Oral Çalışlar'a Açık Mektup
Cel Hakkı Bakış
Aylardır sürdürülen referandum, anayasa ve demokratikleşme safsatasının bir figüranı olmanıza, geçmişte "sol"cu kimliği taşımanız adına üzülüyorum, maalesef!
Demokratikleşme adına "evet" yönlü savunduğunuz gerekçeler, eleştirdiğiniz şeylerden daha utanç verici. Şöyle ki:
12 Eylül Askeri Faşist Cuntasının niteliği beli. Bugün gelinen aşamada en gericilerinden tutalım da, en liboş yazar takımına ve hatta 12 Eylül'ün ünlü işkencecilerinin dahi 1982 faşist anayasasının değiştirilmesi gerektiği ve anti-demokratlığı üzerinden bir yığın tumturaklı propagandalar yapabiliyorlar. Acaba bu toplumun başına bir göktaşı düştü de birden 1982 anayasasının faşist olduğu fikri mi hepsinde uyandı? Hadi bir an öyle olduğunu düşünsek dahi, aslında bu tablonun kendisi biz ati, Amerikan emperyalizminin Türkiye'yi yeniden yapılandırma projesinin kendisi değil mi? Bir anlığına tüm bu reel politika gerçeğini bir kenara koyalım. At izi ile it izinin bir birine karıştığı böylesine tarihsel olarak curcuna dönemlerinde, bir aydının ve tutarlı bir demokratın yapması gereken ve izlemesi gereken yöntemler arasında neo-liboş çelişki gündeme gelmediği müddetçe, yüzeyde dolaşan ya da dolaştırılan sorunlarla ilgilenmek yerine, esasa, temel olana ve sorun gibi görünen şeyin derinliğine yani arka planına inerek tahlil ve sonuçlar çıkarmaya çalışır.
Bu soruna dair size birkaç soru sormak istiyorum. Tabi lafı oraya buraya çekmeden, ya da en diplomatik ifadeyle direk yanıtlarsanız sevinirim.
1. Bu anayasa paketi gerçekten 12 Eylül Askeri Faşist Cuntası ile hesaplaşıyor mu, yoksa 12 Eylül AFC’nın anayasasını restore mi ediyor?
2. Bu anayasa paketi, gerçekten de bir demokratikleşme süreci için bir başlangıç mıdır? “Yetmez ama evet!” safsatasına bir gönderme olarak ele alın bu soruyu?
Bu soruları alt-başlıklar halinde açtığımızda zaten Sayın Çalışlar’a her hangi bir kıvırmaya dair esneklik kalacağını düşünmüyorum.
1a- 12 Eylül AFC’nın arka perdesinde kimler var? Söz gelimi ABD ve Almanya ve NATO var mı? Bunların Türkiye içinde ki çıkarlarının zor duruma düşmesi durumu var mıydı?
1b- 12 Eylül AFC’nın gerçekleşmesi için Keynesci (“sosyal-devlet”) ekonomi-politikasının yerine geçirilmek istenen Friedman’ın teorileştirdiği monetarist (neo-liberal –parasalcı-) ekonomi-politikanın rolü var mıdır? ABD’nin ağa babalığını yaptığı bu ekonomi-politikanın Türkiye’de yaşama geçirilmesi için, yani devrimci muhalefetin tasfiye edilerek, sendikal örgütlenmeler de dâhil tüm örgütlenmelerin yasaklanarak dağıtılması için 12 Eylül darbesi tezgahlanmış mıdır?
1c- 12 Eylül ile hesaplaşma 12 Eylül AFC’nın gerçekleşmesinin söz konusu bu gerekçeleri ile hesaplaşmanın dışında bir hesaplaşma mı?
1d- Hani tutarlı demokratlıktan söz ettim ya, hani biz taş devrinden kalma zihniyetlerin sizin gibi aydın durumumuz ve gazetede köşelerimiz yok ya, ama nedense, taş devrinden kalma mıh gibi sorularda aklımıza ansızın düşüveriyor. İşte onlardan birisi daha: Bugün AKP, hangi ekonomi politikaları uyguluyor? Sakın ha bu uygulanan politika 12 Eylül faşizmi ve sonrasında Özal politikaları ile Türkiye ikame edilen neo-liberal ekonomi-politikalar olmasın? Sahi bu ekonomi politika ile hesaplaşmadan nasıl olurda bir ekonomik formasyonun üst yapısı olarak bina edilen anayasa ile hesaplaşılıyor?
