm canlar hazır olduktan sonra , saat 20.00 civarında Nevruz Erkanının icrasına başlanır.

Musahiplik nedir?

Musahipliğin temeli dayanışma ve paylaşmaya dayanır. Musahiplik Alevi inancının en önemli kurumlarından biridir. Musahiplik arkadaşlık ötesi bir birlikteliktir.

Musahipler arasında ayrı gayrı bulunmaz. Babailerin deyimiyle "musahipler yarin al yanağından gayrı her şeyde ve yerde ortaklardır". Yine meşhur bir Alevi deyimiyle "musahip musahibini ateşten alandır". Musahiplik zordur, zor olduğu kadar da şereflidir. Musahiplik günümüzdeki anlamıyla "sigorta"dır. Musahipliğin tarihçesi Hz. Muhammed’in hicretinin birinci yılında Müslümanların sayısının çoğalmasıyla geliştirdiği bir birlikteliktir. Musahiplik Kuran-ı Kerim’in şu ayetleriyle açıklanmıştır:

Enfal sur esi ayet 72-73, "Onlar ki inanıp hicret ettiler ve mallarıyla canlarıyla Allah yolunda savaştılar ve onlar ki (hicret edenleri) barındırıp yardımda bulundular, işte bunlar, bir birilerinin dostu ve yarıdırlar .

İnkâr edip küfre sapanlar ise bir birilerinin yarıdırlar. Eğer böyle yapmaz (birbirinize dost ve yakın olmaz) sanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat meydana gelir".

Bu ayetlerle Hz. Muhammed hicret edenleri ve hicret edenleri kabul edenleri birbirine kardeş yaptı. Aleviler bu doğrultuda bunu geliştirdiler.

Musahiplik, bazılarının belirttiği gibi tarihte kalan bir kurum değildir. Musahipliğe insanların günümüzde daha çok ihtiyaçları vardır. Çünkü insanlar tarihte olduğu gibi günümüzde de düşünsel ve yaşamsal sorunlarla boğuşmaktalar. İşte bu boğuşmayı kazanmak için insanların musahiplere ihtiyacı vardır. Beraberliğe, kardeşliğe, paylaşmaya ihtiyacı vardır.

Kızılbaşlık nedir ve Kızılbaş kimdir?

Her ne kadar bazıları bir yanılgı içine girip Kızılbaşlığı Alevilik içinde bir kol olarak görseler de esasında Kızılbaşlık Aleviliğin ta kendisidir. Kızılbaş kavramı tarih boyunca ve günümüzde Alevileri aşağılamak, karalamak ve küçük düşürmek için kullanılmıştır. Alevilerin düşmanları Kızılbaşlığı Alevileri küçük düşürmek maksadıyla kullandıkları oranda Aleviler Kızılbaş kavramına sahip çıktılar .

Kızılbaş kelimesi kızıl başlık takan anlamına geliyor. Tarihçesi Uhut savaşına kadar uzanır. Uhut savaşında Hz. Ali kendisini Hz. Peygambere siper ettiği sırada başından yaralanır. Bu savaştan sonra Hz. Ali’ye Kızılbaş denmiştir. Yine Sıffın savaşında Hz. Ali’nin taraftarları başlarına kırmızı başlık takmışlardır. Alevi devleti olan Safevi ordusunun askerleri de başlarına kızıl başlık takarlardı.

Alevi düşmanları Alevi kavramını kullanmazlar, onun yerine Kızılbaş kavramını kullanırlardı. Bunu Alevileri aşağılamak amacıyla yaparlardı. Aleviler ise Kızılbaşlığı sahiplenip, kendilerini öyle de ifade ederlerdi.

Sonuç olarak bilinmelidir ki; Kızılbaşlık Alevi inancı içindeki bir kol veya tarikat değildir. Kızılbaşlık Alevi düşmanlarının Alevileri aşağılamak maksadıyla kullandıkları bir terimdir. Ve Kızılbaşlar bütün Alevilerdir, Kızılbaşlıkta Aleviliktir.

Bektaşilik nedir?

Hacı Bektaşı Veli adına kurulan, Hz. Ali ve On İki İmam sevgisine dayanan Anadolu ve Balkanlarda yayılan günümüzde de varlığını sürdüren önemli bir Alevi tarikatıdır/örgütlenmesidir.

Bektaşiliğin doğuşu 1240 yılına dayanır. Babailer isyanının bastırılmasından sonra Baba İshak’ın halifesi olan Hacı Bektaşı Veli etrafında toplananlar Hz. Muhammed’i mürşit, Hz. Ali’yi rehber, Hacı Bektaşı Veli’yi de pir olarak kabul ettiler.

Bektaşilik genel anlamda Alevi inancını oluşturan Hz. Ali, On İki İmamları esas almasının dışında eski Türk kültürünü ve Anadolu inançlarının bazı olumluluklarını da alarak gelişmesini tamamladı.

Bektaşiliği kurumlaştıran kişi Balım Sultan’dır. Bektaşilik idare bakımından iki kola ayrılır. Babaganlar ve Çelebiler. Babaganlar kendilerinin Hacı Bektaş’ın "yol evladı" olduklarını belirtirler. Babaganlar daha çok kentlerde örgütlendiler. Çelebiler kendilerini Hacı Bektaş’ın "bel evladı" olduklarını belirtirler. Çelebiler daha çok kırsal alanda örgütlendiler. Bütün bu çelişkilere rağmen Bektaşilik gelişmesini sürdürdü. Osmanlı ordusunun özel birlikleri olan Yeniçerilerin tamamına yakını Bektaşi’ydi. Padişah II.Mahmud Yeniçeri ocağını kaldırırken Bektaşiliği de yasaklamayı ihmal etmedi (1826).

Bektaşilik günümüzde Alevi inancının en önemli öğesi niteliğindedir. Bir çok Bektaşi kuralı Alevi inancı içinde kabul görmüştür. Hacı Bektaşı Veli’nin Türbesi de bulunan Nevşehir ilinin Hacıbektaş ilçesi bu anlamda sadece Bektaşiler için değil, bütün Aleviler için önemli bir merkez konumundadır.

Şiilik nedir?

Şiilik, kavram olarak Hz. Ali taraftarlığı demektir. Şiilik sözcüğü Şia kelimesinden türetilmiştir. Her ikisi de aynı anlama gelmektedir: Hz. Ali taraftarlığı.

Genel anlamda Alevilik konusunda, Aleviliğin ne olduğu konusunda kavramlar alabildiğine çarpıtılmış, anlamları değiştirilmiş, her türlü yoruma tâbi tutulacak bir hale gelmiştir. Bu kavramların başında Şiilik kavramı gelmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere Şiilik kavramı, Hz. Peygamberin Hakka yürümesinden sonra Hz. Ali’nin halifeliğine (dini-siyasi önderliğine) inananlar için kullanılmıştır. Şiiliğin bir başka manası da Aleviliktir. Neticede Alevi kelimesi de Hz. Ali’nin isminden türetilmiştir. Ama bir çok olayda, olguda olduğu gibi tarihsel süreç, yoğun baskı ve asimilasyonla geçtiği için, bu kavramlar ve temsil ettikleri değerler de deforme olmuşlar, başka anlamlar yüklenmiş ve başka başkalaşımlar gerçekleşmiştir. Öz olarak Şiilik ve Alevilik aynı şeylerdir. Fakat tarihsel gelişim sürecindeki olaylar bazı değişimler, yenilikler, adetler, sapmalar getirmiştir. Tekrar belirtmek gerekir ki; öz olarak, çıkış noktası olarak ikisi de aynı anlama gelmektedir.

Şiilik ve Aleviliğin ortak noktalarından başlayarak bunları tarihsel süreç içerisinde yaşadıkları farklılaşmaya kadar biraz açalım.

Hz. Peygamberin vefatından sonra Hz. Ali’ye yapılan haksızlıklar, Emevi saltanatı sırasında Hz. Ali’nin soyuna karşı devam etti. Bu süreçte yaşanan haksızlıklar, katliamlar, adaletsizlikler safları iyice netleştirdi. Hz. Ali ve Ehlibeyt taraftarlığı İslam’ın Hak davetini sürdürürken, buna karşın Emevilerde temsilini bulan Sünnilik bir devlet dini oluyordu. Her tarihsel olayda olduğu gibi burada da egemen olanın sözü daha geçerli, getirdiği kurallar daha etkili ve din adına yürüttüğü çalışma daha verimliydi. Emevilerin bu yoğun çalışmaları ve kurumlaşmaları İslamiyet’i bütün coğrafyalara yayıyordu. Bu arada Ehlibeyt taraftarları da davetlerini gerçekleştiriyordu. Ehlibeyt taraftarları, devlet örgütlenmesine sahip olmadıkları için örgütlenmeleri daha çok gönüllülük temeline dayanıyordu. Emevilerinki zora dayanıyordu. Ama yine tarihin kanıtladığı gibi; gönüllülük daha kalıcı olurken, zora dayalı gelişim daha güçlü ama geçici oluyordu. Bunun en büyük örneği Endülüs Emevi Devletidir. Bu devlet hazin bir sonla yıkılmıştır. Çünkü temelinde inanç yerine zora dayalı bir iktidar vardı. Hâlbuki o devlette ve dolayısıyla o coğrafyada Ehlibeyt taraftarları bir çalışma yapmış olsalardı, sonuç daha farklı olurdu. Nitekim Emeviler zor ile İslam’ı yaymaya çalışırken Ehlibeyt taraftarları sevgi ile yapıyordu. Emevilerin ardıllarının İslam adına yaptıkları tahribatları Ehlibeyt taraftarları düzeltiyordu. Ehlibeyt taraftarları inancın özünün; Emevilerin yaptığı ve uyguladığı gibi olmadığını kanıtlıyordu. Nitekim Ehlibeyt taraftarları bu kadar baskı altında gelişim bulmuşsa bunun en büyük sebebi Ehlibeyt taraftarlarının şiddet ve zor yerine sevgiyi esas almalarıdır.

Yukarıda da izah etmeye çalıştığımız gibi, Hz. Peygamberin vefatından sonra İslamiyet iki kutuba ayrıldı.

Ehlibeyt ve Ehli sünnet. Bunlardan tarihsel süreç içerisinde bir çok oluşum oluştu. Ehlibeyt taraftarları dünyanın her tarafında, hemen hemen bütün coğrafyalarda varlar. Ama bunların ortak noktaları azalmış, farklılıkları çoğalmıştır. Her coğrafyadaki Ehlibeyt taraftarları, o coğrafyadaki tarihsel gelişmeler çerçevesinde farklılaşmış, yeniden şekillenmiştir. Şüphesiz aynı durum Ehli sünnet taraftarları içinde geçerlidir.

