BU TARTIŞMA BİTMİŞTİR
İki yıla yakın bir süredir süren, Acil hareketinin tarihsel sürecine ilişkin yapılan bu tartışmalar bitmiştir. Sözler tüketilmiş, bir tarihsel süreç olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. Artık düzmece tarih oluşturulmaya çalışıldığı böylesi bir süreçte söz söylemek anlamsızlaşmıştır. Tek taraflı ve tanıksız tarih anlatımı hikayedir ve sürecin tanımlanması anlamında bir nitelik yüklenemez. Çarpıtmalar, yalanlar, çirkef suçlamalar ile süren ve siyasal niteliğini kaybeden bu sürecin devamında, geleceğe dönük siyasal kaygı taşıyan hiç kimseye yarar yoktur. Ancak dün olduğu gibi bu günde görevini ifaya çalışanların devam ısrarları, işlevleri açısından anlaşıla bilinir bir durumdur. Ancak bu bizim işimiz değildir.
BU TARTIŞMA BİTMİŞTİR.
İki yıla yakın bir süredir süren, Acil hareketinin tarihsel sürecine ilişkin yapılan bu tartışmalar bitmiştir. Sözler tüketilmiş, bir tarihsel süreç olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. Artık düzmece tarih oluşturulmaya çalışıldığı böylesi bir süreçte söz söylemek anlamsızlaşmıştır. Tek taraflı ve tanıksız tarih anlatımı hikayedir ve sürecin tanımlanması anlamında bir nitelik yüklenemez. Çarpıtmalar, yalanlar, çirkef suçlamalar ile süren ve siyasal niteliğini kaybeden bu sürecin devamında, geleceğe dönük siyasal kaygı taşıyan hiç kimseye yarar yoktur. Ancak dün olduğu gibi bu günde görevini ifaya çalışanların devam ısrarları, işlevleri açısından anlaşıla bilinir bir durumdur. Ancak bu bizim işimiz değildir.
İki yıla yaklaşan bu tartışma sürecinde, bilgisine sahip olmadığımız pek yaşanmış olayın aydınlatılması, tüm detaylarıyla ortaya çıkarılması ve sorumlularının belirlenmesi açısından kazanım söz konusudur. Acil hareketinin tarihsel sürecinde yaşanılan kırılma noktaları belirgin olarak ortaya konulmuş ve örgütsel anlamda yaşanan ağır bedelli darbelerin sorumluları, belgelerle açığa çıkartılmıştır. Yapılan hatalar ve yanlışlıklar, tavırsızlıklar, işbirlikleri ve düşmanla yapılan işbirliklerinin sonuçları tarihimiz açısından önemleriyle birlikte bilince çıkartılmıştır.
Bu tartışmalarda;
1- Engin Erkiner’in poliste çözüldüğü belgelenmiş ve bu çözülme ile birlikte yaşanan olumsuzluklar ortaya konularak, olumsuzluğu karşısındaki tavırsızlıkta eleştirilerek tarihteki yerine oturtulmuştur. Engin Erkiner’in itirafçılığı cezasız kalmıştır.(Engin Erkiner ihaneti ve pek çok yazı)
2- İbrahim Yalçın’ın 1977 yılında bir sızıntı olduğu, ve sızıntının örgütü tüketmeye dönük işlevler üstlendiği, örgüte katıldığı günün bir gün öncesinin bilinmediği, referanssız olduğu, örgüte katılır katılmaz banka soygunu gibi üst bir eyleme sokulduğu ve aynı gün örgütün operasyona maruz kaldığı, aynı şekilde 1979 aralık yakalanması ile 1987 ANAP bombalamaları sonrasında ki yakalanmaların yine İbrahim Yalçın sızıntısından kaynaklandığı belgelerle ortaya koyuldu. İllegal silahlı bir örgütte, polisle işbirliği yaptığı belgelenen yönetici konumundaki bir kişinin, örgütün ve insanlarının yaşamlarına oluşturduğu tehdit özenle dikkate alınarak cezai yaptırım uygulanması gerekirken bunun yapılmamasının ciddi bir yönetim hatası olduğu, bu günden düne bakıldığında çok bariz bir şekilde görülmektedir. İbrahim Yalçın ihanetinin acil hareketinin tarihsel sürecinde yaşadığı önemli kırılma noktalarından birisi olduğu ve cezasız kaldığı bu tartışma sürecinde tüm açıklığıyla belgelerle ortaya konulmuştur.(1977 sızıntısı İbrahim Yalçın ve diğer yayınlanan pek çok yazı) )
