MSF "KADIN ASAMBLESİ" SONUÇ BİLDİRGESİ

‘Ya Özgürlük Ya Hiç’ temasıyla Dünya kadınlarını Diyarbakır’da buluşturan Mezopotamya Sosyal Formu’nda kadına yönelik şiddet, namus, kadın ve medya, kooperatifçilik, savaş ve barış sürecinde kadınlar, sektör dışı çalışan kadınların sorunlarına varıncaya kadar birçok konu başlığı değerlendirildi. Kadın temalı tüm atölyelere katılım sağlayanlar kadın asamblesinde buluşarak düşüncelerini ortaklaştırdı.

Kadına yönelik şiddet her ne kadar evrensel ise ve farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde uygulanıyorsa da savaş ve silahlı çatışma dönemlerinde kadının daha da ağırlaştırılmış şiddet biçimlerine uğradığı bir gerçektir. Tecavüz, cinsel taciz, cinsel işkence ağırlıklı olarak savaşın devam ettiği coğrafyalarda egemenlerce uygulanır. Ruanda’da 1994 soykırımında 250.000 kadının tecavüze uğraması, 1990’larda 20.000 Müslüman kadının Bosna’da Sırp askerlerince toplu tecavüze uğraması, ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra gerçekleşen tecavüzler ve cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalar, Kongo Cumhuriyetinde 2003 yılına kadar binlerce kadın ve küçük kız çocuğunun tecavüze uğraması, halen devam eden Filistinli kadınların trajedisi ve maruz kaldıkları şiddet, Türkiye’de Kürt kadınlarının son 30 yıllık devam eden savaşın bir parçası olarak gözaltı merkezlerinde veya kayıtdışı gözaltılarda tecavüze uğraması, Japon Ordusunun Kore işgalinde 300.000 kadına tecavüz etmesi, insanlık ailesinin acıyla tanıklık ettiği gerçekliklerdir.

Ancak kadınların savaşın sadece mağdurları gibi yansıtılmaları doğru değildir. Kadınlar artık barışın öznesi durumuna gelmişlerdir; çünkü bizzat toplumsal mücadelenin içindedirler. Bu gerçeklikten hareketle Kürt kadınları sadece acılarını paylaşmak için değil, aynı zamanda barışın mücadelecisi ve özgürlük arayışçısıdır. Kadın, adalet ve eşitliğe dayanan bir gelecek için taraftır ve bunun da teminatıdır. Bu bağlamda kadınların artık sadece dayanışma sergiledikleri bir tutumu da aşarak, tanıklıklarını ve deneyimlerini paylaşmaları gerekmektedir.

MSF, bu bağlamda Türkiye’de son 30 yıldır devam eden savaş boyunca gerçekleşen savaş suçlarının ve tecavüzlerin faillerinin bulunması için bir kampanya başlatılmasını önermektedir. Ayrıca “terörle mücadele” adı altında dünyanın egemen güçlerinin haklı özgürlük mücadelesi veren halkların haklarını ihlal ettiği gerçekliğinden hareketle, MSF, Kürtlerin özgürlük ve haklar mücadelesini  meşru görür ve Kürt kadınlarının verdiği mücadeleyi özsavunma olarak tanır.

Kadınların barışsever olması meselesi, biyolojik değildir. Kadınlar, eşitsiz iktidar ilişkilerine dayanan “güç” meselesinden uzak oldukları için savaştan da uzaktırlar. Bu anlamda Türkiye’nin özgürleşmesi meselesi, kadınların özgürlüğü meselesinden bağımsız değildir.

Ataerkil ideoloji kadın düşmanlığı yapmakta, kapitalist modernitenin hiçbir dönemde başarılamadığı kadar kadını hem bedensel hem ruhsal olarak sömürmekte, kadının mülk ve sömürü konusu olmaktan çıkmak için kendisi olabilmesi gerekmektedir.  Şiddete maruz kalan toplum kesimlerinin kadın ve çocuklar olduğu özellikle Kürt toplumuna karşı halen devam eden şiddetin son operasyonlarla Demokratik Özgür Kadın Hareketi’ ne yönelik saldırı ve tutuklamaların bir an önce sonuçlanması gerekmektedir.  Tutuklu bulunan Demokratik Özgür Kadın Hareketi aktivisti kadınlar, KESK’li ve ESP’li kadınlar üzerindeki baskılar sona ermelidir. Cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalara bir an önce son verilmelidir.