Aradaki fark; Ehli sünnet hemen hemen her zaman bir iktidar diniydi. Bu avantaj kullanılarak ortak noktalar korundu. Ehlibeyt taraftarları ise yoğun baskılar sonucu her zaman gizlenmek zorunda bırakıldılar. Bunun sonucu ortak bir örgütlenme yaratılamadı. Yaratılamayınca da kopukluk başladı ve böylece temel değerlerin dışında kalan ama günlük yaşamda belirleyici bir çok konuda farklılıklar ortaya çıktı. Bunun en can alıcı örneği günümüzde kendisini Alevi ve Şii olarak adlandıran toplumlar arasında görülüyor. Aleviler daha çok Anadolu’da, Balkanlar’da ve kısmen Ortadoğu’da yaşamaktalar. Şiiler ise Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Asya’da yaşamaktalar. Aleviler ile Şiiler arasındaki temel noktalar: Peygambere, On İki İmamlar’a, Ehlibeyt’e, Kuran’a, Hz. Ali’ye bağlılıktır. Bunun dışında şüphesiz daha bir çok ortak nokta var. Ama ayrı noktalar da bir o kadar fazla. Şimdi hangisinin haklı veya daha doğru olduğu tartışmasına girmeyeceğiz. Bu tartışma yaklaşık 200 yıl kadardır sürüyor. Ayrılığın başlangıcı 1800’lü yıllara dayanmaktadır. 1500’lü yıllarda başlayan ve Şah İsmail’in önderlik ettiği birliktelik 1800’lü yıllarda son bulmuş, dünyadaki Ehlibeyt taraftarları arasındaki bağlantı kopmuştur. İşte yaşanan bütün farklılıklar bu 200 yıllık zaman diliminde gerçekleşmiştir. Ama farklılık çok belirleyici olmuştur. Örneğin Asyalı bir Şii`nin önder kabul ettiği bir şahsiyeti diğer Ehlibeyt taraftarları tanımıyorlar bile. Yine bir Anadolu Alevisinin önder kabul ettiği birisini diğer Ehlibeyt taraftarları tanımıyorlar. Biz olayın özetini böyle vermeye çalıştık. Sonuç olarak şunu belirtebiliriz ki; Ehlibeyt taraftarları birbirilerine inançlarını empoze etmek, dayatmak, kabullendirmek yerine ya da kendi doğrularını savunmak yerine ortak değerler etrafında buluşmadılar. Bu salt Aleviler için değil, bütün insanlık için geçerlidir. Yine Ehli sünnet için de geçerlidir. Ehlibeyt ve Ehli sünnet taraftarları ortak noktalarda buluşmalı ayrı noktalarda ise karşısındakinin inancına saygı duymalıdır. İnsanlığın huzuru, barışı böylesi bir atmosferde gerçekleşir. Aleviler, Ehlibeyt taraftarları böylesi bir dünyanın özlemi içinde olup bunun için azami çaba sarf edenlerdir. Şimdi sıra diğer inanç sahiplerinde.

Tahtacılar kimlerdir?

Tahtacılar, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yaşayan Alevilerdir. Anadolu Alevi mozaiğinin en renkli öğelerinden olan Tahtacılar, genellikle orman işiyle uğraştıkları için bu ismi almışlar. Osmanlı kayıtlarına 16. yüzyılda "Cemaat Tahtacıyan" olarak geçmişlerdir. Bazı bilgilere göre Tahtacılar 11. yüzyılda Anadolu’ya göçen "Ağaçeri"’lerin soyundan gelen bir topluluk. Tahtacılar çoğunlukla göçebelikten yerleşik düzene geçmiş durumdalar.

Tahtacılar tarih boyunca bir çok batılı araştırmacının dikkatini çekmişlerdir. Bu araştırmacıların dikkatini en çok Aleviliği uygulama biçimleri ve doğayla olan ilişkileri çekmiştir.

Tahtacılar tarih boyunca hep doğayla iç içe yaşamışlardır. Doğayı sevmek, onunla birlik olmak, onu yaşamın kaynağı olarak görmek... Bununla beraber Tahtacılar doğal bitkilerden elde ettikleri ilaçlarla kendi dertlerinin dermanını kendileri bulmuşlardır. Yine Tahtacıların giyim kuşamları, el sanatları, yemek kültürleri ile büyük bir kültürel zenginliğe sahipler. Örneğin desen desen halıları, yine büyük kıl çadırlar. Bu çadırlar yağmur geçirmez. Kışın sıcak, yazın serinletici olurlar. Bütün bu özgünlüklerle beraber Alevi öğretisini uygulamaları, Alevi inancının kadına verdiği özgürlüğü yaşamsallaştırmaları, tarih boyunca ve günümüzde bütün Alevilerde olduğu gibi Tahtacılar için de bir aşağılanma konusu olmuşlardır. Tahtacı kadını gerçek anlamıyla yiğit bir kadındır. Zorlu göçebelik koşullarında işin en büyük kısmı Tahtacı kadınının omuzundadır. Tahtacı kadını ana olarak fedakârdır, çocukların bakımı, klasik ev (çadır) işleri, hayvanların bakımı ve hayvansal ürünlerin üretime dönüştürülmesi, bütün bunları Tahtacı kadını gerçekleştiriyor. Bunun yanı sıra dağ koşullarında oluşan yiğitlik ve özgürlük. Yiğitliği iki anlamda kullanabiliriz. Hem fiziksel hem ruhsal yiğitlik.

Başta da belirttiğimiz gibi Tahtacılar Alevi toplumunun önemli bir öğesi durumundadır. Günümüzde her ne kadar yerleşik hayata geçip kendilerine Tahtacı denilmesinden hoşlanmasalar da, Tahtacılar gerçek anlamıyla büyük bir kültürel zenginliğe sahiptirler. Bu zenginlikler salt Tahtacı Aleviler ve diğer Alevi topluluklar için değil, bütün insanlık için bir değerdirler.

Yobazlık nedir ve yobaz kimdir?

Eskimiş, kokuşmuş, kirlenmiş, bozulmuş, miadını doldurmuş olan düşünce ve yaşam biçimini inatla savunan, bunun doğruluğuna katî bir şekilde inanan ve bu doğruluğu kendine yaşam biçimi seçerek dolaylı ya da direkt bunu diğer insanlara dayatan insan yobazdır. Bu yobaz kavramını daha çeşitli örneklerle ele alıp değerlendirmekte mümkün. Fakat öz itibariyle yobaz, geriliği temsil eden kişidir.

Yobazlık gericiliktir. Yobazla muhafazakâr karıştırılmasın. Yine yobazlığı geriye gitme şeklinde belirtirken, bu her türlü yozluğu yenilik adına sunan ve sahiplenen olarak anlaşılmasın. Nasıl ki yobazlık eskimişi, köhnemişi, kirlenmişi temsil ediyorsa; yozluk da yenilik adına sapıtmışı, dejenere edilmişi temsil etmektedir. Yobazlığa da, yozluğa da karşı olmak gerekiyor.

İsmaillilik nedir?

İsmaillilik diye de bilinen İsmailliye mezhebi, adını altıncı imam Caferi Sadık’ın oğlu İsmail’den almaktadır.

İmam Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Zeynel Abidin, İmam Muhammed Bakır ve İmam Caferi Sadık’tan sonra gelen yedinci İmam konusunda anlaşmazlık çıktı. Alevilerin büyük çoğunluğu yedinci imam olarak Musa Kazım’ı tanıdı. Bir kısım Alevi ise yedinci imam olarak İsmail’i tanıdı.

İsmaillilik daha çok Fatımiler vasıtasıyla kuzey Afrika’da gelişim buldu. Diğer Aleviler kadar olmasa da daha bir çok coğrafyada taraftar buldu. İsmailiye’nin diğer Alevi mezheplerinden farkları, talidir. Öz aynıdır. Yine coğrafyanın belli etkileri ve imamlık seçimi konusunda anlaşmazlık olmasına rağmen bir çok noktada birliktelik vardır.

Günümüzde az sayıda da olsa İsmaillilik taraftarı vardır. İsmaillilik diğer Alevi mezhepler gibi tarih boyunca baskılara uğramış, bu baskıların neticesinde çok sayıda taraftarını kaybetmiştir. Bütün asimilasyona rağmen İsmaillilik belki Fatımiler dönemindeki kadar etkin değil ama varlığını sürdürüyor. İsmailiye’yi bir zenginlik olarak algılamak gerekir. Ve onların doğrularına çağdaş ölçüler dahilinde, yine Ehlibeyt’e bağlılık temelinde saygı gösterilmesi gerekmektedir.

Kerbela ne anlama geliyor?

Kerbela günümüzde Irak sınırları içinde yer alan bir bölgenin adıdır.

Kerbela’yı önemli kılan; Hz. Muhammed’in torunu, Hz. Ali’nin oğlu üçüncü İmam Hüseyin’in 680’de Emevi halifesi Muaviye oğlu Yezid’in askerleri tarafından Kerbela’da şehit edilmesidir. Bu insanlık dışı katliam tarihe "Kerbela Olayı" olarak geçmiştir.

Ke

kardes ben yazinizi tam olarak okumadim bagislayin sacma seyler SIKINTI yapiyo bende sana ve yahut size sorum su acaba almanlar ve yahut avrupa da türk soyundan gelmiyormu??varsa beynin kimi kandiriyorsun sen ?? marslilar da türk olmasin acaba???

Alevilik Türklere has inanç sistemidir. Türk olmayan Alevi (Kızılbaş ) olamaz. Zaza'lar da Alevi Türkmenlerdir. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum.
Bu ülkeyi bölmek kimseye fayda sağlamaz. Olan Kürtlere Türklere olur.Bizler zaten akrabada olduk.

bence böle yaparak insanların aklını çeliyosunuz.tamam güzel bişey olabilir alevilik ama daha demin bir resimin altındaki yazıyı okudum çocuklarıma vasiyetim alevilerle ewlensin die dinleri bir birlerine uymuyo onların örfleri adetleri farklı alevilerin farklı yani bence böyle şeyler yapmayalım.

Siz resmen alevileri ASİMİLE etmeye çalışan bir kesmin temsilcisi olmuşsunuz...Aleviliği türk-kürt-zaza-azeri olarak ayıramassanız hepimiz biriz,ayrıca bektaşilerde kenedilerine alevi denilmesine bozulmuyor aksine GURUR DUYORLAR!!!Siz bölücülük yaparak aleviliğin yok olmasına biraz daha katkıda bulunmak istemekten başka bir şey yapmamaışsınız...Ama emek vermişsiniz,burada hoşgörü edebiyatımı devreye sokuyorum,SAYGILAR...

ulan altuğ sen ne cahilsin..ahmet yesevi türk ve alevimiki soyumuz ondan gelsin ,,,insanların beynini yıkayın asmile edin sonra yok su dede böle dedi yok bu öle dedi ..olum git dns testi yap ilerde oda olur...bizim Kürd çıkcagımız kesin ama türküm diye ortada dolanan kırmaların ne oldugunu görürürz

bana sadece bi tane kürtce gülbank duasini yaz ben inanayim ,sen hic hayatinda yurtdisina ciktinmi,irana iraka,taaa kirgizistani gezdim ben,samanlarla da karsilasdim ,adamlarin semalari allah allah diye bagirmalari ,.dönmeleri aynen bize benziyor,agaclara olan kutsallik,ama irak da öyle bisey görmedim,saffi lerin yalanlarina kanmayin,ve safsata yaymayi kesin,aleviligin temel taslari,anadolu aleviligin temel taslari haci bektasi veli kürtmüydü? pir sultan abdal kürtmüydü ,arkadas 90bin erenler var anadolu toparklarinda hangisi kürt? bazilari buraya ezidilik alevilige benzedigini yazmis,yahu aleviler neden yezidilerin alevi düsmani oldugunu bi tek aleviler kabul etmiyor,yezidilerin kendileri yezit bin muaviye nin onlari islamdan korudugunu önemli sahsiyet oldugunu söylerler ,birde örnek olarak seyh bin adi yezit in torunudur ,o ismi gecen seyh inde hakkari yakinlarinda yanlis hatirlamiyorsam irak topraklarinda türbesi olmakla beraber her sene yezidiler tarafindan ziyaret edilmekdedir,kürtcülük yapanlar bilhassa arastirsinlar !

