Devletin ‘solcu’ kolluk güçleri

x

Türk solunun örgütlerinden dört tanesi geçen yaz bir iki kez ortak eylem düzenledi, ortak bir pankartın arkasında yürüdü.
Sonra olmadı. Birleşmeyi beceremediler.
Büyük olasılıkla, uzun toplantı masasının bir ucundaki Mustafa Kemal fotoğrafının altına hangisinin, diğer uçtaki Stalin büstünün yanına hangisinin oturacağı konusunda anlaşma sağlanamadı; ayrıldılar.
Ya da yürüyüşlerde kimin önde yürüyeceği, kimin pankartının daha koyu kırmızı olacağı gibi, sosyalizmin temel sorunları hakkında görüş birliği sağlayamadılar belki.
Ama bu yaz her şey daha iyi gidiyor. TKP, EMEP, ÖDP ve Halkevleri nihayet kalıcı bir birlikteliğe doğru emin adımlar atıyor.
Ben çok umutluyum. Nihayet sağlam bir anlaşma zemini bulundu çünkü: Mevcut Türk devletini mevcut haliyle korumak; halktan ve halkın temsilcilerinden gelen tüm saldırılara karşı devleti savunmak.
Bu, sosyalizm için, devrimciler için o kadar önemli bir görev ki, dört örgütün aralarındaki ufak tefek farklılıklar bu tarihsel görevin yanında tümüyle önemsiz kalıyor!
Dört örgüt, Ergenekon’un avukatlığından, asker ve bayrak hayranlığından, Genelkurmay şakşakçılığından, İslam düşmanlığından, halka karşı devlet savunusundan yola çıkıp nihayet bir sosyalistin gelebileceği en anlamsız noktaya geldi. Otuz yıldır değiştirilmesi gerektiğini söyledikleri 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesine “Hayır” deme noktasında buluştular!
Niye “Hayır”? Tek nedeni, değişiklikleri AKP hükümetinin öneriyor olması. Ama bunu böyle söylemek anlamlı olmayacağı için, daha da anlamsız bir şey söylüyor anlamsız dörtlü: “Ben Anayasa’nın toptan değişmesini istiyorum, o yüzden değişikliklere hayır”! Üç yaşında bir çocuk bile güler!
Mesele referandumda ne oy verileceği hakkında bir görüş ayrılığı olsa, karşılıklı ikna çabalarıyla tartışmalar sürer.
Ama mesele Kemalist devletin savunusu, TKP’nin ifadesiyle “Cumhuriyet’in kazanımlarının korunması” olunca, tartışmaya gerek kalmıyor, dörtlü çete polisiye önlemlere başvuruyor, devletin kolluk güçlerinin görevini üstleniyor.
Cumhuriyet’in önemli kazanımları arasında olan yüksek yargıyı, Anayasa Mahkemesi’ni, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu korumak tartışarak filan olmaz. İş başa düşmüştür, zor kullanmak gerekir.
Zor kullanmak sözkonusu olduğunda, TKP ve EMEP biraz geri planda kalır, ÖDP ve Halkevleri’nin çapulcu sürüsü kahramanca öne atılır. Kırk yılda tek bir fikir üretememiş olan Dev-Yol geleneği şiddet üretmekte ustadır.
Önce, halkoylamasında “Evet” oyunu savunanların susturulması ve sindirilmesi gerekir. “Ne demek lan 12 Eylül Anayasası’nı delmek! Sen misin lan Yüksek Yargı’ya el uzatan!”
İstanbul’da bir toplantıda devletin mevcut mekanizmalarına dil uzatma cesaretini gösteren Adalet Ağaoğlu’ya ve Osman Can’a yumurta fırlatmak Halkevleri’ne düşer.
İzmir’de bir panelde mevcut devleti eleştiren Ferhat Kentel, Nabi Yağcı ve yine Osman Can’a yağlıboya fırlatmak ÖDP’ye düşer.
Toplantıları dinlemek, katkı yapmak ve tartışmak isteyen İstanbul’daki 250, İzmir’deki 600 kişi, karşı devrimci bir faaliyette bulunduklarının farkında olmadıkları için, Dev-Yol geleneğinin yumurta ve yağlıboyalarının ne kadar devrimci ve demokrat araçlar olduğunu kavrayamamış atmaları bu yüzdendir herhalde.
Dev-Yol’un devrime ve demokrasiye önemli bir katkısı oldu bu hafta.
Osman Can, Balıkesir ve Akhisar’da yapacağı toplantıları iptal etti. “Durumun göründüğü gibi olmadığını, tehditlerin farklı boyutlarda olduğunu, ailesi ve çocukları ile ilgili olduğunu, bundan sonraki bütün konferanslarını iptal ettiğini” söyledi.
Tehditlerin dörtlü çeteden kaynaklandığını sanmam. Devletin savunucularından değil, bizzat kendisinden gelmiştir. Ama sonuç olarak ne oldu? Ergenekon, Halkevleri ve ÖDP elbirliğiyle Osman Can’ı susturdu.
ÖDP’ye ve İzmir’deki şeflerine saygılarımı sunarım. Devlet mekanizmasını eleştiren bir sesi susturmayı başardınız. Türkiye sosyalizmi size ilelebet müteşekkir kalacaktır.
Ben sosyalizmi sizin gibi Mustafa Kemal ve Stalin’den değil, Marx ve Lenin’den öğrendim. O nedenle yanılıyor olabilirim. Ama benim bildiğim, ‘sosyalist’ diye devletle mücadele edene denir, burjuvazinin devletini savunanlara değil.

