ATİK YDG’den Özgür Gelecek çalışanlarına dayanışma ziyareti.Özgür Gelecek’in 123. Sayısı BİZ BURADAYIZ şiarıyla çıktı.İki çizgi mücadelesi ve sol içi şiddet üzerine.Kaynak;Özgür Gelecek Net.Partizan-online.net,ATİK Onlin Net

--ATİK YDG’den Özgür Gelecek çalışanlarına dayanışma ziyareti.Özgür Gelecek’in 123. Sayısı BİZ BURADAYIZ şiarıyla çıktı.İki çizgi mücadelesi ve sol içi şiddet üzerine.Kaynak;Özgür Gelecek Net.Partizan-online.net,ATİK Onlin Net
--- Dogmatizm soslu tasfiyeci,örgüt görünümlü çete ikk - online.org ,ATIK Onlin Org Hizip'inin ATİK YDG, İstanbul Aksaray ve Kartal büroları'nı işgal edip ve çalışanlara şiddete Uygulanan Özgür Gelecek’e dayanışma ziyaretinde bulundu. Devrimci basın geleneğinin önemli bileşenlerinden olan Özgür Gelecek’e dönük bu saldırıyı kınadı.
26 Şubat Pazar günü Özgür Gelecek’in İstanbul Aksaray ve Kartal bürolarına dönük işgal ve çalışanlarına dönük şiddete karşı dayanışma mesajları ve ziyaretleri devam ediyor. ATİK’e bağlı Yeni Demokratik Gençlik, ülkeye gelerek Özgür Gelecek çalışanlarıyla buluştu, destek ziyareti gerçekleştirdi.
“Büro gerçek sahiplerine iade edilmeli”
Yapılan konuşmalarda ATİK YDG temsilcisi şu şekilde konuştu: “OHAL sürecinde devletin saldırılarının yoğun bir biçimde arttığı zamanlarda Özgür Gelecek gazetesine yönelik gerçekleştirilen saldırı egemenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Şiddet kullanarak gerçekleştirilen bu işgal, başta Özgür Gelecek olmak üzere, devrimci demokrat basını takip eden genç yoldaşlarımız tarafından tepkiyle karşılandı. Bu vesileyle bizler Özgür Gelecek’in yalnız olmadığını ve dayanışma içinde olduğumuzu ilan etmek istiyoruz. Büronun bir an önce gerçek sahipleri olan Özgür Gelecek çalışanlarına iade edilmesi çağrısını yapıyoruz.”
----Özgür Gelecek’in 123. sayısı “BİZ BURADAYIZ!” şiarıyla çıktı ---İstanbul’da Aksaray ve Kartal büroları hala işgal altında olan ancak devrimci basın çizgisini sürmeye kararlı olan Özgür Gelecek, haftalık periyoduyla yayınlanmaya devam ediyor. “BİZ BURADAYIZ” diyen Özgür Gelecek manşetinde ve sayfalarında şu konulara yer verdi:
BİZ BURADAYIZ
“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü coşkuyla karşılayan kadınlar, yine OHAL keyfiyeti ve peçesi altında yasak ve saldırılarla engellenmeye, evlerine kapatılmaya çalışıldı. Ancak kadınlar “Yaşama hakkımız, özgürlüğümüz, emeğimiz, bedenimiz için HAYIR” diyerek alanlardaki yerlerini aldı ve “BİZ BURADAYIZ” mesajını verdi.
Baharın ilk direnişini alanlarda sergileyen kadınların bu mesajı, referanduma yakınlaşan ve dolayısıyla kaosun derinleşeceği bahar dönemi için örnek alınması gereken bir ders niteliğinde! Egemen sınıfların korkusu, ezilenlerin tüm sindirme politikalarına karşın alanlarına sahip çıkan “BİZ BURADAYIZ” haykırışını büyütelim!”Gazete sayfalarında şu konular yer alıyor:
Sayfa 2: Bahar temizliği yapan öğrencilerden KHK
Sayfa 3: Tek kişi olsak bile...
Sayfa 4: İşçiler OHAL’e rağmen “insanca yaşam” için direniyor
Sayfa 5: OHAL patron lehine, işçinin aleyhine...
Sayfa 6:Xerabê Bava’dan devlet geçti
Sayfa 7:8 Mart haftasında kadınlar etkinlikler düzenledi
Sayfa 8: İki çizgi mücadelesi ve sol içi şiddet üzerine
Sayfa 9: “Nepal Maoist hareketinin yeni bir atılıma ihtiyacı var!”