MEZHEP KAVGALARI ÖZGÜRLÜK DEĞİL, BÖLÜNMEYİ GETİRİR!
 
AKP rejiminin Suriye'deki mezhep kökenli çatışmalarda yer alması, başka devletleri de kışkırtıp alevleri sağa sola üfürmesi, Türkiye' nin geleceğini belirleyecektir. Alevi Sunni çatışması hızla Türkiye'ye doğru yol alıyor!
Şimdilerde Suriye ve Irak'ta yeniden alevlenen geleneksel mezhep kavgalarının hiç bir toplum veya millete özgürlük getirmeyeceğini 1400 yıllık geçmişe dayanarak idda etmek yerinde olacaktır.
Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu'da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler...
Muhamet'in 632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı...İslâm'la birlikte Arap Yarımadası'nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

Egoist Arap liderlerinin Muhamet'in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor...Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ''kutsallık'' yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
Başlangıçta asalak Bedevi'lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk'lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ''Allah'ın Müslümanlara verdiği bir rısk'' olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi... Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
Hiristiyan ve Jahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye'ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
SUNNİ İSLAM
Türkiye'de Sunni mezhebi yoluyla Müslümanlık tekelini ellerinde tutan cemaat ve tarikatlar, islam'ın yeniden yükselişini hızlandırma sürecinde eski silahlara yeniden sarılıyorlar.
Ortadoğu'da Sunni islam'ın hegomonyasının klasik anlamda yeniden restorasyonu için daha kanlı mücadelelerin kaçınılmazlığı sözkonusudur. Suudi'lerin haram paraları ile palazlanan bin bir çeşit örgüt, çürümüş kokuşmuş bazı Batılı liderlerinin desteğinde feci şekilde silahlanmaya devam ediyor.
Türkiye'de halkın çoğunluğunu oluşturan Türk Sünni Müslüman kitlenin Alevi ve Kürt kökenli yurttaşlara bakışındaki çarpıklıklar, ayrımcılık ve piskolojik baskı artarak devam ediyor. Şöyle ki; eskiden İslamcılık perspektifin belirlediği entelektüel fanus içerisinde mezhepçilik olarak hemen hemen tümüyle olumsuzlanırdı. İlerleyen ülke için bir fazlalıktı bu. Tarihin çöplüğünde yok olması bekleniyordu. Ama bu beklenti boşa çıktı. Son çeyrek asırda iyice ivme kazandığı üzere İslamcılık kamusal hayata geri döndü.
Bizdeki İslamcılık tartışmasının merkezinde Sünni İslam var. Sünni İslam kamusal hayatı donuklaştıran, hatta belli ölçülerde yozlaştıran katalizör bir güç gibi iş görüyor. Özellikle İslamcılık-erkek eşitliği, farklı inanç ve düşüncelere saygı ile devlet ya da aile gibi kurumlara atfedilen kutsallık gibi nitelikler bakımından Sünni İslam eşitsizlikçi, antidemokratik ve otoriter bir kültürün yeniden üretimine yardımcı olmaya devam ediyor..

Aleviler üzerinde baskı olduğu kabul edilmelidir. Bugün Türkiye’deki 20 milyonluk Alevi kitle üzerinde, Osmanlı Devleti zamanından gelen ve halen sosyal, kültürel ve psikolojik ağırlıklı olarak süren ağır bir baskı vardır. Bu baskının adını, açık yüreklilikle koymanın zamanı gelmiştir. 
Alevi kitle bugün bile Alevi olmaktan korku duymaktadır. Türkiye radyo ve televizyon istasyonları, Alevi kitlenin varlığını esasen kabul etmiyor.
Suudi Arabistan veya Suriye örneğinden farksız olan Diyanet örgütü, son yıllarda, Alevi köylerine cami yapmak, imam göndermek gibi, bilinçli bir baskı yöntemi daha geliştirdi. Kendi varlığından başkasına tahammül edemeyen zihniyetin bu uygulamasına son verilmezse Suriye örneği iç savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Aleviler, Osmanlı kalıntılarının yapmak istediklerini şimdilik korku içerisinde sesizce takip ediyorlar, ama bu yaklaşan fırtınanın varlığının inkarı değildir.
Suriye üzerinden mezhep kavgasına katılan AKP rejimi, ''özgürlük hürriyet'' adına Suudi ve Katar'dan gelen milyarlarların şarhoşluğu ile, Orta doğu'yu kan gölüne çevirecek senaryoların baş aktörü olmak istiyor. Türkiye'de islamın dışında başka dinlere geçenlerin zülme uğradığını bilmeyen yok! 1913 lerde Osmanlı nüfusunun yüzde 36 sını oluşturan Türkiye Hıristiyanlarının kökü getirildi. Bugün Türkiye'de yüzde yüzlük Müslümanlığı savunan AKP rejiminin, Suriye'ye özgürlük getirme yalanlarına kanmak saflıktır. Kendi ülkesinde hiç bir hak hukuk tanımayan Katar, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi en kötü diktatörlüklerin başka ülkelere özgürlük getireceklerine inanmak kadar aptalca bir şey olamaz.
AKP' nin bugün takip ettiği çizginin mezhep - hizip - tarikat - aşiret temelinde oluştuğu ortada olmasına rağmen, çıkar peşindeki bazı kesimlerin takkiyelerine şaşmamak mümkün değil! Türk ırkçılığı ile Arap milliyetçiliği olan islam ideolojisinin karışımından yeni siyasal ideolojisini oluşturan AKP yönetimine göre ''Avrupalılık'' siyasal olgusu fazla özgürlükler içerdiğinden kökten dönüştürülmelidir.
AKP İktidarının, ülkeyi ele geçirerek, devleti kendine göre yeniden tanzim ederek zaman içinde dışa yönelmeyi, komşu ülkelere saldırmayı hedeflediği belli oldu! "Siyasallaştırılmış Teologlar (İmam Hatipliler) devri"dir bu devir. Siyasi teoloji anlayışının, "dinsiz" seküler politika ve politikacılardan daha temiz ve isabetli olduğu (çünkü Allah'la ilişkili olduğu vs.) efsanesi çökmeden yeni hedeflerle kitlelerin elde tutulması gereklidir..
Türkiye’nin iktidar partisi AKP, yonetiminin 12. yılına girerken laik ve demokratik bir ülkeden bahsetmek abestir. AKP bürokrasiyi kendi kontrolü altına geçirerek Türkiye’nin temel kimliğini değiştirmiştir. Bugün, Avrupa Birliği’ne katılma retoriğine karşın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırıp Müslüman kardeşler, Hamas, Hizbullah gibi karanlık oluşumlarla dostluklar geliştirmiştir. Türkiye’nin bu radikal dönüşümün ardında sadece AKP’nin siyasi makinası değil, 8 büyük cemaat- tarikat - tekkenin de ortak olduğu uluslararası politik İslamın gücü vardır.
Bugün Türkiye’de 164 bin cami var. Yani, her 410 vatandaşa bir cami düşüyor. Din iman adına Türkiye bir beton yığınağına çevrilmektedir. Diyanet İşleri Bakanlığı’nın harcamaları yediye katlanmıştır. Din işleri bakanlığı harcamaları AKP’nin iktidarı sırasında 5.3 katrilyon liraya çıkarılmıştır. Bu bakanlığın bütçesi diğer sekiz bakanlığın toplam bütçesinden daha büyüktür.
Postmodern ümmetçi hareket, bugün muazzam bir güç haline gelmiştir. Medyadan, MİT, ordu ve polis teşkilatına, ticari alanlardan, eğitim kurumlarına kadar inanılmaz örgütsel ağlar oluşturulmuştur. Bu son derece iyi düşünülmüş, iyi hesaplanmış ve büyük bir soğuk kanlılıkla hayata geçirilmiş bir kuşatma stratejisidir. İslam, yeniden bir yayılma taktiği olarak kullanılıp ülke “toplu hipnoza” sokulmuştur.
İslam gibi bir din veya devlet anlayışı, Osmanlı'da olduğu gibi her alanda baskı zulmün alt temellerini oluşturmaya devam ediyor. Osmanlı Devleti bünyesinde sistemli razia hareketleri ile zayıf olan azınlıkların toplu katledildiklerini görmekteyiz. Aynı şekilde şimdiki politik islamın hızla her alanda dengeleri lehine çevirerek Irkçı tekçi esaslar üzerinde yeniden formasyon kazanarak aynı icraatları devam ettirme azminde olduğunu gözlüyoruz. Asimile devam ediyor, ötekileştirilerek, kendi kimliklerine düşman edilme devam ediyor. Yerli Anadolu halklarının inkar edilmesi, herşeyin İslamist Arap ve Orta Asya göçebelerinin Anadolu'ya ayak basmalarına indekslenmesi hala devam ediyor.
 
Toplumdaki olumsuz, adi, kriminal ve kötü eğitim görmüş insanların, parti liderlerinin kendi hazırladıkları dikta listeleri ile öne çıkarılarak adına ‘Büyük Millet Meclisi’ denilen bu oluşumun örgütlenmesi, demokratik ülkelerde asla görülmemiş duyulmamış bir rezalettir. Sınırsız dokunulmazlıklara sahip küfürcü tiplerin TBMM denilen çatı altında büyüklük oynamaları, hiç bir kuruma karşı hesap vermemeleri çağ dışı bir olaydır. Ağızları sokak kabadayılarından farksız. Ana avrat birbirlerine küfür eden çete mensuplarında utanma yok! Seviye tamda cahil cuhul Anadolu gürühuna göre indekslenmiş. Biliyorlar ki geri kalmış toplum ancak küfürden, bağırma ve çağırma, hırsızlık ve işkenceden anlar!
 
Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

----------------------------------------------------------------------
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
 
Turkiye Buyuk Millet Meclisi: Vekillerin ayrıcalıklarının artmasını sağlayan yasanın iptalini istiyorum
 
http://www.change.org/petitions/turkiye-buyuk-millet-meclisi-vekillerin-...

ARAP BAHARI YOK, SUNNİ BAHARI VAR.