3- Acil hareketinin tarihsel sürecinde ki önemli olaylardan birisi olan ve uzunca bir süredir istismar edilen Ali Çakmalı olayı da bu tartışma sürecinde belgelerle ortaya konulmuştur. Adana HDÖ il sorumlusu iken öldürülen Ali Çakmaklı’nın Acil hareketi tarafından öldürülmediği, dönemin merkez komite üyelerince ve il sorumlularınca açıkça ifade edilerek, eylemin üstlenilmesinin ciddi bir hata olduğu belirtilmiş ve Ali Çakmaklı’nın, sorumluluk dahilinde iadeyi itibarın yapılması gerektiği ortaya konmuştur. (Ali Çakmaklı olayı ve tarihsel gerçekler)
4- Ahmet Çolak’ın söylenenlerin aksine Suriye’den Türkiye’ye gelirken değil, tam tersine Türkiye’den Suriye’ye giderken ve Acil hareketi ile hiçbir siyasal ve örgütsel alakasının olmadığı bir dönemde sınırda askerler tarafından pusuya düşürülerek öldürüldüğü belge ve tanıklarıyla ortaya konulmuştur. Bu konuda yapılan spekülasyonların Acil tarihini karalamaya dönük bilinci bir çarpıtma olduğu belirtilmiştir.(Ahmet Çolak ve tarihsel gerçekler)
5- Hanna Maptunoğlu’nun trafik kazasında ölümüne ilişkin yapılan ahlaksız suçlamaların gerçekle hiçbir alakasının olmadığı, söylenenlerin saçma ve mesnetsiz,mantıksız olduğu tüm detaylarıyla ortaya konulmuştur. (Hanna Maptunoğlu ve tarihsel gerçekler)
6- Yusuf Ali Esat olayı bilinmeyen yönleriyle açıklanmış ve gelişen süreç tüm yönleriyle ortaya konularak, yaşanan olayın örgüt kararıyla gerçekleşmediği, spontane bir gelişme sonucunda yaşandığı belirtilmiştir. Bu kişi yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen bilinçli bir kararla, planlanarak ve görevlendirilerek öldürülmemiş,karşılıklı yaşanan olayların yarattığı gerginliklerin sonucunda, tesadüfen karşılaşılan bir yerde, yaşanan tartışma sonucu ölüm olayı gerçekleşmiştir. Bu ölüm olayında merkezi veya yerel hiçbir karar yoktur ve ölüm bir cezalandırma eylemi olarak gerçekleşmemiş tamamen yaşanan sürecin yarattığı gergin ortamı sonucunda bireysel olarak gerçekleştirilmiştir.
7- Nebil Rahoma olayı yine Acil tarihi açısından hep tartışılan bir olay olarak süregelmiştir. Bu son tartışma sürecinde Nebil Rahuma olayı tüm çıplaklığıyla, canlı tanıklarla belgelenerek, HDÖ örgütü özelinde yaşanan bir olay olduğu, ölümü ile Acil hareketinin hiçbir alakasının olmadığı, Ali Çakmaklı’nın öldürülmesi ile bir biçimde ilişkili (HDÖ’ ye ilişkin) iç bir sorun olduğu ortaya konulmuştur.
8- Tartışmalarda yalanlar ve saldırılarla yer alan kimi insanların 30 yıla yakın bir süredir Acil hareketinin tarihi ile hiçbir ilişkilerinin olmadığı, kimilerinin ise hiçbir zaman Acilci olmadığı yine bu tartışma süreci içerisinde ortaya konulmuştur. Engin Erkiner’in 27 yıldır, İbrahim Yalçın düşkünün 24 yıldır, H.Yılmaz’ın 20 yıldır, Acil hareketinin dışında olduğu, E.Ulaşan’ın 30 yıl öncesi kısa bir teman dışında Acil hareketi ile hiçbir alakasının olmadığı, H.Kılıç’ın ise hiçbir zaman Acilci olmadığı bu tartışma sürecinde ortaya çıkarılmış ve bu gün bu döküntülerin birden nükseden Acil sevdalarının, Acilci olmaktan değil görev bilincinden kaynaklandığı, tarihsel konumlarını tekrara çalıştıklarını yine belgelerle ortaya koyduk.