Sayfa 10: Yeni Kadın 14. Kongresi: “Kadınlar birlikte güçlü! Sen de katıl!”
Sayfa 11: Devrimci önderlik
Sayfa 12: Demirdağ’dan öğrenelim: Savaşı savaşarak öğren, öğret, geliştir!
Sayfa 13: Taktik hata, stratejik körlük!-2
Sayfa 14: “Gazetemizin yanında, uygulanan zorbalığın karşısındayız”
Sayfa 15: Şehit ve tutsak aileleri “Şiddetle bizi ve kendinizi zor duruma düşürüyorsunuz”
Sayfa 16: Yaşam hakkımız, özgürlüğümüz, emeğimiz için HAYIR!
----İki çizgi mücadelesi ve sol içi şiddet üzerine :Sınıf mücadelesi kavramsal olarak sadece karşıt sınıfları hedef alan ve tek başına burjuvaziye ve onun sömürü çarkının ortaklarına yönelen bir pratik alanı değil çok kapsamlı şekilde burjuvazinin uzantısı olan sosyal, siyasal ve kültürel tüm dönüşüm süreçlerini de kapsayan bir olgudur. Bu kapsamdan ötürüdür ki, devrim iddiasına sahip olmak, özü itibari ile devrimciliği bir kimlik olarak sahiplenmeyi ve bu kimliğe uygun şekillenmeyi gerekli kılar.
Doğallığında devrimci kimlik, sadece adanmışlık ve militanlıkla bezeli bir “kahramanlık övgüsünü” değil aynı zamanda bilgi ve yöntem kazanımını, ideolojik donanımı ve politik kapasiteyi, örgütlenme yeti ve becerilerini de kapsamaktadır. Bahsettiğimiz parametreler, kuşkusuz ki, kapsamlı bir kadro politikası ile üretilebilecek sonuçlar olmakla birlikte, esas anlamda kendisini geleceğin aynasında sınamakla karakter kazanır. Yani kastımız şudur ki, komünist olmak komünizme göre şekillenmeye ve onun pratik ve kültürel reflekslerini edinmeye ihtiyaç duyar.
Yazı özgülünde tartışmak istediğimiz konu olan “sol içi şiddet” meselesi de, esas itibari ile bu temelde içerik kazanmaktadır. Zira karşı devrimci karakteri açık olan ve komünizm dediğimiz o büyük tahayyülün sokağından geçmeyen “sol içi şiddet” mefhumu, tam da üstte özetlediğimiz komünist kimliğin dejenere olduğu, politik değerlerin ve örgüt kültürünün aşındığı yerde çıkmaktadır.
Son süreçte Özgür Gelecek Gazetesini ve çalışanlarını hedef alarak gerçekleşen ve pratik alanda karşı devrime hizmet eden saldırı ile gündemimize yeniden taşınan “sol içi şiddet” meselesini ve buna kaynaklık eden dogmatizm soslu tasfiyeciliği tartışmak, ciddi bir ihtiyaç olarak karşımızdadır.
“Sol içi şiddet” değerlendirme itibari ile münferit bir olay olarak değil bir olgu ve durum tanımı olarak ele alınmalıdır. Ezilenlerin safları açısından yıkıcılık ve parçalanma dışında bir sonuç üretmeyecek olan “sol içi şiddet”, ideolojik tasfiyeciliğin bir görüngüsü ve onun komünist kimlikten götürdüklerinin sonucudur. Bu hali ile “sol içi şiddet”, en temelde kaynağını ideolojik ve örgütsel yetersizliklerden almaktadır.
Bahsettiğimiz ideolojik ve örgütsel yetersizlikler, kabaca iki başlıkta özetlenebilir. Bunlardan ilki, devrim tahayyülünün somutlayıcısı ve uygulayıcısı olarak kadrolar ve kadro sorunudur. Günümüz devrimci hareket gerçekliğinde yaygın olan bürokrat çalışma tarzı ve bunun üretimi olarak memur tipi çalışan kadrolar gerçekliği, çok yönlü beslenemeyen ve kitlelerle üretken tarzda ilişki kuramayan faaliyetçiler profilini açığa çıkarmakta, ideolojik eğitimden ve dolaysız kitle pratiğinden beslenmeyen devrimci faaliyet ise, belirli alanlara sıkışmış ve o alanların sosyo-kültürel yapısına uyum sağlamış bir pratik alanı doğurmaktadır.