R.T.Eroğan: ''Ey cahil, Türkiye'de Türk Baharı 3 Kasım 2002'de oldu. Ama onlar bunun farkında değil. Bunların kulağı duymaz. İşte millet işte karar!", derken, Türkiye'de, adına ''Arap baharı'' denilen, Sunnilerin her alanda ikltidarları ele geçirmelerini yansıtan bu hareketin ana karakterini ortaya koydu. Gerçekten de, Arap baharı adı altında, nasyonalıst diktalara karşı gelişen isyanlardan sonra, önderliği Sunni şeriatçı partiler ele geçirdi.
İsyanların çıktığı hiç bir ülkede normal bir rejim kurulamadı. Tunus' tan, Yemen'e kadar her yerde Sunni iktidarlar kuruldu. Libya ve Mısır'da Erdoğan gibi Sunniler kendi rejimlerini rahatlıkla kurdular.
Alevilerin yaşadıkları yerlerde ise bu Sunni Baharı tehlikeye giriyor. İşte bunların başında Suriye ve Türkiye geliyor...
Suriye iç savaşa sahne olurken, Turkiye Alevileri Erdoğan'a kolaylıkla geçit vermiyecek gibi görünüyorlar.
Erdoğan'ın Sunni baharı sert kayalara çarparak dağılabilir.
Kürtleri yalan dolanla, MİT operasyonları ile kandıran Erdoğan, iki yüzlülüğünü açığa vermeseydi, ''yeni bir Alevi açılımı'' adı altında Alevileri de kandıracaktı. Neyseki aynı Erdoğan, Kürtlerin yüzüne bile bakmadan, ''bunu nerden çıkarıyorsunuz, ben hangi belgeye imza atmışım, getirin bakalım ...'', diyerek, basit bir kriminalden farklı olmadığını ortaya koydu.
AKP diktasının sunni islam politikası ile halkların içlerine attığı nefret tohumlarının dışa yansımasının tepkisi işte bu Taksim isyanıdır.
Baskının, nefretin patladığı bu direniş kriminal zihniyete karşı  özgürlük haykırışıdır; AKP diktatörlüğüne  başkaldırıştır.

Sahte umutlar ve manipülasyonlar üzerine inşa edilen AKP rejiminin korku imparatorluğu tüm yönleriyle çatırdıyor.

''Ilımlı Müslümanlık'' maskesi arkasına gizlenen AKP rejimi, askeri rejimleri aratmayan baskı ve işkenceyi arsızca savunmaya devam ediyor... R. T. Erdoğan, ''polise emri ben verdim'' diyerek, sokak başı polis guruplarınca ölesiye dövülen suçsuz insanlara yapılan zulüm ve işkencenin arkasında olduğunu gururlanarak beyan etti. Kendisini “ılımlı Müslüman demokrat”, olarak yutturan AKP rejiminin, halkın özgürlük mücadelesi karşısında maskesi düştü, AKP bırakalım ılımlılık, askeri rejimlerin terörünü bile geride bıraktı..
AKP’nin cekirdek kadroları direniş’e katılanlara tehditler savurunca ve bu tehditler televizyonlardan dolaylı şekilde yapılınca, saldırılar hemen başladı.

Tüm Avrupa’yı ve dünyayı ayağa kaldıran polis şiddeti ile toplanma, gösteri, ifade özgürlüğünü gasp eden AKP rejiminin ipliği pazara çıkıtı. AKP'nin gazcı, işkenceci yöneticileri sokaklarda gezen insanları bile kendileri için bir tehlike arzettiler..., Erdoğan kliği resmen katliam provası yaptı!
 
Sokaklarda gezen sıradan kişiler bile dur denmeden, kurt sürüsü gibi saldıran polislerce anında işkenceye tabii tutuluyorlar. Binlerce suçsuz insan mağdur olmuş durumdadır. AKP terör rejiminin benzerleri halk ayaklanmaları ile yıkıldılar. Latin Amerika'da ki askeri rejimleri örnek alan AKP ise, devlet terörünü bu şekliyle sürdürmeye devam ediyor. Zehirli gaz Müslümanları, Erdoğan'ın başkanlık rüyası gerçeklesirse, Anadolu haklarına yeni soykırımlar uygulayacaklardır.

SUNNİ İSLAM DİKTATÖRLÜĞÜN EMNİYET KANADI, EVREN CUNTASI, ÇİLLER AĞAR'DAN DEVRALINIP DAHA DA İSLAMLAŞTIRILAN AYNI KRİMİNAL YAPININ DEVAMIDIR...

AKP, Çiller -Ağar kliğinden devraldığı çete polis örgütlenmesini uç noktaya vardırmaktan başka bir şey yapmamıştır. AKP diktası  polis aygıtında  iskenceci sadit militanlarının kadrosunu olağanüstü büyütürken bunun nedenleri vardı: Bütün işkenceciler, katiller, soyguncu rüşvetçi polis yöneticileri görevlerinde duruyor, bir kısmı da mükafatlandırılarak daha üst mevkilere getirilmişlerdir. Erdoğan, “rejimin güvencesi polis” diyerek, nasıl bir rejim hedeflediğini ortaya koydu. Devlet güvencesi olarak polisi gören yönetimlerin ortak bir adı vardır, bu da kanunsuz diktadır. Kısacası “manken” değişiyor ama nitelik aynı. AKP’liler daha önce de gömlek değiştirdikleri için bu değişiklikleri seviyorlar.
Dünyada en kötülerden bilinen TC polisi hiç bir reform yaşamadan çağdışı konumunu devam ettiriyor.
TC polis örgütlenmesi, şu an dünyada, bezerlerinden geriye kalan son ucubelerden biridir. Latin Amerika'da ki diktaların bu türden polis rejimleri çoktan yıkıldılar. Türkiye'de ise, dinciler bunu daha da güçlendiriyorlar. Erdoğan'ın emri ile, kendi kanunlarını da tanımayan sadist polis çeteleri dünyanın gözü önünde sokakların ortasında kadın çocuk demeden işkencelerine devam ediyorlar.

 
SUNNİ İSLAM DİKTATÖRLÜĞÜN ÖBÜR AYAĞI OLAN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, "BİBER GAZI CAİZDİR DEDİ!
Polisin göstericilere terör ve insan sağlığına zarar veren gaz kullanması, halkın kanını emen parazit yeşil ordu, Diyanet İşleri Başkanlığınca hemen desteklendi. “Devletin güvenliği ile alakalı meselelerde biber gazı kullanılır. Ayrıca insan sağlığına en az biber gazı zarar veriyor” diyen katiller çetesi, Dini açıdan biber gazının kullanılmasının sakıncalı olmadığı, İslam' a uygun olduğu idda edildi.
İşte her yıl milyarlarca dollar yutan kan emici kenelerin vahşi islamı: arada sırada verilen geçici tavizler mücadelenin taktiksel yönleri olarak sunuluyor. AKP Militarist bir aygıtı, yeşile boyayarak yola devam diyor!. Polis yine aynı ırkçı dinci işkenceci sadist polis. Bu İslamist yeşil ulus devlet anlayışı ki ‘’tek şef Erdoğan''mentalitesini kökleştirmeye çalışıyor. AKP, Türk devletinin, “tek şef'' önderliğinde Sünni İslam-Türk devleti” olduğunu “simgelerle” kafalara yerleştirme konusunda ısrarlı. Bu ise Alevilerin eskisine nazaran çok daha fazla baskı altında tutulmaları, hatta dış mihrakların bir uzantısı olarak gösterilerek, asimile ve göçe tabii tutulmalarını kaçınılmaz kılmaktadır.
Erdoğan “yeni dış politika”nın gerekçeleri açıklarken “Ecdadımızın at sırtında gittiği her yere biz de gideriz, ilgileniriz” diyor. Erdoğan alttan alta Avrupa'yı yeniden tehdit ederken, harem ‘keyfi’ yapan, saray entrikaları içinde oynatılan, bir eli yağda bir eli balda yaşayan ecdadım diye ilan ettiği padişahların miraslarına
Karizmalı lider diye lanse edilen Erdoğan, ''Avrupa Parlementosunu tanımıyorum'' diyerek köyüne kapanmış bir aşiret reisi karizmasını yansıtmaktan ileri gidemedi. Tayyip Erdoğan’ın son dönemdeki agresif tavırları, dış dünyada ona en çok destek vermiş olan insanları kaybetmesine yolaçarken, ana çemberinde de kara bulutları toplamaya başladı. AKP liderinin aşırı çelişkili tavırları, 2 saat içinde söylediğinin tam tersini idda etme hızında bakanlarını bile geçmesi, sokak kabadayılarını andıran tavırları ile Kenya, Uganda veya Kongo'da çete savaşları yapan tribu liderleri benzeri bir imaj yarattı. Kazak- Türk iş forumu'na katılmak için gittiği kazakistan'da, Kazaklar'dan 5 çocuk yapmalarını, Balkanları yeniden kan gölüne çevirmek için Bosna ve Arnavutlar'dan da en az 5 çocuk yapmalarını isteyen Erdoğan, bu son olaylardan sonra korkmuşa benzer ki, ''çok çocuk'' masalını tekrarlamadı...
AKP karizmacısının söylediği beş çocuktan üçü zaten ekmek bulamayıp Avrupa'ya göçüyor, geride kalanlar ya tinerci oluyor, yada varlıklarının nedeni olmuş Erdoğan'a karşı isyan ediyor, Taksim isyanı ile başlayan yeni gelenekle gözleri açıldığından her zaman Erdoğan'ın bizzat kendisi için potansiyel bir tehlike olarak çoğalıp duracaklardır.
 
AKP iktidarı Aleviler'i aşağılamaya devam ediyor. AKP şimdi açıktan, Alevilere karşı, Alevi katliamcısı padişah ve politikacıların diliyle konuşuyor. Taksim ve Çamlıca'ya, Osmanlı dönemini yeniden canlandıracak dev camiler kurma planları, İstanbul'da yapımına karar verilen üçüncü köprüye, Alevi katliamcısı Yavuz Sultan Selim'in adının verilmesi, bunun göstergeleridir. Erdoğan artık resmen Alevi kültürüne küfür etmeye başladı. Bir halkın kültürünü yok sayan, onu aşağılayan böyle bir ''karizma'' çok tehlikelidir.

2. Köprünün adı: Fatih köprüsü, yani kardeş katilliğini kanunlaştıran ilk zalim! Fatih henüz 11 aylık olan kardeşi Ahmet’in öldürülmesini emretmişti. Fatih sultan Mehmet henüz devlete isyan edecek nitelikte olmayan ve sadece hanedan mensubu olması sebebiyle kendisinden şüphe edilebilecek kardeşinin katlini emrederek suç işlemiştir. İşte bu katilliği köprülerle semboleştiren Sunni islam ideolojisini devam ettirmeye çalışan AKP rejiminin çağ dışı karakteri!

