İki çizgi Mücadelesi ve Sol içi şiddet üzerine.Özgür Gelecek,Partizan,Aksaray ve Kartal Bürolarınin Kendisine,MK,İşçi Köylü Kurtuluşu,ikk-online org,ATIK Onlin Org Diyen çeteci Klig Tarafindan işgal Edilip ve çalışanlarına şiddet Uygulanmasi Protestoları

--İki çizgi Mücadelesi ve Sol içi şiddet üzerine.Özgür Gelecek,Partizan,Aksaray ve Kartal Bürolarınin Kendisine,MK,İşçi Köylü Kurtuluşu,ikk-online org,ATIK Onlin Org Diyen çeteci Klig Tarafindan işgal Edilip ve çalışanlarına şiddet Uygulanmasi Protestoları Devam Ediyor.***Sultan Ana’dan tepki:“Tayyip yöntemleri ile hareket idare edilmez”*** İsveç Partizan okurları: Özgür Gelecek gazetesi yalnız değildir!
-----Sınıf mücadelesi kavramsal olarak sadece karşıt sınıfları hedef alan ve tek başına burjuvaziye ve onun sömürü çarkının ortaklarına yönelen bir pratik alanı değil çok kapsamlı şekilde burjuvazinin uzantısı olan sosyal, siyasal ve kültürel tüm dönüşüm süreçlerini de kapsayan bir olgudur. Bu kapsamdan ötürüdür ki, devrim iddiasına sahip olmak, özü itibari ile devrimciliği bir kimlik olarak sahiplenmeyi ve bu kimliğe uygun şekillenmeyi gerekli kılar.
Doğallığında devrimci kimlik, sadece adanmışlık ve militanlıkla bezeli bir “kahramanlık övgüsünü” değil aynı zamanda bilgi ve yöntem kazanımını, ideolojik donanımı ve politik kapasiteyi, örgütlenme yeti ve becerilerini de kapsamaktadır. Bahsettiğimiz parametreler, kuşkusuz ki, kapsamlı bir kadro politikası ile üretilebilecek sonuçlar olmakla birlikte, esas anlamda kendisini geleceğin aynasında sınamakla karakter kazanır. Yani kastımız şudur ki, komünist olmak komünizme göre şekillenmeye ve onun pratik ve kültürel reflekslerini edinmeye ihtiyaç duyar.
Yazı özgülünde tartışmak istediğimiz konu olan “sol içi şiddet” meselesi de, esas itibari ile bu temelde içerik kazanmaktadır. Zira karşı devrimci karakteri açık olan ve komünizm dediğimiz o büyük tahayyülün sokağından geçmeyen “sol içi şiddet” mefhumu, tam da üstte özetlediğimiz komünist kimliğin dejenere olduğu, politik değerlerin ve örgüt kültürünün aşındığı yerde çıkmaktadır.
Son süreçte Özgür Gelecek Gazetesini ve çalışanlarını hedef alarak gerçekleşen ve pratik alanda karşı devrime hizmet eden saldırı ile gündemimize yeniden taşınan “sol içi şiddet” meselesini ve buna kaynaklık eden dogmatizm soslu tasfiyeciliği tartışmak, ciddi bir ihtiyaç olarak karşımızdadır.
“Sol içi şiddet” değerlendirme itibari ile münferit bir olay olarak değil bir olgu ve durum tanımı olarak ele alınmalıdır. Ezilenlerin safları açısından yıkıcılık ve parçalanma dışında bir sonuç üretmeyecek olan “sol içi şiddet”, ideolojik tasfiyeciliğin bir görüngüsü ve onun komünist kimlikten götürdüklerinin sonucudur. Bu hali ile “sol içi şiddet”, en temelde kaynağını ideolojik ve örgütsel yetersizliklerden almaktadır.
Bahsettiğimiz ideolojik ve örgütsel yetersizlikler, kabaca iki başlıkta özetlenebilir. Bunlardan ilki, devrim tahayyülünün somutlayıcısı ve uygulayıcısı olarak kadrolar ve kadro sorunudur. Günümüz devrimci hareket gerçekliğinde yaygın olan bürokrat çalışma tarzı ve bunun üretimi olarak memur tipi çalışan kadrolar gerçekliği, çok yönlü beslenemeyen ve kitlelerle üretken tarzda ilişki kuramayan faaliyetçiler profilini açığa çıkarmakta, ideolojik eğitimden ve dolaysız kitle pratiğinden beslenmeyen devrimci faaliyet ise, belirli alanlara sıkışmış ve o alanların sosyo-kültürel yapısına uyum sağlamış bir pratik alanı doğurmaktadır.