Bu süreç Acil tarihine ilişkin pek çok gelişmenin tüm ayrıntılarına kadar ortay çıkmasına, bu örgütü kurduk diyenlerin gerçekte ne ve kim olduklarının ortaya konulması açısından olumlu olmuştur. Acil hareketinin tarihsel süreci artık yazılabilir bir noktaya ulaşmıştır. Bu aşamadan sonra tartışmaları bitirip yeni sürecin örgütlendirilmesine geçilmelidir.
Yeni süreç yeni bir tanımlama ve yeni biçimlenme gerektirmektedir. Bunun yolu yöntemi birlikte tartışılarak bulunmalı ve demokrasi mücadelesinde daha örgütlü ve güçlü olarak yer alınmalıdır. Gelinen bu noktadan sonra tartışmaları sürdürmenin siyasal hiçbir kazanımı olmayacaktır. Artık bitmelidir.
Çaba mücadele için değilse tasaya gerek yoktur.
Ö.ÖDEMİŞ


Yorumlar
biat kültürü ve devrimcilik [DEVRİMCİ DOSTLAR İBRETLE OKUYUN ...
biat kültürü ve devrimcilik [DEVRİMCİ DOSTLAR İBRETLE OKUYUN LÜTFEN...!]
biat kültürü ve devrimcilik [DEVRİMCİ DOSTLAR İBRETLE OKUYUN LÜTFEN...!]
http://www.enginerkiner.org
Birçok sol örgütte olduğu gibi THKP-C Acilciler örgütünde de 1982’den başlayarak 1988’de son bulan böylesi bir süreç yaşanmış ve bu 6 yıllık süreç içinde yüzlerce kişi Mihraç’ı yalnız bırakarak örgüt saflarını terk etmiştir. Aslında bu terk ediş 1979 Acil-HDÖ ayrılığı ile başlamış ve bugüne kadar
biat kültürü ve devrimcilik
İrfan Dayıoğlu tarafından yazıldı
Pazartesi, 26 Temmuz 2010 17:49
http://www.enginerkiner.org
Biat İslam’a özgü bir kavram olarak bilinir. Arapça kökenli bir kelime ve bir kimsenin egemenliğini tanıma anlamına geliyor. Doğu toplumlarından İslamiyet’le birlikte oldukça yaygınlaşır birilerine biat etmek. İslamiyet’in ilk yıllarında Muhammed’in elini tutarak ona inanıldığı ve bağlılık göstermek için yapılan hareketlere biat denilmiş. Sonraları İslam ve Türk kökenli devletlerde halife ya da hükümdarın elini eteğini, tahtının kenarını öpmek suretiyle bağlılık bildirme biçimini almış.
Günümüzde de, gerek İslam kuralları ile yönetilen, gerekse de demokratik cumhuriyet olduğunu iddia eden Türkiye gibi ülkelerde devlet başkanlarına, parti liderlerine sorgusuz sualsiz bağlılık biçimini almış. Bu sınıfsız, sömürüsüz bir dünya isteyen, eşitlik ve kardeşliği şiar edinmiş, cins ayırımına, sınıf ayırımına, ulus ayırımına karşı çıkan sosyalist hareketlerde de aynen devam etmektedir. Lider ölünceye kadar lider kalıyor, yapılan kongreler, toplantılar, konferanslar sonuçları önceden bilinen göstermelik eylemler olmanın ötesine geçmiyor.
Demokrasi bilinci edinmemiş toplumlarda kitleler eğilimlerini lider bildikleri bireyler aracılığıyla yansıtırlar. Günümüzde tüm sınıflı toplumlarda liderler sultasına rastlanmasına karşın, lidere tapınma derecesine varan davranışları özellikle doğu toplumlarında gözlemlemekteyiz. Batıda son yıllarda en azından bir kişinin en fazla üst üste iki defa başbakan veya başkan olarak seçilmesi genel geçer bir kural haline gelmişken, doğu toplumlarında lider hala ölünceye kadar liderdir ve hatta liderlik babadan oğla kadar geçmektedir. Bu sosyalist hareket olma iddiasındaki örgütlerde de geçerlidir. Böylesi bir örgütsel yapılanmada bireyin kişiliğinin gelişmesi hemen hemen olanaksızdır. Örgütlenmede lider ve etrafında da ona biat eden küçük bir grup bulunur. İşin geri kalan kısmı teferruattır. Lider ve avenesi dışındakilerin piyon olmaktan öte bir rolleri bulunmamaktadır.
