BİR BOYKOT DA BENDEN ASLANIM! AYKAN ERDEN

Enver Gökçe'nin: “Bir mermi de benden aslanım” dediği gibi: “bir boykot da benden aslanım” diyorum ve gücünü devrimcilerden, Kürtlerden ve ezilenlerin inancından almış bir çabanın politik sonuçlarını başım gözüm üzerine kabül ediyorum, bir boykot da benden....

BİR BOYKOT DA BENDEN ASLANIM !

Enver Gökçe, “İlk Adım” adlı şiirine: “Bir mermi de benden aslanım bir mermi de benden” diyerek başlar ve: “Her zaman böyle döğüşeceğiz :Gırtlak gırtlağa, diş dişe, tank tanka. demokrasi için, eşitlik ve hürlük uğruna" diye devam eder. Belki de Gökçe'nin dediği günlerden geçmekteyiz. At izinin it izine karıştığı kalabalık ve tozlu yollarında yürümekteyiz ülkenin. On yıllardır çekmediğimiz kahır, düşmediğimiz toprak, katlanmadığımız yoksulluk, örselenmemiş duygumuz, inkar edilmedik kimliğimiz kalmadı. 12 Eylüllerin zifiri zindanlarında yattı; kızlarımız, oğullarımız; dağlarda, koyaklarda kışlalarda ölümle tanıştı narin bedenler.

Peki özgürlük ne menem bir şeydir ki bize çok görüldü ve bedenler bedel dergahında dara çekildi? Yoksulduk; yoksuldu Türk emekçisi, ekmek bir zenginin sofrasından çöpe akarken o yoksul, çöplerden ekmek çıkarma derdindeydi. Yoksuldu Kürtler ve diğer halkların milyonlarca evladı. Eğitimsizdik, eğitimsizdi kadınlar, çocuklar ve erkekler; okul istedik, bilginin aktığı sıralar özledik, vermediler. “İnsanlık için bilim” diyen onlarca bilim insanını üniversitelerden kapı dışarı ettiler. Adalet istedik adalet istedi haksızlığa uğrayanlar; ama başını dik tutana adaletin terazisini boş tuttular, çalana çırpana teraziler dolusu özgürlük verdiler. Ermeniler acılarını anımsattılar, Hrant bir sokağın ortasına kanının üzerine düştü, Aleviler her inancın mensubu nasıl yaşıyorsa öyle yaşamak istediler, periyodik olarak on yılda bir katledildiler, ibadet evlerine cümbüş evi denildi, ramazanda oruç tutmadıkları iddiasıyla kampüslerde, kışlalarda öldürüldüler, aşağılandılar.

Kadınlar, erkeklerle eşit yaşamanın çabasını verirken tecacüze uğradılar, joplandılar, dövüldüler, bıçaklandılar, öldürüldüler. Devrimciler yaşanılası bir dünya ve ömür için mücadeleye kucak açtıklarında, cezaevleri ve sokak infazlarıyla karşılaştılar. Kürtlerin belki de dünyanın en masumane isteği olan anadillerinde kendini ifade etme, varlığının tanınması, dünya halkları bahçesinde gül olup açma gibi talepleri hiçbir şekilde karşılık görmedi. Yıllardır, kardeş Türk halkının sahip olduğu hakları istediler ve bu onların hakkıyken, köle olarak yaşamaları istendi onlardan. Mezarlarını dahi bilmedikleri evlatları var onların. Dağlarda, cezaevlerinde, sürgünlerde yavruları varken bile barış dediler, analar ağlamasın dediler ve hala da o barışın kapısını çalmaya devam ediyorlar. Ortada onbinlerce ceset ve milyonlarca kanamış yürek var; ama özgürlük bizlere; Kürtlere, yoksul Türk emekçisine, Alevilere, Ermenilere ve ezilen tüm sınıf ve halklara hala çok görülmekte.

İşte böylesi bir tablonun orta yerindeyiz ve bir referanduma doğru akıyor zaman. Bir tarafta AKP, bize sormadan ve daha da önemlisi hiçbir talebimizi dikkate almadan hazırladığı bir paketi oylamamızı ve dahası EVET dememizi istiyor; bizden uzak olsun, hakların verilmediğini alındığını onlarca belki de yüzlerce yıllık ezilenlerin mücadelesinden öğrendiğimiz çok oldu. Bu referandum, ezilenlerin üstünden atlanarak oylamaya sunuluyor. Onların talepleri ve mücadeleleri gözardı ediliyor, “siz istemeyin, bizim verdiğimizle yetinin” deniliyor. Havada kötü kokular var ve bizden gül bahçesindeymişiz gibi davranmamız isteniyor. Hükümetlerin geçici, hak alıcı solukların uzun erimli olduğunu kendi tarihimizden çıkardığımız unutuluyor; ama biz yine ve yeniden hatırlatacağız.