Konumuz özgülüne gelindiğinde ise bunun yansıması olarak, özellikle TDH’nin ağırlıklı olarak kendisini ürettiği alan olan “semt faaliyetleri” özü itibari ile bahsettiğimiz sıkışıklığın zemini olmaktadır. Şöyle ki, semt diye tanımlanan mahalle faaliyetleri, esas itibari ile emekçi yığınların yaşadığı bölgeler olmakla birlikte somut bir örgütlenme alanını temsil etmemektedir. Kent-mekan politikası açısından bu zemin bir alandır ancak TDH, gerçekliği itibariyle bununla ilgilenmemekte; faaliyeti yayın dağıtımına, pratiği de genel gündemlere yönelik yürüyüşlere ve tüm örgütlü çalışmayı ise kitle örgütlenmesi mantığından uzak ve kendini tekrar eden bir hatta bırakmaktadır. Bu durum, tüm devrimci örgütler açısından şu ya da bu oranda geçerlidir.
Bu çerçeve, ideolojik eğitimden yoksun ve memur tarzı çalışan kadrolar gerçekliği ile de birleştiğinde, politika üretmede ziyadesiyle beceriksiz, siyasal üretimin en basit halleri olan okuma ve yazma pratiğine ilgisiz, vurdu-kırdı gibi aktif şiddet eylemleri dışındaki politikaya yabancı bir devrimci(!) gerçekliği üretmektedir. Bu yapısal sorun güncelde “sol içi şiddet” olarak tanımladığımız pratiğe zemin sunmakta, devrimci değerleri ve etik yasaları hiçe sayan, çözümsüz kaldığı ve tıkandığı yerde devrimcilere şiddete yönelen, devrimcilikle kurduğu bağ ile sistemle kurduğu bağ arasındaki tezatı ölçmeden yasakçılık, kurum basma gibi pratiklere yönelen kadrolar gerçekliğini üretmektedir.
Bu nedenledir ki, bu profil, örgütlü olduğu anda hızla radikalize olmakta, ancak ne hikmetse(!) mücadeleden erken pes edenler de, en çok bu alanlardan çıkmaktadır.
“Sol içi şiddet”e kaynaklık eden bir diğer yetersizlik alanı ise (ki esası bu oluşturmaktadır), doğrudan önderlik sorunu olarak tecelli etmektedir. Şöyle ki, yukarıda birkaç belirgin özelliği ile tanımladığımız kadro yapısı, son kertede belirli bir önderlik tarzının ürünleridir. “Sol içi şiddet” olgusu açısından “Balık baştan kokar” misali çürüme, esas itibari ile merkezden, örgütsel önderlikten başlamaktadır. İdeolojik eğitimden bihaber kadroları üreten de, onları dolaysız kitle pratiği ile sınanmaktan alıkoyan da, pratiği Marksizm’le sınayıp kitlelerin ihtiyaçları çerçevesinde politik seferberlik yaratmak yerine faaliyeti sıkışık ve tanımsız alanlara sıkıştıran da, temelde önderlik sorumluluğunu üstlenenlerdir.
Güncel itibari ile, tasfiyeciliğin zemininde üretilen “sol içi şiddet” meselesi esas itibari ile bu iki ayaklı idealist canavar ile mümkün kılınmıştır. Bugün, en genel ideolojik mücadeleden dahi fersah fersah kaçan bir önderlik kafası ile kılavuzluk yapıldığında, bunun ürettiği pratiğin “devrimcilere yönelik devrimci müdahale” ile tanımlanması kaçınılmazdır. Önderliğin “profesyonel yöneticilik” mesleği gibi ele alındığı bir süreçte, ilk ihtiyaç olan şey kadro değil kapı kulu olmaktadır. Özgür Gelecek Gazetesi’ne yönelik saldırıyı üreten de işte bu kapıkulu zihniyeti ve esasta da o zihniyetin şefleridir.
Komünist yöntem: İki Çizgi Mücadelesi
“Sol içi şiddet” meselesine yönelik doğru bir tanım yapmak adına ilk olarak belirtmek gerekir ki, devrimci literatürde bunun pozitif bir karşılığı yoktur/olmamıştır. Kuşkusuz ki, devrimci bir yapının safları da sınıf mücadelesi açısından bir platformdur ve sınıf mücadelesi KP saflarında daha başka biçimleri ile sürer. Ancak, tüm bu biçimler içerisinde “sol içi şiddet”i bir ideolojik mücadele aracıymışçasına devreye sokmak, ideolojik yetmezliğin bir görüngüsü olduğu kadar ezilenlerin saflarını da parçalayan bir unsur olarak karşı-devrimcidir.
