Gönderen: MKP Tarih: 09 Eylül 2010, Perşembe 09:25.
MKP: Sömürücü ve Irkçı Faşist Türk Devleti ve Bütün Kurumlarını Anayasa Referandumunda Boykot Edelim!
HABER MERKEZİ (09.09.2010)- Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası, çeşitli ulus ve azınlıklıklardan emekçi halk kitlelerine seslenen Maoist Komünist Partisi, “Evet- Hayır Aldatmacasıyla Faşist Düzenin Meşrulaştırılması Oyununa Karşı Her Alanda; Sömürücü ve Irkçı Faşist Türk Devleti ve Bütün Kurumlarını Anayasa Referandumunda Boykot Edelim!” çağrısında bulundu.
Her haliyle hakim sınıfların anayasanı red edelim açıklamasında bulunan MKP Siyasi Bürosu, Demokratik Cumhuriyet Anayasası temelinde devrimci iktidar mücadelesini büyütmek için mücadele çağrısı yaptı.
MKP tarafından yapılan açıklama şu şekildi: “Özel mülkiyet dünyasının sömürü ve egemenlik imtiyazı üzerine kurulu uluslar arası tekelci emperyalist devletler ve bunların sistemlerine göbekten bağımlı olan devletler, emperyalist dünya sisteminin yeni stratejik konseptlerine göre yeniden dizayn edilmektedir. Faşist komprador bürokratik burjuvazi ve büyük toprak ağalarının iktidarı durumundaki Türk devleti de bu dizayn sürecine dahil edilenlerden biridir.
Türkiye-Kuzey Kürdistan siyasi coğrafyasında hakim sınıf klikleri arasında çelişkilerin giderek keskinleşmesi ile seyreden ‘’demokratikleşme’’ patentli yeniden yapılanma süreci ve bu daire üzerinde yaşanan tüm gelişmeler Yeni Dünya Düzeni ve onun dominant ayağı olan Büyük Ortadoğu Projesi eksenindeki emperyalist stratejik projenin uzantısıdır. Halk oylamasına vesile edilen anayasa değişikliği bu kapsamdaki gelişmelerin bir parçasıdır.
Zira söz konusu anayasa değişikliği ne faşist hakim sınıflar anayasasını iğdiş etmektedir, ne çeşitli ulus ve azınlıklardan halk kitlelerinin ekonomik-demokratik talepleri, ezilen ulus ve azınlıkların ulusal demokratik talepleriyle ilgili ve ne de demokratikleşme ihtiyacıyla öngörülen değil, bilakis iktidar erkinin pervasız baskı ve sömürüsünün önünü sınırsızca açan bir öze sahiptir, bu ihtiyaçla gündemleştirilmiş bir anayasa değişikliğidir. ‘’Demokratikleşme’’, ‘’80 AFC’si ve bunun 82 anayasasıyla hesaplaşma’’ gibi safsatalar, aldatmaca olup mesnetsiz burjuva düellodan ibarettir.
Kara bir domuzun üzerinde bir-iki tel kılın beyaza boyanmasıyla domuzun beyaz olduğunu ileri sürmek ise, son derece gülünç bir iddiadır. Buna kanmak, burjuva devletin gönüllü savunusuna girmek değilse bile, en hafif değimiyle sınıf bakış açısından yoksun olmak anlamına gelecektir.
Özellikle AKP eliyle geliştirilen tasfiyeci süreç, devletin yapılanması projesinin önündeki antagonist çelişki engelini ifade eden Komünist ve devrimci hareket ile silahlı ulusal hareketin düzen içine çekilerek, bu vasıtayla da geniş halk kitlelerinin düzene yedeklenmesini içermektedir. Reformist-revizyonist tün burjuva liberal tasfiyeci kesimler niyetli ya da niyetsiz bu dümene hizmet etmektedirler. Halk kitlelerini ‘’evet’’ ya da ‘’hayır’’ etrafında gerici düzenin faşist anayasasını onaylamaya çağırmaktadırlar. Demokrat, ilerici, hele sosyalistlik ve sol-devrimci geçinen malul çevre adına bu tavır utanç vericidir.