Diğer yandan CHP ve MHP ise “hayır” dememiz için ellerinden geleni yapıyor. Hayır demeleri daha çok özgürlük istedikleri için değil, haşa! Onlar “yaprak kıpırdamasın, rüzgar esmesin, Kürtler, Aleviler, yoksul Türk emekçileri, kadınlar ayrıca diğer ezilen halk ve katmanların sonsuza kadar nasıl yaşıyorlarsa öyle kalmalarını istedikleri için hayır diyorlar. Birisi hakiki sağcı, diğeri çakma solcu olan bu iki partinin yüzyıl öncesinde donup kalan fikirlerinin binlerce kez yıprandığını ve aşınıp aşıldığını bilmemeleri imkansız; ama yine de diretiyorlar. AKP'yi devleti ele geçirmek istemekle suçluyorlar; fakat devletin kimin elinde olduğunu açıklama zahmetinde bulunmuyorlar. Evren Paşaların, patronların ve MGK'nın hakkını yiyorlar. Onlar birbirlerinin hakkını yiyedursunlar! Biz haklarımızı savunmaya devam edeceğiz.

Yine solda olan bugüne kadar birçok alanda Ezilenlerin ve Emekçilerin Boykot Cephesi'nin bileşenleriyle aynı yolda yürüyenlerin bir bölüğü de Hayır cephesine katılmış bulunuyor.Bunların CHP ve MHP gibi düşünmedikleri kuşkusuz doğrudur; ama bu ülkenin görüp göreceği en baskıcı anayasası olan 12 Eylül'e hayır demenin yolunun boykot olduğunu da gözardı ederek siyaset sahnesinde yer almaya çalışıyorlar. Hayır için öne sürdükleri argümanlar oldukça zayıftır! Ortadoks devlet aygıtını ayakta tutmak dışında hiçbir getirisi olmayacak hayır oyu MHP ve CHP'nin hanesine yazılacak bir artı dışında hiçbir şey ifade etmeyecektir. MHP, CHP ve AKP'yi arenada başbaşa bırakıp tirübünleri örgütlemek temel görev olmalı diye düşünmekteyiz.

Geriye son ve gerçek bir seçenek olarak BOYKOT kalmaktadır. Birincisi boykotun hukuki bir sonucu yoktur ve bizim derdimiz de evet ve hayır oyları arasında mekik dokuyarak politika yapmak değil, nesnel verili durumda ezilenlerin çıkarları için konumlanmaktır. Hukuki sonuçtan çok politik sonuç elde etmek şu konjonktürde hem daha olası hem daha gerçekçi bir tavırdır. Evet ve hayırcılar bizi yakın markaja almış durumdalar, bizi seçeneksiz olduğumuz konusunda iknaya çalışmaktalar. CHP ve MHP, hayırcılar olarak zaten yıllardır mücadele ettiğimiz zihin ve pratiğin en süzme aktörleridir, burda sorun yok; burda kafa karıştıran AKP'dir. AKP, Lenin'in dediği gibi “bir adım ileri iki adım geri” taktiği ile ezilenleri yedeklemeye çalışmaktadır. O bir adım ileri de oldukça tartışmalıdır ve bir illizyondan ibarettir.

Ezilenler için belki de en büyük talihsizlik mücadelesini görünür kılamamak, bağımsız kimliğini koruyamamak ve sürece bir cephe olarak müdahele edememek olur. Bu bakımdan Kürtleri kuyruğuna bağlamaya çalışanlara, Alevilerle adeta dalga geçenlere, yoksulların alınterini görmezden gelenlere, kadınları köle olarak görenlere karşı topyekün bir karşı çıkışın bir ismi ve cismi olsa gerektir. Bunun adı da kuşkusuz boykottur. Boykot, hem iktidara hem de fikirleri iktidarda olup kendileri muhaleftte olanlara, varlığımız karşısında üç maymunu oynayanlara, irademizi sınayanlara, 12 Eylül anayasasına, yamayasasına muhtaç olduğumuza inanlara, çapımızı ve gücümüzü görmek isteyenlere, bizleri kendi arka bahçeleri olarak görenlere, bizi kendilerine muhtaç kılmak isteyenlere, bizlere sürekli: “yetinin” diyenlere, bize kurulmuş robotlar gibi evet veya hayıra ikna etmeye çalışanlara karşı açılmış bayrağın adıdır. Boykot sürecinde ortaya koyacağımız tavır, ayaklarımızın yere daha sağlam basmasını sağlayacak ve ezilenlerin anayasasını yapmak için daha da şevklendirecektir, evet ve hayırın bizim için hiçbir anlam ve önemi olmayacak olan hukuki sonuçlarının hukuksuzluğu karşında, politik kazancımızın daha büyük ve değerli olacağı kuşkusuzdur, Kürtlerin, yoksul Türk emekçilerinin Alevilerin, Kadınların ve gençlerin azmi ve mücadelesi yeni ve bizim olan bir hukuk için yeteri kadar güçlüdür ve umut vericidir. Enver Gökçe'nin: “Bir mermi de benden aslanım” dediği gibi: “bir boykot da benden aslanım” diyorum ve gücünü devrimcilerden, Kürtlerden ve ezilenlerin inancından almış bir çabanın politik sonuçlarını başım gözüm üzerine kabül ediyorum, bir boykot da benden....

AYKAN ERDEN Şair-Yazar

Yorumlar