1e- 1980 döneminde Latin-Amerika ülkeleri, Asya ülkeleri, Filipinler, Güney Kore, Afrika kıtasında ki ülkelerde neden ve hangi gerekçe ile darbe yapılmıştır? Bu darbelerde NATO’nun rolü nedir? Bu darbelerin arka planının baş kurmayı olan ABD ve NATO ile bir hesaplaşma gerçekleştirilmesi gerekmiyor mu?
2a- Şimdi gelelim bu demokratikleşme masalına? Bu anayasa paketi gibi metinin hangi satırında 12 Eylül darbesini yapan generaller ve onların emir eri gibi çalışan on binlerce işkenceci rütbeli asker, polis, hâkim, savcı vb. kurumlar toplamı ile hesaplaşma var mı?
2b- Yüksek yargı denilen kurumların yeninde dizayn edilmesi benim hiçbir önem ifade etmiyor. Sizin için çok şey ifade ettiği için Sayın Çalışlar, sormak istiyorum: Bu dizayn durumu, AKP’nin temsilcisi olduğu MUSİAD sermayesi ile TUSİAD ve OYAK sermayesi arasında süren ihalelerin kimin alacağı, iptali vb. kapışmalarının bizati tezahürü ve bu eksende süren reorganizasyon değil mi?
2c- Ergenekon operasyonları ile boşaltılan kontra merkezleri ve bürolarına AKP’nin kendi kadrolarını yerleştirme hamlesinin bu anayasa değişikliği ile tamamlanması tablosu ile karşı karşıya mıyız, değil miyiz?
2d- 12 Eylül’ün faşist anayasası ile hesaplaşma, darbecilerden misiniz, değimlisiniz gibi iki ucu poklu bir değneği andıran yaklaşımla propaganda edilin yeni anayasa taslağında neden acaba, 12 Eylül’ün ürünü olan, üniversitelerin anasını ağlatan, binlerce demokrat öğretim üyesi ve bilim insanını kapı dışarı eden YÖK denilen illetin kaldırılması için bir madde konmuyor? Öyle ya, 12 Eylül ile hesaplaşma denilince 12 Eylül’ün YÖK adı ile bilinen faşist kurumu ile hesaplaşma ilk akla gelen olmalı değil mi?
2e- Anayasa paketinde neden sendikaların örgütlenme hakkı yok? Dikkat edin komplike bir demokratikleşme projesini ya da yetmez ama gibi kıvırma türünden liberal aydın pozlarını tartışmıyorum. 12 Eylül ile hesaplaşma safsatasını tartışıyorum. 12 Eylül cuntası ile birlikte tüm sendikal haklar, kazanımlar minimalize edilmedi mi, ya da tüm örgütlenmeler yasaklanmadı mı? Başbakan neden memurların sendikal örgütlenmesini istemiyor? Baş bakan neden Fillerin tepişme formasyonu üzerinden bir düzenlemeye gidiyor? Başbakan neden tüm sendikaların, işçi ve memur örgütlülüklerinin yani, tek bin sendika içinde birleşmesini istiyor ve bunun da “çalışanlar” şeklinde kodlanmasını salık veriyor? Bu kodlanmanın adı n e o – l i b e r a l i z m, değil mi? 12 Eylül cuntasını yaptıran mantık silsilesinin bir adı da: örgütlemelerin bu biçimiyle deforme edilmesi ve burjuvazinin denetimine alınması değil mi?
Sonuç olarak: İnanıyorum ki, Sayın Çalışlar, bu taş devrinden kalma sorulara modern yanıtlar vererek, beni tarih-öncesi birey olmaktan kurtarır! Toplum “evet” ya da “hayır” kamplarına bölünmüş durumda. Böl, parçala ve yönet! Hapishanelerde de uygulanan bir yöntemin adı bu. Evet demememiz için birçok neden var, ancak hayır demememiz içinde bir o kadar neden var? Evet denilen yalan ve yalancılık üzerine yürütülen bir projenin karşısında olmak “hayır” demek değildir. Çünkü hayır kampanyası bir alternatif yaratmıyor, 12 Eylül’ü onaylatıyor ve klikler arası çatışmada saf tutmaya itiyor. Evet ya da hayır, her ikisi de 12 Eylül’ün ömrünü uzatma işlevi görüyor. Üçüncü bir seçenek olarak, bu klikler çatışmasının bir figüranı olmamak kalıyor: B O Y K O T!
www.devrimcitavir.net sitsinden alınmıştır.


Yorumlar