İC'nin Hayır Kararının Kısa bir Eleştirisi

İC'nin Hayır Kararının Kısa bir Eleştirisi

İC'nin Hayır Kararının Kısa bir Eleştirisi

İşçi Cephesi, 12 Eylül referandumunda aldığı Hayır kararını açıklayan bir dizi yazı yayınladı. Bu yazılardan, ''Bir adım ileri iki adım geri'' (28.07.2010) yazısının İC'nin hayır kararının gerekçelerini iyi bir şekilde açıklıyor. Bu nedenle, yazı da ileri sürülen tezlere bakmakta yarar vardır:

1- ''AKP hükümetinin güvenoyu almaması; hak ve özgürlüklere yeni saldırıların önünün daha da açılmaması için HAYIR diyoruz.''
2- ''zapturapt altına alınan bir toplu sözleşmeye koca harflerle demokrasi adı verilmesini kabul etmediğimiz için HAYIR diyoruz.''

3-'' Taksit taksit özgürlük ve demokrasiyle gerçek demokrasinin önünün kesilmesini kabul etmediğimiz için HAYIR diyoruz''

4''Kürt, Ermeni, Alevi....açılımlarıyla..AKP hükümetinin Anayasa kısmi değişiklik paketinin bir tek maddesinde bile bunları anmamasındaki riyakârlığı gördüğümüz için HAYIR diyoruz.
5-''12 Eylül Anayasası’nı yamalarla sürekli kılma ve onu bu şekilde normalleştirme girişimlerine geçit vermemek için HAYIR diyoruz.''

Yukarıda ki satırlara yansıyan gerekçeleri kısaca özetlerek, İC, AKP hükümetine güven oy vermemek, anayasa paketi bir demokratikleşme anlamına gelmediği için bunu onaylamamak ve 12 Eylül anayasasının devamı sağlamamak için Hayır demektedir.

Ancak, hayır kararının gerekçeleri yukarıda ki maddeler ile sınırlı değildir, evet ve boykot kararını eleştirdikleri bölümde,

''Bir süredir ise askeri darbe anayasası artık patronların bir kısmına dar gelmekte. Bu nedenle Anayasa’da bazı değişiklikler istiyorlar; çünkü dün emekçileri zapturapt altına almak için kendilerine hizmet eden bu Anayasa’yla belirlenmiş yönetim ve yargı organları, bugün ayaklarına bağ oluyor. Bu nedenle vazifesini tamamlayan kurum ve maddeler değiştirilerek ve/veya tarihin çöplüğüne atılarak 12 Eylül askeri darbe Anayasası’na 2010 model bir görünüm verilmek isteniyor.

Amaçları, hem devlet kurumlarını daha güçlü biçimde ellerine geçirmek, hem de ve daha önemlisi, emekçilerin ve Kürt halkının devrimci demokratik istemlerini, kısmi Anayasa yamalarıyla daha uzun süreliğine susturabilmektir. Ve bu değişiklikleri yapabilmek için şimdi de emekçilerden ve Kürtlerden “EVET” demelerini istiyorlar.'' denmektedir.

Kısacası, Türk burjuvazisi, kendisine artık dar gelen 12 Eylül anayasasını değiştirerek, memleketi istedikleri gibi serbestçe sömürmek isterken, yönetim ve yargı organları onların ayaklarına bağ oluyor! AKP'nin amaçı devlet kurumlarını daha güçlü bir şekilde ele geçirmek ve demokratik mücadeleyi susturmaktır.

Öte yandan, '' Birini patronların, diğerini emekçilerin oluşturduğu iki cephe mevcuttur. Bunlardan patronlar cephesinde, hem çeşitli çekişme ve kavgalar hem de uzlaşmalar ve ortaklıklar yaşanıyor. Kısmi Anayasa değişiklik paketi de bunun sonucu. CHP-MHP’nin temsil ettiği, devlet kurumları aracılığıyla palazlanmış olan patronlar, askerler, yüksek kademe devlet memurları, hali-vakti yerinde şehirliler, vs. ise, kısmi değişiklikler sonucunda bu ayrıcalıklarını yitirme korkusuyla HAYIR diyorlar''

Yukarıdaki satırları nasıl yorumlamalıyız?

