Parlamenter Demokrasi Maskelisine de Cumhurbaşkanlığı Sistemi Adı Altındakine de… FAŞİZME HAYIR!

FAŞİZME HAYIR!
REFERANDUM SAHTEKÂRLIĞINDA
”EVET“ ya da ”HAYIR“a MECBUR DEĞİLİZ:
BOYKOT!

21 Ocak sabahının erken saatlerinde AKP’nin TBMM’ye sunduğu Anayasa Değişikliği Paketi, ikinci turda da bol küfürlü, ısırıklı, kürsü işgalli, seviyesiz ”tartışmalar“ ertesinde, AKP ve MHP’nin (Bahçeli takımının) oylarıyla gerekli beşte üç çoğunluk oyunu sağlayarak yasalaştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne gelen değişikliklerle ilgili yasa onun tarafından imzalanıp Resmî Gazete’de yayınlandıktan sonra 60 gün içinde referanduma gidilmesi geçerli olan anayasa hükmü. Yani Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yasayı imzalama tarihine bağlı olarak 2 ya da 9 Nisan’da referanduma gidilecek.

Bu referandumda halka sorulacak soru, anayasada yapılmak istenen bu yeni değişikliklere ”Evet“ mi yoksa ”Hayır“mı diyorsunuz sorusudur.

İKİ CEPHE…

Evet’çi ve Hayır’cı iki cephe, bu iki cephenin gerekçeleri kesin hatlarıyla belirlenmiş durumdadır ve bu iki cephenin unsurları kalan kısa dönem içinde, olağanüstü hâl şartlarında çoğunluğu kendi cephelerine kazanmak için kıyasıya yarışacaktır.
”Evet“ cephesi tavanda dardır: Esasta parlamentodaki iki siyasi partiden, AKP ve MHP’den (MHP’nin Bahçeli takımından) oluşmaktadır. Ancak bu iki partinin tabandaki oy oranı anda bütünüyle seferber edilebilip birlikte oy kullandığında %60’ların biraz üzerine çıkabilecek bir genişliktedir.

AKP ve onun gerçek yöneticisi, kâğıt üzerinde ”partisiyle ilişiği kesilmiş!!!“, “bağımsız!!!“ cumhurbaşkanı Erdoğan açısından ”Evet“ oyunun anlamı, bütün dünyanın ilerlemesini kıskanıp önünü kesmek istediği Türkiye’nin kendi hedefleri doğrultusunda ”milli ve yerli“ siyasetini uygulaması için mutlak gereklilik olan ”Yönetimde iki başlılığa son verme“ye, Türk tipi başkanlık sistemine geçmeye evet demektir. (MHP daha önce başkanlık sistemine ilkesel olarak karşı çıktığını defalarca açıklamış olduğu için ve öngörülen şimdiki biçimiyle gerçekten örneği olmayan bu alaturka başkanlık sistemine başkanlık sistemi değil ”Cumhurbaşkanlığı Sistemi“ denmesi uygun bulunmuştur!) AKP sözcülerine göre, başkanlık sistemine geçilmesi ile siyasi istikrar sürekli kılınacak, Türkiye’nin gelişmesinin önü açılacaktır! Başkanlık sistemine geçilmesi ile askeri ve bürokratik vesayete, sivil siyasetin önünün darbelerle kesilmesine, parlamentodaki kısır çekişmelerle sistemin tıkanmasına son verilecek, sürekli siyasi istikrar sayesinde önünü görebilecek olan ekonominin de tökezlemesi engellenecektir. Kısaca ”Türkiye’yi seven cumhurbaşkanlığı sistemine evet“ der! Hayır diyecek olanlar dolayısıyla Türkiye’yi sevmeyenler, onun ilerlemesini istemeyenlerdir!

”Hayır“ cephesi tavanda oldukça geniş bir yelpazeye sahiptir: Parlamentoda ki CHP ve HDP dışında, Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi, Vatan Partisi, TKP, EMEP, ÖDP gibi partiler bu cephenin unsurlarıdır. Kuzey Kürdistan/Türkiye Sol’unun legal–illegal örgütlerinin çok büyük çoğunluğu, onların etkisindeki tüm Sivil Toplum Örgütleri de ”Hayır“ cephesinin unsurları durumundadır. ‘Hayır Cephesi’nin tek tek unsurlarının kendilerine özgü ayrı ayrı gerekçeleri vardır. Fakat tümünün ortaklaştığı nokta birdir: Anayasa değişikliği Türkiye’yi Recep Tayyip Erdoğan’ın tek adam diktasına götürecektir. Bu anayasa değişiklikleri ile Türkiye’de kuvvetler ayrılığı ortadan kalkacak, her şey tek kişi tarafından belirlenir hâle gelecektir. Devlet parti devleti, daha doğrusu partili cumhurbaşkanının devleti hâline gelecektir. ”Hayır” ile bu engellenmelidir. Yoksa Türkiye RT-Erdoğan’ın kişisel iktidar hırsı yüzünden felakete, uçuruma sürüklenmektedir.