Böylesi örgütlenmelerin ise kitleselleşmesi ve iktidar alternatifi haline gelmesi fazla olanaklı değildir. İktidar olanlar da ancak uluslar arası egemen güçler müsaade ettikleri sürece iktidarda kalabilirler.
Şimdi böylesi toplumsal bir zeminde şekillenen sol örgütlerde de, bir birey kazara lider olmaya görsün, onun liderliğine hiçbir kongre, konferans son veremez, o birey ancak öldüğünde liderlikten ayrılır. Onun önderliğini sorgulayanlar ne yapılır, edilir söz konusu örgütten uzaklaştırılır. Ya lider tarafından fiziki olarak ortadan kaldırılır, ya da asılsız suçlamalarla gözden düşürülerek susmaları sağlanır.
Türkiye devrimci hareketinde yer alan tüm örgütlenmelerde durum aşağı yukarı aynıdır. Hemen hemen hiçbir örgüt liderine rağmen, liderini dışlayarak örgütsel varlığı sürdürememiştir. Bu biat kültüründen kaynaklanıyor. Biat kültüründe birey önderine koşulsuz bağlıdır, sorgulayamaz, eleştiremez. Eleştirenler, sorgulayanlar örgütsel yapının dışına atılır, sembolik olarak imha edilir. Türkiye’de Demirel 35 yıl bu ülkeyi yönetebildi ise, bu ondan yetenekli insan olmadığı anlamına mı geliyor? Hayır, sorun toplumsal olarak biat etmeye yatkın bir toplum olmamızdan kaynaklanıyor. İtiraz ancak yeni yeni oluşabilmekte, eğitim seviyesinin yükselmesi, iletişimin yaygınlaşması bireyi sorgulayan düzeyine çıkarıyor ve artık kendini yenileyemeyenler, çağa uyduramayanlar, liderlik koltuklarında rahat edemiyorlar. Çağa ayak uyduramayanlar, lider müsveddesi olmanın ötesine geçemiyorlar. İktidar amaçlı politik örgütlenme olma iddiası ile yola çıkılırken, zaman içinde bu amaçtan sapan örgütlenmelerde parçalanma, dağılma kaçınılmaz hale geliyor. Marjinal küçük yapılar kendi içinde de bölünerek, minyatür örgütlere dönüşüyor ve bu minyatür örgütlerin sözde önderleri ise önderliğini sürdürebilmek için elindeki yapıyı da dağıtarak etrafındaki biat eden birkaç kişi dışında kimseyi bırakmayarak, ölünceye kadar liderliğini sağlama(!) almış oluyor. Örgüt tasfiye edildiği için artık büyük önderi eleştirecek kimse kalmamıştır ve o artık krallığını yaşayabilecek ortama kavuşmuştur. Oysa çağ değişmiştir ve iletişim çağında bu tip psikopat, hastalıklı bireylerin kitlesiz örgütlere önder olmaları bile olanaksız hale gelmiştir. Bilinçlenen birey önder geçinen hastalıklı kişinin aslında hiçbir olağanüstü özelliğe sahip olmadığını anlıyor. Soru sormaya başlıyor, uğruna ölümlere gittiği davasının küçük çevre çıkarları için nasıl satıldığını, nasıl peşkeş çekildiğini görüyor ve lidercikleri yalnızlaştırmada tereddüt etmiyor. Birçok sol örgütte olduğu gibi THKP-C Acilciler örgütünde de 1982’den başlayarak 1988’de son bulan böylesi bir süreç yaşanmış ve bu 6 yıllık süreç içinde yüzlerce kişi Mihraç’ı yalnız bırakarak örgüt saflarını terk etmiştir. Aslında bu terk ediş 1979 Acil-HDÖ ayrılığı ile başlamış ve bugüne kadar gelmiştir. 