IC yazarlarına göre, burjuva kampı içinde sürmekte olan bir kavga vardır; halkı daha iyi sömürmek isteyen burjuvazi ayaklarına bağ olan ve dolayısıyla da onlardan göreceli olarak bağımsız olduğu varsayılan askerler, yüksek kademe memurları ve bunların politik temsilcisi CHP ve MHP ile birlikte Hayır demektedir.

12 Eylül Anayasası'nın Türk burjuvazisine dar geldiği gibi bir tezi savunmanın tehlikelerini bir yana bırakarak ,bu tezin doğru olup olmadığını soralım. 12 Eylül'den bu yana geçen 30 yıl içinde bir dizi uygulama ve düzenlemeile ile neoliberal bir anayasaya sahibiz, devlet neoliberal temeller üzerinde şekillenmiş durumdadır. Bu nedenle yapılacak anayasa reformları da neoliberal çerçeveler içinde gerçekleştirilecektir. Durum böyle iken, CHP, MHP ve TSK'nın, burjuvazinin bir kısmının devletin bazı organlarını daha fazla ele geçirmesine karşı çıktıkları gibi bir tezi ya da saçmalığı demek daha doğru olur, savunulamaz.

Anayasa tartışmalarını gündeme getiren burjuva kampında gözlemlenen bazı çatışmlar değil, ağırlıkla Kürdistan sorunun ortaya vurduğu gibi devletin bugünkü mevcut yapısı ile giderek artan bir şekilde yönetenlerin yönetemez hale gelmesidir. Gerek Kürdistanlı mücadele, gerekse de 30 yıllık neoliberal reformlar karşısında duyulan tepki devleti yöneten kesimleri iki tercihle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu tercihler toplumsal uzlaşma ve çatışma arasındadır. İC yazarların bu tercihleri, dikkate almak yerine, sorunun merkezine burjuva kampı içindeki çatışmaları koyarak, doğal olarak, kendisini Hayır cephesi içinde konumlandırmıştır..

AKP, devletin yeniden şekillenmesini göreceli bir toplumsal uzlaşma temelinde gerçekleştirmek isterken, uzlaşmadan yana olmayan geleneksel devlet bürokrasisinin dahil olduğu kesim be bunların temsilcileri olan CHP ve MHP ,Hayır demektedirler. AK'nin toplumsal uzlaşması tam olarak Kemalist devlet gerçeğinden olmasa bile söyleminden uzaklaşmayı gerektirirken, Hayır cephesi savunucuların önceliği 12 Eylül anayasası ve Kemalist devleti korumak üzerine kuruludur.

Somut koşulların somut tahlilini yaparak konuşursak hayır cephesinin kazanması durumun da gerek emekçi gerekse de Kürtlere karşı saldıırıların yükselmesinin koşullarının oluşacağı açıktır. Hayır cephesinin kazanması durumunda bir CHP=MHP hükümetinin izleyeceği politikaları tahmin etmek zor olmasa gerektir.

Evet oylarının az bir farkla değil ancak önemli bir farkla kazanması durumunda AKP ,toplumsal uzlaşma projesini hızlandıracaktır. Pek tabii ki toplumsal uzlaşma demokratikleşme anlamına da gelecektir. Burada gerek evetçi DSİP, gerekse de İC'nin yaptığı hatayı yapmadan bu demokratikleşmenin niceliği ve niteliğini belirleyecek olan faktörün Kürdistanlılar ve emekçilerin mücadelesi olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Ne Evet ve ne de Hayır cephelerinin kazanması kitlelerin burjuva partileri ile bir karşılaşma içine girmesi ya da bu süreçin hızlandırılmasını birlikte getirmeyecektir. Her iki ihtimalde de İC yazarlarını sözünü ettiği patronlar cephesinin iç çelişkileri ezilen sınıfların gündemlerini belirleyecek, onların mücadele sloganlarının da altını çizecektir.