‘Hayır Cephesi’nin belirleyici unsuru konumundaki CHP için bu anayasa değişiklikleri Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu olacaktır. Anayasa değişikliği ile ”rejim değişikliği“ yapılmak istenmektedir. “Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti” yıkılmak, yerine Recep Tayyip Erdoğan’ın tek adam diktatörlüğü kurulmak istenmektedir. CHP’nin ’Hayır’ının temel gerekçelerinden biri T.C. Anayasası’nın ”vatanı ve milleti ile bölünmezlik“ ilkesinin, cumhurbaşkanlığı sisteminde cumhurbaşkanı tarafından zedeleneceği, Türkiye’nin bölüneceği korkusudur. HDP, kendisinin ‘Hayır’ının, CHP’nin ‘Hayır’ından başka olduğunu söylemekte, Erdoğan’ın/AKP’nin, CHP/HDP ortaklığı suçlamasını ret etmektedir. HDP için ‘Hayır’ ”Erdoğan’ı demokratik bir biçimde durdurmak için de zorunlu“ olan tavırdır. Tavanda ‘Evet’ cephesine göre çok geniş olan bu cephenin seçmen tabanındaki karşılığı %35-40’lar arasındadır. ‘Evet Cephesi’nin referandumda gerekli %50+1’i bulabilmesi AKP ve MHP seçmeni içinde hoşnutsuz kesimlerin varlığına ve bunların referandumda AKP ve MHP yönetimlerine ”kendinize çeki düzen verin“ diyecek bir tavır takınmasına bağlıdır. Yani ‘Hayır Cephesi’nin umudu sonuçta ‘Evet Cephesi’nin ez az %10 luk ”fire“sine bağlanmıştır.

OLAĞANÜSTÜ HÂL ŞARTLARINDA ANAYASA REFERANDUMU…

Referandumun en geç 9 Nisan’da yapılacağı bilindiğinde, referandum kampanyasının olağanüstü hâl şartları altında yürüyeceği açıktır. Hatta referandumun kendisinin de olağanüstü hâl şartları altında yapılma ihtimali de büyüktür. Olağanüstü hâl şartları bu yarışta ‘Evet Cephesi’ lehine, ‘Hayır Cephesi’ aleyhine büyük bir eşitsizlik yaratmakta, daha doğrusu normal zamanlarda da var olan eşitsizliği çok daha büyük boyutlara taşımaktadır ‘Hayır’cıların bu şartlarda yapılacak bir referanduma katılmaları kendileri açısından ya büyük bir siyasi öngörüsüzlüğün, ya da aşırı bir özgüvenin ifadesidir. Her ikisi de yanlıştır.

Bu referandum yalnızca olağanüstü hâl şartları göz önüne alındığında bile en baştan ret edilmesi gereken bir sahtekârlıktır. Fakat ”Hayır Cephesi”, bir yandan -haklı olarak- ‘olağanüstü hâl şartlarında anayasa referandumu olmaz’ derken, diğer yandan bu tavrın normal sonucu olması gereken adımı atmamakta, bu şartlarda yapılacak bir referanduma yokuz demeyi becerememektedir. Bunu beceremeyenlerin, referandumdan çıkacak sonuca olası itirazlarının temeli yoktur, olmayacaktır.

Biz Bolşevikler olağanüstü hâl şartlarında yapılan herhangi bir referanduma karşıyız. Bunu kökten ret ediyor, bu referandumda ”Evet“ ya da ”Hayır“ demeyi ret ediyor, bu referandumun kendisine Hayır diyoruz! Biz yapılacak anayasa referandumunda boykot diyoruz.

”Sol“un büyük kesiminin halkı bu referandum sahtekârlığına katılmaya çağırmasını -bu çağrı “Hayır” demek için yapılan bir çağrı olsa bile, ki öyle- kökten yanlış buluyoruz.
Neden?