Ana mesele emperyalist dünya sisteminin çıkarları uyarınca komprador bürokratik burjuva sınıf kliklerinin baskı aracı olan devleti yapılandırmak iken, bu bağlamda sorun tamamen egemenler arasında bir sorun iken, her zaman olduğu gibi kendi meselelerini halkın meselesi gibi sunan gerici sınıflar aralarındaki sorunu çözmek için halk kitlelerini manivela olarak kullanmaktadırlar. Bugün de iktidarlarını pekiştirmek veya aralarındaki dalaşta birbirilerine üstün gelebilmek için yürüttükleri dalaşı proletarya ve halk kitlelerinin sorunuymuş gibi sunmakta, halk kitleleri referandum oyunuyla manipüle edilerek bu soruna taraf yapılmak istenmektedir.
Devletin yeniden yapılanmasıyla birlikte, hakim sınıf klikleri arasında iktidar erkinde oynayan dengeler ve buna bağlı değişen klik çıkarları gereğince ilgili komprador burjuva-feodal kliklerin dalaşa düşmeleri veya dalaşlarının keskinleşmesi kaçınılmazdır. Bu anlaşılırdır!? Fakat bu meselede, proletarya ve halk kitlelerinin ‘’evet-hayır’’ şahsında iki klik ve dolayısıyla bunların iktidar çıkarlarına göre tercihte bulunması söz konusu olamayacağı gibi, anayasaları şahsında tüm komprador klik ve devlet düzenlerini boykot ederek tavır almaları devrimci sınıf çıkarları gereğidir. Bilinçli proletaryanın bundan başka bir tutum ve tavrı olamaz!
Çünkü, halk kitlelerinin onayına sunularak meşrulaştırılmak istenen anayasanın her hali gerici-faşist hakim sınıfların sömürü-zulüm ve baskı anayasasıdır. Proletarya ve halk kitlelerinin çıkarlarını değil, gerici sınıfların çıkarlarını temsil etmektedir bu anayasa. Bu anayasa halk kitleleri ve devletlerinin değil, komprador bürokratik burjuva sınıfları devletinin anayasasıdır.
Çünkü, değiştirilen haliyle de bu anayasa 80 AFC’sinin tüm ruhunu ve özünü taşımakta, ondan kopmamaktadır. Sömürü ve baskı düzenini ve bu düzen sahiplerini koruyup kollamaktadır. Eski anayasa olduğu kadar, değiştirilmiş hali de asla ve asla halktan yana bir muhteva taşımayıp, tam tersine proletarya ve halk kitleleri başta olmak üzere tüm ulus ve azınlıkların üzerindeki baskı ve sömürüyü pekiştirmekte ve boyunduruk altında tutmayı garantilemek istemektedir.
Faşist devlet ve sömürü düzenlerini tahkim etmeye yönelik yapılan anayasa değişikliği referandumu, komprador klikler arasındaki dalaşla evet-hayır cepheleşmesine yol açsa da, iki tutum özünde birdir. Gerçek anlamda ikinci cephe devrimci sınıf tutumu olan BOYKOT cephesidir.
Özetle, Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası ve ezilen emekçi halk kitlelerini kendi sınıf tavrı olan boykot tavrında birleşmeye ve faşist devletin faşist anayasasına karşı Demokratik Cumhuriyet Anayasası temelinde kendi mücadelelerini yükseltmeye çağırıyoruz.
Her Haliyle Hakim Sınıflar Düzeni Anayasasını Reddedelim!
Hakim Sınıflar Anayasasını Meşrulaştıran Referandumu Boykot Edelim!
Burjuva Oyunlara Karşı Alternatif Halk Anayasası İçin Mücadele Edelim!
Yaşasın Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Ve Anayasası!