79 ayrılığında ne kadar ideolojik ayrılık dense de, güven sorunu, insanların birbirine güvenmemesi daha belirleyici olmuştur. Hücre tipi, dar örgütlenme temelinde örgütlenen Acilciler’de yaşanan ayrılıklara baktığınızda, birbirini biraz daha fazla tanıyanlar, ortak tutum alabiliyor, bazı bölgeler bir tarafta, bazıları öte tarafta yer alabiliyor. Hatta cezaevlerinde bile aynı cezaevlerinde kalanlar birlikte tutum alıyorlar. Tabii insanların politik seviyeleri de bu ayrılıklarda rol alıyor. Ancak belirleyici olan ahbap çavuş ilişkileri, vb nedenler denilebilir. Mihraç’a karşı en belirgin tutum 1988 yılında alınan Avrupa ağırlıklı kitlesel boyutlu ayrılık tutumudur. İstenilseydi diğer Türkiye’li örgütler gibi davranılabilir ve ikinci bir örgüt ilan edilebilirdi. Ancak bu tür talepler olmasına karşın, genel eğilim var olan örgütlere bir örgüt daha eklemenin anlamlı olmayacağına karar verilmiştir. Daha sonra bu arkadaşların her biri kendisine bağımsız bir yol çizerek değişik çevrelerde yer aldılar. Bir kısmı politik yaşamdan çekildi. Ancak Mihraç ise bu ayrılıktan sonra yeniden Suriye’ye çekilerek saltanatını yaşamaya başladı. Örgütü tasfiye ederek etrafına bir iki müridini alarak ticarete atıldı. Gerçek olan budur. Dışındaki iddialar cila yapmaktır. Bu süreçte geçmişte kendisinin vurucu gücü, ekonomik gücü olmuş Yusuf ve Sami’de fiziki olarak tasfiye edilince nispeten rahat bir ortamda Turistik tesislere yerleşilmiş ve bu güne kadar gelinmiştir. Yine her yerde elinin altında olan Salih ve Zafer’de onu şu veya bu nedenlerle yalnız bırakınca Avrupa’daki varlığı da son bulmuştur.
Mihraç hemen her kendini savunma yazısında Avrupa’da Türkiye’de, Suriye’de hatta Libya’da zindanlarda yattığını, işkenceler gördüğünü, eşsiz direnişler sergilediğini söyler, ancak düşünmez ki, birileri bir gün sorar? Sen bu söz konusu göz altılarda, tutuklanmalarda, ne ile suçlandın, hangi suçlardan dolayı hapislerde yattın hakkında açılmış bu davaların iddianameleri yok mu? Siyasi suçlu olarak yargılanıp hapis yattı isen açıkla bakalım, Suriye’de hangi siyasi eyleminden dolayı hapis yattın? Libya’da ne için gözaltına alındın? Bunları açıla ki, insanlar da senin eşsiz direnişlerini örnek alsınlar. Öyle işkembeden atmakla olmuyor. İnsanlar düşünüyor ve soru sorabiliyor. Artık bu topraklarda sosyalistler biat etmeye, kölece bağlılığa karşı çıkıyor. Artık insanlar, hayatlarında hiç emek vermeden, hiçbir işte çalışmadan zengin olmanın eğer yaratılmış bir birikim yoksa olanaklı olmayacağını biliyorlar. Bu birikim THKP/C Acilciler militanlarının alın teridir. İş gücüdür, emeğidir. İnsan bir durumu açıklamaya çalışırken kendisi ile çelişmemelidir. Ancak sen her yazıda bir başka hatanın içine düşüyorsun. Engin Erkiner bir taraftan sana göre Özel Harp Dairesi mensubudur. Bir taraftan yeteneksiz, hayatta hiçbir şey başarmamış sıradan bir taksi şoförüdür. Sence hangisi doğru? Bence hiç biri doğru değil ve bunu sen de biliyorsun. Engin Erkiner eski bir örgüt lideri olarak bugün kendi emeği ile geçinen ve yarattığı olanaklarla da devrimci harekete ideolojik, politik katkı sağlayan örnek devrimcilerden biridir. Bir iddiada bulunuyorsan tutarlı olacaksın, alan araştırması yapacaksın, eleştirdiğin, suçladığın insanın yaşam biçimini öğreneceksin, işkembeden atmayacaksın. Şimdi de Engin’in İlker Akmanları ihbar ederek öldürttüğünü, bacısı ile evli iken onu terk ederek sokakta bıraktığını yazacak kadar bayağılaşıyorsun. Böyle bir iddiada bulunmak çamur atayım izi kalır mantığıdır.