Bizim nisan ayında yapılacak anayasa değişikliği referandumunda boykot çağrımızın tek ve temel nedeni onun olağanüstü hâl şartlarında yapılıyor olması değildir.

EVET Mİ/HAYIR MI? KIRK KATIR MI/KIRK SATIR MI?

Temel neden şudur:

Yapılmak istenen anayasa değişiklikleri konusunda referandumda halka ’Evet’ ve ’Hayır’ şeklinde sunulan alternatiflerin gerçek siyasi anlamı en kısa ifadesiyle şudur:
EVET: Süregelen faşist sistemde, sistemin daha pürüzsüz yürümesi, yönetimde olası olan iki başlılığı ortadan kaldırıp, yürütmenin bütünüyle seçilmiş cumhurbaşkanına verilmesinden ve seçilmiş cumhurbaşkanının yargı da dâhil yüksek bürokrasinin büyük bölümünü atamasından, alaturka bir başkanlık sistemi kurulmasından yanayım.
HAYIR: Alaturka bir başkanlık sistemine karşıyım. Var olan sistemin sürmesinden –ona bazı eleştirilerim olsa bile– yanayım. Yönetim sistemi konusunda 1982 Anayasası’nın andaki hâli olduğu gibi kalmalıdır.

Kim ne derse desin, niyeti ne olursa olsun, hangi ek açıklamaları yaparsa yapsın, bu referanduma katılıp burada geçerli EVET veya HAYIR oyunun objektif anlamı budur.
’Evet’ de ’Hayır’ da halklarımız açısından hiçbir yararı olmayan, birbirinden berbat alternatiflerdir. Bize sorulan faşizmde başkanlık sistemi ile mi, yoksa göstermelik parlamenter sistemle mi yönetilmek istiyorsunuz sorusudur. Yani kırk katır mı/kırk satır mı tercihi yapmamız isteniyor bizden!

İKİSİNE DE HAYIR…

Biz ikisine de hayır diyoruz.

Biz faşizmin bir biçimini, bir başka biçimine tercihe karşıyız. Biz bir bütün olarak faşizme, Kuzey Kürdistan/Türkiye’de, T.C.’nin kuruluşundan -en geç 1925’den- bu yana hüküm süren kurumsal yapıya karşıyız. Anayasalar bu kurumsal faşizmin hukuksal temelidir. Kuzey Kürdistan/Türkiye’de, faşizm değişik dönemlerde belli ölçülerde gerilemesine rağmen, yerini hiçbir zaman tam olarak burjuva anlamda bir demokrasiye bırakmamış, gerilemeleri değişik dönemlerde yoğunlaşmalar izlemiş, bu bugüne kadar böyle süregelmiştir. Bugün ‘Hayır Cephesi’ ile ‘Evet Cephesi’ arasındaki mücadele, (burjuva anlamda bile olsa) demokrasi ile faşizm arasındaki mücadele, tercih burjuva demokrasisi ile faşizm arasında tercih değildir. Öyle olsa, ”Sol“un böyle bir tercihte, halka doğruları anlatarak, yani savunulanın burjuvazinin sınıf iktidarı şartlarında savunulduğunu hiçbir yanlış anlamaya meydan vermeyen berraklıkta açıklayarak, burjuva diktatörlüğünün faşist biçimine karşı aynı sınıf diktatörlüğünün demokratik biçiminden, burjuva demokrasisinden yana tavır takınmaya çağırmasının bir mantığı vardır. Fakat bugün Kuzey Kürdistan/Türkiye somutunda olduğu gibi, sonuçta faşizmin uygulanma biçimleri arasında bir tercihte ”Sol“un bunlardan birinden yana tavır takınması anlaşılır bir şey değildir. Bu aslında “Sol”un gelinen yerde neden bir türlü alternatif olamadığının -ve bu hâliyle hiçbir zaman olamayacağının da- bir açıklamasıdır. Bugün egemenlerin kendi aralarındaki iktidar dalaşında, iktidarını yitiren eski bürokrat elitin partisi konumunda olan CHP’nin, AKP’nin iktidarını daha da sağlamlaştırması ve kalıcılaştırılması, eski bürokrasiyi bütünüyle tasfiye edip, kendi bürokratik aparatını devlete bütünüyle yerleştirmesi, iktidarı bütünüyle ele geçirmesine hizmet edecek bir değişikliği “demokrasiden diktatörlüğe geçiş“, “parlamenter demokrasiden tek adam diktasına geçiş“ diye gösterip ”Hayır“ kampanyası yürütmesi, “kan dökmeden geçirtmeyiz“ kabadayılıkları yapmasının mantığı vardır. Onların 1982 Anayasası’na, öncelikle de o anayasanın değişmez ilk üç maddesine –AKP’den çok daha tutarlı!!!– sahip çıkmalarının mantığı vardır. Fakat ”Sol“un büyük çoğunluğunun, bu kampanyaya katılmasının –sosyalizm/komünizm açısından bakıldığında– bir mantığı yoktur. Tek açıklama vardır: Bu ”Sol“ halk yığınlarının devriminden ümidini kesmiş, kendisi bağımsız olarak siyaset yapmayı bırakmış, siyaseti egemenlerin kendi aralarındaki iktidar dalaşında onlardan birinin kuyruğunda yer almak olarak anlayan bir ”Sol“dur.