Konu özgülünde Mao Zedung’a göz attığımızda, Halk İçindeki Çelişkilerin Doğru Çözümü Sorunu Üzerine adlı makalesinde açık bir tanım olarak şu ibarelere yer verilmektedir: “ …Sol sekter düşüncelere sahip olanlar bizimle düşmanlarımız arasındaki çelişmeler alanını genişletir ve hatta o kadar genişletir ki, halk içindeki bazı çelişkileri bizimle düşmanlarımız arasındaki çelişkiler alanına yerleştirirler ve gerçekte karşı-devrimci olmayan kimseleri karşı-devrimci görürler. Bu görüşlerin ikisi de yanlıştır. Onlardan hiçbirisi karşı devrimcilerin elenmesi sorununu doğru olarak çözümlemediği gibi bu yöndeki çalışmamızın sonuçlarını doğru olarak değerlendiremez.” Buna ek olarak, Mao açısından iç örgütsel mücadelenin tek yolu, ideolojik mücadeledir. Mao’nun iki çizgi mücadelesi şeklinde kavramsallaştırdığı tutum, ezilenlerin saflarında olan, ancak proleter ideolojiye ve kültüre ait olmayan her biçimi dönüştürmeyi hedef alan bir yaklaşımı özetlediği gibi, ezilenlerin en geniş birlikteliğini inşa etmenin de aracıdır.
Dogmatizm soslu tasfiyecilik, örgüt görünümlü çete!
MLM’nin üstte kısaca değindiğimiz iki çizgi mücadelesine dair genel doğrular, korkmadan belirtmek gerekir ki, andaki gerçeklikte işlevini çoktan yitirmiştir. Özgür Gelecek Gazetesine yönelen şiddet pratiğinde olduğu gibi, bir ayağını tasfiyeciliğe, öbür ayağını çeteci örgütlenmeye basan bu sol sekter çizgi, beis görmeden giriştiği pratiği propaganda ederken, söylem ve eyleminin denk düştüğü aralığı ise sümen altı etmektedir.
Manipülatif ifadelerle süreci domine etmeye yönelen bu çizgi, pratikte anda yaşanan krizi aşmak yerine onu sürüncemeye sokmaktaki ısrarı ve yaşanan kaosu birlik-eleştiri-birlik temelinde çözmek yerine derinleştirmekteki kararlılığı ile Marksizm’i de kuşa çevirmeye çalışmaktadır.
Bildiğimiz Marksizm’de “devrimcilere yönelik devrimci müdahale”nin bir açıklaması yoktur. Yine bildiğimiz Marksizm’de bir anda onlarca kişi ile gazete bürosu basıp sonrasında “şiddet yoktur” diye çıkışmak, sıkışınca da “arbede var şiddet yok(!)” diye lafazanlık etmek de yoktur. Bildiğimiz Marksizm’de “irade benim, bunu kabullen” diye bildirgeler dizmek, ancak merkeziyetçilik ve demokrasi kavramları arasındaki diyalektik ilişkiyi görmeden, apoletine göre irade ilan etmek de yoktur.
Sonuç olarak, bildiğimiz Marksizm’de komünist kimliğin aşındırılmasına ve ezilenlerin saflarının bozulmasının devrimcilik diye satılmasına yer yoktur, ancak, “sol içi şiddet”i bayrak edinenlerin bilmediği Marksizm’de ise örgüt ve devrimci kimlik adına tonla öğrenecekleri şey vardır!08.0.2017
-- Kaynak;Özgür Gelecek Net.Partizan-online.net,ATİK Onlin Net
-----Sultan Ana’dan tepki:“Tayyip yöntemleri ile hareket idare edilmez”---Ankara: Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’daki iki irtibat büromuzun basılarak gasp edilmesine ilişkin Proletarya Partisi şehitlerinden Özgür Kemal Karabulut’un annesi Sultan Karabulut düşüncelerini bizimle paylaştı. Karabulut, bu tarz pratiklerin yalnızca düşmanın işine yarayacağını, bunları ancak devrimcilerin gelişmesini istemeyenlerin yapabileceğini belirterek “Bizim bize düşmemizi, bu hale gelmemizi yalnızca düşman ister, düşmanı bize güldürmesinler” dedi.
“Bu zorbalığın nedeni nedir?”
Konuşmasında, aslında bugün gün yüzüne çıkan tartışmaların-sorunların uzunca bir dönemin sıkıntıları olduğunun altını çizen Karabulut “Karşımızda faşist bir yapı var. Zaten bu devlet faşist uygulamaları ile şu an gazeteleri, dernekleri kapatıyor. Bir yanda bunlar olurken diğer yandan kendi içimizden arkadaşlarımızın bunu yapması hiç doğru bir şey değil. Biz yıllardır beraber gülüyoruz, beraber ağlıyoruz, şimdi bu zorbalığın nedeni nedir? Böylesi bir zorbalık yerine herkesin derdi neyse bunun çözüm yollarını aramak gerekir. Bunu yapmayıp düşman gibi hareket etmek kabul edilemez. Her sorunun çözüm yolu vardır, o yoldan gitmek gerekir” dedi.