Seni eleştirenler senin hangi yerde, hangi koşullarda, hangi ilişkiler içinde yaşadığını az çok biliyorlar. Ancak sen birçok isim ile yazılar kaleme alarak, mesnetsiz suçlamalarla insanları töhmet altında bırakmayı amaçlayan bilgi kirliliğine yol açmak istiyorsun. Ancak eleştirdiğin demeyeceğim çünkü eleştirmiyorsun, suçladığın, kara çalmaya çalıştığın insanların son 23 yılda ne yaptıklarını, nasıl yaşadıklarını, hangi politik örgütlülükler içinde bulunduklarını dahi bilmeden yel değirmenlerine saldırır gibi saldırıyorsun. Saldıracağın hedefi önce bil, yerini, konumunu öğren, kiminle uğraşmak istediğine karar ver ondan sonra saldırıya geç, yoksa nereye tosladığını bilemeden, bir köşeye yığılıp kalırsın sonra, kalbinin çok zayıf olduğunu biliyorum, yaşayacağın şokların etkisiyle bir krize kurban gidersin. Artık topluma mal olmuş insanlarla uğraşmayı bırak ve ömrünün geri kalan kısmında kendinle hesaplaş, arınmaya çalış. Seni samimi olarak uyarmaya çalışıyorum. Varsa yüreğinde insani bir kırıntı bunu diriltmeye çalış ve dönüp geriye objektif bir gözle bakmaya çalış. Eminim, arınırsan kendinle hesaplaşabilirsin. Tersi biraz daha batağa götürür.
Bence senin ile tartışma, seni yazma, artık anlamını yitiriyor. Yeterince tanındığını biliyorum. Görüyorum. Ben başından beri bu konuda yazmamak için kendimi çok dizginledim. Ancak sınırları çok zorladın. Türkiye’de devrim yapmak diye bir amacının olmadığını biliyorum. 20 yıl sustuktan sonra yeniden siyasete bir iki sayı çıkardığın bir dergi, aile çevrenle kurdurduğun bir dernek ile yeniden siyasete soyunur gibi görünmenin altında ne yattığını epey merak ettim. Hele senin bu Kürt sever incilerin beni epey düşündürdü. Biliyorum ki, ve eminim muhataplarında çok iyi biliyorlar ki, senin Kürt halkının özgürlüğü için en ufak bir girişimin olmamıştır ve olamaz da. Bu bulunduğun ülkenin vatandaşı olarak ve bu ülkenin iktidarına yakın durarak yapılabilecek bir iş değildir.
Biat kültürüne rest çekmiş sıradan bir birey olarak soruyorum? Madem Kürt halkını ve ulusal önderi Abdullah Öcalan’ı bu kadar seviyorsun, bu kadar sahip çıkıyorsun. Maiyetinde olduğunu iddia ettiğin insanlardan bir ikisini yakınındaki Kandil dağlarına göndersene, bir iki kişiyi gerilla saflarında savaştırsana. Bunu yapabilir misin? Yapamazsın, çünkü elinde bu bir iki kişi bile yok, bir iki kırıntı önüne fırlattığın Ömer Ödemiş gibi ayyaşların da böyle yürekleri hiç yok, ancak işkembeyi kübra’dan atmayı bilirsiniz. Oysa bugüne kadar gerek tek tek birey düzeyinde, gerekse de küçük gruplar halinde onlarca Türkiyeli solcu Kürdistan dağlarında gerilla saflarında zulme karşı savaştılar, savaşıyorlar, şehit düşüyorlar. Onlarca Türk devrimcisi Kürt kurumlarında gönüllü olarak çalışıyor, emek veriyor. Ama hiç biri senin gibi Abdullah Öcalana yakınlığı ile, Kürt özgürlük Hareketi önder kadroları ile arkadaş olma ile övünmüyor. Ki bu insanların bir çoğu ismini andığımız insanlarla aynı sahalarda mücadele içinde olmuşlar.
Ama biliyorum ki, klasik doğu toplumuna hayran biri olarak sen biat ettirmeyi sevdiğin kadar biat etmeyi de iyi bilirsin. Bu biat sayesinde hala sığınabilecek bir yer bulabilmektesin. Bilinir ki, insanların kendisine biat etmesini isteyenler, kendileri de bir başkalarına, kendisinden güçlülere biat etmeye hazırdırlar. Bu biat kültürü devrimci hareketlerin saflarından sökülüp atılmadan, hak edenin, bilenin, öncülük ettiği hareketler oluşturulmadan Türkiye’de başarılı bir sosyalist hareketi oluşturmak ve kitlelere mal etmek olanaklı değildir.
35 YILDIR AVRUPADA BESLENENLER YÜREKTEN BAHSEDEMEZLER.
İRFAN DAYIOĞLU .