KUZEY KÜRDİSTAN/TÜRKİYE’DE FAŞİZMİN PANZEHİRİ DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ–DEMOKRATİK HALK İKTİDARIDIR…

Biz, Kuzey Kürdistan/Türkiye’de faşizmin bir kez daha geri gelmemecisine tarihe gömülmesinin demokratik bir halk devrimi ile mümkün olduğunu savunuyoruz. Ve bütün çalışmamızı, örgütlenmemizi bu temel düşünceye hizmet edecek biçimde yürütmeye çabalıyoruz. Bunu yaparken tabii ki burjuva demokratik haklar için mücadeleyi küçümsemeyiz. Burjuvazinin diktatörlüğünün demokratik biçimini, faşist biçimine tercih ederiz. Çünkü burjuvazinin diktatörlüğünün demokratik biçimi, bu diktatörlüğün faşist biçimlerine kıyasla işçi sınıfı ve emekçi yığınların yaşam ve mücadele şartları açısından daha iyi imkânlar sunar. Fakat biz faşizme karşı burjuva demokrasisinden yana tavır takınır ve mücadele ederken de şunu işçi ve emekçi yığınlara hep yeniden anlatırız: Faşizm burjuva diktatörlüğünün, onun sınıf iktidarının biçimlerinden biridir. Burjuvazinin sınıf iktidarı varlığını sürdürdükçe, onun en demokratik görünümlü yönetimi döneminde de faşist tedbirler olacaktır. Ve bu diktatörlük kendini gerçek anlamda tehdit altında gördüğünde, eğer devrimle önlenemezse, faşizme geçmekten kaçınmayacaktır. Bu anlamda burjuvazinin diktatörlüğünün demokratik biçimiyle faşist biçimi arasında Çin Seddi yoktur, bir biçimi diğerinin unsurlarını içinde barındırır. Faşizmi, faşizm tehlikesini bir daha gelmemecesine tarihe gömmenin tek yolu, işçi sınıfı önderliğinde devrimlerdir. Halkların kendi iktidarlarıdır. İşçi sınıfı ve emekçilerin iktidarıdır. Sosyalizmdir!

Bugün Türkiye’de anayasa konusunda yürüyen tartışmada sorun burjuva demokratik hakların faşizme karşı savunulması, ya da burjuva demokrasisinin, faşizm tehlikesine karşı savunulması vs. anlamında bir sorun değildir. Bugün Türkiye’de faşizmin uygulanış biçimleri arasında bir tercih tartışması yürüyor ve bu halka iki taraf açısından da “demokrasi”, “halk egemenliği” vb. tartışması olarak yutturulmaya çalışılıyor.
Buna izin vermemek için elimizden geleni yapacağız!

Bunun bu referandum açısından anlamı, biz sizin referandum oyununuzda yokuz demektir! Referandumu boykottur!

Biz halklarımızı referanduma hayır demeye, boykota çağırıyoruz!

Sandığa gitmeyin! Giderseniz geçersiz veya boş oy kullanın!
Bütün Devrimci Sol’a da çağrımız şudur: Egemenlerin iktidar dalaşının parçası olmayın!

24 Ocak 2017

Yorumlar

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Maksimum dosya büyüklüğü 10 MB.
İzin verilen dosya türleri: png gif jpg jpeg.
Maksimum fotoğraf büyüklüğü 650x650 pixel.
Maksimum dosya büyüklüğü 10 MB.
İzin verilen dosya türleri: 3gp avi bmp cda doc jpe mov mp2 mp3 mp4 mpeg mpg pdf ra ram rm rtf sfk swf wav wma wmv xls.
GÜVENLİK KODU
Lütfen doldurunuz.