Ayrıca, Hayır oyu sınıf mücadelesi açısından gerici dalgayı, savaş ve baskıyı ve bununla birlikte ve IC'nin örneğinde, bundan ayrı olarak AKP'nin reddini temsil ederken, ister istemez, merkezinde en gerici kesimlerin olduğu bir cepheyi güçlendirmektedir. Buna karşılık evet oyu ise bir yandan toplumsal uzlaşma talebinin öne çıkması anlamına gelirken diğer yandan da AKP'nin onaylanması anlamına gelecektir. AKP, demokratik olduğundan, eşitliğe inandığıdan değil, mecbur kalındığından bir takım reformlar yapma misyonunu üstlendiği için, öncelikle mücadeleninn bir sonraki aşamasını göz önüne katarak, evet oyu kulanmanın ya da toplumsal uzlaşmanın bir çözüm teşkil etmediğini vurgulamak gerekiyor.

Toplumsal uzlaşma karşısında, KUKM ve devrimci mücadeleyi öne çıkarıyorsak, İC'nin yaptıği gibi, AKP'nin neoliberalizmini kınamak ya da gerçek bir demokrasi talep etmek için ya da Kürt halkı bu referandumda dikkate alınmadığı gerekçesi ile HAYIR denmesine imkan yoktur. Herşeyden önce HAYIR kararı, Türkiye'nin en önemli sorunu olan Kürdistan sorununu, bir yandan tersini söylerken, diğer yandan bir dip nota indirgediği için yanlıştır ve red edilmesi gerekir.

Üzerinde durulması gereken ancak durulmayan önemli bir konu daha vardır:demokratikleşme sloganlarını kullanan, askeri vesayeti ortadan kaldırmaya çalıştığını ilan eden Başbakan Erdoğan'ın karşısına, soldan, ancak Kemalistlerin cephaneliğinden alınmış AKP'nin yargı ve yürütmeyi ele geçirmeyi planladığı gibi bir tezle karşı çıkmak, gerçekten de değişimden yana olan kitlelerin gözünde Erdoğan ve AKP'yi bir alternatif konumuna sokmaktadır. AKP'nin gerici karakterini teşhir etmek giderek daha da zorlaşmakta kitlelerin kafasında bir karışıklık yaratılmaktadır.

Kitlelerin mevcut burjuva partilerinden Kürdistan'da başlayan kopuşlarının Türkiye'de süreceğinin solcularımızdan çok daha önce farkına varan burjuva kesimler ve AKP, bu kopuşu engellemenin en iyi yolunun, değişim için mücadeleyi kendi hegemonyalarına almak olduğunu çoktan fark etmişlerdir. Kemalistler farkında olmayabilirler ancak kemalist ulus devlet projesi iflas etmiş durumdadır.Değişimden, ya da daha demokratik bir Türkiye'den anlaşılan toplumsal uzlaşmanın sağlanması diğer bir deyişle, AKP'nin bu değişimi merkezi haline gelmesi ve orada kalmasıdır. Açıktır ki hayır oyu bu imajin daha da güçlenmesini sağlamaktadır.

Geriye bir tek boykot seçeneği kalıyor tabii. Bu seçenek gerek evetçi AKP gerekse de hayırcı CHP ve MHP'nin karşısında üçünçü bir cephenin oluşumunu gerekli kıldığından kendisini tek alternatif olarak olarak öne sürmektedir.

İC yazarları, böyle bir cephenin savunusunu Birleşik İşçi cephesi taktiğime uymadığı ya da halk cephelerinin bir versiyonu olduğu gerekçesi ile red etmektedirler. Burada ilginç olan ve çok açık bir çelişki teşkil eden ise İC yazarlarının aynı zamanda kurucu meclis'i savunmalarıdır... Yalnızca emekçilerden kurulu bir kurucu meclis, tanımı itibarı ile mümkün olmadığından, boykot cephesinin temsil ettiği türden ittifakların, herşeyden önce kurucu meclisi temsil eden itifakların bir nüvesi olduğunu görmemelerin nedenini kendilerine sormak gerekmektedir..

Erol Yeşilyurt
erolys@gmail.com

Yorumlar

İC evet dese ne yazar, hayır dese ne yazar?..