3. Köprü: Yavuz Selim köprüsü,  kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldüren zalim... Bu zalim sistemin liderleri, Padişahlar Fatih’in bu kanununa dayanarak kardeşlerini veya çocuklarını boğdurturken, esasında devletin bütünlüğüne zarar verdiklerini ve iktidara karşı geldiklerini iddia etmişlerdir. Asi olan hanedan mensubu da olsa, üçüncü bir şahıs da olsa cezası bellidir. İdam…
Sunni Osmanlıcılar'ın cevapları hemen hazırdır: ''...Osmanlı bu yolla birlik ve beraberlik sağlamıştır, yoksa koca osmanlı olmazdı..'' deyip duruyorlar! Ne yazık ki bu ''kardeşleri'' normal bir yolla birleştirmeyi başaramayan böylesine bir sistem en kötü bir sistemdir. Yani 2 kardeşi normal bir şekilde bir arada tutamayan zalim Osmanlı'nın, o kadar milleti nasıl tahakküm altında tuttuğu aşikardır.
Osmanlı'nın ideolojik babası Muhamet, çete reislerini kız alıp vererek birbirine bağlıyarak Arap milliyetçiliğini yaratmıştı. Yani o da bir buçukluk bir kaç aşireti normal yolla birleştirememişti.
Fatih kanunnamesinden sonra Yavuz Sultan Selim, kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldürtmüştür. Gerçekten de henüz Sultan İkinci Beyazıd’ın sağlığında üç oğlu arasında taht kavgaları başlamış, şehzadeler kendi orduları ile birbirleriyle savaşmış ve bu savaşlar sonucu Sultan Selim tahtta sahip olmuştur. Diğer kardeşler ise devlete asi geldikleri için makus talihlerine razı olmuşlardır. Kardeşlerinin erkek evlatlarına da aynı muameleyi reva görmek ne kadar bu kanunname kapsamında değerlendirilebilir anlamak mümkün değildir. Zalim osmanlı burada gerçek yüzünü gösteriyor. Hakikaten henüz kundakta olan hanedanın erkek üyeleri dahi Yavuz’un emrinden kurtulamamışlardır.
Yavuz’un oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da oğlu Bayezid ve onun beş evladını devlete isyan etmek gerekçesi ile öldürdüğü bir vakıadır.
Bu konuda en pervasız padişahlardan birisi maalesef 3. Murad olmuştur. Padişah, çevrenin de etkisiyle ve siyâseten katl esasına dayandırarak beş kardeşini idama mahkûm ettirmiştir.
İŞTE AKP ' İN SAVUNDUĞU KARDEŞ KATİLİ OSMANLI...

Esassen AKP' nin de azgınca savunduğu bu Osmanlı bir zulüm, vahşet ve barbarlık sistemidir, kaynağını Sunni islam'dan alır. Sünni hegemonyasının tesis strateji, AKP ve diğer Arap devletlerinin ortak projesi olarak gelişirken, tam da böylesi bir süreçte, Türkiye'de Alevileri rencide eden politikalara hız verilmesi, Sünnileri Alevilere karşı düşmanlaştırmaya yönelik AKP kışkırtmaları, Alevilerin Hiristiyanlardan daha tehlikeli oldukları şeklindeki Osmanlı düşüncesinin miting alanlarıda propoganda malzemesi olarak kullanılması tehlikenin boyutunu göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti, Sunni dinci asker-polis devleti olmayı 11 yıllık AKP rejiminde gerçekleştirdi, ama bunun zirve noktasına ulaşılırsa Alevi'lerin sonu Rum ve Ermeniler'in  ki gibi olacaktır.
Bunun provası şimdilik Suriye'de, AKP Sunni islamcılarının desteğinde yapılıyor...
Erdoğan'ın, Suriye'ye giriş planlarından vazgeçmemesi, PKK'yi, Sunni şeriatçı gurupları desteklemek için 5.kol şeklinde oraya sokma girişimi, sorunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
 
AKP'nin kendi özel ordusunu kurma yolunda hızlı adımlar attığı bu günlerde, polis gücünün bu kadar kısa sürede palazlanıp küçük ve donanımlı bir ordu haline gelmesi, Kürt aşiret reislerinin silahlı güçlerinin de bunlara entegre edilmesi sürecine paralel olarak ortaya sürülen son senaryo tamamıyla aldatmacadır...
''barış süreçleri'', geri çekilmeler, İmralı'da, gizli karanlık hücrelerdeki MİT senaryoları, ''Kürt sorununu çözmek'' için hazırlanan, nerede oldukları bilinmeyen hayali plan ve projeler'', bunlar tamamıyla yalandır, bunun herhangi bir belgesi ve imzalayıcısı da yoktur. Sunni islamcıların tek şefi (yeni tipten bir halife!) olma dışında hiçbir amacı olmayan Erdoğan'ın kalkıp da Kürt sorunları ile uğraşacağını sanmak saflık olacaktır. AKP rejiminin Suriye'de direk Alevileri ve Hiristiyanları hedef alan soykırım planlarını gerçekleştirmek için PKK altında örgütlenmiş gerilla tecrübesine sahip kontraların gücünden faydalanma taktiğidir bu: Abdullan Öcalan'ın, ''İslam bayrağı altında, Erdoğan'ın başkanlığı altında birleşelim'' çağrıısı ve kontraların dağlardan alınıp güneye kaydırılmaları, AKP rejiminin aşamalı planlarını ortaya koydu...Erdoğan'ın Ali'cilik yapması da, tamamıyla adi bir propogandadır ve piskolojik savaşın bir parçasıdır. Alevi'lerin, kendi varlıklarını hedef alan bu türden piskolojik savaşa dur demelerinin zamanı gelmiştir.
AKP rejiminin Müslüman Sünni kesime sırf Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yıllık en az 8.6 milyar dolar kaynak aktarıyor. İmam-hatip okullarına, Kur’an kurslarına, diğer kurumlardaki mescitlere milyarlar akmaya devam ediyor. Alevilerin verdikleri vergiler onlara karşı birer silah olup çıkıyor. Bütün maddi kaynaklar Sünniliğe doğrudan entegre edilmiş. Diğer yandan 11 yıllık AKP rejiminde Alevilik tarihinin en büyük asimilasyonunu yaşadı. Milyonlarca Alevi Sunnileştirilip dejenere edildi. Osmanlı Aleviliğe karşı insanlık tarihinin gördüğü en vahşi ve en büyük katliamların uygulayıcısı olmuştur. Başta Ayasofya olmak üzere binlerce kilise Camiye çevrilmiştir. Alevilerin kendilerini İslam dairesi içerisinde tanımlamaları tamamen korku temelinde, zorla söyletilmiş bir vurgudur. Müslümanlarca çembere alınan halklar yaşama şanslarını artırmak için bu yolla başvurmuşlardır...Aleviler, Sünni ve Şii anlayışın benimsediği ve uyguladığı İslam anlayışını uydurma bir din olarak nitelendirmektedirler.
Alevilerin din anlayışı ile Sünni Şii İslam anlayışı arasındaki derin farkları olduğu için, İslam’ın Halifeliğini üstlenen Osmanlı için bu sapık bir inançdır ve yokedilmesi gerekir. 1826 katliamından sonraki süreçte Osmanlı Alevilerle ilgili politikasında değişikliğe giderek, katliamın ve baskının yanı sıra çok yoğun olarak asimilasyon politikasına girişilmiştir. Alevi Köylerine Cami yapma politikası bu dönemde başlamıştır. Alevi Bektaşi Dergahları Sünni tarikatlara teslim edilirken, dağ başlarındaki Alevi Tekke – Dergahlarına ise o bölgeden Alevi işbirlikçiler görevlendirilmiştir. Alevi çocukları köylerinden alınarak Sünni okullarında eğitilip köylerinde görevlendirilmişlerdir. Aleviler açısından çok yoğun bir Sünnileşme yaşanmış, Alevilikte görülen Sünni usullerde bu dönemde Aleviliğe sokulmuştur.
 
Osmanlı'ın devamı olduğunu idda eden AKP Sünniliğe dayalı korku imparatorluğunu kuruyor.

Erdoğan, hükümet olmanın namazı, Kuran’ı ve abdesti bilenlerin işi olduğu söylüyor. "Ne zaman abdest alınacağını bilmeyecek kadar zavallı, ne İslam'dan ne abdestten, ne Kuran'dan habersiz olan insanlar Türkiye'de iktidar olmaya kalkıyorlar. Önce milleti tanı bakalım” ifadesi ile, ayrımcılıktan beslenen, tekçiliği dayatan ideolojik yüzünü gösterirken, diğer yandan ise, hedeflerinde var olan salt Sünniliğe dayalı Türkiye düşüncesini gözler önüne sermektedir.
AKP hükümeti, Alevileri, camiye, abdeste ve namaza davet etmekten vazgeçmelidirler. Aleviler Cemevinde, Niyazında ve ruh abdestlerinden mutludurlar. Gayri Müslimler ise kendi Kilisesinde, Havrasında ve Sinagogunda mutlu ve huzurludur.
 
Bilindiği gibi, Arap aşiret liderleri Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid ve sonraları Osmanlı halifeleri döneminde, büyüme gelişme genellikle kan bağı yaratılarak sağlanıyordu. Osmanlının ortaya çıkışı aynı bu yolu izledi. Osman' ın oğlu Orhan, bir Bizans prensesi ile evlendirildi ve böylece Osmanlı dünyaya gözünü açtı.
 
Ne yazık ki bu ''kutsal'' insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!
 
İslam politik ideolojisinin lideri Muhamet, Arap ulusunu yaratmak için Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye, Yezid ve tüm geri kalan yöneticileri, kız alıp verme denilen ilkel bir gelenekle birbirine bağladı.
 
Muhammet, Ebu Bekir'in damadı.
Muhammet, Ömer'in damadı.
Osman, Muhammed'in damadı.
Ali, Muhammed’in damadı.
Ömer, Ali'nin damadı.
Muaviye, Muhammed’in kaynıdır.
Yezit, Muhammed'in kaynı olan Muaviye'nin oğludur.
Bu durumda
Osman’ın ve Ali'nin çocukları Hz. Muhammed'in torunlarıdır.
Ömer'in, Ali'nin kızı Gülsüme'den doğan çocukları Ali'nin torunlarıdır. Gülsüme Ali'nin kızı, Muhammed'in torunudur.
Ömer'in çocukları Muhammed'in kayınlarıdır.
Osman, Ali'nin çocukları, Hasan ile Hüseyin'in teyzesinin eşidir.
Muaviye, Ali'nin eşi Fadime'nin dayısı.
 
Demek ki bugün yüz milyonlarca insana hükmeden Muhamet idolojisi o zaman bir kaç aşiret ileri gelenini bile bir araya getirmekte yetersiz kalmış!
Yezid, Hz. Muhammed’in kaynının oğludur.Görüldüğü gibi Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid hepsi birbirine birer kan bağı ile kenetlendirilmişler. Bu yapaydır, sunnidir. Demekki bu sözde ''kutsal'' insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!
 