12 eylülden cok kez yurtdışına kaçmış birisin ... Tum devrimci alanin avrupada . YOLDAŞLARIN ORTADOĞUDA CAN TELAŞI YAŞARKEN SEN PARIS BULVARLARINDAYDIN.Şimdi BİR utanmadan kalkıp , insanların yüreklerini sorguluyorsun ...
Sen 3 Ay polis, onurluca çıktım diyebiliyormusun kaldım ve Basım Dik işkencesinde ? Sen cezaevlerindeki işkecelerde direndim diyebiliyormusun .... Sus ... Yaşını bile taşıyamıyorsun ... Tanımadığın onurlu insanlara , yalanlarla saldırmak , düzgün adamlık ? Kızılbaşlık... Lanet lsun sızın gibi düşkün adamlara !
İRFAN DAYIOĞLU BİR DÜŞKÜNDÜR
Bu tartıyma Öner Ödemiş'in dediği gibi bitmiştir. Engin Erkiner itirfçıdır, İbrahim Yalçın MİT ajanıdır.
Bunun ötesinde tartıyşmak boştur. İrfan aptalı susup otursun yerli yerine, ortamı rahat görüncü konuşmasını sever, ödleğin tekidir.
Yazılarına bakın ortada bir yerde boş teneke sesidir. Utanmalıdır. 30 yıldır TKEP'li önce kendileriyle ayrılanları toplayabilsinler, sonra Acilcilere gelsinler, Bu kadar ahmak insan olur mu, 30 yıl TÜKEP e hizmet edecekler ama kuyruk acısıyla Acile saldıracaklar adama gülerler...
Alçak sürüsü bunlar, muhatap almamak gerek ...
APTALLARI BIRAKIN ARTIK
Bir dizi aptal, Acilcilere saldırıyor. 30 yılda insanların direnmesini çabalarını hiçe sayıyor. TKEP'li olmalarına rağmen ve aradan 30 yıl geçmesine rağmen bu adamların zoru ne...
Kendi örgütünüzü açığa çıkartın, neden başkası, siz temizmisiniz ki, akıl denklemlerine vurun her şeyi yazdığınız tek bir şey doğru olamaz. Ama sizin için yazılan sizin el yazılarınızla belgedir onun altından kalkınız.
Yüzleri kızarmadan, okura hakaret edercesine ve kendi el yazılarıyla bunu açıkça ilan ediyorlar.
Okuyup karar verin…
Engin Erkiner kendini tanıtıyor:
“Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim” (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16)
İbrahim Yalçın kendini tanıtıyor:
“Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)
Tüm bilgiler ve kapsamlı açıklamaların tümünü alttaki linklerde bulmak mümkün
http://tarihselhainler.blogspot.com/ ve http://acilciler-thkpc.blogspot.com/
Gerisini konuşmaya gerek var mı?..
Pislikler devrimcileri kirletemez. Acilci dostu....
Ben...
Ayiptir ya,kelli ,felli adamlar oturmuslar atisiyorlar.yok ben acilciyim,o itirafci,yok ben hakiki acilciyim o sahtekar en azindan yazdiklarinizi okudugunuzda ,düstügünüz su durumdan utanmiyormusunuz.Her iki tarafta carsaf carsaf serdiniz pisliginizi ortaya ,
adam mit ajanimi,ihanet mi etmis,örgüte zarar mi vermis sik kafasina cezalandir.yok adam örgütü tarikati gibi mi kullanmis onunda cözümü var.
buuna yüreginiz yetmiyorsa da seneler sonra it dalasi yapmayin,oturun anilarinizi yazin hic degilse yolda gören adam sanir.
çaba öküzlükse tasaya gerek yoktur.
kıçınızda ki kıllar ağrımadı mı hala? sizin yapacağınız mücadeleye sıçayım..
UÇAN TEKME VE TEKMELENMESİ GEREKENLER
Uçan tekme arkadaş, ağzını bozma demiştim sana. yakışmıyor. sen daha kaliteli birisisin.
Yanılıyor olabilirim ama sen isen yanlış olur...
İtirafçı Engin Erikner ve MİTajanı İbrahim Yalçın ülkemizde emsali çok olan polis organizesidir. Zaten onlarla kimse tartışmıyor mücadele siyasal sahadadır. oraya katkı taşımak gereiyor.
Tüm acilcilere saygı ve selamlar, o yiğitleri kimes kirletemez, kirliler için söz söylemeye gerek yok.