08.09.2010/Taraf Gazetesi

ronmargulies@btinternet.com

Yorumlar

AKP zağarları ve kralın soytarıları -Samut Karabulut

"Yemez ama Evetç"ilere sesleniyoruz. Bu gün İMF ve emperyalizmin uşağı AKP'nin size olan hamiliğine çok güveniyorsunuz ya. Size sosyalizm, devrim,işçi gibi kavramları kirlettirmeyeceğiz.'Keser döner sap döner; gün olur hesap döner!
Roni Margulies adlı bir AKP zağarı, bizi paçamızdan ısırarak yıldırabileceğini sanmış. Bildiği ne kadar yalan, sahtekarlık ve çamur varsa bulaştırmaya çalışıyor.

Soytarıların saldırısına sebep, Kolektifçi gençlerin yumurtalı protestolarıdır. Ne yapmışlardır devrimci gençler? Daha önce AKP’li sahtekarlara yaptıkları gibi yumurta fırlatmışlardır. Ama akıl fukarası sol soslu liberaller anlamamışlar mesajı. Tekrar edelim: “Siz, AKP’lilerden farklı hiçbir muameleyi hak etmiyorsunuz. Siz, kralın soytarıları, AKP tarafındasınız bunu herkese anlatmaya çalışıyoruz siz de anlayın bunu.”

“Devletin mevcut mekanizmalarına dil uzatma cesareti gösteriyorlarmış”, kağnı gölgesindeki yiğ-İtler. Bu kahraman, gözü kara radikal demokratlar düne kadar neredeydiler? Devrimciler 12 Eylül faşizmi tarafından toplu işkencelerden, tecavüzlerden geçirilirken “küfür romanları”nı yazanlar mı 12 Eylül Anayasasına karşı demokrasiyi savunuyorlarmış. Generaller, liberaller, ulusalcılar, milliyetçiler, Evrenler, Özallar, Demireller zamanında en küçük muhalefet dahi ancak korsan gösterilerle yapılabilirken neredeydiler. Üvey ağabeyleri “our boys” Kenan Evren devrimcileri beslemeyip öldürürken, Öz ağabeylerinden liberal Özal iktidarı zamanında Devrimci Yolcu Hıdır Aslan, İlyas Has idam edilirken neredeydiler, şimdilerde Vaşington menşeli “taraf”larında ‘JR our boys’ olarak görev yapanlar.