Toplumların uluslararası entegrasyonu dururken, Avrupa kültürüne entegrasyon dururken, çöllerde serseri mayın gibi izole hayat yaşayan Bedevi kalıntısı ilkel toplulukların yalan dolanla abartıp günümüze kadar bölge halklarına zorla dayatıkları savaş ve yağmalama kültürüne sarılmak, kabile şeflerinin hikayelerinde kutsallık aramak, bunların ideolojileri ile devlet yönetmeye kalkmak sonuçsuz kalmaya mahkümdur.
Aleviler, kendilerini bu saçma sapan İslamist ideolojilerden kurtarıp özgür bir toplum haline gelmelidirler.
Türkiye' de Dersim alanı dışında Alevi'lerin çoğunluk sağladığı şehir kalmadı.
Aleviler, şimdiye kadara takip edilen yanlış politikalarla zorla asimile edilerek 13 şehirden göçe zorlandılar, boş kalan alanlara ise Balkan ve kafkas göçmenleri yerleştirildi... Aleviler kendi inançlarını yaşayamadılar. 1960’lara kadar Aleviler toplanamazdı. Cem yapamazlardı. Cem yapmak yasaktı. Cem yapabilmeleri için köyün etrafına nöbetçiler yerleştirilirdi. Cemler gizli yapılırdı.
1990 yıllarına kadar bu ülkede Kürt olmak ‘ta suç sayılıyordu. Kürtçe kaset bile çıkarmak suçtu. Kürtçe bir kaset çıkarmanın yolu cezaevinden geçerdi. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım” dediği için hakkında onlara yıl hapis istendi. Osmanlı da oyun çoktur. Dün Alevileri Sünnileştirmek için çakma Ehl-i Beyitler yetiştirdiler, günümüzde ise Kürt’leri Türkleştirmek için “köy korucusu” yetiştirdiler. Ve bugün köy korucularının görevi ne ise o dönemlerde Anadolu Alevi’sinin yoğun olarak yerleştiği bölgelere gönderilen Ehl-i Beyitlerin görevi o idi Alevileri Sünnileştirmekti.
Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu'da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler...
İslam'ı kuran guruplar tamamıyla aşiret ve aynı soydan gelen kabilelerin şimdiki mafya örgütlenmesi dışında özel bir durumları yoktur: yöntemleri ilkel bir metot olan kan bağı kurmaya dayanıyor, yani herkes birbirinin kızını alarak vererek mafya örgütlenmesine giriyor...
 
 
Muhamet'in 632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı...İslâm'la birlikte Arap Yarımadası'nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

Egoist Arap liderlerinin Muhamet'in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor...Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ''kutsallık'' yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
Başlangıçta asalak Bedevi'lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk'lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ''Allah'ın Müslümanlara verdiği bir rısk'' olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi... Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
Hiristiyan ve Yahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye'ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
 
Türk ordusunda ki Alevi kökenliler, 'barışçıl' yollan temizlenirken, Suriye'de bunun silahla olacağı gerçeği göz ardı edilemez, gerisi benzer bir tablo! Şu anda AKP' yi destekleyen geniş Alevi kitleleri kendilerini bekleyen felaketlerin farkında değiller!
1200 ile 1700 yılları arasında Anadolu topraklarında resmi rakamlara göre 810 bin Alevi Osmanlılar tarafından katledildi. 1700 yıllarından sonra, Osmanlılar katliamlarla bitiremedikleri Alevileri asimile etmek için yeni bir oyun sergilediler. Özel olarak 800 dolaylarında çakma Ehl-i Beyt dedeler yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını verdiler. Alevilerin yaşadığı bölgelere göndererek "esas Müslüman biziz" propagandasını yaydılar. Bununla da yetinmediler var olan Kuran-ı Kerim için “bu gerçek değil gerçeği Mısır’dadır, Kuranda namaz yoktur, cami yoktur. Ali namaz kılmazdı, yolumuz Ali'nin yoludur” söylemiyle zaman içinde Alevileri, buna inandırdılar.
Osmanlı’nın Anadolu’yu istila ettiği yıllardan beri, “Kızılbaş” olarak adlandırılan Anadolu Alevilerinin “Katli vacip, malı namusu helal” fetvaları ile yüz binlerce Alevi katledilerek bugüne gelinmiştir.
Üç asır Osmanlılara direnen Aleviler, çok ağır bedeller ödediler. Yavuz Selim Katliamı’ndan sonra, Aleviler zorunlu olarak -kerhen de olsa- İslam’ı kabul etmiştir. O tarihten sonra Alevileri Müslümanlaştırma politikası izlendi. Merkezine insanı koyan bir inancı yanlış yere oturtmaya çalıştılar. O kadar ileri gidil ki, Ali ile Ömer, Yezid ile Hüseyin’in arasındaki iktidar kavgasını ‘’Alevi Yolu’’ diye Alevilere anlatıldı. Amaç: Bu yolla Alevilere İslam’ı benimsetmek ve asimle etmek!
Altı yüz seksen yılında Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar. Bundan da başarılı oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.
Alevi olmayan, namaz kılarken öldürülen Ali, camide çıkmayan oğlu Hüseyin’i Alevi yaptılar. Alevileri kendi değerlerine yabancılaştırdılar. Alevileri asimle etmek için “esas Müslüman Alevilerdir” propagandasını en etkin bir biçimde kullandılar. Milyonlarca Alevi’yi Sünnileştirdiler.
Öyle ki zamanla sistem ‘’kendi Alevi’sini’’ yarattı. Sistemin Alevileri ‘’Cuma günleri namaz kılmak Aleviler için farzdır’’ propagandasını yaptılar. Alevileri camilere götürdüler. Müslümanlığı reddeden camiye gitmeyen Aleviler katledildi. Bugün de sistem bazı Alevilere bazı imkânlar tanıyarak, kullanmaya devam ediyor.
 Bugün Tayyip Erdoğan ‘’Türkiye’nin yüzde 99 Müslüman’dır, ibadet yerleri Camidir ‘’diyebiliyorsa Alevilerin kimliklerine Müslüman yazıldığı içindir.
Hani bir söz vardır; insanlar kendi cellâdına âşık olur mu? Diye. Evet, Aleviler kendi cellâtlarına âşık oldular. Bugün her Alevinin evinde ve Cemevlerinde Mustafa Kemalin ve Ali’nin resmi var. İşte bugün Alevi gençleri bunu sorguluyor.
Hangi Alevi’ye sorsan;
‘’Şeriata karşı mısın?’’
‘’Evet, karşıyım’’ der.
Ama hiç kimse şu soruyu kendisine sormadı. Ali kim? Ali nasıl bir yol izlemiş yaşamı boyunca Aleviler için ne yapmış? Ali, Muhammet, Ebubekir, Osman ve Ömer’den sonra şeriatı en güzel tatbik eden kişidir. 4. Halifedir. Şeriatın egemen olmasında en çok onun emeği vardır. Alevilerin düşman olarak gördükleri 3. Halife olan Ömer in de kayınbabasıdır.
Güneş balcıkla sıvanmaz, masal anlatarak okur- yazarı olmayan temiz kalpli insanları, yıllarca İslam’ın cenderesine hapis ettiniz. Onları kandırdınız. Ama artık yolun sonu göründü. “Alevilik İslam’ın Özüdür” diyenler sistemde beslenen sistemi karşılarına almak istemeyen tuzu kuru olan, kendi aslını inkâr edenler. Alevi gençleri bunların kim olduklarını artık biliyor ve tanıyor.
Bugün Alevi gençliği hem tarihi ile hem de hurafecilerle hesaplaşıyor. Aleviler için yeni bir süreç başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Okuyan, araştıran, sorgulayan bir gençlik yetişmektedir. Osmanlının Alevileri asimle etmek için, “Esas Müslüman Alevilerdir” gerçekleri yansıtmadığını Alevi gençliği görebiliyor ve sorguluyor.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Alevi gençleri kendi tarihleriyle yüzleşiyor. İslam’dan binlerce yıl önce var olan bir inancı İslam la birlikte var olmuş gibi gösterenleri yargılıyor.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Aleviler İslam’ı değil kendi inancını yaşayacaklar.
 Baasçılar daha önce Arap ırkçılığı altında insan bile kabul edilmeyen Kürtler'e, onları karşılarına almamak için beklenmedik bir şekilde otonomi verdiler. AKP- sivil Asker zinde güçler, bu taktiğin tuttuğunu görünce kendileri de hemen 180 derece çark ederek, 35 yıldan beri en büyük düşman diye ilan ettikleri PKK'yi yanlarına aldılar, lider diye lanse ettikleri kişiyi de yeni görevler verdiler. Suriye örneğini kopya etmeye çalışmaları, bu iki ülkedeki durumun benzerlği konusunda yeterli bilgiyi sunuyor. Devşirmeci kalıntısı İslamist askeri güçler sayesinde kurtulduklarını sanan Alevi kitleler, önümüzdeki dönemde hızlandırılacak siyasal islam proje-planlarının hedefleri olacaklardır. Sahte dedeler ve Alevi örgütlerine verilen sus paylarının sonu görünüyor. Sunni siyasal İslam tekçi olduğu için, Alevilerin varlıkları konusunda endişe duymaları ve Sunnileşen bir orduya da artık güvenememeleri, yeni tercihleri gündeme getirecektir.
 
 
Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

----------------------------------------------------------------------
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
***********************************************************************
 
TAKSİM'E VE ÇAMLICA'YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
 
İMZA KAMPANYASINA KATILALIM...
 
http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
 
Çamlıca ve Taksim'e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica - Kampanyaya İmza Ver!
Kampanyaya İmza Ver
 

İslamcı ırkçı tarikat ve mezheplerin çatı örgütü olan AKP'nin Avrupa stratejisi çöküyor.

Taksim gezi eylemleri ile açılan yeni süreç, Avrupa'da faaliyet gösteren onlarca tarikat ve cemaati zor duruma düşürdü. Çaktırmadan her tarafa sızan, her yıl milyarlarca kara parayı Türkiye'de aklayan ve AKP rejiminin bel kemikleri olan bu Avrupa düşmanı politik islamcılar, Erdoğan ve diğer sertlik yanlılarının yaptıkları hatalar ve verdikleri açıklar yüzünden problemli bir döneme girdiklerini sezdiler. Avrupa' da şimdiye kadar uyuttukları salon sosyalistlerinin, sözde Hiristiyan demokratların, geri kalmış yöneticilerin bu yüzden uyandıklarını, kendilerinden şüphelenmeye başladıklarını ve zaman içerisinde verdikleri destekleri bırakacaklarını anlamaya başladılar. Avrupalıları kandırmak için, sözde modern geçinen bazı bürokratları maskeleme olarak kullanan politik İslamcılar, yıllarca, aşırı sağcı politikaları, solcu kılığına girerek, aşırı dinci politikaları, kardeşlik ve dostluk yalanları ile gizleyerek güçlendiler. Sadece Almanya'ya, 35 yıllık bir zaman dilimi içerisinde 9 000' den fazla cami veya mescit kurdular. Her taraf kuran kursu ile dolup taştı... Bütün Avrupa şehirleri, bebeklerden başlayarak beyin yıkama faaliyetleri yürüten binlerce organizasyon tarafından adeta parsellendi. Avrupa ülkelerini din, Allah hizmetleri vs.. yalanları ile kandırarak milyonlarca sübvansiyon alan ve örgütledikleri insanlardan aldıkları haraçlarla büyüyen bu tarikat ve cemaatler çetevari yatırımları da yaparak devleştiler...
Avrupalılar bu türden beklenmedik yapılar karşısında adeta aciz kalmışlardı. Her istediklerini koparıp alan, 100 000 lerce insanı kontrol altında tutan politik islam'a karşı bir alternatifleri olmayan zavallı politikacı ve dini liderleri en sonunda yine onların kanı ile beslenen AKP uyandırdı. Avrupa Parlamentosu’nun açıklamasını ‘Avrupa’yı tanımıyorum’ diye reddeden Erdoğan, sürece yeni bir yön verdi, artık işler eskisi gibi yürümeyecektir. Bu işin Viyana'sı da buraya kadar!