Örgütlü mücadele ataerkil sistem tarafından savunmasız bıraktırılan kadınların en güçlü mücadele aracıdır. KESK ‘e yönelik operasyonlarda tutuklanan kişilerin 19-20 Kasım’da mahkemesine toplu katılım sağlanacaktır.

Namus kavramı iktidar ve devlet bağlantılı olduğu kadar cinsler arası ilişkilerde de gelişmektedir. Çok boyutlu olan kavram son yıllarda tartışmaya açılmış ve lokal tartışmalardan ziyade toplumsal oturumlarda ele alınacaktır. Yerelde alana ilişkin çalışma yürüten kuruluşlar ile akademik çalışma yürüten kuruluşların ortak dil de buluşacaktır. Kadın bedeni ve cinselliği savaşlarda kullanılmaya devam etmektedir.  DÖKH’ün  ‘Kimsenin Namusu Değiliz Namusumuz Özgürlüğümüzdür’ sloganından da anlaşılacağı üzere farklı toplumlarda namus kavramının cinsellikten çıkarılarak onur, özgürlük gibi kavramlarda ele alınması olumludur. Kültürel olarak iktidarın çözümlenmediği toplumlarda namus kavramı kadın üzerinde bir denetim aracı iken bu kültürden etkilenen kadının da kadın üzerinde bunu bir baskı unsuru olarak kullanmasının önüne geçilecektir.

Suyun insan ve doğa karşıtı kullanımı konusunda mücadele edilmesi şarttır. Akarsular üzerinde onlarca barajın gündemde olması ciddi bir sıkıntıdır. Barajlar doğanın tahribatı dışında kültürlere de müdahale etmektedir. Bölge insanı suya toprağa inançlarıyla bağlıdır.. Hasankeyf Barajı için kredi vermeyi düşünen yabancı kredi kuruluşlarının bu kararlarından vazgeçmesi sevindiricidir. Hasankeyf ve Munzur gibi baraj yapılması düşünülen yerler SİT bölgesidir. Devlet kendi elleriyle SİT bölgesine inşaat yapmakta ve yasa ihlali yapmaktadır. Dersimde 10 Ekim 2009 tarihinde Munzur’un sular altında kalmaması için yapılacak mitinge tüm kadınlar katılım sağlayacaktır.

Kadınların yaşadığı acılar ortaktır. Filistin’de de benzer acılar yaşanmakta ve tüm mağdur dünya kadınları ve çocukları için yeni bir adalet sistemi ve yeni düzenlere ihtiyaç vardır. Filistinli kadınların direnişi oldukça önemlidir. Ve Filistinli kadınlar yalnız değildir Dünya Kadın Yürüyüşü farklılıkların zenginliğe dönüştügü platformlardır.  Etkinlikleri kapsamında 10 Mart 2010’da Paris’te başlayacak etkinlikler Afrika’ya kadar sürecektir. Bu yürüyüş ile Kürdistan’da barışı sağlamak, fırsat eşitliğini sağlamak, şiddete karşı mücadele etmek ve uluslar arası alanda bunu ifade etmek temel hedeftir. Dünya Kadın Yürüyüşüne 6 bin kurum destek vermektedir. Yürüyüşe dünya halklarını temsil eden tüm kadınlar katılacaktır. Kadınlar halkları ve doğal kaynakları kontrol altında tutmak amacıyla savaş ve terör kullanımını meşrulaştırmak için ‘terörizmle mücadele ve ulusal güvenlik’ kisvesi altında kadın hareketinin toplumsal ve muhalif hareketlerin kriminalizasyona son verilmelidir.

Kadınlar yalnızca savaşın ve militarizmin mağdurları değil barışında özneleridir. Çatışmaların önlenmesi, barışın inşası ve korunması,  çatışma sonrası inşa döneminde kadınların erkeklerle eşit oranda yer alması şarttır. Eşitlik, özgürlük, adalet, dayanışma ve barış için kadınların daha güçlü olacaktır. Militarizm erkeklere erkekliği öğreten bir kavramdır bu nedenle sivilleşmeye ağırlık verilecektir.