Yaşasın Halk Savaşı”
Yorumlar
MKP
MKP: Sömürücü ve Irkçı Faşist Türk Devleti ve Bütün Kurumlarını Anayasa Referandumunda Boykot Edelim!
HABER MERKEZİ (09.09.2010)- Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası, çeşitli ulus ve azınlıklıklardan emekçi halk kitlelerine seslenen Maoist Komünist Partisi, “Evet- Hayır Aldatmacasıyla Faşist Düzenin Meşrulaştırılması Oyununa Karşı Her Alanda; Sömürücü ve Irkçı Faşist Türk Devleti ve Bütün Kurumlarını Anayasa Referandumunda Boykot Edelim!” çağrısında bulundu.
Her haliyle hakim sınıfların anayasanı red edelim açıklamasında bulunan MKP Siyasi Bürosu, Demokratik Cumhuriyet Anayasası temelinde devrimci iktidar mücadelesini büyütmek için mücadele çağrısı yaptı.
MKP tarafından yapılan açıklama şu şekildi: “Özel mülkiyet dünyasının sömürü ve egemenlik imtiyazı üzerine kurulu uluslar arası tekelci emperyalist devletler ve bunların sistemlerine göbekten bağımlı olan devletler, emperyalist dünya sisteminin yeni stratejik konseptlerine göre yeniden dizayn edilmektedir. Faşist komprador bürokratik burjuvazi ve büyük toprak ağalarının iktidarı durumundaki Türk devleti de bu dizayn sürecine dahil edilenlerden biridir.
Türkiye-Kuzey Kürdistan siyasi coğrafyasında hakim sınıf klikleri arasında çelişkilerin giderek keskinleşmesi ile seyreden ‘’demokratikleşme’’ patentli yeniden yapılanma süreci ve bu daire üzerinde yaşanan tüm gelişmeler Yeni Dünya Düzeni ve onun dominant ayağı olan Büyük Ortadoğu Projesi eksenindeki emperyalist stratejik projenin uzantısıdır. Halk oylamasına vesile edilen anayasa değişikliği bu kapsamdaki gelişmelerin bir parçasıdır.
Zira söz konusu anayasa değişikliği ne faşist hakim sınıflar anayasasını iğdiş etmektedir, ne çeşitli ulus ve azınlıklardan halk kitlelerinin ekonomik-demokratik talepleri, ezilen ulus ve azınlıkların ulusal demokratik talepleriyle ilgili ve ne de demokratikleşme ihtiyacıyla öngörülen değil, bilakis iktidar erkinin pervasız baskı ve sömürüsünün önünü sınırsızca açan bir öze sahiptir, bu ihtiyaçla gündemleştirilmiş bir anayasa değişikliğidir. ‘’Demokratikleşme’’, ‘’80 AFC’si ve bunun 82 anayasasıyla hesaplaşma’’ gibi safsatalar, aldatmaca olup mesnetsiz burjuva düellodan ibarettir.
Kara bir domuzun üzerinde bir-iki tel kılın beyaza boyanmasıyla domuzun beyaz olduğunu ileri sürmek ise, son derece gülünç bir iddiadır. Buna kanmak, burjuva devletin gönüllü savunusuna girmek değilse bile, en hafif değimiyle sınıf bakış açısından yoksun olmak anlamına gelecektir.
Özellikle AKP eliyle geliştirilen tasfiyeci süreç, devletin yapılanması projesinin önündeki antagonist çelişki engelini ifade eden Komünist ve devrimci hareket ile silahlı ulusal hareketin düzen içine çekilerek, bu vasıtayla da geniş halk kitlelerinin düzene yedeklenmesini içermektedir. Reformist-revizyonist tün burjuva liberal tasfiyeci kesimler niyetli ya da niyetsiz bu dümene hizmet etmektedirler. Halk kitlelerini ‘’evet’’ ya da ‘’hayır’’ etrafında gerici düzenin faşist anayasasını onaylamaya çağırmaktadırlar. Demokrat, ilerici, hele sosyalistlik ve sol-devrimci geçinen malul çevre adına bu tavır utanç vericidir.