“Erdoğan’ın ülkeyi yönettiği gibi örgüt yönetilmez”
Sorunların çözümü için de düşüncelerini paylaşan Karabulut konuşmasını şöyle devam ettirdi: “Bazı problemler, sorunlar en alttan en üste herkesin düşüncelerini alarak aşılabilir, bunun yapılması gerekiyor. Tayyip Erdoğan’ın ülkeyi yönettiği gibi örgüt yönetilmez. Uzun yıllardır bu hareket, neden bu aşamada bunun anlatılması, sorunların gün yüzüne çıkartılması gerekiyor. Özellikle bu hareketi idare edenlerin bunu yapması gerekli.”
“Yanlışları düzeltecekleri yerde yanlışın üzerine yanlış yapıyorlar”
Karabulut, gazete bürolarına yönelik gaspa son verilmesi çağrısında bulunarak konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Büroyu basan arkadaşlara söyleyecek bir sözüm yok. Ama onları basmaya gönderenler bu harekete ne yapmak istiyorlar bunun cevabını istiyorum. Artık yeter, ya gerçek yolu göstersinler ya da bir kenara çekilsinler. Bu kurumun sahibi var, yanlışları düzeltecekleri yerde yanlışın üzerine yanlış yapıyorlar, neden?
Bir gölde su kalır bayatlar, kokuşur. Benim görebildiğim kadarıyla büroyu bastırma planı yapanların düşünceleri de kokuşmuş. Şimdi de bu halkı, tabanı kokuşturmaya çalışıyorlar ancak bunu başaramayacaklar. Çünkü bu kurumun temelinde ödenen bedeller var, dökülen kan var, yitip giden canlar var. Bizi birbirimize düşüren anlayışa inanmıyorum, güvenmiyorum. Bizi birbirimize düşürmekten, ayırmaktan başka bir şey yapmayanlar sorunları çözmek için çabalamayacaklarsa çekilsinler bir kenara. Biz dürüst olanlarla yolumuzu çizeriz.”
----- İsveç Partizan okurları: Özgür Gelecek gazetesi yalnız değildir!--- Gazetemizin İstanbul-Kartal ve Aksaray bürolarına dönük baskın ve muhabirlerimize yönelik şiddeti protesto eden İsveç Partizan ve Özgür Gelecek okurları, “Son süreçte kamuoyuna da yansıyan iç sorunların çözümü şiddet değildir ve 40 yılı aşkın mücadele tarihi olan devrimci geleneğimize yakışmamaktadır” dediler.
Özgür Gelecek gazetesi yalnız değildir!
Yaklaşık iki haftadır Özgür Gelecek Gazetesi işgal altındadır. Çetevari ve devrimci değer yargılarına uymayacak tarzda gerçekleştirilen büro baskını ve gazete emekçilerinin bürodan darp edilerek kovulması son derece yanlıştır ve kitleler üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır.
Son süreçte kamuoyuna da yansıyan iç sorunların çözümü şiddet değildir ve 40 yılı aşkın mücadele tarihi olan devrimci geleneğimize yakışmamaktadır. Sorunların çözüm metodu bellidir.
Dostlar, yoldaşlar; şefçi yaklaşımlara taviz vermeyin. Unutmayın ki Jakobenler’i giyotine götüren karşı-devrimcilerle mücadele adı altında halka yaptıkları zulümdür. Aramızdaki Robespierre’lere kulak asmayın! İşgal ettiğiniz gazeteyi derhal görevlilere iade edin!
Tüm duyarlı kesimleri tavır almaya çağırıyoruz.
Özgür Gelecek gazetesi yalnız değildir!

--Kaynak;Özgür Gelecek Net.Partizan-online.net,ATİK Onlin Net
-----http://ozgurgelecek1.net/manset-haberler/23837-sultan-anadan-tepki-tayyi....

Yorumlar

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Maksimum dosya büyüklüğü 10 MB.
İzin verilen dosya türleri: png gif jpg jpeg.
Maksimum fotoğraf büyüklüğü 650x650 pixel.
Maksimum dosya büyüklüğü 10 MB.
İzin verilen dosya türleri: 3gp avi bmp cda doc jpe mov mp2 mp3 mp4 mpeg mpg pdf ra ram rm rtf sfk swf wav wma wmv xls.
GÜVENLİK KODU
Lütfen doldurunuz.