Türkiye’de ciddi bir kriz yaşanmakta, sosyal güvencesizlik yasalarıyla ücretler düşürülmekte erkekler issiz kaldıkça kadınlar ucuz iş gücü olarak çalıştırılmaktadır. Ev içi emeğin görünür kılınması için mücadele yükseltilecek,  kooperatif çalışmalarına ağırlık verilecektir. Kapitalizme ve sömürü düzenine karşı hem üretim hem de teknik boyutuyla öz yeterlilik ilkelerine bağlı ezilenlerin alternatif üretim ve yaşam modelleri geliştirilecektir.

İstihdam politikalarının dışında gündelikçi kadınlar da örgütlenecek.  Dünya Kadın Yürüyüşüne destek veren 6 bin kuruluş da dikkate alınarak özellikle ev içi ve bakım emeğinin görünür kılınması için bir ya da 3 gün grev yapılması kararlaştırılmıştır.

Bu arada Bursa’da işyerinde yanarak ölen 5 kadın, İstanbul’da selden boğulan 7 kadın,  iki gün önce Diyarbakır’da askerlerin açtığı ateş sonucu vücudu parçalanarak ölen  14 yaşındaki genç kadın   MSF  kadın asamblesinin simgesi olarak ele alınmıştır.

Yasa ile öğrenci seçme sınavını kazanan 18 yaş gençler sosyal güvenceden mahrum bırakılmaktadır. Bu konuda adım atılmalı siyasi parti seçim yasasının değiştirilmesi gerekmektedir. Çalışma koşulları ve ortamlarının cinsiyetçi dilden arındırılması için çalışmalar sürdürülecektir.

Demokratik Özgür Kadın Hareketi üyesi kadınlar özellikle Kürt kadınları olarak Kürt dilinin yasak olması önündeki engellerin kaldırılması kimliği ve dili yok sayılan kadınlar olarak egemen zihniyetin kendi çözüm yollarını dayatarak Kürt sorununa çözüm bulmasının doğru olmadığını ve Kürtlerin öncü olarak adres gösterdiği öncünün yol haritasının bir an önce kamuoyuna açıklanması gerektiği öteki türlü yapılmak istenenin imha konsepti olduğu vurgulamıştır.  Kadınlar olarak cezaevindeki çocukların bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.

Kapitalizmin kendi krizinden çıkmak için bütün enerji kaynaklarını özelleştirdiği, nüfusu kontrol edebilmek için de kadın bedenini hedef alma ihtimalinin olduğu, sosyal krizi aşmak için yaşama, yeme, içme sağlık politikalarındaki adaletsizliğin giderilmesi şarttır. Ortak malların sermayenin malı olduğu günümüzde vatandaşın hiçbir ülkenin vatandaşı olma hissi yaşamaması doğaldır. Ortak vatandaşlık hukuku önemlidir. Dünya Kadın Yürüyüşü’nün 8 Mart 2010’DA Diyarbakır’dan başlatılması da önerildi.

Bu arada Mezopotamya Sosyal Formu’nun kadın tartışmalarına önemli katkılar sağladığı vurgusu yapılarak 2010 Mart ayında Diyarbakır’da Ortadoğu Kadın Konferansı’nın gerçekleşmesi gündemleşmiştir.

Küreselleşme ile seks ticaretinin arttığı Türkiye’de 20 bin vesikalı kadın olduğu 200 bin kadının vesika istediği 70 bin kadının da vesikalı olmak için yetkili kurumlara başvurduğu belirtilerek bu konu gündeme alınmıştır. Ayrıca mikro kredi gibi uygulamalarla kadın kalkınmasına destek olmamakta uygulama tartışılacaktır. Lezbiyen, biseksüel, heteroseksüel homofobi konularının da ele alınması oturumlarda bu kişiler üzerindeki baskının önüne geçilmesi için çalışmalar yapılacaktır.

Mezopotamya Sosyal Forumu Kadın Asamblesi tüm dünya kadınlarının ataerkil sistemin sömürüsüne karşı birleştiği, kadın katliamlarının son bulduğu, yoksulluğun giderildiği, doğanın katledilmediği ve kadınların barışın öznesi olduğu bir dünya özlemiyle son buldu.

Yaşasın kadınların özgürlük mücadelesi

Yaşasın kadın dayanışması

Yaşasın barış                                             

Yorumlar