Konumuz özgülüne gelindiğinde ise bunun yansıması olarak, özellikle TDH’nin ağırlıklı olarak kendisini ürettiği alan olan “semt faaliyetleri” özü itibari ile bahsettiğimiz sıkışıklığın zemini olmaktadır. Şöyle ki, semt diye tanımlanan mahalle faaliyetleri, esas itibari ile emekçi yığınların yaşadığı bölgeler olmakla birlikte somut bir örgütlenme alanını temsil etmemektedir. Kent-mekan politikası açısından bu zemin bir alandır ancak TDH, gerçekliği itibariyle bununla ilgilenmemekte; faaliyeti yayın dağıtımına, pratiği de genel gündemlere yönelik yürüyüşlere ve tüm örgütlü çalışmayı ise kitle örgütlenmesi mantığından uzak ve kendini tekrar eden bir hatta bırakmaktadır. Bu durum, tüm devrimci örgütler açısından şu ya da bu oranda geçerlidir.
Bu çerçeve, ideolojik eğitimden yoksun ve memur tarzı çalışan kadrolar gerçekliği ile de birleştiğinde, politika üretmede ziyadesiyle beceriksiz, siyasal üretimin en basit halleri olan okuma ve yazma pratiğine ilgisiz, vurdu-kırdı gibi aktif şiddet eylemleri dışındaki politikaya yabancı bir devrimci(!) gerçekliği üretmektedir. Bu yapısal sorun güncelde “sol içi şiddet” olarak tanımladığımız pratiğe zemin sunmakta, devrimci değerleri ve etik yasaları hiçe sayan, çözümsüz kaldığı ve tıkandığı yerde devrimcilere şiddete yönelen, devrimcilikle kurduğu bağ ile sistemle kurduğu bağ arasındaki tezatı ölçmeden yasakçılık, kurum basma gibi pratiklere yönelen kadrolar gerçekliğini üretmektedir.
Bu nedenledir ki, bu profil, örgütlü olduğu anda hızla radikalize olmakta, ancak ne hikmetse(!) mücadeleden erken pes edenler de, en çok bu alanlardan çıkmaktadır.
“Sol içi şiddet”e kaynaklık eden bir diğer yetersizlik alanı ise (ki esası bu oluşturmaktadır), doğrudan önderlik sorunu olarak tecelli etmektedir. Şöyle ki, yukarıda birkaç belirgin özelliği ile tanımladığımız kadro yapısı, son kertede belirli bir önderlik tarzının ürünleridir. “Sol içi şiddet” olgusu açısından “Balık baştan kokar” misali çürüme, esas itibari ile merkezden, örgütsel önderlikten başlamaktadır. İdeolojik eğitimden bihaber kadroları üreten de, onları dolaysız kitle pratiği ile sınanmaktan alıkoyan da, pratiği Marksizm’le sınayıp kitlelerin ihtiyaçları çerçevesinde politik seferberlik yaratmak yerine faaliyeti sıkışık ve tanımsız alanlara sıkıştıran da, temelde önderlik sorumluluğunu üstlenenlerdir.
Güncel itibari ile, tasfiyeciliğin zemininde üretilen “sol içi şiddet” meselesi esas itibari ile bu iki ayaklı idealist canavar ile mümkün kılınmıştır. Bugün, en genel ideolojik mücadeleden dahi fersah fersah kaçan bir önderlik kafası ile kılavuzluk yapıldığında, bunun ürettiği pratiğin “devrimcilere yönelik devrimci müdahale” ile tanımlanması kaçınılmazdır. Önderliğin “profesyonel yöneticilik” mesleği gibi ele alındığı bir süreçte, ilk ihtiyaç olan şey kadro değil kapı kulu olmaktadır. Özgür Gelecek Gazetesi’ne yönelik saldırıyı üreten de işte bu kapıkulu zihniyeti ve esasta da o zihniyetin şefleridir.
Komünist yöntem: İki Çizgi Mücadelesi
“Sol içi şiddet” meselesine yönelik doğru bir tanım yapmak adına ilk olarak belirtmek gerekir ki, devrimci literatürde bunun pozitif bir karşılığı yoktur/olmamıştır. Kuşkusuz ki, devrimci bir yapının safları da sınıf mücadelesi açısından bir platformdur ve sınıf mücadelesi KP saflarında daha başka biçimleri ile sürer. Ancak, tüm bu biçimler içerisinde “sol içi şiddet”i bir ideolojik mücadele aracıymışçasına devreye sokmak, ideolojik yetmezliğin bir görüngüsü olduğu kadar ezilenlerin saflarını da parçalayan bir unsur olarak karşı-devrimcidir.