AKP gölgesinde askerlerle-genelkurmayla-ergenekonla savaşan yiğ-İt, devrimcileri sosyalistleri, Ergenekonculukla-asker hayranlığıyla-genelkurmaycılıkla suçlamış. Buna dair ellerinde yazılı, görsel, sözlü bir kanıt var mı? Yok! Soytarılar bu sefer küfür romanları yerine doğrudan küfrü seçmişler. Peki, kendilerinin AKP+ABD gölgesi olmadan bir direngenlikleri görülmüş müdür? O da yok! Ne güzel bir faşizme, darbelere karşı direniş yolu bulmuşlar: yeni faşizmin gölgesinde direniş! Oysa çemkirdikleri Halkevleri’nin önceki Genel Başkanı Abdullah Aydın “bölücülük ve sınıf kışkırtıcılığından” iki defa ceza aldı, hapis yattı. Şimdiki Genel Başkanı İlknur Birol ise, Mehmet Ağar Adalet Bakanı iken sözünü söylemiştir ve hafifletici sebep için “pişman mısınız” diye soran yargıca “bizde katile katil derler” cevabı vererek cesaretin ne olduğunu soytarılara göstermiş, bedelini de hapis yatarak ve öğretmenlikten atılarak ödemiştir. Tayyip Erdoğan’ı hapisten kurtaran madde gereği İlknur Birol’un da öğretmenliğe dönmesini engelleyen ve bu nedenle AİHM’de mahkum olan “kendine demokrat” AKP’nin Milli Eğitim Bakanlarıdır; soytarılar bunu da bilsin.

EMEP, ÖDP, TKP ve Halkevleri’nin birlikte yaptığı işlere içerlemiş Soytarı. Geçen yaz yaptıklarımıza da laf etmeye çalışmış ama ne yaptığımızı hatırlamak istememiş. Geçen (yaz değil) sonbahar “Kürt sorununda demokratik çözüm” için ve kışın da Tekel Direnişi’yle dayanışma için bir araya gelmiştik. Her ikisinde de mevcut tekelci sermaye devletine, emperyalizmin yeni mümessili AKP’ye karşı ezilen halkların ve işçilerin haklarını savunmak için bir araya gelmiştik. O sıralarda soytarılar örgütü DSİP, kış ortasında işçileri Sıhhiye Havuzuna döken, sabah namazına giden işçinin katili AKP’lilerle, Nazlı Ilıcak’la, Dilipaklarla, Pensilvanya menşelilerle ortak eylem yapıyordu. Cesaretle darbelere ‘dur’ diyorlardı. Oysa dur dedikleri darbe, Vaşington’dan destek almadığı aksine Pensilvanya’dan köstek yediği için çoktan ‘Dur’muştu. Bunun üzerine ‘cesaret’lenmiş soytarılar teneke kutulardaki çakıl taşların şıngırtısıyla darbeleri durduruyorlardı. O sırada Ankara’da işçiler, eksi 15 derecede demokratikleşmeye razı ediliyorlardı. Bir ara DSİP bildirileri de orada görünmedi değil, okkalı küfürlerine mazhar oldukları işçilere Ergenekon’a “alet olmamalarını” öğütlüyorlardı.

AKP zağarları sosyalizm adına ders vermekten vazgeçmemişler. Oysa devrimci gençlerimizin öfkesi bunadır. Liberalseniz liberal olun, gericiyseniz gerici, faşistseniz faşist, sermaye ajanı iseniz öyle olun. “Ya olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olun!” Ama “devrimci”, “sosyalist”, “işçi” sıfatlarını kullanamazsınız. Bunları kullanarak halk düşmanlığı yapamazsınız. Bu gençlerin idolu Tayyip Erdoğan değil, Che’dir. Hırsızlardan, alçaklardan, kalpazanlardan, dolandırıcılardan biz sorumlu değiliz ama devrimci, sosyalist sıfatları kullanılarak kalpazanlık, hırsızlık, dolandırıcılık, alçaklık yapılmasına izin vermeyiz. Bu sıfatları kullanarak devrimci düşmanlarına, işçi düşmanlarına, kadın düşmanlarına, gericilere, faşistlere, homofobiklere, zenofobiklere inandırıcılık kazandırmanıza izin vermeyiz. Kalpazanlıkla halkı aldatmanıza izin vermeyeceğiz. Ne yapacaksanız gerçek kimliğinizle yapın. Aksi durumda her adımınızda devrimcilerin maskenizi indireceğinden kuşkunuz olmasın.