3 000 civarında Türk'ün yaşadığı bir İsviçre kasabasına 7 tarikat ve 6 politik organizasyonla toplumsal piskoloji kuran, Türk islam sentezi adı altında Irk Din mafiası oluşturarak milyonlarca inanı haraca bağlayan tarikat ve cemaatler, her ağacın kurdu kendisinden olur misali, hiç beklemedikleri yerden ilk darbelerini aldılar.

Erdoğan'ın nüfus patlamaları çığırtkanlığı!

Nüfus patlamaları yoluyla hegemonya kurmak, başka toplumlar üzerinde baskı, onların yaşam alanlarına, sayısal güç, yapmacık çoğunluklar yaratarak müdahale etmek, bilindiği gibi ilkel çağlara tekabül eden ve Osmanlı'ların da başarı ile uyguladıkları bir politikadır. Bütün Anadolu toprakları, bu strateji ile yaratılan yapay çoğunluklar sayesinde etnik temizliğe uğramıştır. Anadolu'nun bütün yerlileri yokedilerek, ucube, dejenere yeni bir millet yaratılmıştır.
İslamcı güçler ele geçirecekleri yerlere, önce fakir fukara adı altında göçmenler sokar, arkasından da yağma ve talan için seferlere başvururlardı. Araplar'ın bir kaç kabile ile başlattıkları bu yayılmacılık taktiği günümüzde biçim değiştirerek devam ediyor. Sonradan İslam dinini yayma adı altında yağma ve talancılığın öncülüğünü üstlenen Osmanlılar, ekarte ettikleri milletlerin çocukları da ellerinden alarak, devşirme sistemince onları Türk Müslüman yaptılar.
R.T. Erdoğan, bu devşirme silahına sahip olmadığı için belki de yanıp tutuşuyor ama o ortalığı kuru kalabalıklarla doldurmak için, hayranı olduğu padişahlardan daha fazla olanaklara sahip..! Erdoğan, doğum başına vereceği yardımı çoğaltmaya hazırlanıyor: ''...en az 3 çocuk yapın, doğurun, doğurun, daha fazla doğurun, bu yolda her şey mubahtır, ne duruyorsunuz, biz bunu boşa mı söylüyoruz'', diyen Erdoğan'ın, sanki damızlık bir millet yönetiyormuş gibi, başka ülkelere kaçmak için çırpınan, karnını zor doyuran milyonların yapacağı çocukları ne yapacağı, bunları nerelerde kullanacağı bir bilmeceye dönüştü! 1965 lerden itibaren en az 16 milyona yakın türk kendi topraklarını terkederek başta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerine yerleşti. Bu sayıyla Türkiye insan ihracatı listesinin başında durmaya devam ediyor. kendi insanını hangi nedenden olursa olsun, başka ülkelere göçe zorlayan bir sistem, din, ve kültürü terketmemek, kaçanları elde tutmak için gerekli önlemleri almak yerine, daha fazla kaçacak insan yaratmak için zorlayıcı veya teşvik edici tetbirlere başvurmak, daha çok insanın kafasını karıştırmaya başladı. tabii olmayan bir yolla, yapay metotlarla üretilen bu kalabalıkların geleceği ne olacak ki? Ya askere gidip mayına basacak, ya kahvede akşama kadar okey atacak, ya da başka ülkelere kaçacaklardır...
Türkiye, yüzkarası insan ihracatında dünyada 1. sırayı tutmaya devam ediyor. Avrupa' ya milyonlarca cahil cuhul insan ihraç edilmiş, bunlar yarli halklara düşmanı olarak örgütlenmiş, kadınlarına Türban veya benzeri üniformalar giydirilerek, mevcut toplumla kaynaşmaları yasaklanarak, karşıt bir güç olarak ortaya çıkarılmışlardır. Bu rezalet duruyorken AKP yöneticileri daha çok çocuk yapın demeye devam ediyorlar! Erdoğan, bu çocuk doğurtma savaşını, sidik yarışına dönüştürdü. Erdoğan'dan önce bu konuyu en ciddi şekilde devlet stratejisi yapan Alman Nazi lideri Hitler olmuştur.
Esasen bugün Erdoğan'ın Türkiye'de uyguladığı ''çocuk parası, yardımı'', ilk defa Hitler tarafından, ''üstün ırk'' diye tanımlanan Alman ırkının üstünlüğünü sayısal anlamda korumak ve dünyayı ele geçirmek için uygulanmıştır.
Aynı şekilde, Erdoğan'ın sık sık bağırarak tekrarladığı, ''tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan...'' sloganı da, Alman Nazi'lerinin ana sloganlarından bir tanesidir.
Bu noktadan da anlaşılacağı gibi, Erdoğan'ın temsil ettiği Milli Görüş ideolojisi, Arap Milliyetçiliği olan İslamcılık ile Alman Irkçı nazı ideoljisinin bir karmasıdr.
Farklı ideolojiler, nüfusa da farklı biçimde bakar. Mesela İslamcı milliyetçilerin kafası, "Büyük Nüfus = Güçlü Türkiye" şeklinde çalışır.
Ne var ki bu, Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma bir fikirdir. Orduların kafa kafaya geldiği, sayısı fazla olanın genellikle savaşı kazandığı bir dönemdi o... İleri teknoloji ve nükleer silahlar bu bağlantıyı çoktan kopardı. Gökyüzüne hâkim misin, uzaya hâkim misin, Biz 76 milyonla yakar yıkar demekle bir yere gidilemez.
TSK'nin, "Güçlü Ordu = Güçlü Türkiye" denklemi nasıl yanlışsa, Irkçı islamcı milliyetçiliğin "Büyük Nüfus = Güçlü Türkiye" denklemi de yanlış...

 
AVRUPA'YA KATILMA PROBLEMİ

Asker doğan savaşçı fertler, non-stop savaş ideolojisi ve piskolojisinden kurtulamayan bir kültür yapılanmasıyla sivil bir topluma entegre olmak doğal olarak zordur. Avrupa'ya düşmanlık edilerek oraya girilemez, kültürünü, yaşam biçimini beğenmediğin, sana tamamıyla ters düşen bir sisteme bağlanman tabiata aykırıdır. Çin, İslam birliğine üyelik müracaatında bulunmuyor, Kendisine has bir kültürü olan Japonya AB ülkelerine, üyelik için yalvarmıyor!, Suudi Arabistan, sosyalist bir pakt için can atmıyor. Peki dinci Sunnici AKP'nin, kendi idolojisine zıt bir sisteme yamanmak için çırpınması ne ile açıklanabilir?
Dünyada bir sürü paktlar var ve yenileri de sürekli oluşma halindedir. Avrupa kültürüne zıt bir kültürü Türkiye'de hakim kılmaya çalışan AKP rejiminin, o pakta girmek için çırpınmalaraı iki yüzlülüktür. Avrupa Birliği oluşumu sadece bir kaç tefecinin, kap kaçtının, çalıp çırpmalarını düzenleyen bir sistem değil, ondan daha önemlisi ortak bir mentalite birliğine gidiş projesidir.
Buraya üyelik için baş vuran veya girmek için çalışma yapan ülkeler, iki yüzlüce, hem tam tersine gidip, hemde ''almıyorsun beni işte...' diye ortalığı velveleye vermiyorlar.
Türkiye'de Avrupa'i olan ne varsa onu kökten silme açılımı yapan AKP'nin bu üyelik çığırtkanlığı şaibelidir.
Avrupa ülkeleri şimdilik bu tarikat ve cemaatlere, milyonlarca kandırılmış cahil insana müsamaha gösteriyor diye, oraya istila için girme heveslerine kapılmak büyük bir tuzak olabilir.
Demokrasiye sahip ülkelerin kalbi olan metropollerine binlerce Cami, mescit kurulmasına, on binlerce dinci militanın kitlelerin beyinlerini yıkayarak örgütlemesine izin veriliyor, her tarafa kuran kursları açılıyor, ezanlar yüksek sesle okunmaya başlanıyor diye, Avrupa'yı Sunni İslam'la ele geçirme hayallerine kapılmak için zamanın henüz erken olması gerek...!
Bu da AKP' nin 5.kol olarak doğan Müslüman askerlerinin taktiği olsa gerek!
AKP, Milli Görüş örgütü temelinde esasen hem teorik hem de pratik anlamda Avrupa kültür ve tarihinin, değer ve yargılarının, onun en temel yaşam şekillerinin karşısındadır, tek bir ortak noktaları bile yoktur: kiliseleri Camilere çevirmek istiyorlar, Avrupalıların kıyafetlerinden tutun, yiyeceklerine, kadın-erkek ilişkisinden, muzik ve sanata, normal Avrupalı'nın en basit yaşam şekline karşılar. Bu haliyle 180 derece tezatla, hangi birliktelikten bahsedilebilinir!
AKP'yi kuran tarikat vecemaatler Avrupa'ya düşmanlıklarına devam ediyorlar. Milli Görüş tarafından Avrupa toprakları üzerinde örgütlenen kitleler, Avrupa halkına kin ve nefret kusuyorlar! Erdoğan'ın ''daha fazla çocuk, daha fazla doğurun..'' kışkırtmasıyla iyice çoğalan ilkel kitleler tatamıyla İslamcı ırkçı tarikat ve sözde sivil örgütlerin denetminde getto adacıklarına dönüşüp, Hünkar'ın şanlı girişini beklemekten başka bir hareket yapamıyan robotlara dönüşmüşlerdir. Bu haliyle İslamcı akımların çatı örgütü olan AKP'nin Avrupa topluluğuna düşman olarak girme düşüncesi söz konusudur. Cahil, şartlanmış Müslüman kitle iç güdüsel olarak bir yerlere doğru gidilmesi gerektiğinin farkında, ama bunu Erbakan gibi dürüstlükle söyleyemiyorlar. Erbakan, Avrupa'yı resmen tehdit ederek, '' biz Roma'yı içerden fethetmek için geliyoruz..'' demişti. Avrupa'da doğup büyüyen 3. 4. kuşakları ''askerli parası'' diye adlandırılan haracı ikiye katlayarak ipotek altına alan AKP, eski militaristleri geride bıraktığı gibi, Avrupa'ya aslında neden girmek istediğini saklamaya devam ediyor!.
Hem yaygınlaşan İslamcılık tehlikesini alevlendirecek, hem de beni bir an önce al diyeceksiniz!
Şiddet yanlısı İslam'cı politik örgütler, Avrupa ülkelerinde, özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa'da resmen birer tehlike haline geldiler; Örneğin çoğunluğu Protestan olan İsveç'te Müslümanlar'ın sayısı Katolikler'den üç kat fazladır. Şu an Avrupa topluluğu içinde 58 milyona yakın insan uluslararası politik İslam'ın avucunda, gece gündüz devam eden beyin yıkamayla Avrupalıları ürkütücü bir tehlike olarak hızla büyümeye devam ediyor.
 