Konu özgülünde Mao Zedung’a göz attığımızda, Halk İçindeki Çelişkilerin Doğru Çözümü Sorunu Üzerine adlı makalesinde açık bir tanım olarak şu ibarelere yer verilmektedir: “ …Sol sekter düşüncelere sahip olanlar bizimle düşmanlarımız arasındaki çelişmeler alanını genişletir ve hatta o kadar genişletir ki, halk içindeki bazı çelişkileri bizimle düşmanlarımız arasındaki çelişkiler alanına yerleştirirler ve gerçekte karşı-devrimci olmayan kimseleri karşı-devrimci görürler. Bu görüşlerin ikisi de yanlıştır. Onlardan hiçbirisi karşı devrimcilerin elenmesi sorununu doğru olarak çözümlemediği gibi bu yöndeki çalışmamızın sonuçlarını doğru olarak değerlendiremez.” Buna ek olarak, Mao açısından iç örgütsel mücadelenin tek yolu, ideolojik mücadeledir. Mao’nun iki çizgi mücadelesi şeklinde kavramsallaştırdığı tutum, ezilenlerin saflarında olan, ancak proleter ideolojiye ve kültüre ait olmayan her biçimi dönüştürmeyi hedef alan bir yaklaşımı özetlediği gibi, ezilenlerin en geniş birlikteliğini inşa etmenin de aracıdır.
Dogmatizm soslu tasfiyecilik, örgüt görünümlü çete!
MLM’nin üstte kısaca değindiğimiz iki çizgi mücadelesine dair genel doğrular, korkmadan belirtmek gerekir ki, andaki gerçeklikte işlevini çoktan yitirmiştir. Özgür Gelecek Gazetesine yönelen şiddet pratiğinde olduğu gibi, bir ayağını tasfiyeciliğe, öbür ayağını çeteci örgütlenmeye basan bu sol sekter çizgi, beis görmeden giriştiği pratiği propaganda ederken, söylem ve eyleminin denk düştüğü aralığı ise sümen altı etmektedir.
Manipülatif ifadelerle süreci domine etmeye yönelen bu çizgi, pratikte anda yaşanan krizi aşmak yerine onu sürüncemeye sokmaktaki ısrarı ve yaşanan kaosu birlik-eleştiri-birlik temelinde çözmek yerine derinleştirmekteki kararlılığı ile Marksizm’i de kuşa çevirmeye çalışmaktadır.
Bildiğimiz Marksizm’de “devrimcilere yönelik devrimci müdahale”nin bir açıklaması yoktur. Yine bildiğimiz Marksizm’de bir anda onlarca kişi ile gazete bürosu basıp sonrasında “şiddet yoktur” diye çıkışmak, sıkışınca da “arbede var şiddet yok(!)” diye lafazanlık etmek de yoktur. Bildiğimiz Marksizm’de “irade benim, bunu kabullen” diye bildirgeler dizmek, ancak merkeziyetçilik ve demokrasi kavramları arasındaki diyalektik ilişkiyi görmeden, apoletine göre irade ilan etmek de yoktur.
Sonuç olarak, bildiğimiz Marksizm’de komünist kimliğin aşındırılmasına ve ezilenlerin saflarının bozulmasının devrimcilik diye satılmasına yer yoktur, ancak, “sol içi şiddet”i bayrak edinenlerin bilmediği Marksizm’de ise örgüt ve devrimci kimlik adına tonla öğrenecekleri şey vardır!08.0.2017
-- Kaynak;Özgür Gelecek Net.Partizan-online.net,ATİK Onlin Net
--
--- ---08 Mart 2017 http://www.ozgurgelecek.net/manset-haberler/23792-atk-ydgden-oezguer-gel....

Yorumlar

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Maksimum dosya büyüklüğü 10 MB.
İzin verilen dosya türleri: png gif jpg jpeg.
Maksimum fotoğraf büyüklüğü 650x650 pixel.
Maksimum dosya büyüklüğü 10 MB.
İzin verilen dosya türleri: 3gp avi bmp cda doc jpe mov mp2 mp3 mp4 mpeg mpg pdf ra ram rm rtf sfk swf wav wma wmv xls.
GÜVENLİK KODU
Lütfen doldurunuz.