Kimi eylemler vardır, sapla samanı birbirinden ayırır. Öyle uzun laflara gerek yoktur. Eylemin şekli dahi önemsizdir. Yapılan tonlarca rezillik basit bir hamleyle gözler önüne serilir. Yumurtanın marifeti budur. Çıkardıkları gürültüden sanırısınız ki aynı gün öldürülen dokuz Kürt gencin öfkesini yayıyorlar. Oysa üç yumurtadır bütün olay ve ardından herkesi pozisyon almaya zorlayan.

AKP soytarısı, devrimci gençleri derdest ettikleriyle övünüyor. Bilmez ki bu gençler Trabzon’da binlerce AKP’linin içinde Tayyip Erdoğan’a da “Karadeniz uşağı Amerikan uşağı olmayacak” sloganı eşliğinde yumurta fırlatmış ve Hrant Dink katledildiğinde dört gün boyunca dövüşe dövüşe Trabzon Meydanı’na kardeşlik standı kurmuştur. Bilmez ki mayasında Mahir, Deniz, İbo olanlar linçlere pabuç bırakmazlar.

AKP’nin zağarı, Halkevcilere ve ÖDP’lilere “çapulcu sürüsü” demiş. Devrimcilere ve sosyalistlere ilk kez bunlar çapulcu demiyor. Kenan Evren böyle diyordu, sonra patronlar sendikalara ve grevci işçilere. MHP’li faşistler de böyle diyerek grevlerin kurşunlamalarını meşrulaştırıyorlardı. Daha eskiye gidersek beyler Köroğlu’na “çapulcu” diyordu, soylular açlara. Emperyalistler Somalili korsanlara Tayyip Erdoğan ve Melih Gökçek Halkevcilere “çapulcu” diyor. Çapul, malların yağmalanması, ele geçirilmesi ve mala karşı suç işlenmesi anlamına gelir ki sınıfsal bir kavramdır. Okullara parasız kayıt yaptırdıkları için, ulaşım zamlarına karşı turnikelerden atladıkları için parasız sağlık hakkını, barınma hakkını savundukları için, Halkevcilere çapulcu diyenlere de halk çapulcu diyor. Halka ait olanı çaldıkları; HES’lerle dereleri, suları yağmaladıkları için, kentsel dönüşümle barınma haklarını yağmaladıkları için, özelleştirmelerle halkın mallarını yağmaladıkları için AKP’ye ve eskisiyle, yenisiyle, otantiği ile sermayenin tamamına çapulcu diyor, halk.

“Kırk yılda tek bir fikir üretememiş olan Dev-Yol geleneği şiddet üretmekte ustadır” demiş, AKP zağarı. Tabii ki biliyordur Samsun’da, Konya’da, Adana’da 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin yıldönümünde protesto gösterisi yapanların ve evinde Deniz ve Mahir posterleri bulunduranların ve de 1 Mayıs Mitinglerinde slogan attıranların THKP/C Devrimci Yol/Devrimci Gençlik/Öğrenci Kolektifleri terör örgütü davasından “özel yetkili mahkemelerde” yargılandıklarını. Aklınca davaya daha derin bir nitelik kazandıracak. AKP’nin dahi diyemediğini demeleri artık bir “cesaret” eseri mi yoksa görev gereği mi bilinmez ama bu davaya müdahil olup da “durun bunlar Ergenekoncu” demelerine az kalmışa benziyor.

“Dev Yol”a küfrederken krala da çaktığı selam gözden kaçmasa da söylemek isteriz şunları.

Veysel Güney boşuna mı mezarsızdır uğursuz zağar. O’nun idama götürülürken bile işkence görmesine sebep apoletli faşizmin seninkinden kat kat fazla Devrimci Yol kinidir. Ve çıplak keskin sınıf kinidir ki; Vaşington’da, New York’ta, Pensilvanya’da döllenmiştir. Sizlere bulaşan da bu kindir. Halk demişsin ya, ne der halk “zalimin ekmeğini yiyen de zalimdir.” 12 Eylül’ün en karanlık günlerinden beri küfretmekte olduğunuz, halkın sadece dağa taşa yazdığı değil türküler yaktığıdır. Sizi de efendilerinizi de öfkelendiren budur. Devrimci Yol, Kızıldere’nin mirasının üzerine direniş komiteleridir, Fatsa’dır, Yeni Çeltek’tir, Tariş’tir, işyeri komite ve konseyleridir, Yeraltı Maden İş’tir, ODTÜ ÖTK’dır, Dev Genç’tir, idam sephasında Mustafa Özenç’tir, kahpe pusularda Mine Bademci’dir, Diyarbakır zindanında Orhan Keskin’dir, 87 Gençlik Hareketidir, 89 İşçi Baharıdır, kamu emekçilerinin sendikalaşmasıdır-KESK’tir… Halkımızın öz gücüdür, bağımsız örgütlenmesidir.