İşte hızla çoğalan bu kara cahil kitleler, Avrupa ülkelerinde görülen nüfus azalmasına paralel olarak, daha fazla alan kazanıp, yaşadıkları topluma cepheden tavır alarak onun birer düşmanı olup çıktılar. Örgütlenmeler ilk etapta cami dernekleriyle başladı ve genişleyerek devlet kurumlarını da sardı. 1960'lı yılların başında Almanya'da sadece üç cami varken şimdi cami sayısı AKP' nin de kışkırtması ile 9 bini geçti. Arap ülkeleri, pakistan, Türkiye, Ortadoğu ve Afrika'dan akın akın Avrupaya yığılan Müslümanlar, uygarlığın verdikleri nimmetleri kötüye kullanarak hızla örgütleniyor, sözde terk ettikleri ülkelerin kültürüne daha sıkı sarılarak, kendilerini buralara süren hükümetlerinin desteğinde tahribatlarına devam ediyorlar.
Şimdi bu durumda, tehlike olarak görülen bu ortamın en büyük mimarlarından biri olan AKP rejiminin truva atı gibi, bütün hatları yarıp, Avrupa'yı, geride hazır bekleyen 100 milyonlarca İslamcı'ya yemlik olarak sunması stratejisi kendisini ele veriyor...
 
Erbakan'ın oğlu tekrar ediyor: ''..Mücahit Erbakan tezarühatlarıyla kürsüye gelen Fatih Erbakan, bir saati aşkın salona hitap etti.Necip Fazıl'ın " surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!Ey kahpe rüzgar, ne yandan esersen es" dizelerini hatırlatarak, "şuurlu, samimi ve sadık bir toplantı olan bu toplantı, ikinci 40 yılın şahlanışıdır" dedi.Erbakan, şöyle konuştu:"Milli Görüş'ün misyonu, sadece oruç tutarak sadece namaz kılarak, bir hayır kurumu gibi çalışmak değildir.Avrupa'da bir çalışma olacağı zaman bunun Almanya'dan başlaması çok doğal çünkü insanlarımız burada neredeyse bir Belçika Hollanda kadar nüfus yoğunluğuna ulaşmış durumdalar. Almanya bizim olacaktır...'' Görüldüğü gibi AKP'nin politik ideolojik motoru olan bu Milli Görüş, mazlum fakir işçi, iş arayan saf göçmenler, dinine sadık iyi vatandaşlar adı altında resmen 5.kol olarak örgütleniyor... Erdoğan'ın non-stop çocuk yapma taktiği esasen bu hedefe yöneliktir. Türkiye'de milyonlarca işsiz varken, çocuk istemeyen kadınları aşağılayan Erdoğan, ''.. siz merak etmeyin, Allah için en az 3 olsun,.., AKP olarak ekonomik mucizeler yaratıyoruz.'', diyerek Milli Görüş ideolojisine biraz diplomasi katıp 2071 parolası altında eski Osmanlı hedefinden vaz geçmediklerini vurguladı.
Avrupa'ya sokulan Milyonlarca kara cahil kitle ise ''giriş, çıkıştan'': ''...Bundan sonra Türkiye'de ve Dünyada Muhammed Ali Fatih Selim Erdoğan rüzgarı esecek inşaallah. En yakın zamanda Erdoğan'ı Avrupa Birliğinin başında görmek istiyoruz. Allah'ın rızkıdır...'' '', diyerekten, sabah Camilerine girecek, akşam ise çıkacaklardır. Kafirin malı yemekle bitmez!
Zavallı Avrupa halklarının bu yiyicilerden çekecekleri var: Berlin, Paris, Brüksel, Viyana, Londra vs.. artık uygarlık yerleri değil, İslamcı tarikat ve cemaatlerin üniformalarını taşıyan, rütbeleri, yıldızları, Türbanlarının bağlanışı ile simgelenen yağma ve talancıların korkunç yıkım sürecine sokulan, uygar insanların boşalttıkları alanlara dönüşen birer kenttirler artık...
 
Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

----------------------------------------------------------------------
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
S. Aktaş
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Erdal Cömert
Ismail Bulak
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
İsmet C. Koray
salih Söğütlü
Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
Ali Dem. Sarahoğlu
***********************************************************************
 
TAKSİM'E VE ÇAMLICA'YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
 
İMZA KAMPANYASINA KATILALIM... 
http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
 
Çamlıca ve Taksim'e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica - Kampanyaya İmza Ver!
Kampanyaya İmza Ver

SEYYID DERVIS BEYAZ OCAGI:

Seyyid dervis Beyaz asıl adı seyyid şeyh mahmud’ül kebir olup, soyu 17. kuşaktan imam musa-i kazım’ın oğlu ibrahim’e dayanmaktadır. derviş gewr ismi ile de bilinir. 8.imam ali er-rıza, abbasi halifesi harun reşit’ten gördüğü yoğun baskı nedeniyle, horasan bölgesine gelerek buraya yerleşir ve türkler ile akrabalık ilişkileri kurar. anadolu’ya gelerek bölgenin müslüman ve türkleşmesini sağlayan da bu akrabalık ilişkisinden ortaya çıkan ve “baba erenler” olarak adlandırılan peygamber soyundan gelen ocaklardır. anadolu’ya gelen bu seyyidlerden biri de derviş beyaz’dır. derviş beyaz, sultan murat hüdavendigar zamanında yaşamış ve keramet göstermiştir. günümüze kadar ulaşan şeceresinde osmanlı sultanları iii.ahmet ve i.mahmud’un mührünün yanı sıra farklı zamanlarda çok sayıda kadı ve naip’in onayı bulunmaktadır. şecerede, derviş beyaz‘ın 12 aşireti ile birlikte horasan’dan önce hıns-ı mansura (adıyaman), ardından da dersim ve çapakçur (bingöl) yöresine geldikleri belirtilir. sultan murat hüdavendigar’ın, seyyid şeyh mahmud’ül kebir’in derviş beyaz ismini vermesi şecere şu şekilde anlatılır: derviş beyaz, sultan murat’ın huzuruna çıkar, sultan kendisinden bir keramet göstermesini ister, bunun üzerine büyük bir ateş yakılır ve derviş beyaz, padişahın çuhadarı olan mehmed ağa’yı da yanına alarak ateşe girer ve orada yedi gün kalır. ateşten çıktıktan sonra sultan murat çuhadarına sorar: “ – ey çuhadar sen ne gördün? çuhadar: benim sultanım, benim gördüğüm sen dahi göreydin vücudun eriyip mahu olurdu. emma derviş gewr himmetiyle bana bir şey olmadı. ben dahi ol kadar bir od içinde bir yeşil çimenli yerdir. göl sosun, reyhan ve akarsular ve bir yanda kar ile buz çoktu. ve kendisi bir a’la beyaz köşkün üstünde bir kuş gibi otururidi. asla ateş namında bir şeyler görmedim deyu sultandan rica edüb, derviş’ten ayrılmadı vesselam, ismi mehmed ağa idi.” “sultan murat bazen bizzat bazen başkasının vasıtasıyla o’nun kerametlerini görmüştür. künyesi derviş beyaz’dır. lakabı kerametttir.” gewr farsça bir kelime olup beyaz anlamına gelmektedir. bundan ötürü bazı kaynaklarda derviş beyaz’dan derviş gewr olarak bahsedilir. bununla birlikte şecereden de anlaşıldığı üzere bahsedilen tek bir kişidir. şecerede imam ali’den başlayarak, seyyid şeyh mahmud’ül kebir’e gelinceye kadar olan tüm soy silsilesi sayılır. şecere şu ifade yer almaktadır: “hazret-i ali’den gelen bu şecere-i mübareke ilk defa imamü’l-hümam şehidler sultanı hz. hüseyin‘nin neslinden başlayarak nesilden nesile, göbekten göbeğe ve asırdan asıra on iki imam bitinceye kadar kaydedilmiştir. sonra yine nesilden nesile, göbekten göbeğe hıns-ı mansur’da ikamet eden, tekke sahibi, dünya ve ahrette bilinen meşhur seyyid şeyh mahmud’a kadar ehl-i din ve yakin alimleri huzurunda sahih eserlere dayanarak kaydedilmiştir.” bu ocağa bağlı seyyidlerin günümüzde yaşadığı başlıca yöreler; muş-varto, tunceli-mazgirt, bingöl-kiği, kars-göle başta olmak üzere yoğun göç etkisi nedeni ile ülke ve yurtdışına kadar birçok farklı yerdir. kaynak: ali yaman, kızılbaş alevi ocakları – metin küçük, seyyid derviş beyaz ocağı ve şeceresi. paylaş 03.02.2014 19:10

Ne cahil insanlar varya bildiğiniiz sandıgınız yanıldıklarınıza yetmiyor

-Dersim’in Kimlik ve Doğa Sorunu. Beş yüz yıldır her dönemde Dersimliler, Kızılbaş-Alevi-Kırmanç oldukları için katledilerek, sürgün edilerek, çapul ve talan edilerek yok edilmeye çalışılmışlardır. Hem de her dönem. bu insanların çoğunluğu Kızılbaş-Alevi ve Kırmanç’tır, ve dilleri de Kırmançki’dir.Dışarıdan nasıl bir yakıştırma yapılırsa yapılsın, bizzat Dersim halkının kendi kendisini tanımlamasına dayanmak esas olmalıdır. Dersim nüfusunun çoğunluğunu oluşturan halk, kendisini Kırmanc, dilini Kırmancki, yurdunu ise Kırmaciye olarak adlandırırdı. Kürdlere Qur (şimdiki deyimiyle Kürd), Zazaca konuşanlara da Zaza derdi. Dersim il merkezinde bulunan az sayıdaki Zazadan bahsederken, isimlerinin önüne Zaza sıfatını ekleyerek söylerdi. Kendisini belirgin bir şekilde Kürdlerden özellikle ayırt ederdi.21. Yüzyılda Dersim kimliği üzerinde spekülasyonların devam etmesi, aslında bizim kendi kimliğimizi ifade edişimizdeki yetersizliğimizden kaynaklanmaktadır.