Ana mesele emperyalist dünya sisteminin çıkarları uyarınca komprador bürokratik burjuva sınıf kliklerinin baskı aracı olan devleti yapılandırmak iken, bu bağlamda sorun tamamen egemenler arasında bir sorun iken, her zaman olduğu gibi kendi meselelerini halkın meselesi gibi sunan gerici sınıflar aralarındaki sorunu çözmek için halk kitlelerini manivela olarak kullanmaktadırlar. Bugün de iktidarlarını pekiştirmek veya aralarındaki dalaşta birbirilerine üstün gelebilmek için yürüttükleri dalaşı proletarya ve halk kitlelerinin sorunuymuş gibi sunmakta, halk kitleleri referandum oyunuyla manipüle edilerek bu soruna taraf yapılmak istenmektedir.
Devletin yeniden yapılanmasıyla birlikte, hakim sınıf klikleri arasında iktidar erkinde oynayan dengeler ve buna bağlı değişen klik çıkarları gereğince ilgili komprador burjuva-feodal kliklerin dalaşa düşmeleri veya dalaşlarının keskinleşmesi kaçınılmazdır. Bu anlaşılırdır!? Fakat bu meselede, proletarya ve halk kitlelerinin ‘’evet-hayır’’ şahsında iki klik ve dolayısıyla bunların iktidar çıkarlarına göre tercihte bulunması söz konusu olamayacağı gibi, anayasaları şahsında tüm komprador klik ve devlet düzenlerini boykot ederek tavır almaları devrimci sınıf çıkarları gereğidir. Bilinçli proletaryanın bundan başka bir tutum ve tavrı olamaz!
Çünkü, halk kitlelerinin onayına sunularak meşrulaştırılmak istenen anayasanın her hali gerici-faşist hakim sınıfların sömürü-zulüm ve baskı anayasasıdır. Proletarya ve halk kitlelerinin çıkarlarını değil, gerici sınıfların çıkarlarını temsil etmektedir bu anayasa. Bu anayasa halk kitleleri ve devletlerinin değil, komprador bürokratik burjuva sınıfları devletinin anayasasıdır.
Çünkü, değiştirilen haliyle de bu anayasa 80 AFC’sinin tüm ruhunu ve özünü taşımakta, ondan kopmamaktadır. Sömürü ve baskı düzenini ve bu düzen sahiplerini koruyup kollamaktadır. Eski anayasa olduğu kadar, değiştirilmiş hali de asla ve asla halktan yana bir muhteva taşımayıp, tam tersine proletarya ve halk kitleleri başta olmak üzere tüm ulus ve azınlıkların üzerindeki baskı ve sömürüyü pekiştirmekte ve boyunduruk altında tutmayı garantilemek istemektedir.
Faşist devlet ve sömürü düzenlerini tahkim etmeye yönelik yapılan anayasa değişikliği referandumu, komprador klikler arasındaki dalaşla evet-hayır cepheleşmesine yol açsa da, iki tutum özünde birdir. Gerçek anlamda ikinci cephe devrimci sınıf tutumu olan BOYKOT cephesidir.
Özetle, Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası ve ezilen emekçi halk kitlelerini kendi sınıf tavrı olan boykot tavrında birleşmeye ve faşist devletin faşist anayasasına karşı Demokratik Cumhuriyet Anayasası temelinde kendi mücadelelerini yükseltmeye çağırıyoruz.
Her Haliyle Hakim Sınıflar Düzeni Anayasasını Reddedelim!
Hakim Sınıflar Anayasasını Meşrulaştıran Referandumu Boykot Edelim!
Burjuva Oyunlara Karşı Alternatif Halk Anayasası İçin Mücadele Edelim!
Yaşasın Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Ve Anayasası!
Yaşasın Halk Savaşı”