Peki ya siz kimsiniz?

*Samut Karabulut
Halkevleri Genel Başkan Yardımcısı

ron haklı beyler dağılalım

tarafın kahbe yazarı nazlı ılıcağın abdurrahman dilipğın kucağında fazla kalmışki o kadar dönekleşmişki kendini alamamış devrimcilere saldırıyor küfürler ediyor sizler her zaman var oldunuz bundan sonra iktidar finoları olarak gene var olacaksınız ama sizlerin sonu tarihin çöplüğüdür.hizmettiğiniz kulluğunu yaptınız emperyalistler günü geldiğinde sizinde götünüze tekmeyi sokacaklarıdır.

12 eylul fasist darbesinde 9 yasindaydim...12 eylulun provasi olan 11 temmuz nokta operasyonu doneminde bizzat cocuk yasta siddete maruz kaldim ve bu duruma gerekce akrabalarimin devrimci olmasidir...fikri sonmezin terzi dukkaninin sahil tarafinda bulunan yoldas kitabevi gozlerimin onunde sivil fasistler tarafindan bombalandi(ki bu bombalama isini yapanlar simdi akp li)...yine devrimcilerin,halkin kanina eli bulasmis maskeli fasistler mahallemizde askerlere yer gosterirken cocuk gozlerle olan biteni izliyordum...nazli ilicak denen darbe saksakciligi yapan orospuya gelince...o donemde cocuk yastaki insanlari tercuman gazetesinde hedef gosteren,fatsayi lanetleyen bu darbenin profesyonel fahisesini ta o gunden gonlumdeki olum listesinin ikinci sirasina koymustum(ki birinci hedef kenan evrendir)....nasil ki,12 eylul amerikanci fasist cuntasi 24 ocak kararlarinin yasama gecirilmesi icin EMPERYALIZMIN VE ISBIRLIKCI OLIGARSININ CIKARLARI ICIN ASKERLERCE YAPILMISSA,bugungu akp nin gerceklestirdigi anayasa degisimi de yine EMPERYALIZMIN VE ISBIRLIKCI OLIGARSININ CIKARLARI ICIN SIVILLERCE YAPILMISTIR...sonucta asker ve ya sivil olmalari fark etmez...damgasini emperyalizm vurmustur....kenan evrenden olma nazli ilicaktan dogma yeni anayasa degisikliginin hic bir hukmu halkimizin acisindan yoktur.ki bunu benim gibi ilk okulu 3. siniftan terk eden bir insan bilince cikariyorsa fazla da soze gerek kalmiyor demektir.ama hic de durum boyle degil.kendine solum,demokratim diyen kimi gazeteciler,aydinlar utanmazca nazli ilicaklarla 12 EYLULUN BASKA POLITIKALARLA DEVAM ETMESI DISINDA HIC BIR ANLAMI OLMAYAN yeni anayasa degisikliginde saf tutabiliyor.ve halkimizi soldan aldatmak icin emperyalizmin,oligarsinin demokrasicilik oyununa alet olabiliyor....yine elestirebilecegim bir konu da devrimcileredir...kenan evrenleri,nazli ilicaklari kopekliklerini yaptiklari sistem tarafindan cezalandirilmalrini istemek ve yalnizca bu taleple yetinmek son derece yanlistir...fatsa sokaklarinda OLIGARSI MEZARA HALK IKTIDARA yaziyordu...HALKA KALKAN ELLER KIRILACAKTIR yaziyordu...hani devrimci siddet,hani emperyalizmin askeri ve sivil fahiselerini cezalandiracak kuvvet?